<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazete Emek</title>
    <link>https://www.gazeteemek.net</link>
    <description>Gazete Emek, son dakika Diyarbakır ve Van haberleri başta olmak üzere güncel haberleri yapar.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazeteemek.net/rss/kadin" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 21 Apr 2026 14:39:10 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/rss/kadin"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Rojwelat Kızmaz’ın HTS kayıtları bulunamadı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/rojwelat-kizmazin-hts-kayitlari-bulunamadi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/rojwelat-kizmazin-hts-kayitlari-bulunamadi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nın delil amacıyla talep ettiği Rojwelat Kızmaz’a ait HTS kayıtlarının bulunamadığı bildirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>Dersim’de Gülistan Doku’nun 5 Ocak 2020’de kaybolmasına ilişkin 6 yıl sonra yaşanan gelişmelerin ardından, Rojwelat Kızmaz’ın ölümü yeniden gündeme geldi.</p>

<p></p>

<p>Mezopotamya Ajansı’nda yer alan habere göre, Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı, 1 Kasım 2024’te Gülistan Doku’nun yakın arkadaşı olan Rojwelat Kızmaz’ın ölümüne ilişkin Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazı göndererek HTS kayıtlarını talep etti. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı ise 8 Kasım 2024 tarihli cevabında, yapılan UYAP incelemelerinde söz konusu kayıtların bulunamadığını bildirdi.</p>

<p>Batman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yazısı şu şekilde:<br />
“Cumhuriyet Başsavcılığımızca yürütülmekte olan bir soruşturmaya esas olmak üzere; ilgili sayılı yazımızda; Batman Cumhuriyet Başsavcılığında kayıp şahıs olarak aranmakta iken ölü olarak bulunan Rojvelat Kızmaz’ın yakın arkadaşı olan ve 05.01.2020 tarihinde benzer şekilde kaybolan ve halen kendisinden haber alınamayan Gülistan Doku’nun bulunmasına yönelik cumhuriyet başsavcılığımızın 2020/52 soruşturma sayılı dosyasında delil olarak değerlendirilme ihtimali bulunduğundan Rojvelat Kızmaz’ın 01.01.2020 tarihinden itibaren dosyamız içerisine alınan HTS kayıtlarının bulunması halinde bir örneğin cumhuriyet başsavcılığımıza gönderilmesinin istenildiği… Yapılan UYAP tetkiklerinde kapsamında HTS kayıtlarının bulunmadığı hususunda gereği rica olunur.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Rojwelat Kızmaz’ın ölümü yeniden gündemde</p>

<p>Batman’da 9 Şubat 2024’te evinden çıktıktan sonra kaybolan 26 yaşındaki Rojwelat Kızmaz, başvurulara rağmen aranmadı. 12 Şubat’ta Hasankeyf Baraj Göleti’nde yaşamını yitirmiş halde bulunan Rojwelat Kızmaz’ın otopsi raporuna göre kaybolduktan iki gün sonra sabaha karşı yaşamını yitirdiği tespit edildi. Yetkililerin ihmallerine dair yapılan suç duyuruları, savcılık tarafından “kovuşturmaya yer olmadığı” kararıyla reddedildi.<br />
Rojwelat Kızmaz’ın MOBESE kayıtlarında görüldüğü, Hasankeyf’e gidişinin ve oradaki hareketlerinin net bir şekilde tespit edilebileceği belirtilmesine ve 2-3 saatlik bir çalışmayla bulunabilecekken, yetkililer herhangi bir adım atmadı.<br />
Ayrıca, Rojwelat Kızmaz’ın ölüm nedenlerini sosyal medyada paylaşan bir kişi hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla İstanbul’da soruşturma açıldı.</p>

<p><br />
DEM Parti: Özel savaş yöntemleri açığa çıkarılmalı</p>

<p><br />
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi Sözcüsü Halide Türkoğlu, yaptığı açıklamada Rojwelat Kızmaz’ın ölümünün de ayrıntılı şekilde soruşturulması gerektiğini belirtti.<br />
Halide Türkoğlu, Rojwelat Kızmaz’ın ölümü ile Gülistan Doku dosyası arasında olası bir bağlantının tüm yönleriyle araştırılması çağrısında bulunmuştu:</p>

<p>“Bizler sadece Gülistan’ın akıbetinin açığa çıkmasıyla yetinmeyeceğiz. Çünkü bizler şunu çok iyi biliyoruz ki; Gülistan Doku olayında açıklanan bilgiler aynı zamanda bir ülkenin kolluğunun, yargısının, kurumlarının nasıl çöktüğünün bir kez daha göstergesi olmuştur. Bu gelişmelerin açıklanması er ya da geç adaletin yerine gelmesi açısından elbette ki önemlidir. Ancak açıklanan her bir detay aynı zamanda bu ülkede organize suç şebekelerinin nasıl oluştuğunun, bu şebekelerin cezasızlık zırhıyla nasıl korunduğunu da ortaya koymuştur. İşin içerisinde kentin valisi var, polisi var, güvenliği var, kurumu var. Devletin tüm kurumlarının işbirliğiyle bir suçun nasıl örtülebileceğinin resmi bu olayda bir kez daha açığa çıkmıştır. Bunun adı özel savaştır. Çeteler eliyle yürütülen bir özel savaş yöntemi Gülistan’ı ve daha nice genç kadını ailesinden, arkadaşlarından, yaşamından alıkoymuştur.</p>

<p>Tıpkı Gülistan’ın en yakın arkadaşı olan ve 2024 yılında Hasankeyf barajında cansız bedenine ulaşılan Rojwelat Kızmaz gibi. Açığa çıkan bilgiler doğrultusunda Rojwelat Kızmaz ’ın ölümü ayrıntılı bir şekilde soruşturulmalıdır. Bu ölümün Gülistan Doku olayı ile ilgili bağlantısının olup olmadığı tüm detayları ile birlikte açığa çıkarılmalıdır.”</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kaynak: Birgün </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/rojwelat-kizmazin-hts-kayitlari-bulunamadi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Apr 2026 19:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/04/batman-da-uc-gundur-kayip-olan-rojvelat-kizmaz-in-cesedi-hasankeyf-te-bulundu.jpg" type="image/jpeg" length="46629"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gülistan Doku soruşturmasında gözaltına alınan 13 kişiden 4'ü adliyeye sevk edildi]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/gulistan-doku-sorusturmasinda-gozaltina-alinan-13-kisiden-4u-adliyeye-sevk-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/gulistan-doku-sorusturmasinda-gozaltina-alinan-13-kisiden-4u-adliyeye-sevk-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6 yıldır kayıp olan Gülistan Doku soruşturmasında 7 ilde düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınan 13 kişiden 4'ü adliyeye sevk edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>5 Ocak 2020’den bu yana kendisinden haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku soruşturmasında gözaltına alınan 13 kişiden 4'ü adliyeye sevk edildi.<br />
14 Nisan'da cinayet şüphesiyle 7 ilde 14 kişi hakkında gözaltı talimatı verilmesinin ardından İstanbul, Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Elazığ ve Dersim'de eş zamanlı operasyonlar düzenlendi. Operasyon sonucu 13 kişi gözaltına alındı.</p>

<p>Gözaltına alınanlar arasında; dönemin Tunceli Valisi ve halen İçişleri Bakanlığı müfettişi olan Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel, Doku'nun eski erkek arkadaşı baş şüpheli Zeinal Abakarov, Abakarov’un eski polis olan üvey babası Engin Yücer, annesi Cemile Yücer, Tunceli İl Özel İdare çalışanı Erdoğan Elaldı, dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in koruması Şükrü Eroğlu, Mustafa Türkay Sonel’in yakın arkadaşı Uğurcan Açıkgöz, İhraç olan eski polis memuru Gökhan Ertok, Munzur Üniversitesi'nde kameralardan sorumlu görevliler Savaş Gültürk, Süleyman Önal, Celal Altaş ve Nurşen Arıkan var.<br />
Gözaltındaki Mustafa Türkay Sonel ve Uğurcan Açıkgöz'ın yakın arkadaşı olan Umut Altaş hakkında ise yakalama kararı çıkarıldı. Altaş'ın mayıs 2022'den beri ABD'de bulunduğu ve o tarihten bu yana Türkiye'ye dönmediği öğrenildi.</p>

<p>Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen Doku soruşturmasında kapsamında gözaltına alınan 13 kişiden 4'ünün jandarmadaki işlemleri tamamlandı.<br />
Sağlık kontrolünden geçirilen Erdoğan Elaldı, Gökhan Ertok, Savaş Gültürk ve Süleyman Önal adliyeye sevk edildi.</p>

<p></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaynak: Birgün </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/gulistan-doku-sorusturmasinda-gozaltina-alinan-13-kisiden-4u-adliyeye-sevk-edildi</guid>
      <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/04/i-m-g-7405.webp" type="image/jpeg" length="42286"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gülistan Doku’nun ailesinden adliye önünde dayanışma çağrısı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/gulistan-dokunun-ailesinden-adliye-onunde-dayanisma-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/gulistan-dokunun-ailesinden-adliye-onunde-dayanisma-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gülistan Doku soruşturmasındaki gözaltıların ardından adliye önünde toplanan aile, kadınlara dayanışma çağrısı yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>Dersim’de 6 yıl önce şüpheli bir şekilde kaybolan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun ailesi, soruşturma kapsamında yaşanan yeni gözaltıların ardından adalet arayışını sürdürüyor.<br />
Dün gerçekleştirilen 12 gözaltı sonrası Dersim Adliyesi önünde beklemeye başlayan aile, sosyal medya üzerinden yaptıkları açıklamayla tüm kadınlara dayanışma çağrısında bulundu.<br />
Doku'nun ailesi X hesabından yaptıkları paylaşımda, “Aile olarak Adliye önündeyiz, bütün kadınlarımızı dayanışmaya çağırıyoruz, Gülistan karanlıkta bizi bekliyor” dedi.</p>

<p>Ne olmuştu?<br />
Dersim'de Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku'dan 5 Ocak 2020'den bu yana haber alınamamasına ilişkin soruşturmada 6 yıl sonra dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in oğlu Mustafa Türkay Sonel, koruması ve Doku'nun erkek arkadaşı olduğu belirtilen Zeinal Abarakov'un da bulunduğu 13 kişi hakkında "kasten öldürme" ve "suç delillerini karartma" gerekçesiyle gözaltı kararı çıkarıldı, 12 kişi gözaltına alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kaynak: Evrensel </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/gulistan-dokunun-ailesinden-adliye-onunde-dayanisma-cagrisi</guid>
      <pubDate>Wed, 15 Apr 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/04/images-2026-04-15t112858329.jpeg" type="image/jpeg" length="91450"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gülistan Doku soruşturması genişliyor; 13 kişi hakkında gözaltı kararı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/gulistan-doku-sorusturmasi-genisliyor-13-kisi-hakkinda-gozal</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/gulistan-doku-sorusturmasi-genisliyor-13-kisi-hakkinda-gozal" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6 yıldır kayıp olan Gülistan Doku soruşturmasında 7 ilde 13 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel de İstanbul’da gözaltına alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazete Emek - Dersim’de 2020 yılında kaybolan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin yürütülen soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Soruşturma kapsamında 7 ilde 13 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi.</p>

<p>Gözaltı kararı verilen isimler arasında dönemin Tunceli Valisi Tuncay Sonel’in oğlu Mustafa Türkay Sonel de yer aldı. Sonel’in İstanbul’da gözaltına alındığı bildirildi.</p>

<p>Gözaltına alınan isimler:</p>

<p>1- Zeinal Abakarov: Alanya (Gülistan’ın erkek arkadaşı olduğu iddia edilen kişi)</p>

<p>2- Engin Yücer: Alanya (Zeinal’ın eski polis olan üvey babası)</p>

<p>3- Cemile Yücer: Alanya (Zeinal’ın annesi)</p>

<p>4- Uğurcan Açıkgöz: Antalya Merkezden (Mustafa Türkay Sonelin o dönem ve halen yakın arkadaşı, kamera kaydında yer alan şahıs)</p>

<p>5- Erdoğan Elaldı: Antalya Merkez (O dönem Tunceli İl Özel İdare’de çalışan kişi)</p>

<p>6- Mustafa Türkay Sonel: İstanbul Ataşehir (Dönemin Tunceli Valisi halen İçişleri Bakanlığı Müfettişi olan Tuncay Sonel’in oğlu)</p>

<p>7.⁠ ⁠Gökhan Ertok: Ankara (İhraç olan eski polis memuru, Vali ve korumasıyla bu süreçte irtibatı olan şahıs)</p>

<p>8.⁠ ⁠Savaş Gültürk: Elazığ (Munzur Üniversitesinde kameralardan sorumlu görevli)</p>

<p>9.⁠ ⁠Süleyman Önal: Tunceli (Munzur Üniversitesinde kameralardan sorumlu görevli)</p>

<p>10.⁠ ⁠Celal Altaş: Dersim</p>

<p>11.⁠ ⁠Nurşen Arıkan: Dersim</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ne olmuştu?</p>

<p>Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Gülistan Doku, 5 Ocak 2020’de Dersim’de kaldığı yurttan ayrıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamadı. Ailesi, 6 Ocak’ta İl Emniyet Müdürlüğü’ne kayıp başvurusunda bulundu. Yol güzergahındaki Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kameralarında yapılan incelemelerde; bir minibüse bindiği görülen Doku’nun nerede indiği tespit edilemedi.</p>

<p>Araştırmalar sonunda Doku’nun cep telefonunun, en son Uzunçayır Baraj Gölü’ndeki Sarı Saltuk Viyadüğü’nde sinyal verdiği belirlendi. Dönemin Valisi Tuncay Sonel koordinesinde ve talimatıyla Uzunçayır Baraj Gölü’nde AFAD Başkanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Ankara, Denizli, Diyarbakır, İstanbul, İzmir, Konya, Malatya, Manisa ve Kahramanmaraş büyükşehir belediyelerinden ekipler, sivil toplum kuruluşları, üniversiteler ve gönüllülerden oluşan 542 kişilik personel, 88 araç, 38 bot, 10 ROV cihazı, 6 dron, 4 sonar ve 3 arama köpeğiyle yapılan aramalara rağmen Gülistan Doku’ya ait ize rastlanmayınca çalışmalar sonlandırıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/gulistan-doku-sorusturmasi-genisliyor-13-kisi-hakkinda-gozal</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/04/i-m-g-7405.webp" type="image/jpeg" length="83350"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyarbakır’da kadınlar barış için bir araya geldi]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/diyarbakirda-kadinlar-baris-icin-bir-araya-geldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/diyarbakirda-kadinlar-baris-icin-bir-araya-geldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Demokratik Gelişim Enstitüsü (DPI), Doğu ve Güneydoğu İş Kadınları Derneği (DOGÜNKAD), Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası İş Kadınları Meclisi ve Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Girişimci Kadınlar Kurulu iş birliğiyle “Kadınlar Barışı Konuşuyor” başlıklı etkinlik düzenlendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>Etkinliğe İrlanda ve Kuzey İrlanda’da barış sürecinde yer alan kadınlar da deneyimlerini anlattı.<br />
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak şunları söyledi:</p>

<p>“Bu buluşmanın devamını sağlamak, bizler için hem belediyeler hem de kentler düzeyinde tarihsel bir sorumluluktur. Bu bilinçle hareket etmek zorundayız. Mezopotamya’nın kadim kentlerinden biri olan Diyarbakır’da bulunmak ayrıca büyük bir anlam taşımaktadır.</p>

<p>Bu coğrafya uzun yıllar boyunca barış ve müzakere süreçlerini denedi; ne yazık ki çoğu zaman başarısız deneyimler yaşandı. Ancak buna rağmen barış talebinden hiçbir zaman vazgeçilmedi. 2013-2015 yılları arasında yürütülen müzakere ve tartışma süreçlerine dair, usta yazar Yaşar Kemal’in yıllar önce dile getirdiği sözleri hatırlamak bugün hala büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Barış, yalnızca silahların susması ya da çatışmaların sona ermesi değildir; aynı zamanda herkes için adil ve ekolojik bir yaşamın inşa edilmesidir. Bu süreçlerde kadınlar son derece önemli bir rol oynamaktadır. Kadınların öncülük ettiği süreçlerin daha kalıcı ve barışçıl olduğu, hem dünya örneklerinde hem de kendi deneyimlerimizde açıkça görülmektedir.</p>

