<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazete Emek</title>
    <link>https://www.gazeteemek.net</link>
    <description>Gazete Emek, son dakika Diyarbakır ve Van haberleri başta olmak üzere güncel haberleri yapar.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazeteemek.net/rss/ozel-haber" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 05 May 2026 07:23:40 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/rss/ozel-haber"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Öğretmenler Gazete Emek’e konuştu: Ülkenin geleceği hamaset ile değil bilimle kurtulacak]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ogretmenler-gazete-emeke-konustu-ulkenin-gelecegi-hamaset-ile-degil-bilimle-kurtulabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ogretmenler-gazete-emeke-konustu-ulkenin-gelecegi-hamaset-ile-degil-bilimle-kurtulabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geleceğimiz hamasetle değil bilimle kurtulacak: Birol Şahin'in 'okullarımızda istemiyoruz' dediği öğretmenler konuşuyor]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Haber: Serkan ATASOY</strong></p>

<p><strong>Gazete Emek</strong>- AK Parti Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Birol Şahin gerçekleşen okul saldırıları sonrasında eylemlere katılan öğretmenlere "bunları okullarımızda istemiyoruz" dedi.</p>

<p>14 - 15 Nisan tarihlerinde Şanlıurfa/Siverek ve Kahramanmaraş/Onikişubat'ta gerçekleşen okul saldırıları, ülke genelinde geniş çaplı eylemlerle yanıt buldu. Türkiye'nin dört bir yanından öfkesini sokağa taşıyan sivil toplum kuruluşları, öğretmen ve öğrenciler yuvaları olarak gördükleri okullarda sık sık "yaşamak istediklerini" vurguladı. Öğretmen sendikalarının ise yaşanan okul saldırılarını protesto etmek amacıyla başlattığı iş bırakma eylemleri pazartesi günü itibarıyla sona erdi.</p>

<p>Gerçekleştirilen eylemlerde;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"16 Nisan 2026'da Ankara Kurtuluş Parkı'nda toplanan ve Milli Eğitim Bakanlığı'na (MEB) yürümek isteyen eğitimcilerin önü Ziya Gökalp Caddesi'nde polis barikatıyla kesilmesi,</p>

<p>Müzakerelere rağmen öğretmenlerin Güvenpark'a girişine izin verilmemesi, bunun üzerine eğitimcilerin cadde üzerinde oturma eylemi başlatması,</p>

<p>İstanbul'da İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde toplanan grupların yürüyüş ve toplanma alanları polis kordonu ile sınırlandırılması" gibi fiziki engeller ve müdahaleler kaydedilirken sokaktaki fiziki barikatlara, iktidar kanadından gelen ve eğitimcileri doğrudan hedef alan söylemsel müdahale eşlik etti.</p>

<p>"<strong>Bunları okullarımızda istemiyoruz"</strong></p>

<p>AK Parti Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Birol Şahin, protestolara katılan eğitimciler için “Bunlar öğretmenmiş. Bayrağı taşımaktan imtina edenlerin yetiştirdiği öğrenciden milletimize, devletimize hayır getirmeyeceği bunlardan belli. Bunları okullarımızda istemiyoruz” sözlerini kullandı. Eğitim sendikaları, Şahin'in açıklamalarını açık bir provokasyon olarak nitelendirirken Şahin hakkında "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" ve "hakaret" suçlamalarıyla suç duyurusunda bulundu. Şahin, tepkiler üzerine "Türk bayrağının gölgesinde ifade özgürlüğü değerlidir" ifadeleriyle daha yumuşak bir açıklaması yapsa da, ilk açıklaması kamuoyunda geniş bir yankı bulmaya devam ediyor.</p>

<p><strong>Öğretmenler konuşuyor: Şiddet asla tesadüf ve münferit bir olay değildir</strong></p>

<p>Gazete Emek olarak eyleme katılan öğretmenlere ulaşıp eğitimcilerin düşüncelerini, çözüm önerilerini, eylem alanlarından notlarını ve Birol Şahin'in yaptığı açıklama hakkında görüşlerini derledik.</p>

<p><strong>Burhan Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
“Trajik olaylarda Her fail aynı zamanda mağdurdur” diyerek canına kast eden öğrenciyi anlama çabasında olur öğretmenler. Tam da bunun için 'çocuklardan katil yaratan karanlığı' sorgularız. Yoksul mahallelerinde kantin tostu alacak parası olmadığı için açlıktan bayılan öğrencilerin öğretmeniyiz. Yoksulluğun sosyal medyada yüzüne vurulduğu, başını okşayan öğretmeni dışında empati kuracak tek yetişkin olmayan çocukların öğretmenleriyiz. Yaşadığımız ülkenin geleceğinin hamasetle değil bilimle kurtulacağını düşünerek, en iyi vatanseverlerin kendini yetiştirmiş, toplumsal faydayı esas alan insanlar yetiştirmek olduğu bilinci ile çalışırız. Bu emek sürecini Türkiye bayrağı altında yapmaktan gocunmadığımız gibi yoksulların da ülkesi olduğunu hatırlatmak için o mahallelerde derslere girerken, özel okullarda lüks içinde okuyan akranlarıyla aralarındaki farkı en azından iyi eğitim almalarını sağlayarak çalışırız. Ve tam da bu adaletsizliklerin son bulması için yaşadığımız ülkenin aydını sorumluluğu ile hareket ederiz. Gölgesinde yaşadığı bayrak öldükleri zaman tabutlarına asılmasın, olimpiyatlarda göndere çekilsin diye uğraşırız. 26 yıldır 'Vatan/bayrak' hamaseti yapanlar yönetiyor ülkeyi. Slogan atıp bayrak edebiyatı yapmak bir işe yarasaydı 26 yılda muazzam bir gençlik yetişmeliydi. Eğitimde manzara ortada maalesef."</p>

<p><strong>Erkan Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
"Okullarda yaşanan bu şiddeti sadece bir güvenlik zafiyeti olarak değerlendiremeyiz. Yaşadığımız bu şiddet hali yıllardır sürdürülen yanlış politikaların bir sonucudur. Şiddet asla tesadüf ve münferit bir olay değildir, ayrıştırıcı politikaların bir sonucudur. Birol Şahin’in yaptığı son açıklamalar gerçek sorumluları aklamaya yöneliktir. Bu şiddet sarmalının gerçek sorumluluları çocukların güvenli, sağlıklı ve özgür bireyler olarak eğitim ve öğretim alma koşullarını yaratmayan siyasi iktidardır. Bir eğitim emekçisi olarak kamusal, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim hakkını savunmaya devam edeceğim."</p>

<p>"<strong>Halk bizim yanımızda"</strong></p>

<p><strong>Dilşad Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
"Birol Şahin’in söylediğinin tam tersine, biz meydanlarda sadece öğretmenler olarak yoktuk. Öğrencilerimiz, velilerimiz ve vatandaşlar da bizlere destek için oradaydılar. Hatta bir veli alanda gece nöbet tutan bizlere elleriyle sarma sarıp getirmiş, ikram etmişti. 'Elimden sadece bu geliyor' demişti mahcup bir şekilde. Halk bizim yanımızda."</p>

<p><strong>Sabahattin Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
"Cumhuriyet kurulduğu günden beri toplumsal çürümeye sebep olan Birol Şahin zihniyetli insanlar bu çürümüşlüğü hep bayrakla, ezanla dinle kapatmaya çalıştılar. Son yıllarda şiddetin neredeyse sirayet etmediği hiçbir kurum kalmamışken kadına şiddet korkunç boyutlara ulaşmış neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor, sağlık çalışanlarını sürekli şiddet uygulanıyor bu ülkenin aydınlık yüzü olan eğitim emekçilerine şiddet artmaya başlarken belki de çürümenin en pik noktasını son dönemlerde gencecik çocukları birer caniye dönüştüren sistemi doğru sorgulamadan sorunu çözmek mümkün değildir. Bu konu da birçok öğretmen arkadaşımın sonuç odaklı sadece güvenlik odaklı çözümler geçici önlem olmakla beraber sorunları çözmek ve sorunların nedenlerini anlamak için yeterli olmayacaktır. Egemen zihniyet ve çürümüş sistem çete ve mafyalardan kahramanlar yaratıp Birol Şahin zihniyetli maşalar aracılığıyla toplumun örgütlü kesimlerine saldırılarda bulunmaktadır 6 yıl önce işlenen Gülistan Doku katliamına baktığımızda devletin valisinin bütün devlet imkanlarını kullanarak gencecik bir kadının kendi oğlu tarafından katledilmesini bütün kamu imkanlarını kullanarak 6 yıldır nasıl gizlediklerini hepimiz gördük bu çürümenin boyutlarını görmek açısından çok önemlidir. Toplum olarak zifiri bir karanlığın içinde yaşıyoruz. Bizi aydınlığa taşıyacak tek şey de halkların bu çürümüşlüğe karşı örgütlü mücadelesi olacaktır."</p>

<p>"<strong>Sokaklarımız güvenli değil güvenli sokaklar güvenli eğitim ortamları"</strong></p>

<p><strong>Ayşe Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
"Bir kadın ve eğitim emekçisi olarak yıllardır alanlarda 'sokaklarımız güvenli değil, güvenli sokaklar güvenli eğitim ortamları' taleplerimizin adeta ete kemiğe bürünmüş halini bu son olaylarda gördük. Pedagojik olarak tasarlanmayan tam tersi ayrıştıran ve ötekileştiren eğitim programlarının çocuklara vermiş olduğu hasar ortadadır. Değerler eğitimi olarak sadece milli ve dini değerleri önceleyen bu sistem ne yazık ki çocukları birbirlerine karşı tahammülsüz ve kindar bir hale dönüştürdü. Bu konuda gerek meydanlarda gerekse çalıştığımız kurumlarda fikirlerimizi beyan ettiğimizde de siyaset yapmakla itham edilip susturulmaya çalışılıyoruz. İtirazlarını yüksek sesle dile getiren eğitim emekçileri hedef haline getiriliyor. Oysa ki asıl hedefin toplumu mafya dizileri ve bu eğitim modelleri ile sosyal çürümeye mahkum eden bu sistemin bizzat kendisi olması gerekir. Öyle ki yapılan anketlerde ülkenin en güvenilir ismi Sedat Peker gibi bir mafya lideri olabiliyor. Çocukların arasında özendirilen bir figür olarak da karşımıza çıkıyor. Ve yine tüm bunlar bir vatan bayrak sevgisi üzerinden pazarlanıyor.<br />
Maraş'ta yaşanılan olayın ardından hayatını kaybeden bir çocuğun babası açıklama yaparken 'vatan sağ olsun' diyor. Çünkü o da bunu kendine bir zırh olarak kullanıyor yapacağı herhangi bir eleştirinin karşılığının vatan hainliğine varacak şekilde değerlendirileceğini düşünüyor. Olayda hayatını kaybeden ve babası KHK'lı olan bir çocuğun ismi ve fotoğrafı birçok kanalda geçmedi. Hâlâ bu olay üzerinden bile bir ayrıştırma söz konusu. Ve yine bunu da o milli duygu üzerinden yapıyorlar."</p>

<p>"<strong>Gülistan Doku"</strong></p>

<p>Ayşe Öğretmen devam ediyor:</p>

<p><br />
"Bir de genel anlamda ölümleri kutsama hali söz konusu. Biri çıkıp diyor ki 'Tüm bu yaşananlara rağmen okullarına giden ve canı pahasına orada olan öğretmenlerime hürmetlerimi sunuyorum, bunları fırsat bilip siyaset yapan öğretmenlerin de tespit edilip cezalandırılmasını istiyorum.'<br />
Bir öğretmen neden canı pahasına okula gitmeli? Bu kutsama hali de aslında yaşanan gerçekleri görmeme halini beraberinde getiriyor.<br />
Yaşanan olaylarla beraber bir de Gülistan Doku cinayetinin ortaya çıkması mevzusu var ve ben bu olayları birbirinden ayırt etmeden aynı olaylar olarak görüyorum. Gülistan Doku olayında delilleri karartan ve tecavüz zanlılarına sahip çıkan o zihniyetin sonucu olarak Maraşta'da evinde adeta cephanelik bulunduran bir emniyet amirinin çocuğunun yaşattığı faciaya şahit olduk. Çocuğuna erkeklik algısı üzerinden silah kullanmayı öğreten ve teşvik eden yine aynı militarist, eril ve milliyetçi olan karanlık zihnin sonucudur.<br />
Ülkede bütün kurumlarda daha demokratik katılımcı herkesin kendini ifade edebildiği alanlar açılmadıkça da bu mevzunun çözüme ulaşması imkânsız hale geliyor."</p>

<p><strong>Abdullah Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
“Elbette her olayda benzer söylemlerle karşılaşıyoruz. Asıl sorumlulara odaklanmak yerine konuyu saptırıp alakasız başlıklar üzerinden toplumu kutuplaştıran bu yaklaşım, çözüm üretmekten çok bizi daha da çıkmaza sürüklüyor.”</p>

<p>"<strong>Çözüm bizleri hedef göstermek değil"</strong></p>

<p><strong>Berivan Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
"2014 yılında 4+4 sistemi ile başlayan sonrasında velileri özel okullara yönlendiren, hatta eğitime destek adı altında özel okul ödeneği veren, devlet okullarına yeteri kadar bütçe ayırmayan son süreçte de ÖMK adı altında öğretmenlik meslek kanunu ile öğretmeni itibarsızlaştıran, veli ile öğretmeni karşı karşıya getiren doktoru da döverim öğretmeni de diyen bir zihniyet yaratan, şikayet hatları ile veli memnuniyeti aslında müşteri memnuniyeti algısı yaratan bir zihniyet yaratıldı. Bizler sorgulayan, bilimsel eğitimden yana doğayı, insanı, hayvanı seven saygılı bireyler yetiştirmek isteyen öğretmenleri sistemin işine gelmediği için bayrak indirmek isteyen öğreten algısı yaratarak sadece kriminalize etmek istiyorlar. Yaratıkları öğrenci profilleri şimdi karşılarına şiddet eğilimli, zorba, güç kimde ise onun yanında yer alan, geleceğe dair hedefi, umudu olmayan bir nesil yaratıldı.</p>

<p><br />
Çözüm; bizleri hedef göstermek değil, eğitime ayrılan bütçenin arttırılması, okulların öğrenciler için sanatsal çalışmaların, spor aktivitelerinin, bilimsel çalışmaların yapılabileceği, isteyenin anadilinde, farklı kültürlere, cinsiyetlere ve engellilere saygılı; rehber öğretmen sayılarının arttırıldığı eğitim ortamlarına dönüştürülmesidir.</p>

