G-ZSV3WC25BW

6-8 Ekim'de neler yaşandı! Yasin Börü ve arkadaşlarının girdiği binada yaşananlar, ev sahibinin anlattıkları

6-8 Ekim'de yaşananlar, dönemin tanıkları ve siyasetçilerin verdiği bilgiler ışığında nasıl bir gerçekliğe sahip? Yasin Börü ve arkadaşları ile ilgili kim doğru söylüyor?

07 Ekim 2020 Çarşamba 23:22
6-8 Ekim'de neler yaşandı! Yasin Börü ve arkadaşlarının girdiği binada yaşananlar, ev sahibinin anlattıkları

Gazete Emek- 6-8 Ekim 2014 yılında yaşanan Kobani eylemleri yıllar geçse de Türkiye'de en sıcak gündemlerden biri oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın çok sık özellikle Yasin Börü ve arkadaşları üzerinden gündeme getirdiği olaylara ilişkin HDP'ye de operasyonlar yapıldı ve çok sayıda kişi gözaltına alınarak tutuklandı. 6-8 Ekim'de yaşananları farklı ajanslar ve haber sitelerinden derlediğimiz bilgilerle size sunuyoruz. 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2014'teki "Kobani eylemleri"ne ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında aralarında Halkların Demokratik Partisi'nin (HDP) eski milletvekilleri, Merkez Yürütme Kurulu üyeleri ve belediye başkanlarının da bulunduğu toplam 82 kişi gözaltına alındı bazıları tutuklandı. 

Canlı yayında Barış Yarkadaş ile Mete Yarar arasında kavga: Ağzını burnunu oynatma terbiyesiz

HDP'li Kars Belediye Eş Başkanı Ayhan Bilgen ile eski HDP milletvekilleri Ayla Akat Ata, Sırrı Süreyya Önder, Altan Tan, Nazmi Gür, Emine Beyza Üstün, Emine Ayna ve MYK üyesi Alp Altınörs'ün de aralarında bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan yapılan yazılı açıklamada, "Ülke genelinde meydana gelen eylemlerde sokağa çıkma çağrısı yapan PKK/KCK terör örgütü ve sözde örgüt yöneticileri ile bazı siyasi parti yönetici ve partililer hakkında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımız Terör Suçları Soruşturma Bürosunca 2014/146757 sayı ile soruşturma başlatılmış, soruşturma kapsamında Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ Şenoğlu tutuklu bulunmakta olup gelinen aşama itibarıyla Ankara merkezli 7 ilde, 25 Eylül 2020 tarihinden geçerli olmak üzere 82 şüphelinin gözaltına alınmasına karar verilmiştir. Karar gereği şüphelilerin yakalanmasına yönelik çalışmalara Ankara İl Emniyet Müdürlüğü TEM Şube Müdürlüğü ekiplerince devam edilmektedir" denildi.

Açıklamada olaylar sırasında "37 nitelikli adam öldürme, 29 adam öldürmeye teşebbüs, 3 bin 777 mala zarar verme, 25 alıkoyma, 395 hırsızlık, 15 yağma, 308 iş yeri ve konut dokunulmazlığını ihlal, 13 Türk bayrağını yakma, 7 Atatürk'ü Koruma Kanunu'na muhalefet suçunun işlendiği, ayrıca 326 güvenlik görevlisi ile 435 vatandaşın yaralandığı" belirtildi.

Kararla ilgili HDP açıklamasında, "Partimize karşı bu sabah başlatılan intikam saldırısının kararı dün yapılan MGK toplantısında, savcının Saray'daki düğün töreninde alınmıştır. AKP-MHP bloğu kaybettikçe muhalefeti tasfiye etmeye çalışıyor. HDP sizin darbelerinize boyun eğmedi, eğmeyecek" ifadeleri yer aldı.

HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ise konuyla ilgili açıklamasında "Bu bir intikam operasyonudur. Yargı uzun süredir olduğu gibi iktidarın sopası olarak kullanılmaktadır. 6-8 Ekim olaylarının sorumlusu partimiz değildir" dedi.

EKİM 2014'TE NELER YAŞANDI?

