Abdullah Gül'den, AKP ve Erdoğan'a yeni eleştiriler

11’inci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül AKP'yi eleştirdi. Gül, " Parti devleti atmosferinden acilen sıyrılmalı" diye konuştu. 

29 Haziran 2020 Pazartesi 12:07
Abdullah Gül'den, AKP ve Erdoğan'a yeni eleştiriler

Gazete Emek- Karar gazetesinden Taha Akyol'a konuşan Abdullah Gül ekonomi ve siyase ilişkin bir dizi değerlendirmelerde bulundu.Yatırımlara ilişkin ilk AKP hükümetlerinin hazırlıklı olmasından dolayı piyasada öngörülebilirlik ve şeffaflığın oluştuğunu kaydeden Gül, bunun sonucunda 30 milyar dolardan fazla yatırımın oluştuğunu belirtti.

11. Cumhurbaşkanı Gül 2002 yılından sonraki dönemi, " Vizyon zamanla gitti. Bugün kamu harcamaları şeffaf değil. Bu durum Türkiye’yi öngörülemez ülke haline getiriyor. Kuvvetler ayrılığına dayalı, güçlü parlamenter sistem olmalı. Çünkü Türkiye’de ideal demokratik hukuk devleti böyle gerçekleşir. Bu da sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın temeli" şeklinde değerlendirdi.

'YILLARIN TASARRUFU DEĞER KAYBEDİYOR'

Gül ekonominin gidişatına yönelik soruya, "Genel bir istikametten ve belirgin bir karakterden yoksun bu tür politikalar sadece bugünün sorunlarının gelecekte daha da büyük ve girift hale gelmesine ve toplumun ödeyeceği faturanın daha büyük olmasına neden olur. Cumhuriyet dönemi iktisat tarihine baktığımızda, ülkemizin ekonomik olarak en sağlıklı büyüdüğü, büyümenin getirdiği refahın topluma en fazla ve nispeten dengeli yayıldığı dönemlerin beş senelik, önceden duyurulmuş ve herkesçe bilinen, ayrıca tutarlılık arz edip, kararlı bir şekilde uygulanan programlarla gerçekleştiği görülecektir. Maalesef Türkiye bir süredir uzun vadeli iyi düşünülmüş veriye, analize ve uzmanlığa dayalı bir stratejinin noksanlığını hissetmektedir. Bugün gelinen noktada finansal ve ekonomik göstergelerdeki ciddi bozulmalar bir geriye gidişe işaret etmektedir.  Yılların tasarrufu ile biriktirilen varlıklar ciddi miktarda değer kaybetmektedir. Bu durum kaygı vericidir" şeklinde cevap verdi.

Ekonominin 'iyi' olduğu yıllara ilişkin de konuşan Gül, "İlk AK Parti Hükümetlerini kurduğumuzda hazırlıklıydık. Öncelikle demokratik, hukuki ve ekonomik reformlar içeren bir yapısal dönüşümü başlattık. Devletin ekonomik birimlerinin başına çoğu DPT kökenli uzmanlar getirerek, daha önce onlarla beraber hazırladığımız beş yıllık Acil Eylem Planı’nı kararlı bir şekilde uygulamaya koyduk ve bu planı hükümet olarak sonuna kadar sahiplendik. Bu plan özü itibarıyla aynı zamanda AB Kopenhag ve Maastricht Kriterleri’ni Türkiye’de geçerli hale getirmeyi beraberinde getirecekti. Yapısal dönüşüm sayesinde hem yerli hem yabancı yatırımcılar indinde Türkiye’nin öngörülebilirliğini ve şeffaflığını sağlamış olduk. Uluslararası kredilendirme kuruluşları nihayet Türkiye’yi yatırım yapılabilir ülkeler kategorisine koydular. Kronik sermaye yoksunluğu çeken Türkiye’nin özellikle yabancı yatırımcılar açısından güvenilir bir ülke olması önemliydi" dedi.

'KAMU HARCAMALARI ŞEFFAF DEĞİL'

Ekonominin olumsuz yönde ilerlemesinin nedenlerini tekrarlanan seçimler, 15 Temmuz ve partili cumhurbaşkanlığı olarak gören Gül, "2002’de siyasetin gösterdiği irade ileriki yıllarda bozulmaya başladı. İlk baştaki vizyon zamanla gitti; akabinde hukuki teminatlar, şahsi mülkiyet ile insan haklarını koruyan güvenceler azaldı. Bugün maalesef kamu harcamaları şeffaf değil. Ekonomik göstergelerin güvenilirliği sorgulanır hale gelmiş. Çeşitli mekanizmalarla denetim dışı tutulan kamu harcamaları Türkiye’yi sadece öngörülemez, itimat edilemez bir ülke haline getiriyor. 40 senelik enflasyon belasını sona erdirdikten sonra tekrar çift rakamlı enflasyon oranlarına geri dönüşümüz refahın topluma yayılmasını önleyen, tehlikeli bir gelişme. Gördüğüm en büyük tehlike ise borçlanma. AK Parti hükümetlerinin daha önce Türkiye’yi kurtardığı dövizle iç borçlanmanın tekrar kaynak ihtiyacı için bir yol olması ileride büyük sorun olur. Ülkenin bugünkü borçlanması yüksek maliyetlerle gerçekleşiyor.