<p><br />
Çocukların erken dönemde özgüven adı altında aslında sınırları çok erken yaşlarda genişletiliyor. Bu durumda sınırları olmayan empati kuramayan bir nesil yetişiyor. Veli öğretmenin öneri uyarı ve rehberliğini kabul etmeli. Var olan eğitim politikaları değişmedikçe bu kriz daha fazla büyüyebilir. Bunun için mücadele eden öğretmenleri hedef almak yerine öğretmenin itibarını koruyarak ve eğitimin her çocuk için eşit koşullarda bilimsel demokratik olması konusunda kafa yormalılar."</p>

<p><strong>Gülşen Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
"Sınıfa girdiğimizde sadece ders anlatmıyoruz. Düşünen, sorgulayan bir kuşak yetiştirmeye çalışıyoruz. Öğretmenlik bu yüzden sessiz kalınacak bir meslek değildir. Öğretmeni hedef alan bu söylemler, egitimin yapısını zayıflatmaya yönelik girişimlerdir.</p>

<p><br />
İstemiyoruz dili, bir mesleği kapının önüne koymaya çalışmanın ötesinde öğrencilerin karşısına nasıl bir eğitim anlayışı çıkarılmak istendiğini de gösterir. İyi bir eğitim, tek sesle değil, farklılıkların ve ortak aklın içinde büyür. Öğretmeni susturan bir sistemin içinde öğrenciden özgür düşünce de beklenmez.</p>

<p><br />
Alanlarda bir araya gelen eğitimcilerin ortak duygusu nettir; bu meslek sadece bir iş deği, aynı zamanda bir sorumluluk ve mücadeledir. Öğretmen düşünmekten ve söz söylemekten vazgeçmez çünkü eğitimin onuru da, geleceği de buna bağlıdır. Ya başkalarının çizdiği sınırlarda yaşayacağız, ya da egitimin onurunu, özgürlüğünü savunacağız. Bizlerin tercihi bellidir; biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız, ya siz?"</p>

<p>"<strong>Bilimden uzak fırsat eşitliği olmayan okullar olmasın"</strong></p>

<p><br />
<strong>Mithat Öğretmen:</strong></p>

<p><br />
"Bu olay karşısında bizler de öğretmenlerimizle birlikte bir tepki koymalıyız. Okullarda gerekli güvenlik önlemlerinin alınması için taleplerimizi her yerde dile getirmeliyiz. Bankaların, hastanelerin korunma hassasiyetini okulumuzda da olmasını istemeliyiz. X ray cihazı, kartlı turnike sistemi, özel güvenlik görevlisi devletin tüm okullara getireceği bir yenilik olabilir. Ayrıca psikolojik destek anlamında her okula bir psikiyatr atanabilir. 40 kişilik sınıflar, 20 kişiye düşürülebilir. İkili eğitime son verilip tam gün eğitime geçilebilir. Çocukların temel beslenme hakları okulda karşılanabilir. Öğrencilerin tüm geleceği bir sınav ile belirleniyor. Daha doğru ve adil bir sınav sistemi kurulabilir. Özel kreş, özel ilkokul, özel lise özel üniversitelerde okuyanların lüks içinde yaşadığı bizim gibi ailelerin çocuklarının birbirini boğazladığı, bilimden uzak fırsat eşitliği olmayan okullar olmasın diyebiliriz. Bu durum toplu bir çürüme göstergesidir. Karşımızdaki kişilerin her suçu bayrakla milliyetçilikle, devletçi söylemle örtmesi bence çok seviyesiz bir savunma mekanizması. Bilinçli çarpıtma çabası. Asıl sorgulanması gerekenlerin gözardı edilmesi için yapılan karar propagandadır."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ogretmenler-gazete-emeke-konustu-ulkenin-gelecegi-hamaset-ile-degil-bilimle-kurtulabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/04/190ad743-6ce1-4155-9f9e-45cfcb24f2e3.jpeg" type="image/jpeg" length="84493"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gün geçtikçe yalnız bırakılan gazetecilerin ortak öfkesi: Vurma, basınım!]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/vurma-basinim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/vurma-basinim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart eylemlerinin yıldönümünde Sonsöz Gazetesi muhabiri Melisa Sapaz, maruz kaldığı polis müdahalesini anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Haber: Serkan Atasoy</p>

<p></p>

<p>Gazete Emek - "Vurma, basınım!" cümlesi son zamanlarda sıradan bir söylem değil. Sahadan mesleğini yapmak ve kamuoyunu bilgilendirmek isteyen gazeteciler, polisin ve bazı vatandaşların engeli ile karşı karşıya kalıyor. Gazetecilerin üzerinde açıkça bulunan "basın kartı" ise pek bir işe yaramıyor. Bunun örnekleri dün (25 Mart) yaşandı. Gazeteci İbrahim Türk, sosyal medya hesabından yayınladığı bir video ile yanağındaki darp izini ve basın kartını göstererek "Evet arkadaşlar, polis şiddetine maruz kaldım; basın kartım da burada" diyerek tepki gösterdi. Gazeteci Abdullah Akyol ise Diyarbakır’daki On Gözlü Köprü çevresinde gerçekleştirdiği bir haber takibi sırasında, köprü çevresinde faaliyet gösteren kafe işletmeleri ve çalışanları tarafından sözlü ve fiziksel saldırıya uğradığını açıkladı. Akyol, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada olay esnasında yanına gelen meslektaşı Gülbahar Süngü'nün de aynı sözlü saldırıya uğradığını söyledi.</p>

<p><br />
Bir başka örneği, aynı gün gazeteci Melisa Sapaz tarafından karşımıza çıktı. Sapaz, olaylara ilişkin konuşarak hem başından geçenleri anlattı, hem de polisin sadece kendisine değil; öğrencilere yönelik de sert müdahalede bulunduğunu aktardı.</p>

<p>"<strong>Bacağıma tekme atıldı copla vuruldum ve yüzüme biber gazı sıkıldı"</strong></p>

<p>"19 Mart eylemlerinin yıl dönümü nedeniyle Kızılay’da öğrenciler ve vatandaşlar bir araya gelmek istedi. İlk eylemler 24 Mart’ta başlarken, 25 Mart’ta öğrenciler yeniden Kızılay Yüksel Caddesi’nde toplandı.</p>

<p>Eylemciler, yürüyüşlerine Güvenpark’a doğru devam etmek istedi ancak polis ekipleri buna izin vermedi ve grubu ablukaya aldı. O sırada görüntü almak için eylemcilerin önünde bulunuyordum. Kalabalığın hareketlenmesiyle birlikte kendimi doğrudan çevik kuvvetin önünde buldum.</p>

<p>Üzerimde açıkça görülen “basın” ibaresi bulunmasına rağmen, “Vurma, basınım” diye bağırmama karşın polis tarafından müdahaleye maruz kaldım. Bacağıma tekme atıldı, copla vuruldum ve ardından yüzüme biber gazı sıkıldı. Bu müdahale sonrası etkisiz hale geldim ve bir süre bulunduğum yerden kalkamadım."</p>

<p>"<strong>Yaklaşık 30 öğrenci sert müdahale ile gözaltına alındı"</strong></p>

<p>"Ablukadan çıktıktan sonra çevredeki öğrenciler yardım etti. Gözlerime süt ve limon sıkarak müdahalede bulundular. Yaklaşık yarım saat boyunca oturduğum yerden kalkamadım. Bu sırada sivil polisler yanımıza gelerek bulunduğumuz yerden kalkmamızı istedi. Gözlerimi açamadığımı ve basın mensubu olduğumu belirterek durumumu ifade ettim.</p>

<p>Bir süre sonra kendime gelebildim. Bu esnada eylemler devam ediyordu. Polis, öğrencilere biber gazı kullanarak ve ablukayı sürdürerek müdahaleye devam etti. Öğrenciler ise dağılmamakta ısrar etti. Abluka içerisinde yaklaşık 30 öğrencinin sert müdahaleyle gözaltına alındığını uzaktan gözlemledim."</p>

<p>"<strong>Müdahalenin etkisi eylem sonrasında da sürdü"</strong></p>

<p>"Olaylar sırasında polis ekipleri “güvenlik önlemleri kapsamında” çevredeki vatandaşlara da uyarılarda bulundu. Bu esnada iki vatandaş arasında tartışma yaşandı; bir vatandaş polisin müdahalesini savunurken, bir diğeri yaşananları kayda alarak tepki gösterdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Müdahalenin etkisi eylem sonrasında da sürdü. Eve döndükten sonra da gözlerimdeki yanma devam etti, bir süre gözlerimi açamadım. Şu an bacağımda şişlik, kollarımda morluklar bulunuyor ve biber gazının etkisini hâlâ hissediyorum."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/vurma-basinim</guid>
      <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6787-1.jpeg" type="image/jpeg" length="70195"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ortadoğu Savaşı Olmasaydı Devletler Kürtlerle Masaya Oturur muydu?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>HÜSEYİN NAZLI YAZDI</p>

<p>Ben bunları yazarken baştan beri süreci gündemi yakından takip ederek yazıyorum ve Soruyorum size: Eğer Israel ve United States’in Ortadoğu’da yürüttüğü savaş ve yeniden şekillendirme planları olmasaydı, bugün Türkiye; Syria, Iran ve Iraq’taki Kürtleri bu kadar konuşur muydu? Türkiye gerçekten Kürtlerle masaya oturmayı gündemine alır mıydı?</p>

<p>Bu soruların cevabı birçok insan için açıktır. Bölgedeki gelişmeler bazı devletlerin kendilerini bir tehlike ile karşı karşıya hissetmesine neden oldu. Bu nedenle “iç cepheyi güçlendirme” söylemi ortaya çıktı ve bir anda Kürtlerle diyalog, kardeşlik ve birlik söylemleri daha fazla dillendirilmeye başlandı.</p>

<p>Oysa bizler Türkiye’nin karışmasını ya da hesap yapmasını isteyen bir noktada değiliz. Kürt halkına karşı samimi, iyi niyetli ve adil bir tutum görmek istiyoruz. Talebimiz aslında çok nettir: Gerçek bir demokrasi. Sadece Kürtler için değil, bu topraklarda yaşayan bütün halklar için gerçek bir demokrasi.</p>

<p>Ancak burada insanın aklına ister istemez başka bir soru geliyor. Devlet aklı kendini tehlikede hissettiğinde neden birden “Kürt kardeşliği” gündeme geliyor? Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz ediliyorsa, bu söylem neden daha önce yoktu? Neden yıllarca aynı samimiyeti görmedik?</p>

<p>Bir Kürt insanı olarak bu durum beni rahatsız ediyor. Çünkü bir halkın haklarının yalnızca kriz anlarında hatırlanması, samimiyet duygusunu zedeliyor. Hak, ilke olarak savunulmalıdır; bir tehlike ortaya çıktığında hatırlanan geçici bir politika olmamalıdır.</p>

<p>Madem bugün bir barış sürecinden söz ediliyor, o zaman başka bir soruyu da sormak gerekiyor:</p>

<p>Yıllardır cezaevlerinde tutulan siyasi tutsakların hesabını kim verecek?</p>

<p>Örneğin Selahattin Demirtaş gibi siyasetçiler, hayatlarının en güzel yıllarını cezaevinde geçirmek zorunda bırakıldı. Onlarca yıldır dört duvar arasında tutulan bu insanlar ne suç işledi?</p>

<p>Bugün herkesin rahatlıkla dile getirdiği sözleri söyledikleri için mi içerideler?</p>

<p>Barıştan söz ettikleri için mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Halkların kardeşliğini savundukları için mi?</p>

<p>Bugün Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli benzer söylemler dile getirdiğinde bu suç olmuyor da, aynı şeyleri söyleyen Kürt siyasetçiler için mi suç sayılıyor?</p>

<p>Eğer gerçekten bir barış ve kardeşlik olacaksa bunun yolu samimiyetten geçer. Samimiyet ise sadece sözlerle değil, yüzleşmeyle ve adaletle mümkündür.</p>

<p>Biz hiçbir devletin çıkar hesapları doğrultusunda değer görmek istemiyoruz. Bir kriz çıktığında hatırlanan, sonra tekrar unutulan bir halk olmak istemiyoruz.</p>

<p>Eğer gerçekten bir hak varsa, o hak herkes için geçerli olmalıdır. Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz ediliyorsa, bu kardeşlik yalnızca sözlerde kalmamalıdır. Bu ülkenin bütün kesimlerinin hakkı teslim edilmeli, herkes için adalet ve eşitlik sağlanmalıdır.gerçek kardeşlik; korkuyla değil, adaletle kurulur. Ve adalet, ancak herkes için olduğunda anlam kazanır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 19:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6251-1.webp" type="image/jpeg" length="49984"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınlar konuşuyor: Sevgiyle yeşermiş adil bir jenerasyon yetiştireceğiz]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/kadinlar-konusuyor-sevgiyle-yesermis-adil-bir-jenerasyon-yetistirecegiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/kadinlar-konusuyor-sevgiyle-yesermis-adil-bir-jenerasyon-yetistirecegiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarihler 8 Mart 1857'yi gösterirken Amerika'nın New York kentinde 40 bin tekstil işçisi kadın, daha iyi çalışma koşulları, düşük ücretler ve eşit haklar talep etmek için greve başladılar. Polisin işçilere saldırması ardından kadın işçiler fabrikaya kilitlendi. Söz konusu fabrikada çıkan yangın işçilerin katledilmesine yol açtı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SERKAN ATASOY- 8 MART DOSYASI</strong></p>

<p><strong>Gazete Emek - </strong>İşçiler, fabrikanın önünde kurulan barikatlar sebebiyle yangından kaçamadılar. Tüm bu olayların ardından ise 120 kadın işçi hayatını kaybetti. Kadın işçilere yönelik katliamdan yıllar sonra, takvimler 26- 27 Ağustos 1910'u gösterirken 2’nci Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında Alman komünist ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin'in önerisiyle 8 Mart, Ulusal Kadınlar Günü olarak ilan edildi.</p>

<p>Aradan 100 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen kadınların hak arayış mücadelesi bitmedi. Dünya'nın hemen hemen her yerinde kadınlar, haklarını mücadele ve dayanışma ile elde etse de, erkek otoritesine dayanan sistem, kadınları ikinci sınıf vatandaşı olarak görmeye devam ediyor. Türkiye'de ise bu otoritenin sonuçlarından biri, kadınlara yönelik her geçen yıl artan katliamlar.</p>

<p>"<strong>Anıt Sayaç: Bu yıl Mart ayının ilk haftasına kadar 70 kadın öldürüldü"</strong></p>