<p>Elbette bu coğrafyada yaklaşık 50 yıldır süren çatışmalar bağlamında kadınların deneyimi oldukça derin ve kapsamlıdır. Çatışmanın en zor ve karanlık dönemlerinde bile kadınlar, barışın yolunu açmayı ve bu hattı Türkiye’nin batısından doğusuna kadar kurmayı başarmıştır.”</p>

<p>İRLANDA VE KUZEY İRLANDA’DAKİ KADINLARIN MÜCADELESİ GÖSTERİLDİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılan konuşmaların ardından, kadınların dünya genelinde verdiği mücadeleye dair bir saatlik bir sinevizyon gösterimi yapıldı.</p>

<p>Devam eden programın ilk oturumda “Çatışma Çözümünde Kadınlar” başlığı ele alındı.</p>

<p>Oturumda, Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu kurucu üyesi ve Kuzey İrlanda Meclisi eski başkan vekili Jane Morrice deneyimlerini katılımcılarla paylaşacak. Gazeteci ve sivil toplum uzmanı Emma DeSouza ise İrlanda’daki barış sürecinde sivil toplumun rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kaynak: Nupel</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/diyarbakirda-kadinlar-baris-icin-bir-araya-geldi</guid>
      <pubDate>Sat, 28 Mar 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6829-1024x768.jpeg" type="image/jpeg" length="71179"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilan Karaman’ın ailesinden açıklama: Etkili bir soruşturma bekliyoruz]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/dilan-karamanin-ailesinden-aciklama-etkili-bir-sorusturma-bekliyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/dilan-karamanin-ailesinden-aciklama-etkili-bir-sorusturma-bekliyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erkek şiddetine ve mobbinge maruz kaldığı için intihara sürüklenen Dilan Karaman’ın ailesi bugün İnsan Hakları Derneği’nde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazete Emek - Hakikatin ortaya çıkarılmasını ve etkin bir soruşturma yürütülmesini talep eden ailenin yaptığı açıklama şöyle:</p>

<p>BASINA VE KAMUOYUNA</p>

<p>Bugün burada, evimizin gözbebeği, kıymetlimiz Dilan’ın ölümündeki hakikatin ortaya çıkarılması talebiyle bir aradayız. Dilan’ın ailesi olarak, yaşananların tüm yönleriyle aydınlatılmasını ve etkili bir soruşturma yürütülmesini talep ediyoruz.</p>

<p>Dilan’ın ölümünün ardından 5 kadın kurumu tarafından oluşturulan komisyon aylar süren çalışmanın ardından bir rapor hazırlamış, bu süreçte ailemiz adına süreci takip eden Dilan’ın ablası Gönül Karaman ile online bir görüşme yapıp raporun çerçevesi paylaşılmıştır.</p>

<p>Komisyonun çalışma süresi boyunca ailesi olarak komisyonun iradesine güvendik ve herhangi bir açıklama yapmadık. Raporun tamamlanmış halini görme talebimiz yok sayıldı, aile olarak raporu kamuoyuyla birlikte okumak zorunda bırakıldık. Ailemizi hedef gösteren, şiddet fail Mazlum Toprak’ı gölgede bırakıp sorumluluğu başkalarına yükleyen bu rapora itiraz etmiş ve geri çekilmesini talep etmiştik.</p>

<p>Oluşan kamuoyu duyarlılığı ve kadınların mücadelesi sonucunda rapor geri çekilmiş, ilgili kurumlar da öz eleştiri yapmıştır. Bu adımı ve Dilan’ın Yoldaşlarının açıklamalarını, ortaya çıkan tartışmaları önemsemekle birlikte, hazırlanan raporun çok yönlü biçimde sorunlu bir içerik taşıdığını; hem eksik hem de yanlış değerlendirmeler içerdiğini bir kez daha vurgulamak isteriz. Ayrıca raporda Dilan’ın yaşamına ve ailesine dair yapılan değerlendirmeler gerçeği yansıtmamaktadır.</p>

<p></p>

<p>Dilan, ailesinin en küçük çocuğuydu. Ailesinin büyük bir sevgi ve özenle büyüttüğü, onların gözbebeği olan bir genç kadındı. Üniversiteyi bitirene kadar çalışmak zorunda kalmamış, ailesinin desteğiyle eğitimini tamamlamıştır. Üniversiteyi bitirdikten sonra ise kendi ayakları üzerinde durmayı seçmiş; emek vererek çalışan, üreten aynı zamanda kadın mücadelesinin ve toplumsal mücadelelerin içinde yer alan bir kadın olmuştur.</p>

<p>Dilan Annemizin ameliyatı için hastanede olduğumuz sırada 11 Kasım sabahı saat 05.19’da ablasına mesaj yollayarak “Gönül abla Mazlum bir bahane bulup bana şiddet uyguladı, saçımı çekti ve beni evden kovdu. Taşınmam için bir miktar nakit para ihtiyacım var”diye yazmıştı. Ablası Bu mesajı sabah 06.30 civarında görür görmez kendisini aramış, sürekli ağlayan Dilan’a sakin olmasını, hemen o evden çıkmasını söylemiş, yeni ev ve nakliye için ihtiyacı olan parayı yollamıştır.</p>

<p>Ablası gün içinde tekrar aradığında evden çıkmış yaşadığı tehdit ve baskı nedeniyle büyük bir sarsıntı içindeydi ve sürekli ağlıyordu. Gün içinde birkaç kez telefonla görüşen ablası; güvende olacağı bir yere gitmesi için kendisiyle konuşmuş sakinleştirmeye çalışmıştır.</p>

<p>Daha sonra ablasına; kedisini almak için eve gittiğini, bu sırada Mazlum’un kendisini tehdit eden sözler söylediğini elinde videoları olduğunu “seni ailene de Diyarbakır’a da, partiye de rezil edeceğim her yere afişlerini asacağım” dediğini daha sonra Dilan’a “keşke kendini benim gözümün önünde öldürsen” dediğini ve Bir arkadaşıyla telefonda konuşurken “Dilan’a zarar vermemek için elimdeki bıçağı kırdım” dediğini duyduğunu ve bunun kendisini çok etkilediğini anlattı.</p>

<p></p>

<p>Saat 14.42 de ailesi olarak yaptığımız son konuşmada Dilan Ameliyat olan annesini sordu kendisinin daha iyi olduğunu ve onu merak etmememizi söyledi.</p>

<p>Mazlum Toprak saat: 17.22 civarı Dilan’ın Ankara’da yaşayan yakın arkadaşını haber verip Dilan’ın intihar ettiğini söylemiştir. Ankara’daki arkadaşı hem ailemizi ve Dilan’ın Diyarbakır’daki arkadaşlarını arayarak haber vermiştir. Bunun üzerine Dilan’ın arkadaşları ve Diyarbakır’a yakın olan aile fertleri hemen hastaneye gitmiştir. Dilan’ın arkadaşlarının o sırada hastanede olan Mazlum Toprak’a tepki göstermesinin ardından Mazlum hastaneden ayrılmış, polis ifadesinin ardından da serbest bırakılmıştır.</p>

<p>Mazlum Toprak’ın Dilan’a hem psikolojik hem fiziksel Şiddet uyguladığı, şantaj yaptığı ailenin ve arkadaşlarının beyanları ile ortadayken Mazlum Toprak’ın neden serbest bırakıldığını soruyor ve Dilan’ın ölümüne giden süreçte yaşananların tüm yönleriyle açıklığa kavuşturulmasını talep ediyor ve soruyoruz:</p>

<p>Dilan’ın en son konuşmasının 14.42’de gerçekleştiği bilinmektedir. Buna rağmen hastaneye giriş saatinin 16.00 civarında olduğu belirtilmektedir. Bu süre zarfında neler yaşanmıştır?</p>

<p>Neden zamanında ve etkili bir acil müdahale yapılmamıştır?</p>

<p>Olayın gerçekleştiği yerde Mazlum Toprak’ın yanında bulunan kişinin ifadesi alındı mı?</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mazlum Toprak’ın bilgisayarı ve dijital materyalleri incelendi mi?</p>

<p>Mazlum Toprak’ın Dilan’ı tehdit ettiği sırada kırdım dediği bıçak inceleme için alındı mı?</p>

<p>Bizler Dilan’ın ölümünün tüm boyutlarıyla etkili bir biçimde soruşturulmasını,</p>

<p>Hakikatin ortaya çıkması ve adaletin sağlanmasını talep ediyoruz</p>

<p>Canımız Dilan’ın ve erkek şiddetine maruz kalan hiçbir kadının akıbetinin karanlıkta kalmaması ve adaletin sağlanması için mücadele edeceğiz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/dilan-karamanin-ailesinden-aciklama-etkili-bir-sorusturma-bekliyoruz</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Mar 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6499-1.jpeg" type="image/jpeg" length="36439"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rojin Kabaiş için verilen adalet arayışı ‘Kırık Terazi’ ile belgesel oldu]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/rojin-kabais-icin-verilen-adalet-arayisi-kirik-terazi-ile-belgesel-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/rojin-kabais-icin-verilen-adalet-arayisi-kirik-terazi-ile-belgesel-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rojin Kabaiş’in yaşamını ve şüpheli ölümünün ardından yürütülen adalet arayışını konu alan “Kırık Terazi” belgeselinin gösterimi Diyarbakır’da yapıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazete Emek - Rojin Kabaiş’in yaşamını ve şüpheli ölümünün ardından yürütülen adalet arayışını konu alan “Kırık Terazi” belgeselinin gösterimine katılan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak, çalışmanın hem aile hem de toplum açısından yürütülen adalet mücadelesini görünür kılan önemli bir hafıza çalışması olduğunu belirtti.</p>

<p></p>

<p>Van’da 27 Eylül 2024 tarihinde kaybolan ve 15 Ekim’de göl kıyısında cenazesi bulunan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümünün ardından başlayan adalet arayışı, yönetmen Gökhan Çetin tarafından belgesel olarak perdeye taşındı. Çand Amed Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte, Rojin Kabaiş için verilen adalet mücadelesinin anlatıldığı “Kırık Terazi” belgeselinin gösterimi yapıldı.</p>

<p></p>

<p>Van’da 27 Eylül 2024 tarihinde kaybolan ve 15 Ekim’de göl kıyısında cenazesi bulunan 21 yaşındaki üniversite öğrencisi Rojin Kabaiş’in şüpheli ölümünün ardından başlayan adalet arayışı, yönetmen Gökhan Çetin tarafından belgesel olarak perdeye taşındı. Çand Amed Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte, Rojin Kabaiş için verilen adalet mücadelesinin anlatıldığı “Kırık Terazi” belgeselinin gösterimi yapıldı.</p>

<p></p>

<p>Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Meclisi Kültür Komisyonu’nun katkılarıyla gerçekleştirilen programa, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak, yerine kayyım atanan Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Neslihan Şedal, ilçe belediye eşbaşkanları, DBB Meclis üyeleri, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Diyarbakır İl Eşbaşkanı Gülşen Özer, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Rojin Kabaiş’in ailesi, sivil toplum örgütü temsilcileri ve yurttaşlar katıldı.</p>

<p></p>

<p>Belgesel gösteriminin ardından Avukat Mehmet Emin Aktar’ın moderatörlüğünde bir söyleşi gerçekleştirildi. Söyleşide Avukat Medine Turantaylak Özkaçmaz, Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş, Van Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Neslihan Şedal, Uzman Klinik Psikolog Hülya Konak, gazeteci Ruşen Takva ve yönetmen Gökhan Çetin konuşmacı olarak yer aldı.</p>

<p>Söyleşide konuşan Rojin Kabaiş’in babası Nizamettin Kabaiş, Rojin için yürütülen mücadelenin kendilerine güç verdiğini belirterek dosyada delil karartma pratiklerine tepki gösterdi. Kabaiş, intihar iddialarını kabul etmediklerini ifade ederek mücadelelerinin süreceğini vurguladı.</p>

<p></p>

<p>Diğer konuşmacılar da dosyanın hukuki, psikolojik ve toplumsal etkilerine değindi.</p>

<p>Eşbaşkan Bucak: Çalışma adalet mücadelesini görünür kıldı</p>

<p></p>

<p>Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Serra Bucak ise ev sahipliğine dair teşekkürlere değinerek, mekânın halka ait olduğunu vurguladı. Rojin Kabaiş cinayetinin toplumun ses çıkarma ve mücadeleyi büyütme noktasında bir araya gelmesine vesile olduğunu belirten Eşbaşkan Bucak, belgeselin önemli bir hafıza çalışması olduğunu sözlerine ekledi.</p>

<p></p>

<p>Belgeselin hazırlanmasında emeği geçen yönetmen Gökhan Çetin ve ekibine teşekkür eden Eşbaşkan Bucak, çalışmanın hem aile hem de toplum açısından yürütülen adalet mücadelesini görünür kıldığını söyledi.</p>

<p>‘Ailedeki tüm kadınların mücadelesi oldu’</p>

<p>Nizamettin Kabaiş şahsında Rojin için yürütülen mücadelenin kamuoyuna bir babanın mücadelesi olarak yansıdığını ifade eden Eşbaşkan Bucak, şöyle konuştu: “Ancak hepimiz sahiplendik ama biliyoruz ki süreç içerisinde ailedeki tüm kadınların mücadelesi oldu. Alanda, meydanlarda, Amed’de biz ailenin tüm kadınlarını yanımızda gördük, onlarla bir olduk, aile olduk. Kuşkusuz tüm değerli katılımcılar konuyu en net biçimde ifade etti. Cezasızlık politikasının insanları kaybettiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Tüm vakalarda erkeği, iktidarı, güçlüyü koruyan bir sistem var. Bizler kadınların ve çocukların uğradığı istismarın son bulması için kadın mücadelesini büyütüyoruz.”</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Rojin için verilen mücadele sonucunda faillerin bulunacağına, yargılanacağına ve toplumun vicdanına bir parça su serpileceğine inandığını belirten Eşbaşkan Bucak, “Bu inanç da örgütlü mücadeleden geliyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>kaynak: Tigris</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN, VAN VE DİYARBAKIR HABERLERİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/rojin-kabais-icin-verilen-adalet-arayisi-kirik-terazi-ile-belgesel-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6489.jpeg" type="image/jpeg" length="26239"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Akademisyen ve aktivist Şehrazad Mojab, İran’ın içinden geçtiği bu tarihsel süreçle ilgili mektup paylaştı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/akademisyen-ve-aktivist-sehrazad-mojab-iranin-icinden-gectigi-bu-tarihsel-surecle-ilgili-mektup-paylasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/akademisyen-ve-aktivist-sehrazad-mojab-iranin-icinden-gectigi-bu-tarihsel-surecle-ilgili-mektup-paylasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumsal cinsiyet, iktidarların baskısı ve kadın hareketleri üzerine yürüttüğü çalışmalarla tanınan akademisyen ve aktivist Şehrazad Mojab, İran’ın içinden geçtiği bu tarihsel dönemeçte kaleme aldığı mektubuyla uluslararası kamuoyuna seslendi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazete Emek - Toplumsal cinsiyet, iktidarların baskısı ve kadın hareketleri üzerine yürüttüğü çalışmalarla tanınan akademisyen ve aktivist Şehrazad Mojab, İran’ın içinden geçtiği bu tarihsel dönemeçte kaleme aldığı mektubuyla uluslararası kamuoyuna seslendi: “İran konusunda devrimci feminist tutum, bizleri İslam Cumhuriyeti’ni savunmak ile ABD emperyalizminin ve Siyonizmin müdahalesini desteklemek arasında seçim yapmak zorunda bırakan bu yapay ve yanlış ikilemi reddetmektir.”</p>

<p></p>

<p>Orta Doğu’da savaş sürerken, bölgenin demokratik geleceği için çabalayan ve mücadele eden isimlerden uyarılar gelmeye devam ediyor. Bu isimler arasında, İranlı feminist akademisyen ve aktivist Şehrazad Mojab yer alıyor. Toplumsal cinsiyet, eğitim, iktidarların baskısı ve kadın hareketleri üzerine yürüttüğü çalışmalarla tanınan Şehrazad Mojab, İran’ın içinden geçtiği bu tarihsel dönemeçte kaleme aldığı mektubuyla uluslararası kamuoyuna seslendi.</p>