Türkiye'de "Kobani Olayları" ya da Mithat Sancar'ın ifade ettiği gibi "6-8 Ekim Olayları" olarak bilinen protestolar ve çatışmalarda 37 kişi yaşamını yitirmiş, 326'sı güvenlik görevlisi 761 kişi de yaralanmıştı.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'na göre 35 il ve 96 ilçede çıkan olaylarda 197 okul yakılmış, 269 kamu binası tahrip edilmiş, 1731 ev ve işyeri yağmalanmış, 1230 araç da zarar görmüştü.

2011'de Suriye'de iç savaşın başlaması ve ardından Irak-Şam İslam Devleti'nin (IŞİD) başlattığı saldırılar sonrasında ülkenin kuzeyinde Kürt nüfusun yoğun olduğu ve "Rojava" olarak adlandırdığı bölgede Afrin, Kobani ve Cezire kantonları oluşturulmuş, Demokratik Birlik Partisi (PYD) ile silahlı kanadı olan ve Türkiye'nin "terör örgütü" olarak gördüğü Halk Koruma Birlikleri (YPG) bölgede kontrolü ele almıştı.

IŞİD SALDIRILARINA KARŞI KOBANİ'YE DESTEK EYLEMLERİ BAŞLADI

Eylül-Ekim 2014'te IŞİD'in Kobani bölgesine saldırıları yoğunlaştırması üzerine Türkiye'nin farklı şehirlerinde "Kobani'ye destek" eylemleri başladı.

Eylemlerde Suriye'nin kuzeyindeki diğer bölgeler ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani'ye bir koridor açılması, Türkiye'nin IŞİD'e verdiği (iddia edilen) desteği kesmesi ve Türkiye'nin Kobani'ye operasyon yapmaması talep edildi.

HDP yetkilileri krizin başından bu yana Türk yetkilerle çeşitli görüşmelerde bulundu. Bu dönem, 2015'e kadar hükümet ile Kürtler arasında yürütülen ve "çözüm süreci" olarak anılan dönemdi.

HDP ve Demokratik Bölgeler Partisi'nin (DBP) çağrısıyla çeşitli yerlerde eylemler düzenlendi. "IŞİD'in Kobani içine girmesi ve Türkiye'den beklenen adımların atılmaması üzerine" HDP, 6 Ekim'de ülke çapında sokak eylemi çağrısı yaptı.

Eylemlerde ölümlerin ve şiddet olaylarının yaşanması ardından 9 Ekim'de HDP'li bir heyet dönemin Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan'la görüştü, ardından basın açıklaması yapıldı. Açıklamada yaşananlardan dolayı hükümet eleştirildi ancak "Şiddet, yakma, yıkma asla olmamalıdır" denildi.

KCK'den yapılan açıklamada da eylemler desteklenirken Atatürk büstü, Türk bayrağı ve okullara saldırılması ile yağma olayları eleştirildi.

Eylemler ağırlıklı olarak Kürtlerin yoğun yaşadığı illerde meydana geldi. Ancak Batı illerinde de Kürt vatandaşların yanı sıra bazı sol gruplar, sendikalar, öğrenci grupları, kadın örgütleri ve aydınların da desteğiyle gösteriler yapıldı.

DAVUTOĞLU AÇIKLAMA YAPMIŞTI

Kobani'ye IŞİD saldırılarının yoğunlaştığı Ekim başında askerler Şanlıurfa'nın Suriye sınırındaki Suruç bölgesine giderken Dönemin başbakanı Ahmet Davutoğlu, IŞİD saldırısı altındaki Kobani'deki gelişmeler nedeniyle düzenlenen gösterilere tepki göstererek "Çözüm sürecini vandalizme kurban etmeyiz" dedi.

Ahmet Davutoğlu, PKK ile Türkiye devletinin müzakere sürecine atıfta bulunarak, "Hiçbir vandalizme çözüm sürecini kurban etmeyiz. Ama çözüm süreci adına da şiddete müsamaha gösterecek bir tavır içine girmeyiz" şeklinde konuştu.

Davutoğlu, Meclisin askeri operasyona yeşil ışık yakmasının ardından, Kobani'nin IŞİD'in eline geçmemesi için Türkiye'nin elinden gelen her şeyi yapacağını açıklamıştı.

PYD ve HDP'li yöneticiler yardım için bir koridor açılması konusunda Türkiye'nin önce olumlu sinyaller verdiğini ancak daha sonra adım atmadığını iddia etti.