<p>2008'den bu yana erkeklerden tarafından öldürülen kadınların anısını yaşatmak, isimlerini ölümsüzleştirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla Zeren Göktan tarafından oluşturulan ve sürekli güncellenen, dijital bir arşiv sitesi Anıt Sayaç'ın verilerine göre erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı, kurulduğu ilk yıl olan 2008'de 68'ken, sadece bu yıl mart ayının ilk haftasına kadar öldürülen kadın sayısı 70. Geçtiğimiz yıl ise bu sayı 457. Anıt Sayaç verilerine göre diğer yıllarda katledilen kadın sayısı şu şekilde; "2009'da 128, 2010'da 205, 2011'de 132, 2012'de 147, 2013'de 232, 2014'de 293, 2015'de 255, 2016'da 253, 2017'de 354, 2018'de 411, 2019'da 427, 2020'de 420, 2021'de 434, 2022'de 414, 2023'de 420, 2024'de ise 455."</p>

<p>"<strong>Kadınlar konuşuyor: Biz kadınlar olarak ölebiliriz her gün her dakika"</strong></p>

<p>Bu 8 Mart'ta da, Türkiye'de yaşayan kadınlar haklarını aramak ve faillerin hesabını sormak için (sıradan bir günmüş gibi) alanlarda olacak. Bu dizide haberin ve yaşamın ortak öznesi olan kadınlar, her geçen yıl artan katliamların nedenlerini, çözümlerini; kadınlara yönelik gerçekleşen katliamlara karşı, duygu ve düşüncelerini aktardılar. Farklı şehirlerden bir araya gelen kadınlar, umudun karanlıktan daha güçlü olduğunu ifade ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><em><strong>İzmir'de yaşayan Deniz:</strong></em></p>

<p><br />
Her sabaha kadın cinayetleriyle uyandığımız bir ülkede yaşıyoruz. Her akşam sokaklarda insanların birbirlerini nedensiz ve kaygısızca öldürdüğü sokaklardan geçiyoruz. Bir insan olarak, bir kadın olarak her tanıştığımız caddede yanımızdan geçen insanları potansiyel bir tehdit olarak algılamadığımız; metrolara bindiğimizde 'takip edilir miyiz' diye düşünmediğimiz, sevgilimiz yahut kocamız bir gün katilimiz olur mu diye korkmadan geçirdiğimiz tek bir gün yok.<br />
Çünkü tüm bunlar bu ülkede her gün yaşanıyor... Umutsuz bir ruh halinde değilim, bilakis kız kardeşlerimizin yaşama haklarını kendilerinin gibi, bir su, bir yemin gibi gözeten vicdanlı insanlarımız, yalnız 8 Mart'ta değil her yeni günde bize eşlik eden yoldaşlarımız var fakat yine de Türkiye adaletini sağlamakla görevli yargının zihinsel, kültürel ve vicdanen yenilenmemesi durumunda korkarım ki yaşanmaya devam edecekler.</p>

<p>Kadın cinayetlerinin artmasındaki en büyük sebeplerden biri elbette istismara açık infaz kanunu ve de özensiz, yetersiz cezalar. Fakat kadının ikinci sınıf vatandaş olarak kabul görüldüğü; bir babanın anneyi kemikleri kırılırcasına dövmesinin normal olduğu, yani kadının üzerinde her türlü tahakkümün, zorbalığın meşru olduğu; faille empati kurmasını daha kolay kılan aynı kültürel koddan geliyor, faille yargı mensubu. Hal böyleyken daha önümüzde uzun bir ataerkil yıkım süreci var. Cinsiyet iki yüzlülüğü öyle absürt bir noktada ki failin takım elbisesi var ise -ha birde mahzun, keyifsiz görünüyorsa biraz da rol yapabilirse- öldürdüğü, eziyet ettiği, aşağıladığı, istismar ettiği kadının yükü ortadan kalkıyor. Çünkü o artık etkin pişmanlıktan(!) özgür ve kim bilir haklı bile olabilir. Ve biz bir kadın olarak ölebiliriz; her gün, her dakika...<br />
Biz bunlara ses çıkarırken başımızı ezmeye, susturmaya, elimizi kolumuzu bağlamaya çalışabilirler; arsızca, ahlaksızca...</p>

<p>Sesimizi daha gür duyurdukça, onurlu duruşumuzu bozmadıkça, yalnız kız kardeşlerimiz için değil; insanımız için iyiye dair bildiğimiz ne varsa tüm bunlar için dirayetli durabildikçe, dimağımızı ışıkla, yüreğimizi sevgiyle besledikçe koruyacağız birbirimizi, dönüşeceğiz. Sevgiyle yeşermiş adil bir jenerasyon yetiştireceğiz arkamızda, tüm bu çarpık sistemi "karanlık" olarak anımsayacak...</p>

<p>"<strong>İstanbul Sözleşmesi ve 6284"</strong></p>

<p><em><strong>İstanbul'da yaşayan Yudum:</strong></em></p>

<p><br />
Hepimizin bildiği üzere kadına yönelik şiddetin, cinayetin ve ayrımcılığın kaynağı toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. AKP hükümetinin iktidara geldiği günden bugüne gerçekleştirilen kadın cinayetleriyle birlikte binlerce kadın hayatını kaybetti. İktidara göre kadın cinayetleri sadece rakamsal bir veri olsa da gerçek öyle değildir.</p>

<p>İktidar, tüm kurumların içini boşaltıp haklarımızı yok sayarak kadına yönelik şiddeti her geçen gün artıyor; eşitsizlikleri, ayrımcılıkları iyice derinleştiriyor ve kadın cinayetlerinin artmasına ortaklık ediyor.</p>

<p>Her bir maddesi kadınların yaşamlarını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesinden geri çekilerek, 6284'ü uygulamayarak sistematik bir şekilde kadın cinayetlerinin işlenmesinde işbirliği yaparak suç işlemiştir ve işlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde sadece bir günde 6 kadın öldürüldü. Ve bu ölümlerde iktidar, uyguladığı yanlış politikalarla bu cinayetlerin ortaklarından biridir.</p>

<p>İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun etkin bir biçimde uygulanmalıdır. Toplumsal cinsiyet temelli suçlarda, kadın cinayetlerinde cinsiyetçi iyi hal, tahrik indirimi gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir. "Jin Jiyan Azadi"</p>

<p><strong>Uşak'ta yaşayan Beyza:</strong></p>

<p><br />
Son yıllarda artan cinayetlerin ve ağır suçların toplumda büyük bir endişe yarattığını düşünüyorum. Birçok insan gibi ben de bu durumun sebeplerinden birinin cezaların caydırıcılığının, yeterince güçlü olmaması olduğunu düşünüyorum. Bazı olaylarda suç işleyen kişilerin kısa süre sonra serbest kalması, toplumda adalet duygusunun zedelenmesine ve insanların kendilerini güvende hissetmemesine neden olabiliyor.</p>

<p>Çoğu zaman büyük suçlara karışan kişilerin geçmişinde de benzer davranışlar veya uyarı niteliğinde olaylar olduğu ortaya çıkıyor.<br />
Bu nedenle, risk oluşturan durumların erken fark edilmesi ve gerekli hukuki süreçlerin zamanında ve etkili şekilde işletilmesi çok önemli. Suçların büyümeden önlenmesi hem bireylerin güvenliği, hem de toplumun huzuru açısından büyük bir önem taşıyor.</p>

<p>Toplumun adalet sistemine güven duyması, devletin en temel sorumluluklarından biridir. İnsanlar özellikle sevdikleri söz konusu olduğunda yaşadıkları acı ve öfkeyi çok yoğun hissedebilir. Bu yüzden adaletin hızlı, şeffaf ve caydırıcı bir şekilde uygulanması, hem mağdurların hem de toplumun vicdanını rahatlatacaktır.</p>

<p>Herkes için güvenli bir toplum oluşturmanın yolu; güçlü bir hukuk sistemi, etkin denetim ve adaletin eşit şekilde uygulanmasından geçer. Toplum olarak beklentimiz, suçların önlenmesi ve adaletin gecikmeden sağlanmasıdır.</p>

<p>"<strong>Umutla yaşamak istiyoruz"</strong></p>

<p><strong>Ardahan'da yaşayan Özge:</strong></p>

<p><br />
Kadın cinayetleri hakkında konuşmak insanın içini acıtıyor. Haberlerde artık normal bir durummuş gibi yüzeysel bir şekilde geçiliyor. Bu durumlar anlık bir öfke değil, toplum sorunudur. Bir kadının ne giydiği, nerede olduğu, kimle olduğu, bir ilişkiyi bitirmek istemesi; ölümle sonuçlanması aciz bir durum. Hiçbir gerekçe insanın yaşamını elinde almamalı. En önemlisi de çoğu kadın yardım isteyip, şikayetçi olup, yeterince dikkate alınmamayıp, önemsenmemiş. Bence küçük yaştan itibaren çocuklara saygıyı, sınır kavramını, eşitliği öğretmek gerekiyor. Şiddeti normalleştiren acılar değişmeden, bu durum geçmez. Çok basit aslında; kadınların istediği sokakta, evinde, işinde güvende olmak. Aslında en temel insan hakkı... Hiç kimse hayatını düşünüp endişe içinde yaşamamalı. Artık üzülmekten öte gerçekten çözüm üreten adımlar görmek daha iyi olur. Her kaybedilen kadın hayatı aslında eksilen bir hayat değil, eksilen bir gelecek... Hiçbir öfke hiçbir bahane bir canı geri getirmiyor. Geride sadece tarifsiz bir boşluk, dinmeyen acılar kalıyor. Korkuyla değil, umutla yaşamak istiyoruz. Çünkü yaşamak, herkesin hakkı. Diyeceğim son şey, kadınlar artık korkarak yaşamamalı!</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/kadinlar-konusuyor-sevgiyle-yesermis-adil-bir-jenerasyon-yetistirecegiz</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/ac072aec-cfd7-4aa0-8af2-61929a5cdccc.jpeg" type="image/jpeg" length="28861"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Üniversiteli kadınlar konuşuyor: Tarih boyunca kadın sessizliğiyle değil dirayetiyle yankı yaptı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/universiteli-kadinlar-konusuyor-tarih-boyunca-kadin-sessizligiyle-degil-dirayetiyle-yanki-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/universiteli-kadinlar-konusuyor-tarih-boyunca-kadin-sessizligiyle-degil-dirayetiyle-yanki-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["Kadınlar Konuşuyor'un" üçüncü ve son dizisinde üniversiteli kadınlar, artan kadın katliamlarına dair görüşlerini ve duygularını söyleyerek çözüm yolları arıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SERKAN ATASOY - 8 MART DOSYASI</strong></p>

<p><strong>Gazete Emek -</strong> Kimi kadın öğrenci artan kadın cinayetlerinin hukuki caydırıcılığın zayıflaması, patriyarkal ideolojinin yeniden güç kazanması ve ekonomik krizlerin yarattığı gerilim olduğunu söylerken; kimi öğrenci ise korkmadan yaşamak istediğini, üzülmek istemediğini ve kadınların sadece 8 Mart'ta değil, her gün yaşamın tam ortasında olması gerektiğini vurguluyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Üniversite öğrencisi Yelhan:</strong></p>

<p>Türkiye’de son yıllarda görünürlüğü artan kadın cinayetleri, politik iklim, patriyarkal kültür, ekonomik kriz ve cezasızlık politikalarıyla birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>Politik açıdan bakıldığında, kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki mekanizmaların zayıflatılması önemli bir eşiktir. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, sembolik ve pratik anlamda devletin kadınları koruma yükümlülüğüne dair ciddi bir kırılma yaratmıştır. Sözleşmeden çekilme, yalnızca bir uluslararası metnin feshi değil aynı zamanda erkek şiddetine karşı verilen mücadelenin politik olarak geri plana itilmesi anlamına gelir.</p>

<p></p>

<p>Hukukun caydırıcılığının azalması, faillere yönelik iyi hal indirimleri ve uygulamadaki eksiklikler, erkek şiddetini dolaylı olarak cesaretlendiren bir zemin üretmektedir. Devletin ideolojik olarak "aileyi koruma" vurgusunu kadının yaşam hakkının önüne koyması, kadını birey olmaktan ziyade aile içindeki rolü üzerinden tanımlayan muhafazakâr bir çerçeveye işaret etmektedir.</p>

<p>Kadınların boşanmak istemesi, çalışmak istemesi, ilişkiyi sonlandırması ya da kendi hayatına dair karar alması çoğu vakada cinayet gerekçesi hâline gelmektedir. Bu durum, erkek egemen sistemin kadın bedeni ve yaşamı üzerindeki mülkiyet iddiasını gösterir. Kadınların kamusal alanda güçlenmesi ve ekonomik bağımsızlık kazanması, geleneksel erkeklik konumunu tehdit etmekte, bu tehdit bazı erkeklerde kontrolü yeniden tesis etme çabası olarak ölümcül şiddete dönüşmektedir.</p>

<p></p>

<p>Ataerkil kültür içinde büyüyen erkek özne, kadını "kendinin uzantısı" olarak konumlandırır.</p>

<p>Toplumsal olarak erkeklere duygusal regülasyon becerilerinin zayıf olması ve öfkenin meşru bir erkeklik dili olarak sunulması bu patolojiyi beslemektedir.</p>

<p></p>

<p>"<strong>Kolektif direniş pratikleri şiddete karşı alternatif bir politik bilinç üretiyor"</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Üniversite öğrencisi Yelhan devam ediyor:</strong></p>

<p>Kürt meselesi bağlamında ise tablo daha katmanlıdır. Kadınlar hem patriyarkal yapının hem de çatışmalı siyasal tarihin yükünü taşımaktadır. Militarizasyonun yoğun olduğu coğrafyalarda şiddet kültürü gündelik hayata daha fazla sirayet eder. Uzun süreli çatışma ortamında güç, kontrol ve tahakküm daha merkezi değerler hâline gelir. Ayrıca yoksulluk, zorunlu göç ve toplumsal travma, kadınlar için daha zorlayıcıdır. Kürt kadın hareketinin geliştirdiği kolektif direniş pratikleri ise bu şiddete karşı alternatif bir politik bilinç üretiyor ancak devlet baskısı ve siyasal gerilimler bu mücadelenin alanını daraltmayı hedeflemektedir.</p>

<p></p>

<p>Sonuç olarak artan kadın cinayetleri hukuki caydırıcılığın zayıflaması, patriyarkal ideolojinin yeniden güç kazanması, ekonomik krizlerin yarattığı gerilim, kırılgan erkeklik yapıları ve çatışmalı siyasal tarih gibi çok katmanlı dinamiklerin kesişiminde ortaya çıkar. Bu nedenle çözüm de yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı olamaz. Toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan politikalar, eğitim sisteminde eşitlikçi dönüşüm, kadınların ekonomik ve sosyal olarak güçlendirilmesi ve erkeklik normlarının sorgulanması gerekmektedir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"<strong>Kadın insanlığın en narin ama en sağlam direğidir"</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Üniversite öğrencisi Meryem:</strong></p>