<p>Toronto Üniversitesi’nde profesör olan ve özellikle Kürt kadın hareketi ile İran’daki feminist mücadeleye dair çalışmaları ve analizleri bulunan Şehrazad Mojab’ın “İran konusunda devrimci feminist tutum, bizleri İslam Cumhuriyeti’ni savunmak ile ABD emperyalizminin ve Siyonizmin müdahalesini desteklemek arasında seçim yapmak zorunda bırakan bu yapay ve yanlış ikilemi reddetmektir.” diye kaleme aldığı mektubu ve “İlkeli bir devrimci feminist tutum, başlıca birkaç taahhüde dayanır” diye vurguladığı çözüm önerileri şöyle:</p>

<p>“İran konusunda devrimci feminist tutum, bizleri İslam Cumhuriyeti’ni savunmak ile ABD emperyalizminin ve Siyonizmin müdahalesini desteklemek arasında seçim yapmak zorunda bırakan bu yapay ve yanlış ikilemi reddetmektir. Bu, siyasi kararları kutuplaşmaya dönüştürmek üzere inşa edilmiş bir seçeneksizleştirmedir. Bu seçeneksizlik dayanışmayı, ahlaki bağların rekabetine dönüştürürken, sıradan insanları, işçileri, kadınları, gençleri ve azınlıkları, karşı karşıya bıraktığı gerçeklik, ülke içindeki baskı ile ülke dışından gelen dış askeri yıkım tarafından eş zamanlı belirlenmektir.<br />
İran bugün çok katmanlı ve iç içe geçmiş bir krizle karşı karşıya: Siyasi meşruiyet krizi, toplumsal yeniden üretim, günlük hayatta kalma krizi ve savaş, yaptırımlar ve dış baskı ile yükselen bağımsızlık krizi. Bu krizlerden toplumun bütün kesimleri eşit şekilde etkilenmiyor. Söz konusu krizlerin yükünü işçi sınıfı, kadınlar, etnik, cinsel ve dini azınlıklar, öğrenciler, entelektüeller, sanatçılar, işçi örgütleri ve yoksullar taşımak zorunda kalıyor. Bu nedenle ciddi bir radikal feminist analiz, basitleştirmeyi reddetmelidir. Devletin baskı aygıtları, yaptırımların ve jeopolitik baskının maddi etkileri ile bunlardan en çok etkilenenlerin verdiği mücadeleler eş zamanlı değerlendirilmelidir. Ancak bu dinamikleri birlikte analiz ederek, hayatları bu dinamikler tarafından şekillenen insanlara karşı sorumluluk sahibi bir dayanışma göstermek mümkün olabilir.</p>

<p>Otoriterliğe karşı çıkmak ve özgürlük mücadelelerini desteklemek</p>

<p>Otoriter teokratik bir yönetimde ilerici olan hiçbir şey yoktur. İslam Cumhuriyeti, temel özgürlükleri sistematik olarak baskı altına almış, muhalefeti şiddetle ezmiş, işçi haklarını, demokratik hakları ve insan haklarını tanımamıştır. Toplu tutuklamalar, işkence ve yargısız infazlarla eylemciler, aydınlar, sanatçılar, avukatlar, gazeteciler ve sendikacılar sindirilmeye çalışılmıştır. Kürtler, Beluciler, Araplar, Sünniler, Bahailer ve tüm diğer etnik, cinsel ve dini azınlıklar, uzun süredir ayrımcılığa ve devlet şiddetine maruz kalmaktadır.<br />
Bu bağlamda, Kadın Yaşam Özgürlük/Jin, Jiyan, Azadi hareketi, sıradan politik bir slogana indirgenemeyecek bir özgürlük ufkunu temsil ediyor. Bu hareket, cinsiyete dayalı baskıyı, zorunlu başörtüsünü, patriyarkal denetimi ve yapısal dışlanmayı bir bütün olarak reddediyor. Hareket geniş kesimleri içererek, işçiler, öğrenciler, aileler ve gençler arasında yayıldı. Jin Jiyan Azadi hareketi, otoriter yönetimin yanı sıra patriyarkanın egemenliğine son vermeyi amaçlayan bir siyasete işaret ederken kesintisiz, ilkeli ve devrimci bir dayanışmayı hak ediyor.<br />
Özgürlük mücadelesine gerçek anlamda destek olmak, hem devlet terörüne hem de bu terörü sürdürülebilir kılan toplumsal ilişkilere karşı çıkmayı gerektirir. İran’daki cinsiyete dayalı ve cinselliğe yönelik baskı tesadüfi değil. Yapısal olarak; eğitim, yasal mevzuat, işgücü piyasaları, sosyal politikalar ve gündelik hayattaki denetim ve disiplin uygulamalarına içkindir. Bu nedenle devrimci feminist duruş kadın haklarını, bedenleri üzerinde denetim hakkını, cinsiyet eşitliğini ve cinsel eşitliği, herhangi bir özgürlük, sonradan akla gelen bir fikir veya sembolik bir jest olarak ele almakla yetinmemeli, mücadele ufkunun merkezine yerleştirmelidir.</p>

<p></p>

<p>Otoriter milliyetçiliği ve emperyalizmi reddetmek</p>

<p>Devrimci feministler, kendilerini demokratik olarak tanımlayan ancak patriyarkal, ırkçı ve otoriter iktidar mantığını yeniden üreten gerici politik yönelimlerle yan yana durmamalıdır. Monarşist/ Pehlevici kesimler, İslam Cumhuriyeti’ne karşı ilerici veya özgürleştirici bir alternatif teşkil etmiyor. Bu grupların temel siyaseti, otoriter milliyetçilik, toplumsal hiyerarşi, baskı, eşitsizlik ve yabancı güçlere bağımlılıkla özdeşleşmiş bir siyasi düzene duyulan nostaljiye dayanıyor.<br />
Monarşistler, Batılı kapitalist emperyalist çıkarlarla ve Siyonizmle giderek daha fazla uyum içine girerek, İran toplumuna yönelik yaptırımları, askeri müdahaleyi ve dış baskıyı açıkça destekliyorlar. Bu tutum, ekonomi üzerinden yürüyen savaşın ve jeopolitik çatışmanın bedelini ödeyen işçi sınıfının çıkarlarıyla doğrudan çelişmektedir. Teokratik otoriterliği, özellikle emperyalist/Siyonist güçlerle uyumlu olan seküler otoriterlikle ikame etmek, özgürlük değildir. Bu, bir başka otoriterliğe boyun eğmektir.</p>

<p>Emperyalizme, yaptırımlara ve savaşa karşı çıkmak</p>

<p>Otoriterliğe karşı çıkmak, kapitalist emperyalizmi desteklemek anlamına gelmez.<br />
Yaptırımlar, ekonomik abluka ve askeri tehditler, sıradan insanlara derin ve kalıcı zararlar veriyor. Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar, aleni biçimde halka azami iktisadi zararı vermek için planlanmıştır. Etkileri birbirini besleyerek artarken, yaşam standartlarını sıfırlıyor, kamu hizmetlerini engelliyor, kıtlık ve kriz koşullarında ortaya çıkan yağmacı grupları güçlendiriyor.<br />
Savaş ise felaketi daha da derinleştirdi. Militarizmin yükselişi, devletin en baskıcı unsurlarını güçlendiren koşulları yaratırken, sivilleri ne seçtikleri ne de kontrol ettikleri bir yıkıma maruz bırakıyor. Askeri müdahaleler demokrasi ufkunu aydınlatmaz tam tersine demokrasi ufkunu karartır. İran’a karşı onlarca yıldır ekonomik bir savaşı sürdüren Batılı hükümetler, İranlı kadınların, işçilerin veya demokratik güçlerin çıkarları doğrultusunda hareket etmiyorlar. Politikalarıyla milyonlarca İranlıyı yoksullaştıran Donald Trump gibi isimlerin, bugün İran’ın özgürlüğünü savunduğunu iddia etmesi sadece komik değil iğrenç de.</p>

<p>Devletçi anti-emperyalizm ve yanlış ikili karşıtlıklara karşı</p>

<p>Saydıklarımız kadar zararlı olan bir diğer şey de, otoriter devletlerin sırf Batı emperyalizmine karşı oldukları için savunulması gerektiği fikrini savunan devletçi anti-emperyalizmdir. Bu tutum, jeopolitik uyumu özgürleşmeyle karıştırır ve halklarla dayanışmanın yerine devletlere sadakati koyar. Egemen devlet olmak veya direniş adına, baskıyı savunmanın devrimci ve feminist bir yanı yoktur.<br />
Aynı zamanda, kapitalist emperyalist güçleri, İran’ın mevcut krizinde önemsizmiş gibi ele almak da siyasi naifliktir. Hiçbir kitlesel siyasi mücadele tamamen ulusal değildir. Hepsi bölgesel ve küresel egemenlik yapıları tarafından şekillenir. Ciddi bir devrimci feminist siyaset, otoriter baskılara karşı çıkarken, kapitalist emperyalist şiddetle de yüzleşebilmeli ve birini diğerine öncelememelidir.<br />
Bu, İranlıların hayatlarını Filistinlilerin hayatlarıyla karşı karşıya getiren ya da dayanışmayı mücadeleler arasında paylaştırılması gereken kıt bir kaynak olarak gören, sıfır toplam mantığını reddetmeyi de gerektirir. Dayanışma bir rekabet değildir ve insan hayatı jeopolitik hesaplara tabi değildir. Her hayat eşit değerdedir. Şiddetin nasıl uygulandığı, inkârın nasıl örgütlendiği veya güvenilirliğin bağlamına göre nasıl paylaşılacağı, acılar arasında hiyerarşi kurmak değildir. Bu, analitik ve politik bir gerekliliktir.<br />
Farklı tahakküm sistemleri, farklı kötülük, görünürlük ve imha biçimleri üretir; bu farklılıkları adlandırmak, onları ciddiye almanın bir parçasıdır. Bu gerçekler tek bir farklılaşmamış ahlaki düzleme indirgendiğinde, analiz yeknesaklaşır ve politika cezalandırıcı bir hal alır. Sonuç, daha derin bir dayanışma değil, dayanışmanın çarpıtılmasıdır; dayanışmanın ilkeli, ilişkisel ve bu koşullarda yaşayanlara karşı hesap verebilir bir şey olmaktan ziyade, yüzeysel ve zorlayıcı bir şeye dönüşmesidir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Devrimci feminist bir tutumun gerekleri</p>

<p>İlkeli bir devrimci feminist tutum, başlıca birkaç taahhüde dayanır:</p>

<p>* Hazır reçetelere veya dışarıdan dayatılan rejim değişikliğine cevaz vermeksizin İran’ın kendi kaderini tayin etme hakkını savunmak.</p>

<p>* Otoriter baskıya açıkça karşı çıkmak; işçiler, kadınlar, cinsel, ulusal ve dini azınlıklar, siyasi tutuklular ve sivil toplum aktörleriyle sürekli dayanışma göstermek.</p>

<p>* Cinsiyete dayalı baskıya, cinsel baskıya ve patriyarkal denetime karşı olan mücadelelerle dayanışmak; buna Jin Jiyan Azadi hareketinin açtığı özgürlük ufku da dâhil.</p>

<p>* İşçi sınıfını ve yoksulları mahveden toplu cezalandırma biçimleri olarak yaptırımları, ekonomik kuşatmayı ve savaşı kesin bir şekilde reddetmek.</p>

<p>* Yabancı güçlerin hizmetinde halkın öfkesini kullanmaya çalışan otoriter milliyetçiliği ve sömürgeci projeleri reddetmek.</p>

<p>* Sivil, siyasi, ulusal ve dini haklara, liberal eklentiler olarak değil, devrimci feminist siyasetin ayrılmaz parçaları olarak saygı göstermek.</p>

<p>* Otoriterlik ve emperyalizm ya da egemenlik ve insan hakları diye kurulan sahte ikilemleri reddetmek.</p>

<p>* Tarihsel hafıza, analitik netlik ve alçakgönüllülüğü temel alan bir siyasi ciddiyet ile dış aktörlerin neleri şekillendirebileceğini ve neleri şekillendiremeyeceğini belirlemek.</p>

<p>* İslam Cumhuriyeti’nin aşıldığı bir siyasi gelecek mümkün olursa, şiddetli bir rekabet söz konusu olacaktır. Ülke içindeki ayrıcalıklı kesimler, yabancı güçler ve onların yerel aracıları, bundan sonra olacakları şekillendirmek için çaba gösterecekler. Bu koşullar altında, siyasi naiflik entelektüel bir hata olmanın ötesinde ülke içinden baskı ve ülke dışından emperyalist şiddete maruz kalan işçiler ve halk sınıfları için somut bir tehlike haline gelecektir.</p>