Suriye'nin kuzeyinde bir tampon bölgeyi savunan Türkiye, PYD'den kantonlara dayalı öz yönetim sisteminden vazgeçilmesini, Suriye yönetimine karşı savaşmasını ve muhalif Özgür Suriye Ordusu'nu desteklemesini istiyordu.

KİMİ YERLERDE EYLEMCİLER İLE HÜDA PAR YANLILARI ÇATIŞTI

Eylemlerde hem güvenlik güçleriyle göstericiler hem de bazı yerlerde göstericilerle onlara karşı çıkanlar arasında çatışmalar yaşandı.

Güvenlik güçleri yer yer gerçek mermi de kullanarak müdahale etti, göstericiler ise taş, sopa, molotof kokteyli ve havai fişek kullandı.

Göstericilerle onlara karşı olanlar arasında patlak veren çatışmalarda ise her iki taraftan da taş, sopa, kesici alet ve silah kullanıldığı görüldü. Bu durum çok sayıda ölüm ve yaralanmaya sebep oldu.

Ölümlerin bir bölümü eylemcilerle Hür Dava Partisi (Hüda-Par) yanlıları arasındaki çatışmalardan kaynaklandı.

2013 yılında kurulan ve ağırlıklı olarak Kürt illerinde faaliyet gösteren ve İslami çizgiye sahip Hüda-Par, kamuoyunda Hizbullah örgütüyle bağlantılı parti olarak biliniyor, parti ise bu nitelendirmeyi kabul etmiyor.

Hizbullah ile PKK arasında 1990'lı yıllarda yoğun çatışmalar yaşanmıştı.

Batıdaki kentlerde de eylemler

Güvenlik güçleri Batı kentlerinde de birçok gösteriye müdahale etti ve çatışma görüntüleri ortaya çıktı.

Bazı kentlerde göstericilerle, milliyetçi bazı kesimlerin öncülüğünü yaptığı düşünülen bazı karşı göstericiler arasında kavgalar yaşandı.

Batı kentlerindeki karşıt eylemlerde atılan sloganlar, bozkurt işaretleri ve bayraklar, bunlara MHP'lilerin, ülkücülerin öncülük ettiğini düşündürmüştü.

MHP ÜLKÜCÜLERİN UZAK DURMASINI İSTEDİ

MHP'den yapılan açıklamada "ülkücü-milliyetçi hareketin kavga ve çatışmadan uzak durması" istendi.

Bazı Kürt siyasetçiler ise eylemlerin planlı bir şekilde, güvenlik güçlerinin de göz yummasıyla yapıldığını iddia etti.

MURAT KARAYILAN: BİZİM İÇİN ÇÖZÜM SÜRECİ BİTMİŞTİR

Murat Karayılan 23 Eylül'de yaptığı açıklamada Kobani'deki saldırılar nedeniyle Türkiye'yi suçladıktan sonra "Bizim için çözüm süreci bitmiştir" dedi.

Türkiye IŞİD'e destek verdiği idialarını kesin bir dille reddetti ve YPG "terör örgütü" listesinde yer aldığı için Kobani'ye silah yardımı yapmayı gündemine almadı.

HDP'nin açıklamasında yaşananlardan dolayı hükümet eleştirildi ancak "Şiddet, yakma, yıkma asla olmamalıdır" denildi.

İmralı Cezaevi'nde hapis yatan PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 9 Ekim'deki mesajında müzakere ve diyalog çağrısı vardı.

Öcalan daha sonra ise kardeşi Mehmet Öcalan'la ilettiği bir mesajında ortada bir müzakere süreci olmadığını belirterek "Çözüm için 15 Ekim'e kadar biz bekleriz" dedi.

Hükümet tarafından yapılan açıklamalarda ise eylemlerin çözüm sürecini tehlikeye attığı belirtildi ve Kürt tarafı sert bir dille eleştirildi.

Çözüm süreci her ne kadar 2015'te bitmiş olsa da, Kobani Olayları'nın da süreci olumsuz etkilediği yönündeki görüşler sıklıkla dile getirildi.

DÖNEMİN TANIKLARI NE ANLATTI

O dönem yaşananları özellikle Yasin Börü ve arkadaşlarının öldürülmesine ilişkin ev sahibi 2015 yılında Gazeteci Ferit Aslan'a konuşmuştu. 