'MERKEZ BANKASI POLİTİKALARINI SİYASİ OTORİTENİN TASTİKİ OLMADAN SEÇEMİYORSA...'

Merkez Bankası'nın para politikası ve araçlarının siyasi otoritenin onayı ile hareket etmesinin sakıncalı olduğunu vurgulayan Gül, "Merkez Bankası’nın (MB) temel görevi fiyat istikrarını sağlamak ve enflasyon oluşumunu engellemektir. MB’nin bağımsızlığı yasayla tevdi edilmiş bu temel görevini hakkıyla yerine getirebilmesi açısından gerekli olan bir durumdur. Türkiye’nin geçmiş yıllarda bu gerçeği anlayabilmesi için ağır faturalar ödemesi ve 2001 Krizi’ni yaşaması gerekmiştir. MB’nin bağımsızlığı hükümetlerin temel ekonomik hedeflerine ulaşmasında engel teşkil eden bir husus değil, bilakis hükümetlerin başarılarına katkı sağlayan bir faktördür. Bu gerçeği AK Parti Hükümetlerinin elde ettiği ekonomik başarılarda bizzat tecrübe etmiş bir kişi olarak dile getiriyorum. Para ve maliye politikası denge ve uyum içerisinde uygulanırken Merkez Bankası’nın araç bağımsızlığını özenle korumak gerekir. Eğer Merkez Bankası kullanacağı para politikası araçlarını ve yöntemini siyasi otoritenin tasdiki olmadan seçemiyorsa, bütçe açıklarını ve bütçe dışına çıkarılmış kamu kuruluşlarının açıklarını karşılama görevini üstlenmişse, enflasyonu kontrol edebilmesi ve ekonomi politikalarının uzun vadeli öngörülebilirliği sağlaması imkânsız hale gelir.  Fonksiyonel bağımsızlığı zaafa uğratılmış Merkez Bankaları yasal görevlerini yapamaz hale getirilmiş olurlar ve toplum eninde sonunda ağır bir maliyetle baş başa kalır. Unutmayalım ki merkez bankalarının enflasyona fırsat vermeyen politikalarının siyasi primi neticede hükümetlerin başarı hanesine yazılır" dedi.

'PARTİ DEVLETİ MANTIĞINDAN ACİLEN SIYRILMALI'

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sitemini değerlendiren Gül, "Bu konudaki görüşlerim biliniyor. Ben kuvvetler ayrılığına dayalı, her türlü vesayetten uzak, güçlü bir parlamenter sistemin Türkiye için daha doğru olduğunu savunurum. Çünkü, ülkemizde ideal demokratik hukuk devleti ancak böyle gerçekleşir. Bu da sürdürülebilir ekonomik kalkınmanın temel zeminidir" ifadelerini kullandı.

Gül, "Kısa vadede yapılması gereken öncelikle siyasi zihniyet olarak özgürlükçü bir yola girerek, yatırım ortamını iyileştirip güven verecek politikaları kararlı bir şekilde uygulamaya koymaktır. Uzun vadede ise Anayasa’dan başlayarak yüksek standartlı demokratik hukuk devletini inşa edip, kurallar çerçevesinde işleyen serbest piyasa ekonomisini gerçekleştirmek gerekir. ‘İyi yönetişim’in (good governance) bütün unsurlarının uygulamasının yaratacağı iklim Türkiye’nin her alanda var olan büyük potansiyelini harekete geçirecektir. Petrol ve gaz gibi doğal kaynakları olmayan Türkiye için bu anlayışın uygulanması büyük enerji kaynağı olacaktır. Türkiye’de insan kaynağı gıpta edilecek düzeydedir, kurumsal kapasitesi de öyle. Bugünden yarına yapılabilecek en kolay iş üstün nitelikli insan kaynağını ve kurumsal yapıyı tekrar etkin hale getirmek, özellikle orta ve üst kademe bürokraside ehliyeti ve liyakati önde tutarak bürokratların devlet terbiyesi ile tarafsız ve çok çalışmalarını temin etmektir. Bunu yaparken sistemik açmazları giderecek, verimsizliğe ve israfa yol açan kısa yolları izole edecek şekilde kamu yönetiminde yapısal reformları birer birer hayata geçirmek kaçınılmazdır. Parti devleti mantığına yönelik eğilimleri besleyen mevcut atmosferden acilen sıyrılmalı, siyasetin tüm halkımızın istekleri ile azami ölçüde örtüşen, istikamet tayin eden, çözüm, refah ve mutluluk üreten yönü temayüz ettirilmelidir" dedi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.