<p>* Son olarak, bizim görevimiz eleştirel bir hüküm kuran, her türlü egemenliğe karşı çıkan, mücadeleye ve radikal ilkelere dayanan bir dayanışma inşa etmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>DÜNYA, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/akademisyen-ve-aktivist-sehrazad-mojab-iranin-icinden-gectigi-bu-tarihsel-surecle-ilgili-mektup-paylasti</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6446.jpeg" type="image/jpeg" length="14359"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilan Karaman süreci: Aydeniz görevinden çekildi, soruşturma başladı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/dilan-karaman-sureci-aydeniz-gorevinden-cekildi-sorusturma-basladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/dilan-karaman-sureci-aydeniz-gorevinden-cekildi-sorusturma-basladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[DEM Parti, Dilan Karaman’ın intiharıyla bağlantılı süreç kapsamında Saliha Aydeniz hakkında disiplin soruşturması başlattı. Aydeniz, Meclis İdare Amirliği görevinden kendi iradesiyle çekildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>DEM Parti Kadın Meclisi, Dilan Karaman’ın intiharı ile ilgili yürütülen süreç bağlamında Mardin Milletvekili Saliha Aydeniz hakkında disiplin soruşturması başlatıldığını ve Aydeniz’in Meclis İdare Amirliği görevinden çekildiğini açıkladı.<br />
Saliha Aydeniz’in disiplin kuruluna sevk edildiği açıklandı.<br />
Soruşturma, milletvekili danışmanı ve gazeteci Dilan Karaman’ın intiharı ile ilgili yürütülen süreçle bağlantılı olarak başlatıldı.<br />
Açıklamada, DEM Parti Kadın Meclisi olarak “kadınların birbirinden öğrenerek oluşturduğu birikimden güç almak, eşitlik ve özgürlük mücadelesine bağlı kalmak” kararlılığı vurgulandı ve Dilan Karaman ile yitirdikleri tüm yol arkadaşlarının anılarına sahip çıkacaklarının altı çizildi.<br />
Açıklamada şu ifadeler yer aldı:<br />
“DEM Parti Kadın Meclisi olarak, sadece kadın meclisimiz düzleminde değil; bir bütün parti örgütümüz düzleminde dönüştürücü, kendi ideolojik politik hakikatimizle daha güçlü buluşan bir kendini yenileme mücadelesi ve yüzleşme içindeyiz. Bu dönüşümün yaratılmasında en önemli yol göstericimiz, feminist mücadelenin ve Kürt kadın hareketinin bu zamana kadar bizlere sunduğu ilkeleri ve mekanizmaları hayata geçirmek ve takip etmek olacaktır.<br />
Bu kapsamda;<br />
*Yaşadığı erkek şiddetini zamanında bilemememiz ve buna karşı gerekli dayanışma ve çözüm mekanizmalarını devreye sokamamamız önemli bir sorun olarak değerlendirilmiştir. Bir bütün olarak parti kurullarımızın içinde kendi mekanizmalarımızı sorgulamak ve güçlendirmek, kadın yoldaşlığını ve dayanışmasını daha görünür ve etkin kılmak temel sorumluluğumuzdur.<br />
*Dilan’ın intihara sürüklenmesinin arkasında yer alan şiddet faili Mazlum Toprak’ın uyguladığı fiziksel ve psikolojik şiddetin bu süreci derinleştirdiği açıktır. Açığa çıkan bu erkek şiddetini silikleştiren, görmezden gelen tüm yaklaşımların karşısında olarak fail Mazlum Toprak’ın cezasız kalmaması ve yargılanması için gerekli tüm yasal süreçlerin takipçisi olacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz.<br />
*Dilan Karaman ile çalışma yürüten milletvekili arkadaşımız Saliha Aydeniz kendi iradesiyle idare amirliği görevinden çekildiğini, Kadın Meclisinin iradesini ve hakkında yürütülecek disiplin kurulu soruşturmasının sonuçlarını esas alacağını beyan etmiştir. Bu kapsamda parti disiplin kurulumuzda soruşturma süreci başlatılmıştır.<br />
DEM Parti Kadın Meclisi olarak bir kez daha belirtmek isteriz ki; tahayyül ettiğimiz özgür yaşam, yarınları hemen bugünden ve bir bütün toplumsal yaşamı en yakınımızdaki ilişkilerden başlayarak dönüştürmekle/yeniden kurmakla başlar. Kadınlar olarak eşitlik ve özgürlük mücadelemizden edindiğimiz bilinçle eksikliklerimizi tüm açıklığıyla ortaya koymak ve kadınların birbirinden öğrenerek oluşturduğu birikimden güç almak, birbirimize ve kendimize olan güvenimize ve özgürlüğe olan tutkumuzla ilgilidir. Sevgili Dilan’a ve yitirdiğimiz tüm yol arkadaşlarımızın anılarına bağlı kalacağımızın, inandığımız tüm değerlere sahip çıkarak kararlılıkla ve daha güçlü mücadele edeceğimizin sözünü yineliyoruz.”</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Kaynak: İlke Tv </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/dilan-karaman-sureci-aydeniz-gorevinden-cekildi-sorusturma-basladi</guid>
      <pubDate>Sat, 14 Mar 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/yh-p-c-mf4.jpeg" type="image/jpeg" length="80626"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilan Karaman davasında TJA: Fail cezalandırılacak, sorumluluğu taşıyoruz]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/dilan-karaman-davasinda-tja-fail-cezalandirilacak-sorumlulugu-tasiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/dilan-karaman-davasinda-tja-fail-cezalandirilacak-sorumlulugu-tasiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özgür Kadın Hareketi (TJA), Diyarbakır’da yaşamını yitiren Dilan Karaman’ın sürecini yakından takip ettiklerini duyurdu. Fail Mazlum Toprak’ın cezalandırılması, sağlık personeli ve sorumlu milletvekili hakkında hukuki süreçlerin devam edeceğini açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>Özgür Kadın Hareketi (TJA), Diyarbakır’da şüpheli şekilde yaşamını yitiren Dilan Karaman için yeni bir açıklama yaptı. TJA, Karaman’ın maruz kaldığı şiddet sarmalından çıkarılamamasını özeleştirerek, sorumluluğu üstlendiklerini belirtti.<br />
Açıklamada, TJA’lı hukukçuların sürecin başından itibaren davayı yakından takip ettiği ve fail Mazlum Toprak’ın en ağır cezayı alması için hukuki mücadelenin sürdürüleceği vurgulandı.<br />
TJA, ayrıca Karaman’a yönelik mobbingin sorumlusu olan milletvekili Saliha Aydeniz’in disiplin süreciyle ilgili hukuki takibin de devam edeceğini açıkladı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>-Fail Mazlum Toprak hakkında etkili soruşturma ve en ağır cezanın sağlanması,</p>

<p>-Sağlık personeli ve kurumlarının ihmallerinin hukuken hesabının sorulması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>-Mobbing ve sorumlulukları bulunan siyasi aktörler hakkında gerekli yaptırımların uygulanmasının takip edilmesi.</p>

<p>TJA, sürecin yalnızca bireysel değil, toplumsal, politik ve kurumsal boyutlarıyla ele alınması gerektiğini belirterek, Dilan Karaman’ın ölümüne giden sürecin görünür kılınacağını ve kadınlara yönelik şiddetle mücadele sorumluluklarının sürdürüleceğini vurguladı.</p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kaynak: İlke Tv </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/dilan-karaman-davasinda-tja-fail-cezalandirilacak-sorumlulugu-tasiyoruz</guid>
      <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/80035.jpg" type="image/jpeg" length="95098"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilan Karaman’ın arkadaşları: Rapor eksik ve yanlış yazılmış]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/dilan-karamanin-arkadaslari-rapor-eksik-ve-yanlis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/dilan-karamanin-arkadaslari-rapor-eksik-ve-yanlis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dilan Karaman’ın arkadaşları Dilan’ın ölümüne dair Dilan Karaman İnceleme Komisyonu’nun hazırladığı rapora dair açıklama yayımladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gazete Emek - Dilan Karaman Diyarbakır’da 11 Kasım 2025’te intihara sürüklenmiş ve 10 gün hastanede kaldıktan sonra hayatını kaybetmişti. Gazeteci ve aktivistti.</p>

<p></p>

<p>“Dilan Karaman’ın arkadaşları” imzasıyla paylaşılan açıklamada, komisyon raporunda yer alan bazı tespitlerin gerçeği yansıtmadığını ve birçok önemli konunun raporda yer almadığını söyledi.</p>

<p></p>

<p>Mahremiyet ilkesi ihlal edildi"</p>

<p>Açıklamada, raporda yer alan zaman çizelgesinin doğru olmadığını belirten Dilan’ın arkadaşları, olay günü Dilan Karaman’ın kendine kalacak yeni bir ev bulduğunu, kontrat imzaladığını ve saat 14.00’te bir arkadaşına “artık komşuyuz, hayırlı olsun” mesajı attığını ifade etti. İntihar girişiminin yaklaşık 14.50 civarında gerçekleştiğini belirten arkadaşları, Mazlum Toprak’ın ise bu saatten sonra Dilan’ın yanına gittiğini söyledi.</p>

<p>Metinde ayrıca komisyon raporunda yer alan “Dilan’ın intihar girişimi sırasında sağlıkçı bir arkadaşını aradığı ve kimseye söylememesini istediği” bilgisinin doğru olmadığını belirten Dilan’ın arkadaşları, söz konusu sağlıkçı arkadaşın saat 17.22’de Dilan hastanedeyken Mazlum Toprak tarafından aranarak bilgilendirildiğini ifade etti. Arkadaşları, ailesini bilgilendiren kişinin de bu sağlıkçı arkadaş olduğunu belirtti.</p>

<p></p>

<p>Açıklamada komisyonun “Uzun Dönem Psikososyal Arkaplan” bölümünde Dilan Karaman’ın özel hayatına dair ayrıntılı bilgilerin yer almasını da eleştiren arkadaşları, komisyonun bu şekilde mahremiyet ilkesini ihlal ettiğini söyledi. Dilan’ın çocukluk dönemine ve özel yaşamına dair ayrıntıların rapora dahil edilmesinin asıl sorumluların yükünü hafifleten bir çerçeve oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Komisyon raporunun “Yönetsel İlişkiler ve Mobbing İddiaları” bölümüne de değinen Dilan’ın arkadaşları, en az 6–7 tanığın beyanına göre mobbing faili olduğu tespit edilen milletvekili Saliha Aydeniz’in adının raporda gizli tutulduğunu söyledi. Tanık ifadelerine rağmen Aydeniz’in “ciddi bir sorun olmadığı ve mobbing yaşanmadığı” yönünde beyanda bulunduğunu belirten arkadaşları, bunun komisyonu yanıltmak anlamına geldiğini ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Açıklamada ayrıca raporda yer alan “Uyuşturucu ve fuhuş çetesine ilişkin iddia” bölümüne de tepki gösterildi. Dilan’ın arkadaşları, yüz yüze görüşme yapılmayan ve mesaj yoluyla iletilen beyanların raporda geniş yer bulmasının politik olarak hatalı olduğunu belirtti ve bunun odağı asıl sorumluların üzerinden aldığını söyledi.</p>

<p>Öte yandan Dilan’ın arkadaşları, komisyon raporunda yer almadığını belirttikleri bazı konulara da dikkat çekti. Buna göre, Dilan Karaman’ın yaklaşık iki yıl önce partide ve DFG’de çalışma yürüten Servet adlı bir erkek tarafından sistematik şiddet ve iftiralara maruz kaldığını söyledi. Bu olayların <a href="https://bianet.org/etiket/tja-51285" rel="nofollow">TJA</a>’ya taşındığını ancak sürecin etkin biçimde işletilmediğini ifade etti.</p>

<p>LGBTİ+fobik iddialar soruşturulmadı</p>

<p>Açıklamada ayrıca, Dilan Karaman yoğun bakımdayken hastane önünde bazı kişilerin “Dilan’ın psikolojik sorunları olduğu ve ortada bir şiddet bulunmadığı” yönünde söylemlerde bulunduğunu belirten arkadaşları, bu durumun da komisyon raporunda yer almadığını söyledi.</p>

<p>Komisyonun oluşum sürecine de değinen Dilan’ın arkadaşları, birçok tanığın talebine rağmen Amed’deki LGBTİ+ örgütlerinin komisyona dahil edilmediğini belirtti. Bu nedenle kurumlar içinde Dilan’ın maruz kaldığını söyledikleri LGBTİ+ fobik şiddet iddialarının soruşturulmadığını ifade etti.</p>

<p></p>

<p>Açıklamanın sonunda Dilan’ın arkadaşları, komisyon raporunun “hakikatin bütünlüklü biçimde ortaya konulması” amacını taşıdığı yönündeki ifadeye rağmen birçok tanık beyanının eksik ya da yanlış ele alındığını belirtti.</p>

<p>Dilan Karaman’ın arkadaşları imzası ile paylaşılan açıklamanın tamamı şöyle:</p>

<p>Bizler Dilan’ın yakın arkadaşları olarak sözlerimize, bahsi geçen komisyonun bir yaptırım gücünün olmadığının ancak yüzleşmeye davet amacıyla hazırlandığının bilincinde olduğumuzu söyleyerek başlamak isteriz. Ancak bu yüzleşmeyi raporun eksik ve hatalı yanlarını tespit ederek yapmamız gerektiğini düşündüğümüzden bu metni kaleme alıyoruz.</p>

<p>1- Mazlum Toprak’ın, Dilan’ın yanına 13:00 gibi gittiği ancak Dilan’ın 16:00 sularında hastaneye kaldırıldığı bilgisi doğru olamaz. Bu saatlerde Dilan kendine kalacak yeni ev bulmuş, kontrat imzalamış, 14:00’da bir arkadaşına “artık komşuyuz, hayırlı olsun” diye mesaj atmıştır. İntihar saati yaklaşık olarak 14:50 civarıdır ve Mazlum Toprak bu saatten sonra Dilan’ın yanına gitmiştir.</p>

<p>2- İntihar girişimi sırasında sağlıkçı olan en yakın arkadaşlarından birini aradığını, intihar ettiğini söylediğini fakat kimseye söylemesini istemediğini dile getirdiği bilgisi de doğru değildir. Bahsi geçen sağlıkçı arkadaşı saat 17:22’de, Dilan hastanede yatarken fail Mazlum Toprak tarafından aranarak bilgilendirilmiştir. Daha sonrasında ailesini bilgilendiren de bu arkadaşı olmuştur. Arama kayıtlarını ve mesajlarını komisyona sunabileceğini beyan etmesine rağmen bu durum raporda gerçek olmayan bir şekilde lanse edilmiştir.</p>

<p>3- Komisyon raporunun “Uzun Dönem Psikososyal Arkaplan” bölümünde arkadaşımızın 18 sene önce uğradığı istismardan bile bahsedilmiş; gittiği psikoloğa, kullandığı ilaçlara kadar bütün özel hayatı afişe edilmiştir. Bunu yaparken komisyon yöntem olarak belirlediği mahremiyetin korunması ilkesini alenen ihlal etmiştir. Erken yaşlardan itibaren ailesine dair ağır sorumluluklar üstlenmek zorunda kaldığı, uğradığı bu istismara ve şiddete dair ailesinin destekleyici mekanizmalar devreye sokmadığı gibi ifadeler kullanılarak aile zan altında bırakılmış ancak bu ifadelerin altı doldurulmadığından asıl sorumlulardan yükü alan bir çerçeveyle sınırlı kalmıştır.</p>

<p>Artık bu beyanların hiçbirine cevap veremeyecek olan arkadaşımızın mahremiyetine dair bu denli ayrıntılı bilgiler sunulması çok sorumsuzca olmakla birlikte asıl faillerin sorumluluğunu azaltıcı bir manipülasyona da dönüşmektedir.</p>

<p>4- Raporun “Yönetsel İlişkiler ve Mobbing İddiaları” bölümünde mobbing faili olduğu en az 6–7 tanıkla tespit edilmiş olan milletvekili Saliha Aydeniz’in ismi, kadınlar hakkında aleni değerlendirme yapmanın ilkesel olarak doğru olmayacağı gerekçesiyle gizli tutulmuştur. Tanıkların birçoğunun beyanına rağmen “ciddi bir sorun olmadığı, mobbing yaşanmadığı” yönünde ifade veren milletvekili Saliha Aydeniz açıkça komisyonu yanıltmaya çalışarak Dilan’ın ölümüne dair sorumluluk almaktan kaçınmıştır. Kadın kurumlarını temsilen oluşturulan bir komisyonun, güç dengelerini elinde tutan mobbing faili bir kadını eleştirmek kadar doğal bir sorumluluğu daha yoktur.</p>

<p>5- Raporda yer alan “Uyuşturucu ve Fuhuş Çetesine İlişkin İddia” bölümünde ise mesaj yoluyla komisyona aktarılan, yüz yüze görüşme bile yapılmayan, adeta bir gizli tanık tarafından verilen ve Dilan’ın hayatıyla ilişkilendirilen beyanların komisyon tarafından itibar görmesi ve raporda özel savaş politikaları bağlamında uzunca yer alması politik açıdan baştan sona hatalıdır ve yine odağı asıl sorumluların üzerinden almaktadır.</p>

<p>Raporda eksik bırakılan, değinilmeyen kısımlar</p>

<p>1- Birden fazla tanığın komisyona verdiği beyanlara rağmen Dilan’ın yaklaşık 2 sene önce partide ve DFG’de çalışma yürüten Servet adlı erkek tarafından uğradığı sistematik şiddet ve iftiralar, komisyon raporunda yer almamıştır. Dilan söz konusu olayları TJA’ya taşımış olmasına rağmen süreç etkin bir şekilde işletilmemiştir. Komisyon raporunda Servet’e ve işletilen/işletilmeyen sürece dair hiçbir bilgi verilmeyerek bu sürecin Dilan’ın intihara sürüklenmesi üzerindeki etkisi tamamen görünmez hale getirilmiştir.</p>

<p>2- Dilan’ın intiharının ardından yoğun bakımda yattığı süreçte hastane önüne gelerek ailesinden ve yakınlarından kimliğini gizleyen ve diğer erkek danışmanları kenara çekerek “Dilan’ın psikolojik sorunları olduğunu, aslında ortada bir şiddet olmadığını” anlatan fail Mazlum Toprak’ın halası Naşide Toprak’ın, bu manipülasyonlarına yönelik hiçbir tespit ya da soruşturma da komisyon raporunda yer almamaktadır. TJA’da örgütlü olan eski Silvan belediye eşbaşkanı Naşide Toprak’ın, fail yeğenini alenen aklama çabasına raporda yer dahi verilmemesi, parti içerisindeki güç dengelerinin bu soruşturmanın tarafsız ve ilkesel bir şekilde yürütülmesini engellediğini kanıtlar niteliktedir.</p>

<p>3- Komisyonun kurulduğu ilk günden itibaren komisyonu oluşturan kurumların arasında mutlaka bir LGBTI+ örgütünün de olması gerektiği birçok tanık tarafından talep edilmiştir. Amed’deki LGBTI+ örgütlerinden komisyona yer almak için talepte bulunulmasına ve ısrar edilmesine rağmen bu örgütlerin sürece dahil edilmemesi, “Dilan’ın söz konusu kimliksel aidiyetlerini yaşamı boyunca dar bir çevre dışında paylaşmama yönünde açık bir irade gösterdiği” ifadesi de kullanılarak Dilan’ın kurumlar içindeki bazı kişiler tarafından maruz bırakıldığı LGBTI+ fobik şiddet iddialarının soruşturulmamasına sebep olmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonuç olarak</p>