Diyarbakır’da Kobani protestoları sırasında Hür Dava Partisi (Hüda-Par) yanlıları Yasin Börü, Riyat Güneş, Ahmet Dakak ve Hasan Gökoğuz’un öldürüldüğü evin sahibi L.O., olay sırasında defalarca polisi aradıklarını, ancak kimsenin gelmediğini söyleyerek, “Devlet o gün neredeydi” diye sordu.

L.O., bugüne kadar ileri sürüldüğünün aksine evlerine sığınan Hüda-Par’lıların elinde kurban eti falan değil, bıçak, pala ve sopa bulunduğunu belirterek, yaralı kurtulan bir Hüda-Par’lıyı da yalan beyanda bulunmakla suçladı.

Börü, Güneş, Dakak ve Gökoğuz’un  Kobani eylemleri sırasında sığındıkları bir evde öldürülüp balkondan atılmıştı.

Olay nedeniyle kayınpederi ve kocası yaklaşık dört aydır tutuklu bulunan L.O., ilk kez Gazeteci Ferit Aslan'a konuşmuştu; can güvenliği gerekçesiyle yüzünü göstermek istemedi.

O gün dört beş kişinin kapıya gelerek, “Allah rızası için bize yardım et” dediğini ve kendisinden polisi aramasını istediğini söyleyen L.O. şunları anlattı:

“Ben hemen ilk başta polisi aradım. Dedim ki ‘Çabuk gelin binanın kapısını kıracaklar. Yetişin, bunların kurtarın.’ Polis memuru, ‘Tamam geliyoruz’ dedi.

Onların ellerinde kurban eti falan da yoktu. Bir tanesinin elinde bıçağı vardı. Bir tanesinin elinde pala vardı. Hatta bir tanesi de yaralıydı. Sol kolunda kan vardı. Riyad’ın elinde de sopası vardı. Ben Riyad’ın elindekini net hatırlıyorum. Öbürlerini tam hatırlamıyorum.

Ben yine polisi aradım. ‘Neredesiniz? Hadi çabuk aşağıdaki dış kapıyı kıracaklar’ dedim. Yine gelmediler. Ondan sonra defalarca aramaya çalıştım düşmedi.

Onlar arkadaşlarını, akrabalarını aramaya başladılar. Bir eve sığındıklarını ve çubuk gelmelerini isteyerek, kapıyı da dışarıdakilerin kıracağını söylediler.

Sonra aşağıdaki dış kapı kırıldı. Binaya hücum ettiler. Sayısız ayak sesi vardı. Sekiz katlı binadır. Tek tek aradılar. En sonda baktılar ki hiç kimse açmıyor kapılarını. Kapıları kırıp içeri girmeye başladılar.”

"IŞİDÇİLER SİZİN BİNAYA GİRMİŞ"

Ev sahibi kadın L.O., o sırada eşinin eve geldiğini, göstericilerin eşine, “IŞİD’ciler sizin binaya girmiş, sizin çocuklarınızı, karınızı kesecekler” diyerek merdivenleri koşa koşa çıktığını söyleyip şöyle devam etti:

“Eşimin eve gelmesiyle (evdekiler) onun etrafını sardı. Kapıyı kapatıp anahtarı eşimin elinden aldılar. ‘Bize biraz zaman verin, polis gelsin bizi buradan alsın, bunlar bizi alırsa bizi öldürecekler’ dediler. Öldürüleceklerini kesin olarak biliyorlardı. Biz de ‘Tamam size yardımcı olacağız’ dedik. Epey bi uğraştık. Onlar kendi tarafını arıyordu. Eşim kendi akrabalarını falan arıyordu. ‘Tanıdık polis varsa gönderin buraya’ diyordu. Eşim kimi araydıysa ‘Polisi arayın’ dediler.

Bina içindekiler eşimin içeri girdiğini gördüler. Kapıyı açmadığımız için daha çok baskı yaptılar bizim kapıya. Biz kapıyı hiçbir şekilde açmadık Yan yana duruyorduk. Eşim bana ‘Çocukları al’ dedi. Onlara da ‘Herkes saklansın’ dedi.