<p>Bugün etrafa bakarken yıllar boyunca güneşi görememiş, Güneş'ten önce kalkan gözleri hatırlıyorum; o gözler ki, kimi zaman evin dört duvarında gölgelerle büyümüştü, kimi zaman sokakta saygı beklerken adeta görünmez sayılmıştı. Kadın… Birçok tarihçi, filozof ve şairin kaleminden sayfalarca anlatılabilecek bir kelime. Ama bazen o kelimeyi söyleyen dudaklar bile haksızlık yapmıştır. İşte bu yüzden bugün, 8 Mart’ta sadece bir çiçek ya da tebrik mesajıyla yetinmeyeceğiz. Bugün, kadın olmanın cesaretini, sabrını ve eşsizliğini hatırlayacağız.</p>

<p></p>

<p>Victor Hugo’nun dediği gibi, “Kadın, insanlığın en narin, ama en sağlam direğidir.” Ve ne yazık ki, bazen bu direğe yaslanan eller, onu kırmaya çalıştı. Bazen sözcükler, zincir oldu. Dünya’nın her köşesinde, bir kadının sesi, duyulmayan bir çağrı gibi yankılandı. Ama unutulmamalı ki, tarih boyunca kadın, sessizliğiyle değil, dirayetiyle yankı yaptı. Bazen kadınlar evde, okulda, işte insan yerine konulmaz; bazen ise aynı kadınlar, aileyi, toplumu, geleceği ayakta tutan görünmez kahraman olur. İşte bu çelişki, 8 Mart’ı yalnızca bir tarih değil, bir dayanışma günü hâline getirir.</p>

<p>Ve şimdi 21. yüzyılın ışığında, geçmişin ve günümüzün sessiz çığlıklarını duyuyoruz. Her kadının adı okunacak. Her şiddet gören değil, her hakkı hiçe sayılan değil; her hayal kuran, her yol açan, her cesur adım atan kadın duyuracak, duyulacak! Kadınlar sadece 8 Mart’ta değil, her gün yaşamın tam ortasında olmalı.</p>

<p></p>

<p><strong>Üniversite öğrencisi Sude:</strong></p>

<p>Kadın cinayetleri artık uzaktan izlediğim bir haber değil, her duyduğumda içime oturan bir korku ve tarifsiz bir üzüntü. Öldürülen her kadında biraz kendimizi, biraz kardeşimizi, arkadaşımızı görüyoruz. Her biri hayalleri olan, sevdikleri olan, yaşamak isteyen kadınlardı.</p>

<p></p>

<p>En acısı da çoğunun sadece kendi hayatına dair bir karar vermek istemesiydi. Ayrılmak, boşanmak, okumak, çalışmak ya da sadece “hayır” demek… Bu kadar basit, bu kadar insani şeyler ölüm sebebi olmamalıydı ama oldu.</p>

<p></p>

<p>Bazen sadece şunu düşünüyorum, Bir kadının hayatta kalması, eve sağ salim dönmesi bu ülkede bir şansa bağlı olmamalı. Korkmadan yaşamak, en temel hakkımız! Artık sadece üzülmek değil, gerçekten değişim görmek istiyorum. Kadınların ölmediği, isimlerinin istatistiklere dönüşmediği bir ülke hayal değil, olması gereken bu.</p>

<p></p>

<p>Artık başsağlığı mesajları görmek değil, gerçek bir değişim görmek istiyorum. Kadınların isimlerinin istatistiklere değil, başarılarına ve hayallerine karıştığı bir ülkede yaşamak istiyorum, yaşamak istiyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>KADIN, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/universiteli-kadinlar-konusuyor-tarih-boyunca-kadin-sessizligiyle-degil-dirayetiyle-yanki-yapti</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Mar 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/f40d7368-6995-4bc0-b8f0-9d068fac5271.jpeg" type="image/jpeg" length="57424"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Metin Rastdil yazdı: Amedspor Ruhunu Ararken, Vanspor Play Off Kapısını Aralıyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-amedspor-ruhunu-ararken-vanspor-play-off-kapisini-araliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-amedspor-ruhunu-ararken-vanspor-play-off-kapisini-araliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aynı gün ve aynı saatte iki maç. İki ekranın açık olduğu bir 90 dakika. Bir maçta mücadele, hırs, yüksek enerji ve dinamizm bir maçta yine atılan bir gol sonrası yürekler ağızda. Her iki maçı izlerken aklımdan geçen tek şey vardı: Keşke Vanspor’daki mücadele isteğinin onda biri Amedspor’da olsaydı…</p>

<p></p>

<p>Vanspor, kendi evinde ligin favori takımlarından Bodrumspor karşısında 1-0 geriye düştüğü maçtan 3-1 ile taraftarını sevindirirken Amedspor, deplasmanda Sarıyer karşısında 1-0 öne geçtikten sonra bu sezon çoğu maçta olduğu gibi oyunun insiyatifini ve kontrolünü Sarıyer’e bırakıyor ve geriye çekilip defansa gömülüyordu. Vanspor, kendi sahasında, taraftarının önünde 4 maçtır üst üste kazanan güçlü Bodrumspor’u yüksek tempo ve yüksek mücadele ile sahada terletirken şampiyonluk adayı Amedspor, maalesef orta sahayı Sarıyer’e bırakmış, Sarıyer’in ataklarına karşı savunma pozisyonunda bekliyordu. Vanspor, aynı oyunu kendi sahasında ligin favori takımlarından Çorum FK karşısında da sergilemiş ve 1-0 geriye düştüğü maçtan 3-1 galip ayrılmıştı. Vanspor, Sivasspor deplasmanında da iki farkla geriye düştüğü maçta pes etmemiş, ikinci yarıdaki yüksek tempo ve bitmeyen mücadele hırsı ile farkı kapatıp puanını almıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Vanspor’un son 3 maçta yüksek mücadele hırsı, cesaretli oyunu ve futbolcuların isteği dikkat çekiyor. Sonuç ne olursa olsun futbolcular son ana, son dakikaya kadar mücadele ediyorlar. Üç maçta da geriye düşmelerine rağmen maçı çevirmesini bildiler. Bu üç maçla teknik direktör Osman Zeki Korkmaz, artık tünelin ucundaki play off ışığını gördü. Yol daha çok uzun olsa da aydınlık tünele ulaşmak zor olsa da Vanspor yolun sonuna kadar gitmelidir.</p>

<p><br />
Amedspor’da ise daha birkaç gün önce göreve başlayan teknik direktör Mesut Bakkal’ın sancılı bir yolu var. Amedspor’da bireysel yetenekler üst düzeyde, bireysel beceri ligin üzerinde ama takımın ruhu kayıp, ara ki bulasın. Bir gol bulduktan sonra gerisin geriye kaçan bir takım görüntüsü bir şampiyonluk takımının oyunu olamaz. Bazı futbolcuların adeta temastan kaçtığı, sorumluluk almadığı ve neredeyse sahada görünmediği bir takım görüntüsünü kabul etmek mümkün değildir.</p>

<p>Şampiyonluğa adayım diyen bir takım, zaman zaman aktif dinlenmeye geçse de orta sahayı ve oyunun tüm insiyatifini rakibe bırakamaz. Birinci devre kapanırken farkla lider olan ama son 6 maçta sadece 2 galibiyet alan Amedspor’da acil müdahale planı şart. Futbolcuların formsuzluğu, moral bozukluğu, isteksiz duruşlarının sebepleri masaya yatırılmalı ve bu ölü toprağı sökülüp atılmalıdır. Bu kadar büyük bir bütçenin ayrıldığı, tüm camianın şampiyonluğa kenetlendiği, herkesin şampiyonluğa hazırlandığı bir kulüpte bu formsuzluk, isteksizlik ve bu futbol kabul edilemez. Bakalım Mesut Bakkal ve teknik ekibi, takımın üzerindeki bu ölü toprağı atıp 2 sene önce yazdıkları muhteşem hikâyeyi bir daha yazacaklar mı?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SPOR, YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-amedspor-ruhunu-ararken-vanspor-play-off-kapisini-araliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 21:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5917.jpeg" type="image/jpeg" length="35120"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Metin Rastdil yazdı: Sinan Kaloğlu ile neden yollar ayrıldı?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-sinan-kaloglu-ile-neden-yollar-ayrildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-sinan-kaloglu-ile-neden-yollar-ayrildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’nın kurumsallığı tamamlanmış köklü kulüplerin oyun sistemi ve oyun tercihi olur. Bu sistem ve oyun, profesyonel kişiler tarafından denetlenir, teknik direktör belirlenir. Takıma seçilen teknik direktör ve profesyonel ekibi, eşgüdüm halinde bu sistemi uygulamaya çalışır, başarılı olanlar ile yola devam edilir, başarısız olanlarla yollar ayrılır. Bu profesyonel tutum ve futbol politikası Türkiye’de uygulanmadığı için ya tüm tercih ve sistem teknik direktöre bırakılır ya da profesyonel olmayan kişiler sürekli müdahalede bulunur.<br />
 </p>

<p>Amedspor, Türkiye’deki futbol sisteminin istesek de istemesek de bir parçası olduğu için ne yazık ki henüz Avrupa’daki profesyonel tutumu benimsemiş değildir. Ancak bu ilelebet böyle süreceği anlamına gelmez. Kurumsallaşmak isteyen, fark yaratmak isteyen ve kalıcı olmak isteyen her kulüp gibi Amedspor da bir oyun sistemine sahip olmalı ve profesyonel denetleyiciler tarafından bu oyun denetlenmelidir.</p>

<p>Her ne kadar Amedspor, profesyonel olarak bir oyun sistemine sahip olmasa da aslında taraftarın bir oyun sistemi vardır. Amedspor’a gelen teknik direktörlerin çoğunun bunu anladığını düşünmüyorum. Amedspor’un taraftar ve izleyici kitlesinin ruh halini anlamaktan ne yazık ki çoğu uzak kalıyor. İşte burada görev kulüp başkanı ve yönetime düşüyor. Bu kulübe teknik direktörlük yapacak her hocaya ve teknik ekibine, stadı dolduran 33 bin kişinin ve ekran başındaki milyonlarca taraftarının ruh halini, oyun isteğini aktarmakla mükelleftir. Şimdi bu oyun anlayışını biraz açalım.</p>

<p>Amedspor taraftarının temel motto şarkısı Diren’dir. Amedspor taraftar gruplarının adları Barikat ve Direniş’tir. Amedspor taraftarı ister galip gelsin ister yenilsin maçta direniş ister, mücadele ister, son ana kadar oyunun hakimiyetini elinde ister. Amedspor taraftarı bir gol bulduktan sonra geri kalan tüm maçı bu golü korumaya yönelik bir anlayışı çöpe atar. Amedspor bir gol bulduktan sonra geri çekilen, oyunun gardını tamamen rakibe veren, oyunda olmayan rakibi oyuna ortak eden bir oyun sistemini reddeder. Bu oyun anlayışı, savunma yapmayan, 90 dakika hiç durmadan saldıran, sadece hücum yapan bir oyun anlayışı hiç değildir. Elbette oyunda aktif dinlenme olacak, yeri geldiğinde oyunun temposu düşürülecek ama ilk yarı pozisyonu olmayan, hücum seti bile kuramayan, 33 bin kişiyle dolu bir statta tedirgin olan ve oyunun hiçbir şekilde bir parçası ve ortağı olmayan bir takıma, ikinci yarıda tüm insiyatifi bırakırsanız stattaki 33 bin kişi ve ekran başındaki milyonlar bunu kesinlikle reddeder ve zaten reddetmiştir de. Bunun canlı örneklerini gelin hatırlayalım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk devredeki Hatayspor maçını Amedspor kendi sahasında 2-1 kazandı. 8 Kasım 2025’teki maçta Amedspor, daha beşinci dakikada Diagne ile 1-0 yaptı ve 23.dakikada yine Diagne ile 2-0’ı buldu. 42.dakikada Hatayspor, bulduğu bir penaltı ile skoru 2-1’e getirdi ve ilk yarı bitti. Sinan Hoca, ikinci yarı takımı geri çekti ve ligde hiçbir varlık gösteremeyen Hatayspor’u tıpkı Sakaryaspor ve birçok maçta olduğu gibi oyuna ortak etti. Hatayspor’a karşı anlamsız geri çekilme neyse ki facia ile sonuçlanmadı ve Hatayspor ikinci golü bulamadı. Ancak taraftar ikinci yarıdaki oyunu o kadar beğenmedi ki stattaki çoğu kişi galibiyet sonrası buruk bir şekilde stadı terk etti. Hatta Diren şarkısının maçtan sonra çalınmadığı ve taraftarın ve futbolcuların bir an önce stattan çıktıklarını hatırlıyorum. Yani aslında herkes oyunun farkındaydı. Keşke bu oyun sadece bu maçta kalsaydı. Bu şekilde birçok örnek verilebilir. Bu kötü oyunu her zaman kurtaran Diagne’nin son dakikada gelen golleri ve bireysel beceri sonucu diğer gollerdi. Çoğu kişi, şampiyonluk yolundayız aman arıza çıkaran biz olmayalım moduna geçti. Gerçekler neredeyse her maçta statta yüzlere çarparken bu oyunu eleştirenler kaosçu olmakla suçlandı. Mızrak gittikçe uzadı, son 5 maçta sadece bitmiş, dağılmış Adana Demirspor ve 10 kişi kalmış Pendikspor galibiyetleri gelince ve Sakaryaspor karşısında çuvalda artık hiçbir delik kalmayınca Sinan Kaloğlu ile yollar ayrıldı. Artık herkesin anlaması gereken, Van’dan, Colemêrg’ten, Şırnak’tan ve her yerden insanlar maç için o şehre aktığında geri çekilen, oyunun insiyatifini rakibe bırakan, bir gol atalım sonra üzerine yatalım anlayışı için gelmemiştir. Futbolda 3 sonuç vardır. Yenilgi ve beraberlik de mümkündür. İnsanları üzen, yıkan, moralini bozan 1 puan değil takımın ruhunu o sahaya yansıtmamaktır. Amedspor ruhu o sahaya yansımadığında beraberliğin yenilgiden hiçbir farkı yoktur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-sinan-kaloglu-ile-neden-yollar-ayrildi</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5871-1.jpeg" type="image/jpeg" length="64645"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kezêr (Kezer) Barajı Doğayı Tehdit Ediyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/kezer-kezer-baraji-dogayi-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/kezer-kezer-baraji-dogayi-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>HABER: Uğur Yılmaz <br />
 </p>

<p>Gazete Emek - Proje kapsamında baraj ve hidroelektrik santralinin yanı sıra malzeme ocakları, kırma–eleme–yıkama tesisleri ve hazır beton santrali kurulması planlanıyor. Bu kapsamlı inşaat faaliyeti; ormanlık alanların tahrip edilmesi, su kaynaklarının kirletilmesi ve meraların yok edilmesi anlamına geliyor.</p>