<p>Komisyon raporunun ilk cümlelerinde dile getirilen “bu rapor, hakikatin bütünlüklü bir şekilde dile getirilmesini amaçlıyor” ifadesine rağmen tanıkların birçok beyanı eksik ya da yanlış ele alınmış ve bu şekilde kamuoyu ile paylaşılmıştır. Yönteme dair kendi ilkeleriyle çok kez çelişen bu rapor, yazılma amacına da hizmet etmemiştir.</p>

<p></p>

<p>Kaynak: Bianet</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/dilan-karamanin-arkadaslari-rapor-eksik-ve-yanlis</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6353.jpeg" type="image/jpeg" length="58178"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınlar konuşuyor: Sevgiyle yeşermiş adil bir jenerasyon yetiştireceğiz]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/kadinlar-konusuyor-sevgiyle-yesermis-adil-bir-jenerasyon-yetistirecegiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/kadinlar-konusuyor-sevgiyle-yesermis-adil-bir-jenerasyon-yetistirecegiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarihler 8 Mart 1857'yi gösterirken Amerika'nın New York kentinde 40 bin tekstil işçisi kadın, daha iyi çalışma koşulları, düşük ücretler ve eşit haklar talep etmek için greve başladılar. Polisin işçilere saldırması ardından kadın işçiler fabrikaya kilitlendi. Söz konusu fabrikada çıkan yangın işçilerin katledilmesine yol açtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SERKAN ATASOY- 8 MART DOSYASI</strong></p>

<p><strong>Gazete Emek - </strong>İşçiler, fabrikanın önünde kurulan barikatlar sebebiyle yangından kaçamadılar. Tüm bu olayların ardından ise 120 kadın işçi hayatını kaybetti. Kadın işçilere yönelik katliamdan yıllar sonra, takvimler 26- 27 Ağustos 1910'u gösterirken 2’nci Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında Alman komünist ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin'in önerisiyle 8 Mart, Ulusal Kadınlar Günü olarak ilan edildi.</p>

<p>Aradan 100 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen kadınların hak arayış mücadelesi bitmedi. Dünya'nın hemen hemen her yerinde kadınlar, haklarını mücadele ve dayanışma ile elde etse de, erkek otoritesine dayanan sistem, kadınları ikinci sınıf vatandaşı olarak görmeye devam ediyor. Türkiye'de ise bu otoritenin sonuçlarından biri, kadınlara yönelik her geçen yıl artan katliamlar.</p>

<p>"<strong>Anıt Sayaç: Bu yıl Mart ayının ilk haftasına kadar 70 kadın öldürüldü"</strong></p>

<p>2008'den bu yana erkeklerden tarafından öldürülen kadınların anısını yaşatmak, isimlerini ölümsüzleştirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla Zeren Göktan tarafından oluşturulan ve sürekli güncellenen, dijital bir arşiv sitesi Anıt Sayaç'ın verilerine göre erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı, kurulduğu ilk yıl olan 2008'de 68'ken, sadece bu yıl mart ayının ilk haftasına kadar öldürülen kadın sayısı 70. Geçtiğimiz yıl ise bu sayı 457. Anıt Sayaç verilerine göre diğer yıllarda katledilen kadın sayısı şu şekilde; "2009'da 128, 2010'da 205, 2011'de 132, 2012'de 147, 2013'de 232, 2014'de 293, 2015'de 255, 2016'da 253, 2017'de 354, 2018'de 411, 2019'da 427, 2020'de 420, 2021'de 434, 2022'de 414, 2023'de 420, 2024'de ise 455."</p>

<p>"<strong>Kadınlar konuşuyor: Biz kadınlar olarak ölebiliriz her gün her dakika"</strong></p>

<p>Bu 8 Mart'ta da, Türkiye'de yaşayan kadınlar haklarını aramak ve faillerin hesabını sormak için (sıradan bir günmüş gibi) alanlarda olacak. Bu dizide haberin ve yaşamın ortak öznesi olan kadınlar, her geçen yıl artan katliamların nedenlerini, çözümlerini; kadınlara yönelik gerçekleşen katliamlara karşı, duygu ve düşüncelerini aktardılar. Farklı şehirlerden bir araya gelen kadınlar, umudun karanlıktan daha güçlü olduğunu ifade ediyor.</p>

<p><em><strong>İzmir'de yaşayan Deniz:</strong></em></p>

<p><br />
Her sabaha kadın cinayetleriyle uyandığımız bir ülkede yaşıyoruz. Her akşam sokaklarda insanların birbirlerini nedensiz ve kaygısızca öldürdüğü sokaklardan geçiyoruz. Bir insan olarak, bir kadın olarak her tanıştığımız caddede yanımızdan geçen insanları potansiyel bir tehdit olarak algılamadığımız; metrolara bindiğimizde 'takip edilir miyiz' diye düşünmediğimiz, sevgilimiz yahut kocamız bir gün katilimiz olur mu diye korkmadan geçirdiğimiz tek bir gün yok.<br />
Çünkü tüm bunlar bu ülkede her gün yaşanıyor... Umutsuz bir ruh halinde değilim, bilakis kız kardeşlerimizin yaşama haklarını kendilerinin gibi, bir su, bir yemin gibi gözeten vicdanlı insanlarımız, yalnız 8 Mart'ta değil her yeni günde bize eşlik eden yoldaşlarımız var fakat yine de Türkiye adaletini sağlamakla görevli yargının zihinsel, kültürel ve vicdanen yenilenmemesi durumunda korkarım ki yaşanmaya devam edecekler.</p>

<p>Kadın cinayetlerinin artmasındaki en büyük sebeplerden biri elbette istismara açık infaz kanunu ve de özensiz, yetersiz cezalar. Fakat kadının ikinci sınıf vatandaş olarak kabul görüldüğü; bir babanın anneyi kemikleri kırılırcasına dövmesinin normal olduğu, yani kadının üzerinde her türlü tahakkümün, zorbalığın meşru olduğu; faille empati kurmasını daha kolay kılan aynı kültürel koddan geliyor, faille yargı mensubu. Hal böyleyken daha önümüzde uzun bir ataerkil yıkım süreci var. Cinsiyet iki yüzlülüğü öyle absürt bir noktada ki failin takım elbisesi var ise -ha birde mahzun, keyifsiz görünüyorsa biraz da rol yapabilirse- öldürdüğü, eziyet ettiği, aşağıladığı, istismar ettiği kadının yükü ortadan kalkıyor. Çünkü o artık etkin pişmanlıktan(!) özgür ve kim bilir haklı bile olabilir. Ve biz bir kadın olarak ölebiliriz; her gün, her dakika...<br />
Biz bunlara ses çıkarırken başımızı ezmeye, susturmaya, elimizi kolumuzu bağlamaya çalışabilirler; arsızca, ahlaksızca...</p>

<p>Sesimizi daha gür duyurdukça, onurlu duruşumuzu bozmadıkça, yalnız kız kardeşlerimiz için değil; insanımız için iyiye dair bildiğimiz ne varsa tüm bunlar için dirayetli durabildikçe, dimağımızı ışıkla, yüreğimizi sevgiyle besledikçe koruyacağız birbirimizi, dönüşeceğiz. Sevgiyle yeşermiş adil bir jenerasyon yetiştireceğiz arkamızda, tüm bu çarpık sistemi "karanlık" olarak anımsayacak...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"<strong>İstanbul Sözleşmesi ve 6284"</strong></p>

<p><em><strong>İstanbul'da yaşayan Yudum:</strong></em></p>

<p><br />
Hepimizin bildiği üzere kadına yönelik şiddetin, cinayetin ve ayrımcılığın kaynağı toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. AKP hükümetinin iktidara geldiği günden bugüne gerçekleştirilen kadın cinayetleriyle birlikte binlerce kadın hayatını kaybetti. İktidara göre kadın cinayetleri sadece rakamsal bir veri olsa da gerçek öyle değildir.</p>

<p>İktidar, tüm kurumların içini boşaltıp haklarımızı yok sayarak kadına yönelik şiddeti her geçen gün artıyor; eşitsizlikleri, ayrımcılıkları iyice derinleştiriyor ve kadın cinayetlerinin artmasına ortaklık ediyor.</p>

<p>Her bir maddesi kadınların yaşamlarını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesinden geri çekilerek, 6284'ü uygulamayarak sistematik bir şekilde kadın cinayetlerinin işlenmesinde işbirliği yaparak suç işlemiştir ve işlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde sadece bir günde 6 kadın öldürüldü. Ve bu ölümlerde iktidar, uyguladığı yanlış politikalarla bu cinayetlerin ortaklarından biridir.</p>

<p>İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun etkin bir biçimde uygulanmalıdır. Toplumsal cinsiyet temelli suçlarda, kadın cinayetlerinde cinsiyetçi iyi hal, tahrik indirimi gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir. "Jin Jiyan Azadi"</p>

<p><strong>Uşak'ta yaşayan Beyza:</strong></p>

<p><br />
Son yıllarda artan cinayetlerin ve ağır suçların toplumda büyük bir endişe yarattığını düşünüyorum. Birçok insan gibi ben de bu durumun sebeplerinden birinin cezaların caydırıcılığının, yeterince güçlü olmaması olduğunu düşünüyorum. Bazı olaylarda suç işleyen kişilerin kısa süre sonra serbest kalması, toplumda adalet duygusunun zedelenmesine ve insanların kendilerini güvende hissetmemesine neden olabiliyor.</p>

<p>Çoğu zaman büyük suçlara karışan kişilerin geçmişinde de benzer davranışlar veya uyarı niteliğinde olaylar olduğu ortaya çıkıyor.<br />
Bu nedenle, risk oluşturan durumların erken fark edilmesi ve gerekli hukuki süreçlerin zamanında ve etkili şekilde işletilmesi çok önemli. Suçların büyümeden önlenmesi hem bireylerin güvenliği, hem de toplumun huzuru açısından büyük bir önem taşıyor.</p>

<p>Toplumun adalet sistemine güven duyması, devletin en temel sorumluluklarından biridir. İnsanlar özellikle sevdikleri söz konusu olduğunda yaşadıkları acı ve öfkeyi çok yoğun hissedebilir. Bu yüzden adaletin hızlı, şeffaf ve caydırıcı bir şekilde uygulanması, hem mağdurların hem de toplumun vicdanını rahatlatacaktır.</p>

<p>Herkes için güvenli bir toplum oluşturmanın yolu; güçlü bir hukuk sistemi, etkin denetim ve adaletin eşit şekilde uygulanmasından geçer. Toplum olarak beklentimiz, suçların önlenmesi ve adaletin gecikmeden sağlanmasıdır.</p>

<p>"<strong>Umutla yaşamak istiyoruz"</strong></p>

<p><strong>Ardahan'da yaşayan Özge:</strong></p>

<p><br />
Kadın cinayetleri hakkında konuşmak insanın içini acıtıyor. Haberlerde artık normal bir durummuş gibi yüzeysel bir şekilde geçiliyor. Bu durumlar anlık bir öfke değil, toplum sorunudur. Bir kadının ne giydiği, nerede olduğu, kimle olduğu, bir ilişkiyi bitirmek istemesi; ölümle sonuçlanması aciz bir durum. Hiçbir gerekçe insanın yaşamını elinde almamalı. En önemlisi de çoğu kadın yardım isteyip, şikayetçi olup, yeterince dikkate alınmamayıp, önemsenmemiş. Bence küçük yaştan itibaren çocuklara saygıyı, sınır kavramını, eşitliği öğretmek gerekiyor. Şiddeti normalleştiren acılar değişmeden, bu durum geçmez. Çok basit aslında; kadınların istediği sokakta, evinde, işinde güvende olmak. Aslında en temel insan hakkı... Hiç kimse hayatını düşünüp endişe içinde yaşamamalı. Artık üzülmekten öte gerçekten çözüm üreten adımlar görmek daha iyi olur. Her kaybedilen kadın hayatı aslında eksilen bir hayat değil, eksilen bir gelecek... Hiçbir öfke hiçbir bahane bir canı geri getirmiyor. Geride sadece tarifsiz bir boşluk, dinmeyen acılar kalıyor. Korkuyla değil, umutla yaşamak istiyoruz. Çünkü yaşamak, herkesin hakkı. Diyeceğim son şey, kadınlar artık korkarak yaşamamalı!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/kadinlar-konusuyor-sevgiyle-yesermis-adil-bir-jenerasyon-yetistirecegiz</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/ac072aec-cfd7-4aa0-8af2-61929a5cdccc.jpeg" type="image/jpeg" length="39436"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadın öğretmenler konuşuyor: Kadın cinayeti bir kişinin suçu değil sessiz kalan herkesin utancıdır]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/kadin-ogretmenler-konusuyor-kadin-cinayeti-bir-kisinin-sucu-degil-sessiz-kalan-herkesin-utancidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/kadin-ogretmenler-konusuyor-kadin-cinayeti-bir-kisinin-sucu-degil-sessiz-kalan-herkesin-utancidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Kadınlar Konuşuyor'un" ikinci dizisinde haberin öznesi, kadın öğretmenler. Kadın öğretmenler 8 Mart'a, Çekmeköy'de öğrencisi tarafından bıçaklanarak öldürülen meslektaşı Fatma Nur Çelik'in acısını paylaşarak giriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SERKAN ATASOY- 8 MART DOSYASI</strong></p>

<p><br />
<strong>Gazete Emek - </strong>Türkiye'nin farklı şehirlerinden konuşan öğretmenler bir yandan artan kadın katliamlarını yorumlarken, diğer yandan meslektaşını da unutmadı. Öğretmenler, gelecek nesillere eğitimli bireyler yetiştirme çabasındayken düşüncelerini ve eleştirilerini öfkeyle karışık bir burukluk içerisinde dile getiriyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Burcu Öğretmen:</strong></p>

<p>Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Ama bizler maalesef güzel ve umutlu şeyler konuşamıyoruz. Tam aksine, her yıl aynı acıları konuşuyor, aynı istatistikleri paylaşıyor, aynı öfkeyi ve hatta aynı yas duygusunu yaşıyoruz. Buna rağmen kadın cinayetlerinin azalmak bir yana artıyor olması, meselenin münferit değil, yapısal olduğunu açıkça ortaya koyuyor.</p>

<p></p>

<p>Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformunun açıkladığı veriler, bu ülkede kadınların yalnızca kadın oldukları için yaşam haklarının güvende olmadığını gösteriyor. 2025 yılında yüzlerce kadının hayatını kaybetmesi bu gerçeği yüzümüze vuruyor. 2026 yılı şubat ayı raporunda, bir ayda 23 kadın öldürüldü, 29 Kadın ise şüpheli şekilde hayatını kaybetti. Bu rakamlar aile içi mesele, kıskançlık krizi ya da anlık öfke gibi ifadelerle açıklanamayacak kadar ağırdır. Ve biz kadınlar bu kadar kolay şekilde hayattan koparılmayı, erkek egemen zihniyete ve hükümsüz kalınmasına bağlıyoruz.</p>

<p></p>

<p>"<strong>Kadın cinayetleri politiktir"</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Burcu Öğretmen devam ediyor:</strong></p>

<p>Kadın cinayetlerine üç noktadan bakacak olursak ;</p>

<p>1. Cezasızlık: İyi hal indirimi, tutuksuz yargılama ya da cezanın hafifleyeceğine dair toplumda yaratılan algının caydırıcılığını zayıflatıyor. Şiddet uygulayan kişinin, yaptığının sonuçsuz kalmasından ötürü sınırları kolaylıkla kaldırabiliyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>2. Koruma mekanizmalarının yetersiz uygulanması: Kâğıt üzerinde kalan yasal düzenlemeler, ya da aslında boşlukta kalan düzenlemeler hayati riski artırıyor. Özellikle şikayet süreçlerinde kadınların ciddiye alınmaması, şiddet halkasını ne yazık ki büyütüyor.</p>