Biz de eşimle birlikte yatak odasına girdik. İki tane çocuğumu karyolanın altına sakladık. Ben yatağın sağ tarafına, eşimde sol tarafına uzandı. Çocukları himaye etmek için. Biz odaya girer girmez silahlar sıkıldı. Ben yine polisi aradım, hatta ağlıyordum. Dedim ki ‘Nerdesiniz artık çabuk gelin neden bir şey yapmıyorsunuz. Bakın benim iki tane çocuğum var öleceğiz biz.’ Silah sıkılıyordu, bunu da belirttim polise. ‘Tamam adresi ver’ dedi. Ben de verdim. Konuşmam iki defa oldu polislerle. O sırada kavga, silah sesleri geldi. Tam anlamadık.” 

TEKBİR GETİRİYORLARDI

L.O., saldırganların eve girişlerini yatak odasında saklandıkları için görmediklerini, ancak o sırada çocuk odasında saklanan Güneş ve arkadaşlarının tekbir getirdiğini ifade ederek sonrasını şöyle anlattı:

“O tarafa gittiler. Beş ya da 10 dakika ya sürdü ya sürmedi, bir sessizlik hakim oldu. Biz hiçbir şey görmedik. Saklanmıştık. Biz hiçbir şeye şahit olmadık. O vahşi anlara. Eşim sonra etajeri biraz çekip kapıyı açtı. Kapıyı açmasıyla dışarıdaki grup eşime saldırdı. O an ben kendimi eşimin önüne atı, eşim olduğunu ve bırakmalarını istedim. Ondan sonra bıraktılar. Bize kızıp bağırıp çağırdılar.

Saldıranlar altı kişi vardı ve yüzleri kapalıydı. Ellerinde tam olarak ne olduğunu görmedim ama birinin elinde balta vardı. Çok iyi hatırlıyorum. Hatta içeri girerek elini duvara vurmuştu. Kanlı olduğu için ben anladım onlara bir zarar vermişler diye. Sonra odayı aradılar. Karyolanın altına baktılar. Ben de o esnada bağırdım, dedim, ‘Onlar benim çocuklarımdır.’

Her yer kandı. Anlatılmaz bir şekilde. Denizde köpek balığı saldırır ya kan olur aynen o şekildi. Ceset yoktu. Ben yaralamışlar götürmüşler sandım. Herkes ‘Binayı boşaltın binaya saldırabilirler’ dedi.

Aşağı inmemizle baktım ki cesetler yerde, üç tane ceset. Riyad’ın cesedi aşağıdaydı. Hasan ve Hüseyin’in aşağıdaydı. Olayda yaralı kurtulan Yusuf Er’i görmedik.”

Olaydan bir gün sonra eşi ve olay günü Hatay Ezin’de olan kayınpederinin polise gittiğini söyleyen L.O., şöyle konuştu:

“Bana ‘Şimdi sen gelme’ dediler. Psikolojik olarak çok çökmüştüm. Hastaneye gitmek istedim. Ama yollar kapalı olduğu için beni götüremediler. Onlara ‘Gidin, olay yeri inceleme gelecek o zaman ifadenizi alacağız’ demişler.

Aradan üç dört gün geçti, olay yeri inceleme geldi. İfadelerimizi verdik biz. Dediler ‘Sizlik bir şey yoktur, siz elinizden geleni yapmışsınız.’ Ben hatta onlara ‘Ben sizi aradım siz niye gelmediniz’ dedim. Biri dönüp ‘Benim çocuklarım o akşam bakıcının evinde yatmış’ dedi. Ben şok oldum benim çocuklarım o kurşunların arasında yatarken onun çocukları bakıcının yanında kalmış. Böyle bir devlette yaşıyoruz.”

YASİN BÖRÜ'YÜ HATIRLAMIYORUM

L.O., evine sığınanlar arasında Yasin Börü’nün olup olmadığından ise emin olmadığını söyledi: “Yasin Börü’nün orada olup olmadığını tam kestiremiyorum. Çünkü, öbürlerinin simalarını net hatırlıyorum ama Yasin Börü’yü hatırlayamıyorum. Benim evimde olup olmadığını kestiremiyorum.”

HÜDA PAR YÜZLEŞMEYİ KABUL ETMEDİ

L.O., kayın pederinin olay günü Hatay Ezin’de olduğunu, ama buna rağmen tutuklandığını belirterek, şunları söyledi:
“Hüda-Par’a da gittim, orada da dile getirdim. Hatta Yusuf’la (yaralı kurtulan Hüda-Par’lı) beni yüzleştirmelerini istedim. Çünkü, Yusuf’un bazı yalan beyanları var. Ama o benimle yüzleşmek istemiyor. Yüzleşmemesinin tek sebebi yalanlar var ortada. O yalanların açığa çıkmasını istemiyor.”