<p>Türkiye’de benzer projelerin yarattığı yıkım ortadayken, Newala Kezêr (Kezer Vadisi) için de aynı kaderin dayatıldığı görülüyor. Munzur, Cerattepe, Yusufeli ve Heskîf (Hasankeyf) örnekleri; baraj ve HES projelerinin tarım alanlarını sular altında bıraktığını, köyleri boşalttığını, derelerin doğal akışını bozduğunu ve ekosistemi geri dönülmez biçimde tahrip ettiğini gösterdi. Enerji üretimi gerekçesiyle yürütülen bu projeler, gerçekte doğanın sermayeye açılması anlamına geliyor.</p>

<p>Yerel halkın rızası alınmadan ilerletilen ÇED süreçleri, halkın katılımını biçimsel bir prosedüre indirgerken; Kezêr (Kezer) Havzası’nda yaşam süren köylülerin, üreticilerin ve doğa savunucularının söz hakkı fiilen yok sayılıyor. Bölgenin suyu, toprağı ve yaşam alanları, kısa vadeli rant hesaplarına kurban edilmek isteniyor.</p>

<p><img alt="" height="765" src="https://gazeteemeknet.teimg.com/gazeteemek-net/uploads/2026/02/1fcc4894-dc6f-4141-8a53-f289f8bc2da7.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="552" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18 Şubat’ta Bidlîs (Bitlis)’te, 19 Şubat’ta Sêrt (Siirt)’te yapılacak ÇED toplantıları, Kezêr (Kezer) Havzası’nın geleceği açısından kritik önemdedir. Bölge halkının sürece katılması ve itirazlarını dile getirmesi, doğayı savunmanın asgari koşuludur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/kezer-kezer-baraji-dogayi-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Mon, 09 Feb 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5637-1.jpeg" type="image/jpeg" length="80519"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Metin Rastdil yazdı: Spor ve Futbol; Antik Dünyadan Günümüze Bir Ziyafetin Kısa Tarihi]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-spor-ve-futbol-antik-dunyadan-gunumuze-bir-ziyafetin-kisa-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-spor-ve-futbol-antik-dunyadan-gunumuze-bir-ziyafetin-kisa-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amedspor Kaos ve Direniş kitabında Ali Fikri Işık, futbolun sanat dalları gibi son derece saygın ve kendine özgü bir enerjiye sahip olduğunu, estetik olarak tiyatrodan hiçbir farkı olmadığını ifade edip futbolun Antik Yunan tiyatrolarının günümüzdeki temsilcisi olduğunu iddia eder.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antik Yunan tiyatro mekânlarının, ilk başlarda dini kurban tören alanları olarak kullanıldıklarını ardından toplumun ortak sosyalleşme mekânlarına dönüşüp ziyafet ve gösteri alanlarına dönüştüklerini tarihî kaynaklardan biliyoruz.</p>

<p></p>

<p>Antik Yunan tiyatroları ve gösterileri, günümüzde farklı mekân ve alanlarda birçok şekilde karşımıza çıksa da en kitlesel şekilde futbol stadyumlarında boy gösterir. Zaten stadyum da antik dünyadan bize miras kalan bir mekân ve aynı zamanda antik dünyada bir uzunluk birimiydi. Örneğin iki şehrin birbirine uzaklığını hesaplarken bir stadyumun uzunluğu üzerinden yapılırdı. Elbette o stadyumlarda futbol yoktu ve bu kadar gelişmiş bir teknoloji ile inşa edilmemişlerdi. Futbol o dönemde stadyumlarda yerini almamış olsa da günümüzde atletizmin birçok dalı o stadyumlarda kendine yer bulurdu.</p>

<p></p>

<p>Örneğin, güreş müsabakaları antik dünyada en az koşu kadar popülerdi. Şu ana kadar yapılan arkeolojik kazılarla Anadolu’da 30’dan fazla antik stadyum ortaya çıkarıldı. Antik dünya ile günümüzdeki stadyumlarda oyunlar değişse de seyircilerin heyecanı, mutluluğu ve zaman zaman kabaran öfkesi zaman kavramını ortadan kaldırır ve duyguları aynı potada buluşturur.</p>

<p></p>

<p>Günümüzdeki stadyumlarda seyirci olarak atılan gollerdeki sevincimizin benzerini, binlerce yıl önce şu anda mezar yerleri bile belli olmayan seyirciler cirit atma ve uzun atlama dallarında ya da başka bir yarışta yaşıyordu.</p>

<p>İnsanlık, 20.yüzyıla girerken atalarının binlerce yıl önce yaşadığı heyecanı yaşamak, onları bir nevî anmak ve binlerce yıl önceki oyunları yeniden yaşatmak için 1896 yılında Olimpiyat Oyunları’nı mezardan çıkardı. 1896 yılında ilk modern olimpiyat oyunlarının Antik Atina Stadyumu’nda yapılması tesadüfi bir karar değildi.</p>

<p></p>

<p>Antik Yunanlıların en eski ikinci stadyumu olan 70 bin kişi kapasiteli Atina Stadyumu, 2 bin 300 yıl sonra yeniden Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yaptı.</p>

<p></p>

<p>Stadyumlar, 4 yılda bir binlerce yıl öncesinin spor geleneklerini günümüze yeni kurallar ile taşıyor. Ancak diğer her spor dalından daha çok izlenilen, oynanan, ilgi çeken ve popüler olan futbol her hafta, her gün stadyumlardan evlere teknoloji sayesinde giriyor ve milyarlarca insanı cazibesine kaptırabiliyor.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Futbola benzeyen ilk ilkel oyuna Milattan önce üçüncü yüzyılda Antik Çin’de rastlıyoruz. Futbolun en eski formu olan bu oyuna Antik Çin’de Cuju deniliyordu. Ancak günümüzdeki futboldan elbette oldukça uzaktır. Günümüz modern futbolun yaratıcılarını bulmak için Sanayi Devrimi’nin ilk makine çarklarına kulak vermemiz gerekli.</p>

<p></p>

<p>1750’li yıllardan itibaren teknoloji ve ekonomi değim-dönüşüm aşamasına giriyor ve bu dönüşüm Avrupa’da ilk olarak Britanya İmparatorluğu’nu sarsıyordu. Tarihsel bir zaman dilimi olarak Sanayi Devrimi dediğimiz dönem, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte bir aşamaydı.</p>

<p></p>

<p>O dönemde dünyanın en güçlü ekonomi-politiğine sahip Britanyalılar, buharlı makineleri çoğalttıkça, fabrikalar açıldıkça, seri üretimler çoğaldıkça bu ekonominin döndüğü şehirlere aşamalı bir şekilde göçler başlar ve işçi sınıfı oluşur. Sonrasında işçi hakları, eşit ücret, sosyal güvenlik, çalışma saatleri vb. tüm başlıklar Sanayi Devrimi’nin Britanya topraklarındaki doğumunun sonuçları ve tartışmalarıdır.</p>

<p></p>

<p>İşte futbol da bu dönemin Britanya dünyasının insanlığa hediyesidir. Bu fabrikalardaki insanların, atölyelerdeki binlerce insanın daha verimli olmaları için, stres atmaları için farklı etkinliklere ihtiyaçları vardı. Futbol ilk başlarda Rugby oynarken ara verilen saat ve dilimlerde oynanan ikincil önemdeki bir oyunken gittikçe işçiler arasında popüler olur, yayılır ve toplumun diğer kesimlerinde de popüler hale gelir.</p>

<p></p>

<p>Kapitalizm, futbolun etkisini ve önemini fark edince elbette futbola el atıp farklı kurumlar ile kurumsallaştırır ve kurallar belirlenir. Tarih boyunca da zaten böyle olmuştur. Her spor dalı egemenler tarafından kontrol altına alınır ve onların koyduğu esas ve kurallar üzerinden ilerlenir. 1850’li yıllarda artık futbol İngiltere’nin çeperlerine ulaşmış, hitap ettiği yaş seviyesi lise dengi okullara kadar inmiş, hatta kimi okullar bu spor dalının kurallarını bile koymuştu.</p>

<p></p>

<p>Futbol Birliği isimli kuruluş faaliyete geçip tüm kuralları gözden geçirip resmi kuralları açıklayınca artık futbol bu esasa dayandı. İngilizler, futbolu sadece kendi ülkelerinde oynamadı. Bu oyunu, Arjantin’den Asya’ya birçok coğrafyaya taşıdılar. Arjantin’de futbolu ilk olarak İngiliz işçiler oynayıp kitleselleştirirken, Anadolu’da da ilk futbol kulübü, yine İngilizler tarafından İzmir’de kurulmuştur.</p>

<p></p>

<p>Elbette futbolun tarihi bir yazıda anlatılamaz. Antik dünyanın tiyatrolarında, stadyumlarında esen rüzgârın bir farklı çeşidi olarak futbol, günümüzün modern stadyumlarında arkasına milyarlarca insanı alacak şekilde hafif esintili bir rüzgârdan ziyade durdurulamayan bir kartopuna benziyor.</p>

<p></p>

<p>Futbolla ilgili tezler çok, görüşler farklıdır. Kimilerine göre kitleleri uyuşturan bir ilaç, kimilerine göre kitleleri uyandıran bir sihirdir. Bu tartışmayı hep bıçak meselesine benzetmişimdir. Elde bir bıçak var, nasıl kullanmak istersen o işe yarar. Bir bıçakla yiyeceğin ekmeği de kesebilirsin ama zarar verecek bir şey de yapabilirsin. Önemli olan niyetin, bakış açın ve pratiğin. Herkesin bıçağı kullanma amacı aynı değildir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SPOR, YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-spor-ve-futbol-antik-dunyadan-gunumuze-bir-ziyafetin-kisa-tarihi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 23:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5601.jpeg" type="image/jpeg" length="73826"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hüseyin Nazlı yazdı: Kürt Birliği Protestolarda Kalmamalı: Hayatın Her Alanında Güçlü Bir Lobi Kurulmalı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/huseyin-nazli-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/huseyin-nazli-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hüseyin Nazlı</p>

<p>Bu yazıda Yahudi lobisini bir örnek olarak ele alıyorum. Amacım bir yapıya benzetmek değil, dünyada işe yarayan bir sistemi anlamak ve Kürtlerin nerede eksik kaldığınıkonuşmak.</p>

<p>Rojava’daki gelişmeler ve dünyanın dört bir yanında yapılan kitlesel protestolar şunu gösterdi: Sokakta güçlüyüz, ama masada hâlâ zayıfız. Uluslararası alanda etkili olabilmek için kalabalıklar yetmiyor; örgütlü, kurumsal bir lobiye ihtiyaç var</p>

<p>Kürtlerin coğrafyaları parçalıdır ama etkileri büyüktür. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Yahudi halkıdır. Yahudiler güçlü oldukları için örgütlü değiller; örgütlü oldukları için güçlüdürler.</p>

<p>Yahudi sistemi basit ama etkilidir. Öncelikle her Yahudi, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın kendisini tek bir halkın parçası olarak görür. Devletleri olsun ya da olmasın, bu bilinç hiç kaybolmaz. Ekonomide, akademide, siyasette, medyada ve kültürde birbirlerini desteklerler. Bir Yahudi iş insanı, bir Yahudi öğrenciyi; bir Yahudi akademisyen, bir Yahudi girişimciyi gözetir. Bu bir ayrıcalık değil, halk bilincidir.</p>

<p>En önemlisi de şudur: Yahudi lobisi yalnızca siyasetle ilgilenmez. Ekonomik güç yaratır, bu gücü kurumsallaştırır ve sonra siyasete taşır. Bağış sistemleri, vakıflar, fonlar ve dernekler aracılığıyla kendi içlerinde güçlü bir ekonomik döngü kurarlar. Böylece ne bir Yahudi öğrencisi sahipsiz kalır ne de zor durumda olan bir aile yalnız bırakılır.</p>

<p>Şimdi kendimize şu soruyu sormak zorundayız:</p>

<p>Biz Kürtler neden bunu yapamıyoruz?</p>

<p>Oysa Kürt halkı da dünyanın dört bir yanına dağılmış büyük bir diasporaya sahip. Avrupa’da, Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Amerika’da milyonlarca Kürt yaşıyor. İş insanlarımız var, akademisyenlerimiz var, sanatçılarımız, sporcularımız var. Sorun güçsüzlük değil; birbirimizden habersiz, kopuk ve örgütsüz olmamızdır.</p>

<p>Eğer Kürtler olarak Yahudi sistemine benzer bir halk örgütlenmesini hayata geçirirsek ne olur?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öncelikle kimliğimiz yalnızca acı ve mağduriyet üzerinden tanımlanmaz. Kürt, güçlü bir aktör olarak görülür. Kürt lobisi, bulunduğu ülkelerde siyaseti etkileyen, karar mekanizmalarına ulaşabilen bir yapıya dönüşür. Rojava’yayönelik bir saldırı olduğunda sadece sokaklarda değil, parlamentolarda, medya merkezlerinde ve diplomatik masalarda da sesimiz olur.</p>

<p>sesimiz yok değil var ama yeterli değil daha çok bireysel çabalar ile bir bürokrasi yürütülüyor</p>

<p>Ekonomik olarak ise tablo kökten değişir. Kürt iş insanları, Kürt gençlerine istihdam sağlar. Kürt fonları, Kürt öğrencilerin eğitimini destekler. Cezaevinden çıkan bir siyasi tutsak hayata sıfırdan başlamak zorunda kalmaz. Bir annenin çocuğu aç kalmaz, bir gencin cebinde yol parası olur. Çünkü halk, kendi halkına sahip çıkar.gençlerimiz diaspora bataklığında Kaybolmaz</p>

<p>Bu sistem aynı zamanda iç bölünmeleri de azaltır. A-B-C diye sınıflandırılan insanlar değil, aynı çatı altında farklılıklarıyla var olan bir halk ortaya çıkar. Fikir ayrılıkları bölünmeye değil, zenginliğe dönüşür.</p>

<p>Kürtler mazlum ve aciz bir halk değildir. Bize bu rolü dayatıyorlar. Oysa Kürtler cesurdur, üretkendir ve dirençlidir. Eksik olan tek şey, bu gücü örgütlü ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmektir.</p>

<p>Yahudiler bunu başardı.Kürtler de başarabilir.</p>

<p>Yeter ki birbirimizi yalnızca cenazelerde, protestolarda ve acı günlerde değil; hayatın her alanında hatırlayalım</p>

<p>Bu nedenle etkili diaspora ve lobi modellerini beş madde halinde ele aldım.”bu geliştirilebilir ve eleştiriledebilir “</p>

<p>Kürt lobisi nasıl kurulacak, kimlerle, hangi alanlarda ve neyi değiştirebilir ?</p>

<p>Lobi bir gecede, sloganla ya da sadece siyasi tepkiyle kurulmaz. Lobi; ekonomi, eğitim, kurumlaşma ve süreklilik ister.</p>