<p></p>

<p>3. Toplumsal zihniyet meselesi: Kadınların nasıl giyineceği, kiminle ve ne zaman dışarı çıkacağı gibi konularda hakimiyeti kurma hakkını kendinde gören bir anlayışa kurban gidebiliyor. Ee bir de tabii kadınlara uygulanan şiddet yalnızca fiziksel değil; psikolojik şiddeti de toplum içerisinde normalleştiriyoruz. Bu normalleşmeyi kırmadıkça istatistikler değişmiyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Peki birey olarak ne yapabiliriz?</strong></p>

<p>Öncelikle sessiz kalmamak çok önemli. Kadınların söylemlerini dikkate almak gerekli. Dayanışma topluluklarına katılmak somut adımlar olabilir. Kadın örgütlerini desteklemek, gönüllü olmak ya da bu tarz toplulukları görünür kılmak dahi yeterli ve etkili olabilir. Unutmadan bu mücadelenin öznesi yalnızca kadın olmasını istemiyoruz. Yaşama hakkını kabul eden erkeklerin de bu yolda bizimle olmasını istiyoruz.</p>

<p>Çok uzatmadan; 8 Mart'ın anlamı, sadece anma ya da yaş günü değil; talep etme, hesap sorma, sesini en etkili bir şekilde, eşit bir yaşamda israr etme günü olarak görüp duyurmaktır. Korkmadan, kısıtlanmadan; evinde (son yaşadığımız olaya değinerek) Fatma Öğretmen gibi okulunda, kızıyla yemek yerken dışarıda, kurban gitmeden yaşamak istiyoruz.</p>

<p></p>

<p>Bu nedenle kadın cinayetleri politiktir. Çünkü kadınların hayatını koruyacak ya da savunacak şey hukukun nasıl uygulandığı, toplumun hangi değerleri benimsediğiyle ilgilidir. Ve ekliyorum; kadın cinayeti bir kişinin suçu değil, sessiz kalan herkesin utancıdır.</p>

<p></p>

<p>"<strong>Cezasızlık yeni suçların davetiyesidir"</strong></p>

<p></p>

<p><u><strong>Dilşad Öğretmen:</strong></u></p>

<p>Kadın cinayetleri münferit değil; sistematik bir sorunun parçası. Fail çoğu zaman en yakındaki erkek: eş, eski eş, sevgili, baba, kardeş… Yani mesele “karanlık bir sokak” değil, evin içi. “Aile” söylemiyle kutsanan yapının içinde, kadınlar en çok öldürülen taraf olmaya devam ediyor.</p>

<p></p>

<p>Bu yüzden kadınlar 8 Mart’ta yalnızca yas tutmuyor. Hesap soruyor. Çünkü biliyorlar: cezasızlık, yeni suçların davetiyesidir. Bir fail iyi hal indirimi alıyorsa, bir mahkeme kravatı gerekçe gösteriyorsa, bir soruşturma “intihar” denilerek kapatılıyorsa; orada adalet değil, patriyarkanın koruma kalkanı çalışıyordur.</p>

<p></p>

<p>Kadın cinayetlerini önlemek için bireysel “öfke kontrolü” tavsiyeleri yetmez. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini besleyen dil değişmeden, eğitim politikaları dönüşmeden, koruma kararları etkin uygulanmadan bu tablo değişmez.</p>

<p></p>

<p>Umut, tüm baskılara rağmen vazgeçmeyen kadınlarda. Her dava takibinde adliye koridorlarını dolduranlarda. Her 8 Mart’ta yasaklara rağmen sokağa çıkanlarda. Çünkü tarih gösteriyor ki kadınların kolektif mücadelesi, hukuku da siyaseti de dönüştürme gücüne sahip.</p>

<p></p>

<p>Kadınlar sokakta sadece slogan atmıyor; bir hafıza inşa ediyor. Her pankartta bir isim, her dövizde bir hikâye var. Bu yüzden tüm kadıları 8 Mart’ta alanlara, mücadele saflarını sıklaştırmaya çağırıyoruz.</p>

<p></p>

<p>"<strong>Ataerkil anlayış şiddeti meşrulaştıran bir zemin oluşturmaktadır"</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Eda Öğretmen:</strong></p>

<p>Kadın cinayetlerinin artışındaki temel nedenler, bireysel “öfke”ya da “anlık” şiddetle sınırlamak mümkün değildir; çoğu zaman köklü toplumsal ve yapısal sorunlara dayanmaktadır. Öncelikle toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadını erkeğe bağımlı gören ataerkil anlayış, şiddeti meşrulaştıran bir zemin oluşturmaktadır. Ceza alınmayacak algısı, koruma kararlarının etkin uygulanmaması, şiddet geçmişinin ciddiye alınmaması ve denetim eksiklikleri bu nedenleri daha çok arttırmaktadır. Ekonomik bağımlılık, boşanma sürecinde yaşanan çatışmalar, kıskançlık ve kişinin kontrol etme isteği gibi faktörler de sık görülen tetikleyici nedenlerdendir. Bu tür olayları önlemek için öncelikle tehdit, ısrarcı takip ve şiddet geçmişi olan kişiler hakkında verilen uzaklaştırma ve koruma kararlarının yalnızca kâğıt üzerinde de bu denetimlerin etkin biçimde takip edilmesi gerekmektedir. Bunun yanında kadınların ekonomik olarak bağımsız olmasını destekleyen istihdam ve sosyal yardım politikaları, şiddet ortamından ayrılmayı kolaylaştırmak için çalışmalar yürütülmelidir. Eğitim sisteminde erken yaşlardan itibaren eşitlik, öfke kontrolü ve sağlıklı iletişim becerileri kazandırılması bu sebeplerin önüne geçebilir. Medya ve toplum liderlerinin şiddeti romantize etmeyen, sorumluluğu failde açıkça gösteren bir dil kullanması da toplumsal farkındalığı artırır. Kısacası kalıcı çözüm; caydırıcı ve hızlı işleyen hukuk, güçlü koruma mekanizmaları, eğitim yoluyla zihniyet değişimi ve sosyal destek ağlarının birlikte güçlendirilmesiyle mümkün olabilir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Sena Öğretmen:</strong></p>

<p>Tarih boyunca gördük ki güçsüzün ya da ezilmişin hakkı ona altın tepside sunulmamış, aksine ateşten ve kandan geçerek elleriyle söküp almıştır. Özellikle kadınların hak alma mücadelesi hep çok sesli, çok zorlu ve çok anlamlı olmuştur. 8 Mart tarihi de kadınların haklarını aramakla kalmayıp güçlerini dünyaya kabul ettirdikleri bir gün olarak anlam kazandı.</p>

<p>Öğrencisi tarafından katledilen öğretmenimiz Fatma Nur Çelik ve istismar, yalnızlık ve şiddetin karanlığında hayattan kopartılan Fatma Nur Çelik ve yavrusu Hifa'nın adlarının yankısı, bize kadınların hak, güvenlik ve saygı talebinin yalnızca özel günlerde değil, her an korunması gereken bir insanlık onuru olduğunu haykırıyor!</p>

<p>Şiddet mağduru ve kurbanı olan tüm kadınlarımızın ruhları şad olsun. Kadınların her alanda eşit, özgür ve güven içinde yaşayacağı bir dünya için sesimizi yükseltmekte, birbirimizi desteklemekten ve birlikte durmaktan vazgeçmemeliyiz.</p>

<p><strong>"8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü var olsun!"</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Kader Öğretmen:</strong></p>

<p>Araştırmalar, faillerin yeterli ve caydırıcı yaptırımlarla karşılaşmadığına dair oluşan algının suçu beslediğini göstermektedir. “İyi hal indirimi," “tahrik indirimi” gibi uygulamalar kamu vicdanında adalet duygusunu zedelemektedir.</p>

<p>Caydırıcılık yalnızca yasa metninin varlığıyla değil, etkin ve tutarlı uygulanmasıyla mümkündür.</p>

<p>Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadın cinayetleri çoğunlukla “ayrılmak isteme", “kendi hayatına karar verme”, “boşanma talebi” gibi nedenlerle gerçekleşiyor. Bu da sorunun temelinde erkek egemen kontrol anlayışının yattığını gösteriyor.</p>

<p>Kadının birey olarak değil, “itaat etmesi gereken bir konumda” görülmesi şiddeti meşrulaştıran kültürel bir zemin oluşturuyor.</p>

<p></p>

<p>Erken müdahale eksikliği birçok vakada cinayetten önce; tehdit, takip, fiziksel şiddet, uzaklaştırma kararının ihlali gibi aşamalar bulunuyor. Bu noktada kolluk kuvvetlerinin ve adli mekanizmaların risk analizi yaparak erken müdahale etmesi hayati önem taşıyor. Şiddet dilini normalleştirmemek mağduru suçlayan söylemlere karşı durmak, çevrede risk altındaki kadınları yalnız bırakmamak, kadın örgütlerinin çalışmalarını görünür kılmak çocuklara eşitlik temelli bir dil kazandırmak, toplumsal dönüşüm, gündelik dil ve tutumdan başlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/kadin-ogretmenler-konusuyor-kadin-cinayeti-bir-kisinin-sucu-degil-sessiz-kalan-herkesin-utancidir</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/9d0ae93d-9742-4487-826d-57beef621e35.jpeg" type="image/jpeg" length="65627"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Üniversiteli kadınlar konuşuyor: Tarih boyunca kadın sessizliğiyle değil dirayetiyle yankı yaptı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/universiteli-kadinlar-konusuyor-tarih-boyunca-kadin-sessizligiyle-degil-dirayetiyle-yanki-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/universiteli-kadinlar-konusuyor-tarih-boyunca-kadin-sessizligiyle-degil-dirayetiyle-yanki-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Kadınlar Konuşuyor'un" üçüncü ve son dizisinde üniversiteli kadınlar, artan kadın katliamlarına dair görüşlerini ve duygularını söyleyerek çözüm yolları arıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SERKAN ATASOY - 8 MART DOSYASI</strong></p>

<p><strong>Gazete Emek -</strong> Kimi kadın öğrenci artan kadın cinayetlerinin hukuki caydırıcılığın zayıflaması, patriyarkal ideolojinin yeniden güç kazanması ve ekonomik krizlerin yarattığı gerilim olduğunu söylerken; kimi öğrenci ise korkmadan yaşamak istediğini, üzülmek istemediğini ve kadınların sadece 8 Mart'ta değil, her gün yaşamın tam ortasında olması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Üniversite öğrencisi Yelhan:</strong></p>

<p>Türkiye’de son yıllarda görünürlüğü artan kadın cinayetleri, politik iklim, patriyarkal kültür, ekonomik kriz ve cezasızlık politikalarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Politik açıdan bakıldığında, kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki mekanizmaların zayıflatılması önemli bir eşiktir. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, sembolik ve pratik anlamda devletin kadınları koruma yükümlülüğüne dair ciddi bir kırılma yaratmıştır. Sözleşmeden çekilme, yalnızca bir uluslararası metnin feshi değil aynı zamanda erkek şiddetine karşı verilen mücadelenin politik olarak geri plana itilmesi anlamına gelir.</p>

<p></p>

<p>Hukukun caydırıcılığının azalması, faillere yönelik iyi hal indirimleri ve uygulamadaki eksiklikler, erkek şiddetini dolaylı olarak cesaretlendiren bir zemin üretmektedir. Devletin ideolojik olarak "aileyi koruma" vurgusunu kadının yaşam hakkının önüne koyması, kadını birey olmaktan ziyade aile içindeki rolü üzerinden tanımlayan muhafazakâr bir çerçeveye işaret etmektedir.</p>

<p>Kadınların boşanmak istemesi, çalışmak istemesi, ilişkiyi sonlandırması ya da kendi hayatına dair karar alması çoğu vakada cinayet gerekçesi hâline gelmektedir. Bu durum, erkek egemen sistemin kadın bedeni ve yaşamı üzerindeki mülkiyet iddiasını gösterir. Kadınların kamusal alanda güçlenmesi ve ekonomik bağımsızlık kazanması, geleneksel erkeklik konumunu tehdit etmekte, bu tehdit bazı erkeklerde kontrolü yeniden tesis etme çabası olarak ölümcül şiddete dönüşmektedir.</p>

<p></p>

<p>Ataerkil kültür içinde büyüyen erkek özne, kadını "kendinin uzantısı" olarak konumlandırır.</p>

<p>Toplumsal olarak erkeklere duygusal regülasyon becerilerinin zayıf olması ve öfkenin meşru bir erkeklik dili olarak sunulması bu patolojiyi beslemektedir.</p>

<p></p>

<p>"<strong>Kolektif direniş pratikleri şiddete karşı alternatif bir politik bilinç üretiyor"</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Üniversite öğrencisi Yelhan devam ediyor:</strong></p>

<p>Kürt meselesi bağlamında ise tablo daha katmanlıdır. Kadınlar hem patriyarkal yapının hem de çatışmalı siyasal tarihin yükünü taşımaktadır. Militarizasyonun yoğun olduğu coğrafyalarda şiddet kültürü gündelik hayata daha fazla sirayet eder. Uzun süreli çatışma ortamında güç, kontrol ve tahakküm daha merkezi değerler hâline gelir. Ayrıca yoksulluk, zorunlu göç ve toplumsal travma, kadınlar için daha zorlayıcıdır. Kürt kadın hareketinin geliştirdiği kolektif direniş pratikleri ise bu şiddete karşı alternatif bir politik bilinç üretiyor ancak devlet baskısı ve siyasal gerilimler bu mücadelenin alanını daraltmayı hedeflemektedir.</p>

<p></p>

<p>Sonuç olarak artan kadın cinayetleri hukuki caydırıcılığın zayıflaması, patriyarkal ideolojinin yeniden güç kazanması, ekonomik krizlerin yarattığı gerilim, kırılgan erkeklik yapıları ve çatışmalı siyasal tarih gibi çok katmanlı dinamiklerin kesişiminde ortaya çıkar. Bu nedenle çözüm de yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı olamaz. Toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan politikalar, eğitim sisteminde eşitlikçi dönüşüm, kadınların ekonomik ve sosyal olarak güçlendirilmesi ve erkeklik normlarının sorgulanması gerekmektedir.</p>

<p></p>

<p>"<strong>Kadın insanlığın en narin ama en sağlam direğidir"</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Üniversite öğrencisi Meryem:</strong></p>

<p>Bugün etrafa bakarken yıllar boyunca güneşi görememiş, Güneş'ten önce kalkan gözleri hatırlıyorum; o gözler ki, kimi zaman evin dört duvarında gölgelerle büyümüştü, kimi zaman sokakta saygı beklerken adeta görünmez sayılmıştı. Kadın… Birçok tarihçi, filozof ve şairin kaleminden sayfalarca anlatılabilecek bir kelime. Ama bazen o kelimeyi söyleyen dudaklar bile haksızlık yapmıştır. İşte bu yüzden bugün, 8 Mart’ta sadece bir çiçek ya da tebrik mesajıyla yetinmeyeceğiz. Bugün, kadın olmanın cesaretini, sabrını ve eşsizliğini hatırlayacağız.</p>

<p></p>

<p>Victor Hugo’nun dediği gibi, “Kadın, insanlığın en narin, ama en sağlam direğidir.” Ve ne yazık ki, bazen bu direğe yaslanan eller, onu kırmaya çalıştı. Bazen sözcükler, zincir oldu. Dünya’nın her köşesinde, bir kadının sesi, duyulmayan bir çağrı gibi yankılandı. Ama unutulmamalı ki, tarih boyunca kadın, sessizliğiyle değil, dirayetiyle yankı yaptı. Bazen kadınlar evde, okulda, işte insan yerine konulmaz; bazen ise aynı kadınlar, aileyi, toplumu, geleceği ayakta tutan görünmez kahraman olur. İşte bu çelişki, 8 Mart’ı yalnızca bir tarih değil, bir dayanışma günü hâline getirir.</p>

<p>Ve şimdi 21. yüzyılın ışığında, geçmişin ve günümüzün sessiz çığlıklarını duyuyoruz. Her kadının adı okunacak. Her şiddet gören değil, her hakkı hiçe sayılan değil; her hayal kuran, her yol açan, her cesur adım atan kadın duyuracak, duyulacak! Kadınlar sadece 8 Mart’ta değil, her gün yaşamın tam ortasında olmalı.</p>