POLİSLERİ SUÇLAMIŞTI

L.O., mağdurken devletin kendilerini suçlu yaptığını belirterek, “Madem devlet bizi suçluyorsa o zaman polis memurlarını da suçlasın. Onları da gözaltına alsın. Ben onları aradım. Gerçek katiller onlardır. Polis niye gelmedi, onları kurtarmadı? Bizden şikayetçi olacaklarına o polislerden şikayetçi olsunlar. Dışarıda bir olay olsa 200 polis toplanır o olaya. O gün bir tanesi gelseydi yeterdi. Bir gaz bombası atsaydı onları kurtaracaktı. Bu insanlık değil miydi? Hani devlet bizim can güvenliğimizi sağlıyordu? Devlet o gün neredeydi?”

SIRRI SÜREYYA ÖNDER O DÖNEM YAŞANANLARI ANLATTI

Kobanê eylemleri sırasında yaşanan olayların sıralandığı ve Önder’e sorumluluğunun sorulduğu bir diğer soruya ise Önder, Kobanê eylemleri döneminde İmralı heyeti olarak devlet yetkilileri ile yaptıkları görüşmeleri anlattı.

Önder’in ifadesi şöyle:  “…6-8 Ekim olaylarına bir hafta kala Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu, İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Adalet Bakanlığı’nda çözüm sürecinin koordinatörlüğünde görev alan bir başmüşavir ile görüştük. Bu süreçte İmralı’ya giderek Abdullah Öcalan ile görüşmeler yaptık. 7-8 Ekim 2014 tarihinde İçişleri Bakanı’nın makamındaydık, odada ben ve İdris Baluken bulunmaktaydı. Pervin Buldan’da gelip, gitti diye hatırlıyorum. Olayların yaşandığı bölgelerde tarafımıza iletilen bilgileri İçişleri Bakanı’na iletip, yaşanan olaylara dair bize yansıyan konularda bilgi sahibi olmasını, yaşanan olaylara kolluk kuvvetlerinin doğru müdahalesinin sağlanması için bilgiler aktardık. Provokasyon temelli gelişmeler hususunda İçişleri Bakanı Efkan Ala da ilgili illerin valilerini arayarak, ilgili konular hakkında tedbir alınması konusunda uyardı.

Ayrıca Selahattin Demirtaş tarafından bize devlet yetkilileri ile mutlak bir koordinasyon içinde olmamızın ve yaşanan olaylara ilişkin olarak İmralı tarafından yapılacak bir açıklamanın uygun olacağı söylendi. Ben de bu bilgiyi Efkan Ala ile paylaştım. Efkan Ala konu beni aşar deyince biz de o dönemki Başbakan Ahmet Davutoğlu ile Yalçın Akdoğan’ın hazirunluğunda görüştük. Bu görüşmede halktaki IŞİD saldırılarına dönük tedirginliğin giderilmesine dönük adım atılmasının iyi olacağı söyledik. Kobane’de yaşanan olaylara dair; Ahmet Davutoğlu tarafından ‘biz bölgeye insani yardım dahil gerekli müdahaleleri yapacağız’ dedi.

ÖCALAN’I MESAJINI ADALET BAKANLIĞI GETİRDİ

Yanlış hatırlamıyorsam 9 Ekim 2014 tarihinde Adalet Bakanı başmüşaviri tarafından bana gece yarısı A4 kağıda Abdullah Öcalan tarafından el yazısı ile yazılmış yaşanan şiddet olaylarının en kısa sürede bitirilmesine dair bir not iletildi. Ben de bu notu gecikmeksizin hemen o esnada Selahattin Demirtaş’a whatsap üzerinden gönderdim. Sonra kamuoyuna duyurdu. Ben o dönem olayların ve provokasyonların engellenmesi adına hükümet yetkilileri ile sık sık görüşmeler yaptım. O dönemki İçişleri Bakanı Efkan Ala ve Kamu Güvenliği Müsteşarı Muhammed Dervişoğlu’na sorulması halinde olayların engellenmesi için heyet olarak yaptıklarımız hakkında bilgi verileceğini değerlendirmekteyim.”

Kaynaklar: BBC-TRT-Diken-Artı Gerçek-


 

Son Güncelleme: 08.10.2020 17:28
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.