<p>Birinci adım: Ekonomik ağ</p>

<p>Her güçlü lobinin arkasında güçlü bir ekonomi vardır. Kürt iş insanları dünyanın her yerinde var ama birbirleriyle bağları zayıf. İlk yapılması gereken; ülkeler ve şehirler bazında Kürt iş insanlarını, esnafı ve girişimcileri aynı ağda buluşturmaktır. Bu ağ sadece ticaret için değil; dayanışma için kurulmalıdır. Bir Kürt genci iş arıyorsa, önce bu ağ devreye girmelidir.</p>

<p>İkinci adım: Eğitim ve gençlik fonları</p>

<p>Yahudi lobisinin en stratejik alanlarından biri eğitimdir. Kürtler de kendi burs fonlarını, akademik destek ağlarını kurmalıdır. Avrupa’da ya da başka bir ülkede okuyan bir Kürt öğrenci yalnız hissetmemelidir. Bugünün desteklenen genci, yarının akademisyeni, bürokratı ve karar vericisi olur.</p>

<p>Üçüncü adım: Sivil toplumun profesyonelleşmesi</p>

<p>Dernek çok, etki az. Çünkü çoğu yapı gönüllülükle ayakta durmaya çalışıyor. Oysa lobi dediğimiz şey profesyonel kadrolar ister: hukukçular, iletişimciler, diplomatlarla konuşabilecek temsilciler… Her ülkede Kürtleri temsil eden, rapor yazan, dosya hazırlayan, parlamentolara ulaşan kurumsal yapılar oluşturulmalıdır.</p>

<p>Dördüncü adım: Medya ve anlatı gücü</p>

<p>Kürtler genelde başkalarının yazdığı hikâyenin içinde yer alıyor. Bu kabul edilemez. Kendi medya ağlarımızı, dijital platformlarımızı, düşünce kuruluşlarımızı güçlendirmeliyiz. Bir saldırı olduğunda sadece acı anlatan değil, politik ve hukuki karşılığı olan bir dil kurmalıyız.</p>

<p>Beşinci adım: Sosyal dayanışma sistemi</p>

<p>Cezaevine giren siyasi tutsakların aileleri, cezaevinden çıkanlar, işsiz kalanlar, hastalar… Bunlar yardım kampanyalarına mahkûm edilmemeli. Kürt lobisi, kendi içinde sürdürülebilir bir sosyal güvence mekanizması kurmalıdır. Bu, onur meselesidir.</p>

<p>Ve belki de en kritik adım: İç bölünmeyi yönetmek</p>

<p>Yahudi sistemi bize şunu da öğretiyor: Herkes aynı düşünmek zorunda değil ama herkes aynı halkın parçası olduğunu unutmamalı. Kürtler arasında fikir ayrılıkları olacaktır; bu zayıflık değil, zenginliktir. Zayıflık olan şey, bu ayrılıkları düşmanlığa çevirmektir.</p>

<p>Eğer Kürtler bu adımları atarsa ne olur?</p>

<p>Kürt meselesi sadece sokakta değil, masada konuşulur. Kürtler yardım bekleyen değil, muhatap alınan bir halk olur. Gençler umutsuzlukla değil, planla büyür. Acılar azalmaz belki ama yalnızlık biter.</p>

<p>Artık Kürtlerin kendisini ciddiye alma zamanı çoktan gelmiştir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/huseyin-nazli-yazdi</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5419.jpeg" type="image/jpeg" length="35049"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rıdvan Yıldız yazdı: Hakikat yolunda bilinçlenmek]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rivayet edildiği üzere Budha saraydaki Sefahatten bir gün halkın arasına karışır ve gördükleri onu şaşkına çevirince yılları bulan bir inziva sürecine girer.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek</strong> - Rivayet edildiği üzere Budha saraydaki Sefahatten bir gün halkın arasına karışır ve gördükleri onu şaşkına çevirince yılları bulan bir inziva sürecine girer. İşte bu inzivadan "aydınlanmış" olarak yani Budha adını alarak toplumuna döner. Denilebilir ki Budha'da uyanan hakikat onun yolculuğu olur. Kendini bulma serüveninde kâh bedenen kâh zihnen, inzivadan Süzer hakikatini ama uyanır, aydınlanır ve arınır. Öylece döner ama sarayı terk eder.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Aslında terk ettiği saray değildir. Sarayın sefahatidir. Bedenen ve zihnen hakikatten kopuşunu görür. Hakikatin 8 yolunu ve 4 ilkesini belirlemeye kendini adadıysa günümüz insanın yolculuğu daha sancılı ama daha görkemli olmaktadır. Modernliğin ilmek ilmek ördüğü yalan ve riyakarlığın dibine vuran bugünün insanı hakikatten fersah fersah kaçmaktadır. Modern zamanların sanal yaşamını en iyi özetleyen de uyutulmaya yatırılmış hakikat olmaktadır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Uyandırılmaya korkar hale gelen modern insan sanal alemi yaşamayı Özgür yaşam diye yüceltmektedir. Bu insanın gözüne hakikatin ışığını tutmak zaten körelmiş gözlerini daha da köreltmektedir. Bir korku sarmalında yaşamaktadır. Beşeriyatından öyle bir soyulmuş ki beşer olanın şaşkınlığıyla hakikate uyanmaya utanır haldedir. Farkındadır gerçeğin. Bilmektedir yalanı yaşadığının ve bilse de uğrunda bir şeyler yapılması gerektiğini, bekler bir başkasının bu hakikat ateşinde yanarak uyandırılmış hakikati yaratmasını. Prometeler her gün ciğerlerini parçalayan leşçilere inat ateşi diri tutarken bu uyanmaya korkan cahiller prometrenin acısını büyütmektedir.<br />
&nbsp; &nbsp; Hakikate uyanmak merakla başlar. Arayışla büyür. Buna ilgi ve dikkat odaklanması diyen de olmuştur ama hakikat arayışı korkuyla olmaz. Tıpkı İnanna'nın "104 Me"sini (Antik Mezopotamya Tanrıçasıdır. Me'ler uygarlığın tüm olumlu ve olumsuz yönlerini temsil eder.) Almak için Enkidu'nun yeraltı dünyasına inerken her katta bir parça elbisesini bıraktığı gibi korkulardan, ezberlerden ve alışkanlıklardan soyunmakla ulaşılır. Hakikat Bir destan gibidir. Destanları kahramanlar yazarmış. Kahramanlık ise kendi sınırlarını aşan toplumsal hareket eden insanların eylemidir.Ekonomik eşitsizlikle mankurtlaştırılmaya çalışılan insanların tek çıkar yolu hakikatle bilinçlenmeleridir. Bilmenin çokça hali ve yolu vardır. Hakikat yolundaki bilmenin hali destan kahramanları gibi olmayınca sadece hikaye anlatıcısı olunur. Destanların her zaman sonu iyi bitmez. Trajediler de böylesi destanlardan çıkar. Tragedya yazarları birçok trajedileri anlatmıştır. Trajedi yaşayan kendi sonunu ödenmesi gereken bir bedel olarak tarif ederek mağrur bir edayla yaşaması gerekenlerin peşinden Truvalı hektor gibi gider.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;İşte bu nedenle başta Ortadoğu toplumları olmak üzere hakikat yolunda yapılması gereken bilme hali tıpkı Budha'nın öğütlediği gibi sonsuz mutluluktaki acılardan sıyrılmak dahil yüreğini beyaz gülün dikenine çekinmeden yatırmaktır. Hakikat aynı zamanda böyle bir cesareti öğütler. Tıpkı Bruno gibi hakikati celladın yüzüne &nbsp;haykıracak cesarettir...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2024/01/img-4455.jpeg" type="image/jpeg" length="10884"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rıdvan Yıldız yazdı: İnsanın doyumsuzluğu kaosa neden oluyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumun güvenlik sorununu hep diri tutan sapkınlıkları teşvik eden veya koruyup kollayan iktidarın, kendine toplumsallık içinde açtığı alanı artık kimse tartışmıyor. Çünkü toplumların vazgeçilmezi haline geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RIDVAN YILDIZ</strong></p>

<p>İnsanı tanımlamak nedense hep karmaşaya çağrı olmuştur. İnsan denilince nedense aklıma kaos geliyor. Biraz daha zorlayınca entropi daha makul bir tanım oluyor. Bilmece diyen de var. Eşref-i mahlukat diyen de. Evrenin özeti olarak tanımlayan çoğunluğa katılıyorum. Çünkü Makro kozmosun en güzel örneğini bu mikro kozmos'ta görüyoruz. Bu da mahlukların en şereflisi oluyor. Anlaşılmaz olması sebebiyle kaos diyorum ama sürekli bir geriye gidişi ve çözülmeyi yaşadığı için entropi hali diyorum. Bunu anlam vermeyen hatta itiraz eden bile olabilir. Fikri hür zamanların yurttaşlarıyız ne de olsa...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; İlk emekleme zamanından bugüne değişerek çıkan insanda mükemmele en yakın hali aslında toplumsallığıdır. Toplumsallıktan kopuşu hızlandıran nedir diye soruluyor? Bence analitik zekanın duygusal zekayı baskılamasıdır. Tabii bu süreci hızlandıran erkeği, erkek zihniyetini unutmamalıyız. Erkek zihniyetini yücelten fikri evveliyatımızın baskıladığı duygusal zekanın kadında sönük bir şekilde yaşatılıyor olmasına da sevinmeliyiz. Çünkü insanı insan yapan bu bütünlüktür. Ne kadar yaratıcı, kavrayıcı ve üretken olursa olsun duygusal dünyasından kopuşla insansal boyutu sakatlanmıştır. Kadınla yaşamı bütüncül ve eşit kurabildiği oranda dengeli yaşama adım atabilmiştir.</p>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Ne yazık ki içinde büyüdüğü toplumsallık bir kısır döngü halinde erkeği yüceltip kadını hiçleştirdikçe sakatlanmış insanı çoğaltıyor. Şiddet, kin, nefret ve bir de stres, depresyon ve toplumsal sendromları bu çarpıklıktan kopuk ele alamayız. Hemen hemen bütün toplumlarda bir doyumsuzluk hali tırmanışta. Zevk ve doyum arayışında sınır tanımayan denemeleri basın gizlese bile bir toplumsal çıldırma hali yaşanıyor. Kimisi bunu ahlaki çöküntü olarak tanımlıyor. Ahlaksızlık diz boyu diyerek topluma karşı güvensizliği örgütleyen Neo liberal, muhafazakar ya da gelenekçi fikriyatı tartışıyoruz.</p>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Devlet ve iktidarlar kendine gereksinmeyi kalıcı hale getirmek için toplumsallığı tartışmaya açmıştır. Toplumun güvenlik sorununu hep diri tutan sapkınlıkları teşvik eden veya koruyup kollayan iktidarın, kendine toplumsallık içinde açtığı alanı artık kimse tartışmıyor. Çünkü toplumların vazgeçilmezi haline geldi. Toplum adına yaptırım gücü olma yetkisini elinde bulunduruyor. Bu güvenlik sorununu yaratan da yine insanın içindeki doyumsuzluğudur. Kişisel hırsı yüzünden bir türlü gözü doymayan insanın içindeki yıkıcılık tahrip edici olmuştur. Hırsızlığı, uyuşturucu bağımlılığını ve cinselliği bir sektör halinde toplumun içine sokan bu yıkıcılıktır. Toplumu çürüten onun içinden çıkan ve kanser gibi bulaşıcı etki yaratan hep daha fazlasını isteyen doyumsuzluğudur. Entropi olması budur...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jan 2024 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2024/01/insanin-doyumsuzlugu.jpg" type="image/jpeg" length="25945"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bekir Güneş yazdı: Amedspor tartışmaları bize ne anlatıyor?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amedspor başkanları ve yöneticileri tahammülleri ve hoşgörüleri ile taraftarlara örnek olmalıdır. Örneğin taraftarlar Amedspor maçının 30. dakikasında stadı terk etselerdi başkan nasıl karşılardı?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek </strong>- Geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır'da Amedspor konferansına katıldım. Amedspor taraftarları geleceğini tartışıyor konferansı oldukça verimli geçti ve yeni yapılacak konferansların da kapısını araladı. Tartışma kültürünü olgunlaştırması açısından çok değerli buluyorum.&nbsp;</p>

<p>Bir ay öncesinden konferansın hazırlıklarına başlanmıştı. Amedspor İstişare Kurulu ve Amedspor Taraftarlar Derneği çok yoğun çaba sarfederek bu konferansı organize etmeye çalıştılar. Konferans ile ilgili eksiklikler yok muydu? Elbetteki vardı. Bu konferanstan bir hafta önce bütün Türkiye'nin gözünün üzerinde olduğu CHP Genel Kurulu'na katıldım. Orada bile korkunç organizasyon eksiklikleri vardı. CHP bir yıldır bu konferansa hazırlandığı halde yine de çok fazla eksikliklerle yapıldı. Amedspor Konferasnı için de eleştiriler yapabiliriz. Ama bu eleştirileri yaparken yapıcı ve katkı sağlayıcı eleştiriler yapmak zorundayız. Yoksa yıpratıcı eleştiri yapmak en kolayıdır.&nbsp;</p>

<p>Konferansın içeriğine dair tanıtımlar birkaç gün önce yapıldı. Son bir aydır konferansın devamında yer alacak müzisyen arkadaşların tanıtımları çokça yapıldı. Keşke konferansa dair de planlamalar daha erken tamamlansaydı ve tanıtımlar ona göre yapılsaydı. Ama olmadı. Arkadaşların çok yoğun bir çaba sarfettiğine bizzat şahidim. O kadar çok farklı dinamiklerle uğraştılar ki emin olun hiç de kolay değildi. Konferansa katılacak konuşmaları belirlemek ayrı bir dert, STK temsilcilerini davet etmek ayrı bir dert, taraftar gruplarını ikna edip bir araya gelmelerini sağlamak ayrı bir zorluk. Yani hiç de kolay değildi. Bütün bu zorluklar içerisinde verimli bir konferans yapılmaya çalışıldı. Konferansın olduğu gün parelel farklı etkinliklerin de olması konferansa katılım oranını etkiledi.&nbsp;</p>

<p>Her şeye rağmen ben bu konferansa çok yoğun bir ilginin olacağını bekliyordum ama olmadı. Keşke bütün taraftar grupları, Amedspor ile ilgili STK temsilcileri ve yerel basının hepsi orada olsaydı. Ama beklediğim gibi olmadı. Bunun birçok sebebi var tabi. Uzun uzun anlatmayacağım. Ama kısaca değinmem gereken birkaç konu var.</p>