<p></p>

<p><strong>Üniversite öğrencisi Sude:</strong></p>

<p>Kadın cinayetleri artık uzaktan izlediğim bir haber değil, her duyduğumda içime oturan bir korku ve tarifsiz bir üzüntü. Öldürülen her kadında biraz kendimizi, biraz kardeşimizi, arkadaşımızı görüyoruz. Her biri hayalleri olan, sevdikleri olan, yaşamak isteyen kadınlardı.</p>

<p></p>

<p>En acısı da çoğunun sadece kendi hayatına dair bir karar vermek istemesiydi. Ayrılmak, boşanmak, okumak, çalışmak ya da sadece “hayır” demek… Bu kadar basit, bu kadar insani şeyler ölüm sebebi olmamalıydı ama oldu.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazen sadece şunu düşünüyorum, Bir kadının hayatta kalması, eve sağ salim dönmesi bu ülkede bir şansa bağlı olmamalı. Korkmadan yaşamak, en temel hakkımız! Artık sadece üzülmek değil, gerçekten değişim görmek istiyorum. Kadınların ölmediği, isimlerinin istatistiklere dönüşmediği bir ülke hayal değil, olması gereken bu.</p>

<p></p>

<p>Artık başsağlığı mesajları görmek değil, gerçek bir değişim görmek istiyorum. Kadınların isimlerinin istatistiklere değil, başarılarına ve hayallerine karıştığı bir ülkede yaşamak istiyorum, yaşamak istiyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/universiteli-kadinlar-konusuyor-tarih-boyunca-kadin-sessizligiyle-degil-dirayetiyle-yanki-yapti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/f40d7368-6995-4bc0-b8f0-9d068fac5271.jpeg" type="image/jpeg" length="27407"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınlar 8 Mart’ta Kadıköy’de yürüdü: “Yoksulluğa, şiddete ve savaşa karşı isyandayız”]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/kadinlar-8-martta-kadikoyde-yurudu-yoksulluga-siddete-ve-savasa-karsi-isyandayiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/kadinlar-8-martta-kadikoyde-yurudu-yoksulluga-siddete-ve-savasa-karsi-isyandayiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde İstanbul Kadıköy’de bir araya gelen binlerce kadın, İstanbul 8 Mart Kadın Platformu’nun çağrısıyla Boğa Meydanı’ndan Rıhtım’a yürüdü. Kadınlar, taşıdıkları pankart ve dövizlerle şiddete, yoksulluğa ve savaşa karşı mücadele mesajı verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında İstanbul Kadıköy’de binlerce kadın sokağa çıktı. İstanbul 8 Mart Kadın Platformu’nun çağrısıyla Kadıköy Boğa Meydanı’nda toplanan kadınlar, Rıhtım’a doğru yürüyüşe geçti.</p>

<p>Yürüyüşte kadınlar “Yoksulluğa, şiddete, sömürüye ve savaşa karşı kadınlar isyandayız” yazılı pankart açtı. Katılımcılar, kadın cinayetlerine, ekonomik krize ve savaş politikalarına karşı taleplerini dile getirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kadınlar yürüyüş boyunca “Yoksulluğa ve şiddete karşı mücadelemiz var, yaşasın 8 Mart”, “Yoksulluk ve şiddet kaderimiz değil”, “Aile yılı değil, mücadele yılı”, “Kadın cinayetleri politiktir” ve “Asgari değil insanca yaşam” yazılı dövizler taşıdı.<br />
Eylem sırasında “Kadınlar yürüyor mücadele büyüyor”, “Jin Jiyan Azadî” ve “Asgari değil insanca yaşam” sloganları atıldı.<br />
Kadınlar ayrıca son dönemde gündeme gelen kadın cinayetleri ve şüpheli ölümlerle ilgili adalet talebini dile getirerek faillerin yargılanmasını istedi.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kaynak: Evrensel </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/kadinlar-8-martta-kadikoyde-yurudu-yoksulluga-siddete-ve-savasa-karsi-isyandayiz</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 12:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/screenshot-2026-03-08-12-53-02-661-comtwitterandroid-edit.jpg" type="image/jpeg" length="90857"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mersin’de sağlık emekçisi kadınlardan insanca çalışma talebi]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/mersinde-saglik-emekcisi-kadinlardan-insanca-calisma-talebi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/mersinde-saglik-emekcisi-kadinlardan-insanca-calisma-talebi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin’de bir araya gelen sağlık emekçisi kadınlar, Mersin Üniversitesi Hastanesi önünde yaptıkları açıklamada düşük ücretlere, uzun nöbetlere ve sağlıkta şiddete tepki gösterdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><strong>Gazete Emek- </strong>Dev Sağlık-İş ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) üyesi kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Mersin Üniversitesi Hastanesi poliklinik kapısı önünde basın açıklaması yaptı. Kadınlar, uzun çalışma saatleri, düşük ücretler ve personel eksikliğinin iş yükünü artırdığını vurgulayarak, sağlıkta şiddetin de özellikle kadın emekçileri hedef alındığı ifade edildi.<br />
Açıklamayı okuyan SES Mersin Şube Eş Başkanı Sevgi Başkavak, 8 Mart’ın kadın işçilerin hak mücadelesinin sembolü olduğunu hatırlatarak, kadınların bugün de insanca çalışma ve yaşam koşulları için mücadele etmeye devam ettiğini söyledi.<br />
Bugün de kadınların uzun çalışma saatleri ve düşük ücretlerle mücadele ettiğini belirten Başkavak, sağlık emekçisi kadınların da ağır çalışma koşulları altında görev yaptığını ifade etti. Başkavak, “Bir kısmımız günde 10-12 hatta 14 saat çalışıyor. Düşük ücretler nedeniyle geçinemiyoruz. Ya fazla mesaiye kalıyor ya da gün aşırı tuttuğumuz nöbetlerden alacağımız ücretle ev ekonomimizi rahatlatmaya çalışıyoruz. Şehir hastanelerinde 24 saat nöbet tutan hemşire arkadaşlarımız var” dedi.<br />
Eksik personel ve uzun nöbetlerin iş yükünü artırdığını dile getiren Başkavak, özel hastanelerde ise çalışma saatlerinin daha uzun ve ücretlerin daha düşük olduğunu söyledi. Farklı kadro ve unvanlarda çalışmanın eşitsizlikleri büyüttüğünü belirten Başkavak, sağlık emekçilerinin temel haklarından kısmak zorunda bırakıldığını ifade etti.<br />
Artan iş yükünün yalnızca fiziksel değil ruhsal sağlıklarını da olumsuz etkilediğini vurgulayan Başkavak, sağlıkta dönüşüm politikalarıyla birlikte hastanın “müşteri” olarak görülmeye başlandığını ve sağlık sisteminde yaşanan piyasalaşmanın sağlık emekçileri ile yurttaşları karşı karşıya getirdiğini söyledi. Bu politikaların sağlıkta şiddetin artmasına yol açtığını dile getiren Başkavak, şiddetten en çok kadın sağlık emekçilerinin etkilendiğini belirtti.<br />
Kadın sağlık emekçilerinin hem işte hem evde büyük bir yük taşıdığını ifade eden Başkavak, çocuk bakımına yönelik kamusal desteklerin yetersiz olduğunu söyledi. “Gece gündüz demeden hastanelere koşarak geliyoruz ama aklımız evde bıraktığımız çocuklarımızda kalıyor. Çalıştığımız kurumlarda çocuklarımızı bırakabileceğimiz bir kreş ya da bakımevi yok” dedi.<br />
Kadın sağlık emekçilerinin taleplerini de sıralayan Başkavak; insanca yaşayacak ücret, güvenceli istihdam, güvenli çalışma koşulları, 7/24 ücretsiz kamusal kreşler, sağlıkta şiddetin önlenmesi, HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması ve 8 Mart’ın ücretli tatil ilan edilmesi gerektiğini ifade etti.<br />
Başka bir dünyanın mümkün olduğunu belirten Başkavak, “Yoksulluğa, şiddete ve eşitsizliğe karşı gücümüz birliğimizdir. Daha iyi bir dünyada insanca yaşamak için mücadeleyi büyütmeye ve dayanışmayı güçlendirmeye devam edeceğiz” dedi.<br />
Açıklama, “Yaşasın mücadelemiz, yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” sloganıyla sona erdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EMEK HABERLERİ, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/mersinde-saglik-emekcisi-kadinlardan-insanca-calisma-talebi</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/337378.webp" type="image/jpeg" length="12714"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Saçını ördüğü için tutuklanan çocuk konuştu]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/sacini-ordugu-icin-tutuklanan-cocuk-konustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/sacini-ordugu-icin-tutuklanan-cocuk-konustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rojava’ya yönelik saldırılar sonrası saç örme protestosuna katıldığı için tutuklanan çocuk, “Cezaevinde her gün saçımı ördüm. Çıktığım gün ise özgürlüğün simgesi olsun diye erbane aldım” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>İzmir’de sosyal medya hesabından saç örme videosu paylaşması nedeniyle 5 Şubat’ta “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklanan lise son sınıf öğrencisi 16 yaşındaki A.K., Şakran Çocuk Cezaevi’ne götürülmüştü. Cezaevi girişinde çıplak aramaya maruz kaldığı belirtilen A.K., birlikte tutulduğu adli tutuklular tarafından da darp edildiğini söylemişti. 26 gün cezaevinde kalan A.K., 3 Mart’ta görülen ilk duruşmada tahliye edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tahliye sonrası Mezopotamya Ajansı’ndan Uğurcan Boztaş’a konuşan A.K., cezaevi sürecinde yaşadıklarını anlattı. Tahliye sonrası bir yandan mutlu bir yandan da öfkeli olduğunu söyleyen A.K., “Bu adalet sistemine karşı bir öfkem var” dedi.</p>

<p>'Hiçbir çocuk bu duyguları yaşamamalı’</p>

<p>Duruşma günü kendisine gösterilen dayanışmayı hissettiğini ifade eden A.K., “Duruşma salonunda sürekli kapıya bakıyordum. Birçok kişi ordaydı, tahliye kararı verildikten sonra alkış ve zılgıt seslerini duydum. Tahliye kararı verildikten sonra mutluluktan ağladım. Ring aracındayken de çok garip hissediyordum, yani 1-2 saat sonra özgür olacaktım, artık cezaevinde kalmayacaktım. Aslında hiçbir çocuğun bu duyguları yaşamaması gerekiyor. Çünkü biz çocuğuz. Ben kendi adıma çok üzgünüm ve başka çocukların da bu duruma düşmesini istemiyorum. Bu konuda sorumlu olanlar var. O çocukların da psikolojisi iyi değil, çıkmak istiyorlar; ama çıkamıyorlar. Cezaevi çocuklar için uygun bir yer değil, bunu bilmeleri gerekiyor” ifadelerini kullandı.</p>

<p>‘Tutuklanmanın ne olduğunu bilmiyordum’</p>

<p>A.K., 5 Şubat günü gözaltına alınma sürecini ise şu şekilde aktardı:</p>

<p>“Ben alındığım gün, evde değildim, evime yakın bir okulda İzmir bölgesinde bir aşçılık yarışmasındaydım. Yarışmada tam tabağımı çıkaracağım zaman, babam beni aradı ve polislerin eve geldiği söyledi. Ardından ağabeyimle birlikte emniyete gittik ve oradan adliyeye sevk edildim. Benim o gün sınavım vardı. Ben savcılık sorgumda, okul okuduğumu ve o gün sınavım olduğunu söyledim. Böyle bir konudan tutuklanacağımı düşünmüyordum, bunun suç olmadığını düşünüyorum. Daha tutuklanmanın ne olduğunu dahi bilmiyordum. Hayatımda ilk defa karakola ve adliyeye gittim, polisle konuştum.”</p>

<p>‘Cezaevi kurallarını anlatan kitap verdiler’</p>

<p>Cezaevine götürüldükten sonra çıplak aramaya maruz kaldığını aktaran A.K., ilk iki gün boyunca da tekli hücrede kaldığını belirtti. Ardından adli tutukluların olduğu koğuşa konulduğunu ifade eden A.K., şunları söyledi:</p>

<p>“O gün bana cezaevi kurallarını, işleyişini anlatan ‘adalet’ kitabını verdiler. Ben sabaha kadar o kitabı okudum. Aile görüşünden sonra koğuşa alındım ve orada benle benzer nedenden dolayı içeride olan arkadaşım kulağıma cezaevine neyden dolayı girdiğimi söylemem gerektiğini söyledi. Ardından 5-6 çocuk üstüme çullandı ve bana ‘neyden içeri girdin, o kız kulağına ne söyledi, şimdi gidip onu döveceğiz’ dediler. Ben de onlara ‘neyden dolayı içeri girdiğimi söyleyebilirim, bundan utanacak değilim’ dedim. Cezaevine girme nedenimi söyledikten sonra bana ‘gerçekten böyle bir nedenden dolayı tutukluyorlar mı?’ diye sordular. Kaldığım odada sürekli kavga çıkıyordu. Beni de zaten yeni geldim diye dövmüşler. Benle aynı nedenden dolayı içeri giren arkadaşımı da dövmüşler.”</p>

<p>‘Cezaevinde darp edildim’</p>

<p>A.K. ardından kaldığı odanın değiştirilmesinden birkaç gün önce yaşadığı darp olayını ise “Ben odamı değiştirmemden 3-4 gün önce 3 tane tutuklu beni lavaboya çağırıp ‘Gel seninle bir şey konuşacağız’ dediler. Ben de bir şeye ihtiyaçları vardır diye lavaboya gittim. Bana birtakım şeylerle itham ettiler, tam kapıdan çıkarken beni tuttular ve geriye ittiler, saçlarımdan tutup lavaboya, duvarlara vurdular. Bu olayı kimseye söylememem konusunda beni tehdit ettiler, sürekli birilerinin gelip beni görmelerinden dolayı benden korkuyorlardı. Psikolojim kötüydü, o zaman ve darp edilmemden sonra daha kötü oldum. Bunun üzerine aileme ve avukatıma haber verdim. Ardından beni cezaevi görevlisi çağırdı ve ben de olanları anlattım. Darp raporu almak için kampüsteki hastaneye gittim, ama vücudumdaki izler geçmişti. Ağrılarım geçsin diye kendimi sürekli sıcak tutuyordum çünkü orada ilaç da vermediler. Bu olaydan sonra odam değiştirildi. Yeni odaya geçtikten sonra kendimi daha iyi hissetim. Ailemden odada birlikte kaldığım arkadaşımın ailesine ulaşmalarını ve onu da benim odama göndermeleri söyledim. Ardından onu da benim yanıma verdiler” şeklinde konuştu.</p>

<p>Cezaevinde saçlarını ördüler’</p>

<p>Değişen odasında sık sık kitap okuduğunu, şarkı söylediğini ve birlikte kaldığı tutukluların saçlarını ördüğünü söyleyen A.K., “Kendime ‘çıkana kadar her gün saçımı öreceğim’ diye söz verdim. Çünkü ben saç örmenin bir suç olmadığını düşünüyorum. 8 Mart’a katılmayı çok istiyordum, her sene de 8 Mart’a katılıyorum. Duruşma günü avukatıma ‘erbane alıp 8 Mart’a katılmayı istiyorum, çıkmazsam da üzülürüm’ dedim. Çıktığım gün aileme ‘Biriktirdiğim paramla erbane alacağım, cezaevinden çıktım, ve özgürlüğümün bir simgesi olsun’ dedim. Çıktıktan sonra gidip erbane aldım. 8 Mart’ı bekliyorum. Müziğin yanı sıra mesleğimi de seviyorum. Okuluma gitmeyi de çok istiyorum. Bizim gibi çocukların yeri cezaevi değil, bizim yerimiz okul sıralarıdır. Ben hiçbir çocuğun cezaevine girmesini istemiyorum” diye konuştu.</p>

<p>Ne olmuştu?<br />
Saç örme eylemleri, Suriye’deki geçici hükümete bağlı silahlı grupların Rojava’ya yönelik saldırıları sırasında bir silahlı kişinin YPJ’li bir kadının saç örgüsünü keserek görüntülerini paylaşması sonrası sosyal medyada başlatılan protestolar kapsamında gündeme gelmişti. 22 Ocak’tan itibaren farklı ülkelerden çok sayıda kadın, saçlarını örerek kaydettikleri videoları paylaşmış ve şiddete karşı tepki göstermişti.</p>

<p><br />
Kaynak: İlke Tv</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/sacini-ordugu-icin-tutuklanan-cocuk-konustu</guid>
      <pubDate>Fri, 06 Mar 2026 11:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/817x450nc-izm-06-03-2026-tahliye-olan-16-yasindaki-cocuk-yasadiklarini-anlatti1.jpg" type="image/jpeg" length="92097"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[TBMM’de gündem: Fatma Nur Çelik ve kızı İkra’nın ölümü]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/tbmmde-gundem-fatma-nur-celik-ve-kizi-ikranin-olumu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/tbmmde-gundem-fatma-nur-celik-ve-kizi-ikranin-olumu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyarbakır Milletvekili Halide Türkoğlu, anne ve kızının şüpheli ölümünü meclis soru önergesiyle gündeme getirdi: “Anne ve çocuğu neden korunmadı?”]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>DEM Parti Milletvekili Halide Türkoğlu, Fatma Nur Çelik ve kızı Hifa İkra Çelik’in ölümüne ilişkin iddiaları Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Türkoğlu, Mahinur Özdemir Göktaş tarafından yazılı olarak yanıtlanması istemiyle soru önergesi verdi.<br />
“Koruma mekanizmaları neden işletilmedi?”<br />
Önergede, kadın cinayetlerinde etkin soruşturma yürütülmemesi, dosyalara getirilen gizlilik kararları ve cezasızlık uygulamalarının failleri cesaretlendirdiği vurgulandı. Türkoğlu, şüpheli ölümler ve intihar süsü verilen vakaların aydınlatılması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Fatma Nur Çelik’in daha önce tehditler aldığını kamuoyuna açıkladığı ve “Ben asla intihar etmem, ölürsem öldürülmüşümdür” dediği hatırlatılan önergede, anne ve kızının korunup korunmadığı soruldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8 maddelik soru<br />
Milletvekili Türkoğlu, Bakanlığa şu başlıklarda yanıt talep etti:<br />
Fatma Nur Çelik ve Hifa İkra Çelik neden korunmadı?<br />
Adalet arayışı sürecinde hangi koruyucu ve önleyici tedbirler alındı?<br />
Acil koruma kararının çıkarıldığı gün akşamında anne ve kızın hayatını kaybetmesi tesadüf mü?<br />
Haklarında istismar iddiası bulunan kişi hakkında neden tutuklama talep edilmedi?<br />
Bakanlık görevlileri hakkında iddialarla ilgili soruşturma açıldı mı?<br />
“Süreç tüm boyutlarıyla aydınlatılmalı”<br />
Önergede ayrıca, şüpheli ölümün tüm yönleriyle aydınlatılması için Bakanlığın nasıl bir girişimde bulunacağı soruldu. Türkoğlu, kadınların adalet arayışında yalnız bırakılmaması gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Söz konusu önergenin, Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İç Tüzüğü’nün 96 ve 99’uncu maddeleri uyarınca yazılı olarak yanıtlanması talep edildi.</p>

<p></p>

<p><br />
/Kaynak: Evrense/</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/tbmmde-gundem-fatma-nur-celik-ve-kizi-ikranin-olumu</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/336923.webp" type="image/jpeg" length="36230"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KESK’ten çağrı: İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmeli, 6284 etkin uygulanmalı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/keskten-cagri-istanbul-sozlesmesine-donulmeli-6284-etkin-uygulanmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/keskten-cagri-istanbul-sozlesmesine-donulmeli-6284-etkin-uygulanmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın cinayetlerindeki artışa dikkat çeken KESK, iktidarın kadın örgütlerinin uyarılarını görmezden geldiğini belirtti. Açıklamada, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasının olumsuz sonuçlarına işaret edilerek 6284 sayılı yasanın etkin uygulanması istendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), “Kadın cinayetleri politiktir. Aileyi merkeze alan politikalarla cinayetler önlenmiyor” başlığıyla yaptığı açıklamada, Türkiye’de kadın cinayetlerinin münferit değil sistematik olduğunu belirtti.<br />
Açıklamada, Türkiye’de aynı gün içinde 6 kadının öldürüldüğü, 2026’nın ilk ayında 22 kadının hayatını kaybettiği ve 14 kadının ölümünün “şüpheli” olarak kayıtlara geçtiği ifade edildi. Bu verilerin ihlallere, politika boşluğuna ve sistematik cezasızlığa işaret ettiği vurgulandı.<br />
‘İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış sonrası artış’<br />
KESK, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden hukuksuz şekilde çekilmesinin ardından toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefleyen programların askıya alındığını belirtti:<br />
“Kadın örgütlerinin kendi çabalarıyla bir araya getirdiği veriler de İstanbul Sözleşmesinin feshinin ardından kadın cinayetlerinin ve ‘şüpheli kadın ölümlerinin’ arttığını ortaya koyuyor. Sözleşmeye uyum sürecinin mirası 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun ise tutarsız uygulanıyor. Uzaklaştırma kararlarının caydırıcılığının fiilen ortadan kalktığını görüyoruz. Yani yaşam hakkını korumakla yükümlü devlet, yükümlülüğünü yerine getirmiyor.”<br />
‘Ulusal eylem planı yok’<br />
KESK, kadına yönelik şiddetle mücadele ve kadın cinayetlerini önlemeye yönelik koordineli, izlenebilir ve bütçelendirilmiş bir ulusal eylem planının bulunmadığını belirterek şunları söyledi:<br />
Kadına yönelik şiddetle mücadele ve kadın cinayetlerini önlemeye yönelik ulusal bir eylem planı bulunmadığı gibi kadına yönelik şiddetle mücadelede koordineli, izlenebilir ve bütçelendirilmiş bir eylem planı da hayata geçirilmiyor. Şiddeti önleme; son çare olarak kriz yönetimine başvurmanın değil, bütünlüklü bir politikanın konusu olmalı.<br />
Son dönemde hayata geçirilen düzenlemeler, toplumsal cinsiyet eşitliğini değil, aile birliğinin korunmasını esas alırken, araştırmalar kadın cinayetlerinin büyük çoğunluğunun eşler, eski eşler tarafından işlendiğini gösteriyor. Aileyi merkeze alan politikalarsa evlilik içinde savunmasız bırakılan kadınlara ilişkin başlıklara yer vermiyor. Toplumsal cinsiyet rollerinin, ekonominin, medyanın ve hukuki ayrıntıların kadın cinayetlerini nasıl şekillendirdiğine bakmadan, kadın cinayetlerinin önlenmesi için hukuki ve toplumsal çözümler önerilmeden, boşanma süreçlerinin kadınlar aleyhine zorlaştırıldığı ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının kendisinin siyasi bir hedef haline getirildiği bir ortamda kadına yönelik şiddetle gerçek anlamda mücadele edileceğine inanmıyoruz.”<br />
‘Kadın örgütleri yıllardır uyarıyor’<br />
KESK, kadın örgütlerinin uzun süredir veri topladığını, raporlar hazırladığını ve politika önerileri sunduğunu ancak bu uyarıların dikkate alınmadığını belirten KESK, şöyle dedi:<br />
“Yılın başında da kadın örgütlerinin uyarılarına rağmen afla kadına yönelik şiddet failleri de salıverilmiş ve bir fail cezaevinden çıkar çıkmaz bir kadını öldürmüştü. Cinayetlerin büyük bir kısmı da haklarında uzaklaştırma kararları verilen erkeklerce işleniyor. Kadına yönelik şiddeti engelleme ve önleme konusunda bir irade gösterilecekse şayet, kanunlar gereğince uygulanmalı, cezasızlık politikasına son verilmelidir. Ayrıca, kadın cinayetlerinin önlenmesi, yalnızca hukuki yaptırımlarla değil, toplumsal farkındalığın artırılması ve köklü yapısal değişikliklerin gerçekleştirilmesiyle mümkün olur. Toplumsal cinsiyet rollerine dair geleneksel anlayışların değişmesi, kadınların yaşam haklarının korunması açısından kritik bir öneme sahiptir. Eğitim sisteminde toplumsal cinsiyet eşitliğini teşvik eden içeriklerin artırılması ve medya temsilinde kadınların nesneleştirilmesinin önüne geçilmesi, uzun vadede dönüşüm yaratabilecek adımlardan bazılarıdır.<br />
Geçen yıl ekim ayında, kadınların güpegündüz birbiri ardına öldürülmesinin ardından kadınlar sokaklarda, okullarda, işyerlerinde ses yükseltmiş, ardından Kadına Karşı Şiddet ve Ayrımcılığın Önlenmesine Yönelik Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Komisyonda görüşülenlerin dikkate alındığı bir eylem planı ya da doğrudan kadına yönelik şiddeti önlemeye yönelik bir politika, kanun değişikliği yapılmadı. Kadın örgütleri, yıllardır uyarıyor; veri topluyor, raporluyor, politika önerisi sunuyor. İstanbul Sözleşmesi’ne dönülsün diyor. Ancak bunlar görmezden geliniyor. Devlet, şiddeti önleme kapasitesini ancak bu örgütlerle gerçek bir ortaklık kurarak geliştirebilir.”<br />
KESK’ten çağrı: İstanbul Sözleşmesi’ne dönülsün<br />
KESK, kadına yönelik şiddetle mücadele için ölçülebilir hedefler içeren, bütçesi belirlenmiş ve kadın örgütleriyle birlikte hazırlanmış bir eylem planının hazırlanması çağrısı yaptı:<br />
“AKP hükümeti, kadına yönelik şiddetle mücadele için ölçülebilir hedefler içeren, bütçesi belirlenmiş, kadın örgütleriyle birlikte hazırlanmış bir eylem planı hazırlamalı ve kamuoyuyla paylaşmalıdır. 6284 sayılı Kanunun etkili uygulanması için gerekli idari ve yargısal tedbirler alınmalıdır. Uzaklaştırma kararlarına aykırı davranan faillere yönelik sıfır tolerans politikası ilan edilmeli ve uygulanmalıdır. Kadın düşmanlığına son verilmeli, toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya dönük plan ve politikalar üretilerek hayata geçirmelidir. İstanbul Sözleşmesi’ne dönülmeli, ulusal ve uluslararası mevzuatın gerekleri yerine getirilmelidir. KESK olarak, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanana, kadına yönelik şiddeti ortadan kaldırılana kadar mücadele etmeyi sürdüreceğiz. Artık yeter, bir kişi daha eksilmeyeceğiz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p>

<p>Kaynak: İlke Tv</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/keskten-cagri-istanbul-sozlesmesine-donulmeli-6284-etkin-uygulanmali</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Feb 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/images-2026-02-23t134612830.jpeg" type="image/jpeg" length="36150"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadın Konferansı’nda kadına yönelik şiddete karşı ortak mücadele çağrısı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/kadin-konferansinda-kadina-yonelik-siddete-karsi-ortak-mucadele-cagrisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/kadin-konferansinda-kadina-yonelik-siddete-karsi-ortak-mucadele-cagrisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KAR-DEF’in düzenlediği Kadın Konferansı’nda kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı ve aile içi iletişim ele alındı. 2025’te katledilen Sinem Çeşim’in de anıldığı buluşmada, “Bu suçu unutturmayacak, adalet sağlanana kadar takipçisi olacağız” mesajı verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek- </strong>Karakoçan Dernekleri Federasyonu (KAR-DEF) tarafından düzenlenen Kadın Konferansı, Karakoçan Sarıbaşak Köy Derneği’nde yoğun katılımla gerçekleştirildi. Kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı ve aile içi sağlıklı iletişim başlıklarının ele alındığı konferansta, kadınların hakları ve hukuki süreçler hakkında bilgilendirme yapıldı.</p>

<p><a href="https://youtu.be/MKiC6Cdu8B4?si=5GqLfXuVXpNBonv3" rel="nofollow">https://youtu.be/MKiC6Cdu8B4?si=5GqLfXuVXpNBonv3</a></p>

<p><a href="https://youtu.be/w9u6-cCzXwU?si=3EKScwvbXEg0R7sf" rel="nofollow">https://youtu.be/w9u6-cCzXwU?si=3EKScwvbXEg0R7sf</a></p>

<p><br />
KAR-DEF Kadın Meclisi’nin organize ettiği programın açılış konuşmasını Reşan Bozdoğan, moderatörlüğünü ise Helin Akyol yaptı. Kadın alanında yürütülen mücadeleye dikkat çeken Akyol, KADES uygulamasının önemine vurgu yaptı. Akyol, “Mor Çatı gibi kadın örgütlerinin varlığını bilmek, yalnız olmadığımızı hissettirmek ve şiddet döngüsünü kırmak açısından hayati öneme sahiptir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>Şiddet</strong> <strong>ve</strong> <strong>istismarın</strong> <strong>psikolojik</strong> <strong>boyutu</strong></p>

<p>Konferansın ilk konuşmacısı Uzman Klinik Psikolog Ayla Helin Çelik, şiddet ve istismarın psikolojik etkilerini anlattı. Cinsel istismarın yalnızca fiziksel temasla sınırlı olmadığını vurgulayan Çelik, “İstismar, travmatik etkiler yaratır; tetikte olma hali, yoğun korku, utanç ve suçluluk duyguları ortaya çıkar. Mağdurlar çoğu zaman faili değil kendilerini suçlar. Bu nedenle yaşananların paylaşılması, toplumsal farkındalık ve rıza eğitimi büyük önem taşır” dedi.</p>

<p><br />
<strong>Şiddete</strong> <strong>maruz</strong> <strong>kalan</strong> <strong>kadınlar</strong> <strong>hangi</strong> <strong>adımları</strong> <strong>atmalı?</strong></p>

<p><br />
Avukat Alev Çelik ise kadına yönelik şiddet sonrası izlenmesi gereken hukuki yollar hakkında bilgi verdi. Psikolojik şiddetin de suç olduğunu hatırlatan Çelik, 6284 Sayılı Kanun’un önemine işaret ederek, “Şiddet tehlikesi halinde kolluk kuvvetlerine veya savcılığa başvurularak koruma talep edilebilir. Kanuna göre kadının beyanı esastır, delil aranmaz. Ancak olası bir süreç için darp raporu alınması son derece önemlidir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><br />
<strong>Aile</strong> <strong>içi</strong> <strong>iletişimde</strong> <strong>şiddetsiz</strong> <strong>dil</strong> <strong>vurgusu</strong></p>

<p><br />
Klinik Psikolog Oya Eray ise aile içi iletişim üzerine sunum yaptı. İletişimi zedeleyen davranışlara dikkat çeken Eray, “Sürekli eleştirme, savunmaya geçme, küçümseme ve iletişimi tamamen kesme, ilişkileri derinden yaralıyor. Şiddetsiz iletişim dili kurmak, duyguları açıkça ifade etmek ve çocukların sınırlarını korumak hayati önemdedir” dedi.</p>

<p><br />
<strong>Sinem</strong> <strong>Çeşim</strong> <strong>için</strong> <strong>adalet</strong> <strong>çağrısı</strong></p>

<p><br />
Konferansın sonunda, Nisan 2025’te katledilen Sinem Çeşim için basın açıklaması yapıldı. Açıklamayı Sevgi Pilten okudu. Çeşim’in katilinin hâlâ bulunamamasına tepki gösterilen açıklamada, kadına yönelik şiddetin ağır bir insan hakları ihlali olduğu vurgulandı.</p>

<p><br />
Açıklamada, “Kadına yönelik şiddet karşısında sessiz kalmak, bu suça ortak olmaktır. Sinem Çeşim’e yönelik işlenen bu ağır suçun takipçisi olacağız. Kadınların yaşam hakkını savunmaya ve mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz” denildi.</p>

<p></p>

<p><img alt="" height="1200" src="https://gazeteemeknet.teimg.com/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-20260208-w-a0014-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1600" /></p>

<p></p>

<p><img alt="" height="722" src="https://gazeteemeknet.teimg.com/gazeteemek-net/uploads/2026/02/screenshot-2026-02-08-23-43-16-775-comwhatsapp-edit.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1065" /></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Kaynak: Pirha</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/kadin-konferansinda-kadina-yonelik-siddete-karsi-ortak-mucadele-cagrisi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 23:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/20260208-233323.jpg" type="image/jpeg" length="16394"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