<p>Konferansın ilk oturumunda ben ve önceki başkanlardan sayın Metin Klavuz, Amedspor tarihini, kültürünü ve dünyadaki örneklerini anlattık. Amedspor'un hangi iklimde doğduğunu hangi zorluklarla uğraştığını ve bundan sonra neler yapılması gerektiğini anlattık. Amedspor Başkanı sayın Elaldı, konuşmalarımızı dinlemeden, kendi konuşmasını yaptıktan sonra salondan ayrıldı. Neden dinleme nezaketi göstermedi bilmiyorum. Ya çok fazla önemsemedi ya da daha ciddi bir işi vardı. Ama her ne olursa olsun keşke gitmeseydi ve başkanı olduğu kulüple ilgili tartışmaları dinleseydi. Çünkü oraya gelen herkes Amedspor için bir araya gelmişti. Hepimiz herhangi bir maddi beklenti içinde olmadan Amedspor için bir araya geldik. Bazılarımız il dışından sırf bu konferans için kendi imkanları ile geldi. Ama Diyarbakır'da olup konferansa gelenleri dinlemeden salondan ayrılmak pek hoş olmadı.&nbsp;</p>

<p><br />
Amedspor başkanları ve yöneticileri tahammülleri ve hoşgörüleri ile taraftarlara örnek olmalıdır. Örneğin taraftarlar Amedspor maçının 30. dakikasında stadı terk etselerdi başkan nasıl karşılardı? Sayın başkan ile hiçbir tanışıklığımız yok. Bizler oraya ne bize hediye edilen formalar için geldik ne de bir maddi ve kariyer beklentisi için geldik. Davet edilen bizler de taraftarlar da Amedspor için bir araya geldik. Amedspor'un hangi amaçlarla kurulduğunu, nasıl bir misyonunun olduğunu ve taraftarlarının neden ortak bir amaç için çalışması gerektiğini anlattık. Amedspor Taraftarlar Derneği ve Amedspor İstişare Kurulu çok büyük bir çaba ile bu çalışmaları yapmaya çalışıyor.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amedspor'un kuruluşundan bu yana Amedspor taraftar grupları olan Barikat, Direniş'in çok büyük çabaları var. Ben onların Amedspor sevdalarına çok yakından şahidim. Deplasmanlarda bütün zorluklara karşı nasıl Amedspor'un yanında yer aldıklarını çok iyi biliyorum. Bazıları ile zaman zaman İstanbul ve deplasmanlarda sohbet etme imkanımız da oldu. Yine Azrailler grubu, çok eski ve kültürü olan bir grup. Onlar da Amedspor için ciddi bir çaba içerisindeler. Bu taraftar gruplarının içinde zaman zaman ihtilaflar olacaktır. Çünkü Amedspor önceki bu ismiyle birlikte 10. yılını kutluyor. 10 yılda taraftarlar açısından çok ciddi bir aşama kaydedildi. Belli zorluklar, sancılar olacaktır. Ama bu sancıların çok büyük bir Amedspor kültürünü doğuracağına da eminim. Konferansta da dünya modellerini anlattım.&nbsp;</p>

<p>Onların hiçbirinde de kolay olmamıştır. Hepsinde belli diktatörlere karşı mücadeleler vardır. İspanya'da Franko'nun Barcelona Başkanı'nı katlettiğini anlattım. Ama Katalanların bütün zorluklara karşı nasıl yıllar içerisinde politik örgütlemelerini sağlayarak bütün dünyaya örnek olduğunu da anlattım. Bu sadece Barcelona ile sınırlı değil, Bask modeli var, Britanya'daki 20. YY başlarında yaşanan büyük sorunlar var. Fransa'daki örnekleri var. İtalya'da faşizme karşı taraftar gruplarının verdiği mücadeleler var. Bunların hepsi önümüzde ciddi örneklerdir. Hepsini çok iyi okumamız gerekiyor.&nbsp;</p>

<p>Amedspor da politik bir kulüptür. Sadece Amedspor değil Türkiye'de politik olmayan tek bir kulüp bile yoktur. Hepsi de baştan aşağı politakın farklı renkleri ile boyanmıştır. Amedspor'da onlardan farklı bir politiklik vardır. Amedspor sadece Diyarbakır'ın değil bütün Kürt şehirlerinin ve dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın Kürtler'in takımıdır. Ama öyle sisteme hayran Kürtler'in değil sistem karşıtı muhalif Kürtler'in takımıdır. Amedspor yöneticileri ne kadar "Amedspor politik bir kulüp değil" deseler de öyle değil. Zaten Amedspor politik bir kulüp olmasaydı yılların kent takımları varken insanlar neden gidip Amedspor'u desteklesinler ki! Ya da Vanlılar, Vanspor'u, Dersimliler Dersimspor'u, Cizreliler Cizrespor'dan önce neden Amedspor'u desteklesinler ki?</p>

<p>Bu politik bilincin oturması gerekiyor. Yoksa Amedspor sadece sportif başarılardan ibaret desteklenen ya da eleştirilen bir kulüp değildir ve olmamalıdır. Bunları yazarken de öyle sıradan bir taraftar olarak yazmıyorum. Amedspor'un ilk kuruluş sürecini çok yakından bilen, hatta 2011'den başlayan Mezopotamya Kulüpler Birliği sürecinin her aşamasını çok iyi bilen, Sur Belediyespor ve Vanspor'da yöneticilik yapan, sporun hem saha içi hem yöneticilik hem de basın kısmında yer alan biri olarak yazıyorum. Amedspor benim için sadece bir futbol kulübü ya da spor kulübü değildir. Benim için Amedspor'u anlamlı kılan onun politik yapısı ve paradigmasıdır. Bu olmasaydı zaten Türkiye'de desteklenecek çok fazla kulüp var.&nbsp;</p>

<p>Hepimizin çocukluğundan beri maruz kaldığı sistem takımları var. Bu maruz kalma durumu nedeniyle ister istemez onların bütün asimilasyoncu hedeflerini çok iyi biliyoruz. Sistem cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren alt kimlikleri üst kimlik olan "Türk-Sünni" kimliği altında eritmek için futbolu çok işlevsel kullandı. Hepimiz bir şekilde Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ya da Trabzonspor'u falan tuttuk. Kendimizi onlarla özdeşleştirdik. Onların asimilasyoncu politikalarına her maç maruz kaldık.&nbsp;</p>

<p>Konferansta da anlattım. 4 büyük takım taraftarları arasında yapılan bir ankette hepsinin ortak özelliği "Türk milliyetçiliği". 4 büyük takımın da taraftarı kendini ilk olarak "Türk milliyetçisi" olarak tanımlıyor. Sonrasında "Kemalizm" falan geliyor. Bu konuda çok ciddi başarılar da elde ettiler. Bugün Diyarbakır'da bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı olduğunda bir bakın kahvehaneler nasıl doluyor. Ya da bu takımlardan biri şampiyon olduğunda Diyarbakır'da konvoylar ve kutlamalar 3 gün sürüyor. Bu maruz kalma bir yerden sonra Stokholm Sendromuna da dönüşüyor. Yani aslında artık birçoğumuz farkında olmadan bu sistemin gönüllü köleleri haline geldik. Fenerbahçe için, Galatasaray için ya da diğer büyük kulüpler için birçok şeyden feragat edebiliyoruz. Amedspor işte tam da bu sistematik asimilasyonun karşısında duran bir paradigma oldu.&nbsp;</p>

<p>Barcelona'nın sloganı "Bir kulüpten fazlası"dır. İşte Amedspor da bir kulüpten fazlasıdır. Başkanından, yöneticilerine, taraftarlarından, basınına kadar herkes bunu bilerek hareket ederse o zaman doğru zeminde tartışabiliriz. Yoksa oradan buradan futbolcular toplayarak, STK'lardan belli iş insanlarından paralar toplayarak planlanan kısa vadeli sportif başarıların uzun vadeli hiçbir kıymeti olmayacaktır. Çünkü sadece sportif başarı hedefi ile çıkılan yolda sportif başarı olmadığında da büyük hayal kırıklıkları olur. Herkes bir yerlere dağılır. Sonra da sık sık olağanüstü kongreler yapılır. Her gelen kendini Amedspor'un kurtarıcısı olarak görmeye başlar. Sonra olmadığında da "zaten herkes bana karşıydı, herkes bana düşmandı, herkes biz başarısız olalım diye çalıştılar" deyip vicdanını rahatlatıp giderler.&nbsp;</p>

<p>Amedspor hiçkimsenin vicdan mastübasyonunu yapacağı yer olmamalıdır. En az 10 yıllık kısa, orta ve uzun vadeli planlamalarla sürdürülmelidir. Amedspor için altyapı ve Amedspor paradigmasına sahip çıkacak sporcularla çalışmak hayati önemdedir. Amedspor için Kürdistani bir takım planlaması yapılmalıdır. Irak Kürdistan Bölgesi, ve diğer parçadaki Kürt sporculara yönelinmeli. Gerekiyorsa karşılıklı futbolcular alınıp verilmeli. Ekonomik olarak bazı STK'ların ya da iş insanlarının insiyatifine değil uzun vadeli bir ekonomik planlama ile devam edilmelidir. Bunun için 3-5 yıl sportif başarı gelmeyecekse de önemli değildir. Zaten yıllardır sezonluk planlamalar yapılıyor ama yıllardır sportif başarı gelmiyor. Bu yıllar bu kadar hoyratça kaybedilmeseydi ve daha uzun vadeli planlamalar yapılsaydı belki bugün kurumsallık anlamında çok önemli bir yere gelinmişti ve beraberinde sportif başarı da elde edilirdi.&nbsp;</p>

<p>Amedspor'a uygulanan deplasman yasakları, baskılar, taraflı hakem yönetimleri zaten az çok hepimizin beklediği durumlardı. Yani kimse Amedspor'un Bursa'da çiçeklerle karşılanmasını beklemiyordu ve beklemesin. Bundan sonra da öyle olmayacaktır. Yaranmak ve benzeşmek yerine özgüvenli bir yapılanma ile kendin olmaya çalışmalısın. Yoksa Elazığ da olsan Gümüşhane'ye gittiğinde ırkçılığa maruz kalırsın. Onun için onları olduğu gibi kabul edelim biz de kendimiz olalım. Çünkü o faşist yapıyı dağıtmamız imkansızdır. 100 yıllık bir birikim ve çalışmadır o takımların sahip oldukları. Biz o takımların Kürt gençleri üzerindeki etkilerini kırıp Amedspor'u örnek bir model haline getirebilirsek işte o zaman ilk aşamayı başarmış oluruz. Ben bir kez daha Diyarbakır'da Amedspor konferansı organize edenlere teşekkür ederim. Umarım daha kapsamlı konferanslara hep birlikte imza atarız.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ, VAN VE DİYARBAKIR HABERLERİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Nov 2023 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-3029.jpeg" type="image/jpeg" length="18886"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Van Gevaş’ta bulunan şeker pancarı üreticileri: Mağduruz!]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/van-gevasta-bulunan-seker-pancari-ureticileri-magduruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/van-gevasta-bulunan-seker-pancari-ureticileri-magduruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye’de yaşanan ekonomik krizle birlikte artan maliyetler ve iklim krizi çiftçileri zorlamaya devam ediyor. 2023 yılının başından bu yana Türkiye’nin dört bir tarafından haberleri gelen çiftçilerin, yaşadığı zorluklara bir yenisi eklendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>ÖZEL HABER: ZELAL SAHİDENUR SARİ&nbsp;</p>

<p><br />
<strong>Gazete Emek -</strong> Van’ın Gevaş ilçesinde şeker pancarı üretimi yapan çiftçiler şeker pancarı fiyatının artan maliyetlere paralel&nbsp;yükselmemesinden&nbsp;şikâyetçi.</p>

<div class="youtube-embed-wrapper" style="position:relative;padding-bottom:56.25%;padding-top:30px;height:0;overflow:hidden"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/SK_kR5PmvJw?rel=0" style="position:absolute;top:0;left:0;width:100%;height:100%" width="640"></iframe></div>

<p>Türkiye’nin en yüksek şeker oranına sahip Erciş Şeker Fabrikasının bulunduğu Van’da şeker pancarı üretimi 50 yılı aşkın süredir devam ediyor. Öyle ki bu üretime karşın 1977 yılında&nbsp;Türkşeker’e&nbsp;bağlı Erciş Şeker Fabrikasının temeli atılıyor ve 1989 yılından bu yana da aktif bir şekilde çalışıyor.</p>

<p>Bu fabrikada&nbsp;günlük 2 bin 200 ton pancar işletilirken, yılda ortalama 70 gün şeker üretim faaliyetlerine devam eden fabrika, günde ortalama 365 ton, yılda ise ortalama 25 bin ton şeker üretiyor.&nbsp;<br />
&nbsp;</p>

<p><img alt="" src="https://gazeteemeknet.teimg.com/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-2732.jpeg" style="width: 1280px; height: 720px;" /></p>

<p>Bu işletim sisteminin yanı sıra Van’ın çeşitli bölgelerinde bulunan ve ektikleri şeker pancarını bölgedeki kantarlar aracılığıyla Erciş Şeker Fabrikası’na ileten çiftçiler her yıl 50 bin tonu aşkın şeker pancarı üretiyor. Ancak artan enflasyon nedeniyle çiftçiler zorlu bir süreçten geçiyor.&nbsp;</p>

<p>Enflasyona karşı bir seste şeker pancarı üreticilerinden</p>

<p><img alt="" src="https://gazeteemeknet.teimg.com/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-2733.jpeg" style="width: 1280px; height: 720px;" /></p>

<p>Mazot, ilaç, gübre, işçilik ve en önemlisi iklim krizi nedeniyle azalan kaynak sularına sondaj kuyularıyla bulunan çare ve su faturaları çiftçinin belini büküyor. Çiftçinin üretim için temel saydığı bu kalemlerde günlük artışla<span style="-webkit-tap-highlight-color: rgba(0, 0, 0, 0);">r&nbsp;</span>gözlenirken şeker pancarının&nbsp;tonu&nbsp;Türkşeker’in&nbsp;2023 itibariyle belirlediği 1855 TL’lik fiyattan alınıyor.&nbsp;Türkşeker&nbsp;geçmiş döneme göre alım fiyatını yüzde 28 arttırdığını söylese de çiftçi bu artışın masrafları karşısında yeterli olmadığını ve mağdur edildikleri belirtiyor.&nbsp;</p>

<p>Çiftçilerin söz konusu sorunlarını birde onlardan dinlemek için 50 yılı aşkın süredir şeker pancarının ekildiği Van’ın Gevaş İlçesine gidiyoruz. Çiftçilerden aldığımız bilgilere göre Gevaş’ta bulunan bazı şeker pancarı kantarları çiftçilere uygulanan tonaj uygulamasından sonra çiftçilerin şeker pancarı ekmeyi bırakmasıyla kapanıyor. Bizde aktif çalışan bir kantarı ziyaret etmek, sorunları yerinde görmek için Gevaş’ın&nbsp;Güzelkonak&nbsp;Mahallesi’nde bulunan şeker pancarı kantarına gidiyoruz.</p>

<p>Tarlalarda kadın ve erkek çiftçiler birlikte çalışıyor ama yine de kazanamıyorlar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kantarın bulunduğu mahalleye giderken yol kenarında bulunan tarlaların tamamında işçiler çalışıyor ve hepsinde hummalı bir çalışma söz konusu. Öncelikle tarladaki çiftçilerle sohbet ediyoruz.</p>

<p>Tarlada topraktan çıkarttıkları şeker pancarının yeşil kısımlarını temizleyen Netice Halim, 63 yaşında ve eşiyle birlikte tarlasında çalışıyor. Evlenmeden önce ailesinin ektiği şeker pancarı tarlalarında çalışan Halim, bu kez de eşiyle kendi ektikleri tarlada çalışıyor. Geçmiş yıllarda kalabalık bir aile olduklarını ve çocuklarıyla beraber bu işi rahatça yaptıklarını vurgulayan Halim, işçi tuttukları dönemler olduğunu da belirtiyor.</p>

<p>Şeker pancarının ekimi ve işlenmesi üzerine konuştuğumuz Halim, öncelikle her çiftçi gibi fiyatlardan şikâyet ediyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Biz geçimimizi çiftçilikle sağlıyoruz. Uzun yıllardır kuru fasulye, yeşil fasulye ve şeker pancarı ekiyoruz. Çocuklarım İstanbul’a gittikten sonra eşimle burada yalnız kaldık o yüzden işi beraber yapıyoruz. Aslında şeker pancarı yeterli işçi olduktan sonra keyifli ve kolay bir iş ama işi yapacak kimseyi bulamayınca zorlaşmaya başlıyor. Mesela şu anda birkaç işçimiz olsa iş umurumuzda olmazdı ama işçi bulamıyoruz. Bu yılda 35 ton yazdırdık kendi adımıza. Sulamayı sondajla yaptık ve çok yüksek ücretler ödedik. Çok masrafımız oldu ama ürünümüzü o kadar düşük fiyatta alıyor ki fabrika masrafımızı bile çıkarmıyor.”</p>

<p>Halim’in yanından ayrıldıktan sonra tarlaları aşarak kantara doğru gidiyoruz. Kantarın yolunda sayısız traktör kuyrukta bekliyor. Bu traktörlerin 5 tondan fazla ürün taşıması yasak. Bazı traktörler 2 kilometre mesafeden bazıları ise 20 kilometre mesafeden buraya gelmişler. Kantarın girişinde bizi devasa şeker pancarı yığınları karşılıyor. Şeker pancarı işletmesinin usulü gerçekten de böyledir aslında. Çiftçi tarlasından çıkardığı ürünü buraya getirir tartılır, kaydedilir ve ardındanalanda yer kalmayınca şeker pancarı&nbsp;büyük tırlar aracılığıyla Erciş Şeker Pancarı Fabrikasına götürülür.&nbsp;</p>

<p>‘Bize ya ekmeyin desinler ya da ek bir fiyat versinler’</p>

<p>Fakat bu yıl alan dolmasına rağmen şeker pancarı henüz fabrikaya götürülmemiş. İşçilerle yaptığımız sohbetten şunu anlıyoruz ki, fabrikada artan maliyetlere karşın bir çözüm geliştirmiş ve işin sonunda pancarı taşıyacak. Ama alan şeker pancarının stoklanabileceği bir yer kalmadığı için çiftçiler kaygılı ve ürünlerinin ellerinde kalabileceğinden ya da olası bir don durumunda ürünün zayi olabileceğinden yana kızgın.</p>

<p>Kantarda bulunan çiftçilerden biri olan Turan Varol,&nbsp;HasbeyMahallesi’nde oturuyor. Tarlası ise kantara 20 kilometrelik bir mesafede. Öncelikle düzensizlikten şikâyet eden Varol, bir çiftçi olarak kaygılarını şöyle dile getiriyor: “Ben 20 yıldır şeker pancarı ekiyorum. Önceki yıllarda sistem düzenliydi ama bu yıl hiç düzen yok. Bu seneki ekip sıfır. Yükleme yapılmıyor, fabrikaya çekilmiyor. Üstelik her taraf doldu. Önümüz kış. Yarın don geldi mi bu çiftçinin hepsi mağdur olacak. Bir haftaya kalmaz her taraf dolacak. Dün müdürle tartıştık tarlaların içine silo yapın dedik. Bu şeker pancarının artık&nbsp;burdan&nbsp;çekilmesi gerekiyor. Durumumuz çok kötü. Her şeye yüzde 300-400 zam yaptılar ama bize ton başına 200 TL zam yaptılar. Bir işçinin yevmiyesi 500 TL ve bu yıl sulamayı sondajlarla yaptık, para ödedik. 2 ton anca işçinin yevmiyesine, yeme-içmesine yetiyor. Ya bize ekmeyin desinler&nbsp;ya da bize ek bir fiyat versinler. Hepimiz mağduruz, bu böyle olmaz.”</p>

<p>Fabrikalarla birlikte kantarlar da&nbsp;ihale edildi</p>

<p>Kantarda bulunan bir diğer çiftçi Hamdi Bayram ise şeker pancarı yığınlarına dönerek, “Yaşanan rezillik ortada, had safhada,” diyor ve sözlerine devam ediyor: “Dün fabrikalardan yetkili bir beyefendi kantara gelmiş ama çiftçiyle görüşmeden buradan ayrılıp gitti. İnsanlık bu değil. Burada çiftçiler mağdur ama kimse onları görmüyor. Bu şeker pancarının şimdiye kadar buradan gitmesi gerekiyordu. Buraya kaç ton gelmiş bilmiyorum ama buranın alanı, kotası dolmak üzere. Geçen gün müdür beyden tarla kiralamasını talep ettik. Bize ilkbaharda taban fiyat 2500 TL dediler. Ama şu anda bizden şeker pancarının tonunu 1850 TL’den alıyorlar. Mazot kaç paraya dayanmış! Bu şekilde gerçekten çok zor. Bütün tavizi çiftçinin mi vermesi gerekiyor.&nbsp;Eskiden bütün her&nbsp;şeyi devlet karşılıyordu.&nbsp;Şu an bulunduğumuz&nbsp;kantar da bu sene&nbsp;müteahhitte&nbsp;verilmiş. Makine desen her gün bozuluyor. İnsanlar bu&nbsp;kuyrukta&nbsp;bekletiliyor.&nbsp;Yetkili kimse yok burada ve kimse bize sahip çıkmıyor.”</p>

<p>Bir ton şeker pancarı, bir torba şekere denk</p>

<p>Kantarda çiftçiler yaptığımız sohbeti tamamladıktan sonra kantardan ayrılmak üzereyken başka bir çiftçi bizimle konuşmak istiyor. Bu çiftçi Aydın Ceylan ve günlerdir kendi tarlasından ürün çıkarmaya çalışıyor. Ceylan, bir an önce bir çözüm beklediklerini ifade ederek derdini anlatıyor: “30 yıldır bu işi yapıyorum. Çiftçi&nbsp;olarak&nbsp;gerçekten çok mağduruz. Şeker pancarının fiyatı&nbsp;çok düşük. Zeytinin tanesi 1 TL&nbsp;10 kuruştan üreticiden alınırken bizim şeker pancarının kilosunu 1 TL&nbsp;80 kuruştan alıyorlar. Bizi kandırdılar. Bize kilosunu&nbsp;3 liradan alacaklarını söylediler. Çiftçiye yazık oldu. Bir litre mazot 40 TL olmuş. Bu şekilde pancar işi yapamıyoruz. Bir torba şeker 1800 TL. Bizim&nbsp;ürettiğimiz&nbsp;bir ton şeker&nbsp;pancarımız bir&nbsp;torba şekere denk geliyor. Bir an evvel bunu çözmeleri lazım. Biz iyi bir fiyattan ürünlerimizin alınmasını istiyoruz. Bu kantar da sürekli bozuluyor. Mağdur oluyoruz. Sabahtan akşama kadar bir&nbsp;sefer pancar çekemiyoruz buraya. Çiftçiler için bir çözüm bulsunlar.”</p>

<p>Haber: Zelal&nbsp;Sahidenur&nbsp;Sari</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EMEK HABERLERİ, ÖZEL HABER, VAN VE DİYARBAKIR HABERLERİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/van-gevasta-bulunan-seker-pancari-ureticileri-magduruz</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Nov 2023 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-2736.jpeg" type="image/jpeg" length="52560"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Van’da kurulan ‘Koro Anka’ geleneksel operayla Urartuları anlatacak]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/vanda-kurulan-koro-anka-geleneksel-operayla-urartulari-anlatacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/vanda-kurulan-koro-anka-geleneksel-operayla-urartulari-anlatacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Van’da 20 yılı aşkın süredir kesintisiz müzik eğitimi veren Anka Kültür Sanat Merkezi başlattığı ‘Koro Anka’çalışmasıyla çok dilli ve çok sesli bir koro kurdu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><b>ÖZEL HABER: YEŞİM KARAAĞAR</b></p>

<p><strong>Gazete Emek </strong>- Kentte yaptıkları çağrıyla müziğe ilgisi&nbsp;olan çok sayıda amatör sesi bir&nbsp;araya toplayan Anka Kültür Sanat Merkezi oluşturduğu koroyla Urartu medeniyetinde&nbsp;işlenen bir hikâyeyi müzikal olarak anlatacak.</p>

<p><img alt="" src="https://gazeteemeknet.teimg.com/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-2727.jpeg" style="width: 1280px; height: 720px;" /></p>

<p>2000’li yılların başında Van’da kurulan ve müzik alanında birçok dalda müzik eğitimleri veren Anka Kültür Sanat Merkezi&nbsp;bu yıl on beşinci kez çok sesli ve çok dilli koro kurma çalışmalarına başladı.&nbsp;Daha önce kurduğu korolarla Van’ın tarihi&nbsp;yerlerinde konserler veren Anka Kültür Sanat Merkezi bu kez başlattığı çalışmayla Urartu medeniyetindeişlenen bir hikâyeyi müzikal olarak anlatmaya hazırlanıyor.</p>

<div class="youtube-embed-wrapper" style="position:relative;padding-bottom:56.25%;padding-top:30px;height:0;overflow:hidden"><iframe allowfullscreen="" frameborder="0" height="360" src="https://www.youtube.com/embed/KY2W24ZCKzQ?rel=0" style="position:absolute;top:0;left:0;width:100%;height:100%" width="640"></iframe></div>

<p>Geleneksel opera</p>

<p>Kentte yaptıkları çağrıyla müziğe ilgisi olan çok sayıda amatör sesi bir araya toplayan Anka&nbsp;Kültür Sanat Merkezi kurduğu‘Koro Anka’&nbsp;ile özgün bir çalışmanın&nbsp;startını&nbsp;verdi. Anka Kültür Sanat Merkezi kurucusu&nbsp;ve Koro Anka’nın şefi Necdet Bayat, başlattıkları çalışma ile ilgili şunları söylüyor: “Bu çalışmanın benzerlerini daha önce yapmıştık.&nbsp;Koroların yanı sıra çok sesli orkestralar&nbsp;da kurduk. Bu koro kurduğumuz on beşinci koromuz. Bu yıl kurduğumuz koroyla tiyatral ve müzikal bir çalışma yapmayı planlıyoruz. Yani geleneksel bir opera yapacağız. Şu an koroda 50’ye yakın&nbsp;koristimiz&nbsp;var.Tabii süreç içerisinde bu kadar kişi bir arada çalışabilecek miyiz aradaki teknik uyumu sağlayabilecek miyiz aramızda bir uyum olacak mı öncelikle bunları gözeteceğiz. Bu nedenle bir eleme sürecimiz de olacak.&nbsp;Şimdilik her şey çok güzel gidiyor ve beklediğimizin üzerinde bir performans sergilendi.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://gazeteemeknet.teimg.com/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-2728.jpeg" style="width: 1280px; height: 720px;" /></p>

<p>‘Koristlerin&nbsp;uyumunu önceliyoruz’</p>

<p>Koro Anka’da öncelikle&nbsp;korsitlerin&nbsp;kolektif çalışmaya nasıl uyum sağlayacağı, nasıl bir istikrar oluşacağı ve seslerin uyumunun gözetileceğini aktaran Bayat, bu çalışmaya aynı zamanda 20 kişilik bir orkestranın da eşlik edeceğini söylüyor.</p>

<p>Bu çalışmanın sergilenmesine ilişkin ise Bayat şu bilgileri aktarıyor: “50 kişilik koromuza 20 kişilik bir orkestranın da eşlik etmesini planlıyoruz. Fakat çalışmamıza henüz orkestrayı eklemedik. Öncelikle koronun olgunlaşmasını bekliyoruz. Çalışma arkadaşlarımızın hangi konuda ne ölçüde bize katkı sağlayacaklarını görmemiz gerekiyor. Bu anlamda netleşen bir durum ya da veri yok elimizde. Öncelikle bunları netleştirip daha sonra orkestramızla birlikte düzenli ve keyifli bir çalışma yapacağımıza inanıyorum.”&nbsp;</p>

<p>Amatör seslerin buluşması</p>

<p>Koristlerin&nbsp;adaptasyonunun etkilenmemesi adına koro çalışmalarına izleyici almadıklarını belirtiyor Bayat. Ve sözü&nbsp;koristlerden&nbsp;Coğrafya Öğretmeni&nbsp;Hülya Atabay devralıyor. Atabay, koroya nasıl katıldığını ve duygularını şu sözlerle ifade ediyor: “Müzikle amatör olarak ilgileniyorum. O nedenle bu koro içerisinde yer almayı istedim. Necdet Hoca’yla eskiye dayanan bir arkadaşlığımız var. Çocuklarım ve eşim de daha önce Anka Kültür Sanat Merkezi’nin eğitimlerine katıldılar. Bende bu merkezin paylaşımlarından bir koro çalışmasının olduğunu öğrendim. 5 yıl önce de çok sesli çok renkli bir koro çalışmaları olmuştu ve çok ses&nbsp;getirmişti. O zaman katılmaşansım olamamıştı. Böyle bir çalışmada yer almak beni mutlu ediyor. Çalışmalarımızın ikinci haftasındayız ve çok güzel gidiyor. Çok iyi bir sesim var diyemem,&nbsp;ama burada olmak beni mutlu ediyor.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>EMEK HABERLERİ, KÜLTÜR-SANAT, ÖZEL HABER</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/vanda-kurulan-koro-anka-geleneksel-operayla-urartulari-anlatacak</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Nov 2023 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-2726.jpeg" type="image/jpeg" length="73576"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
