<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazete Emek</title>
    <link>https://www.gazeteemek.net</link>
    <description>Gazete Emek, son dakika Diyarbakır ve Van haberleri başta olmak üzere güncel haberleri yapar.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazeteemek.net/rss/yazar-kosesi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 17 Jun 2026 05:31:45 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/rss/yazar-kosesi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Ortadoğu Savaşı Olmasaydı Devletler Kürtlerle Masaya Oturur muydu?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>HÜSEYİN NAZLI YAZDI</p>

<p>Ben bunları yazarken baştan beri süreci gündemi yakından takip ederek yazıyorum ve Soruyorum size: Eğer Israel ve United States’in Ortadoğu’da yürüttüğü savaş ve yeniden şekillendirme planları olmasaydı, bugün Türkiye; Syria, Iran ve Iraq’taki Kürtleri bu kadar konuşur muydu? Türkiye gerçekten Kürtlerle masaya oturmayı gündemine alır mıydı?</p>

<p>Bu soruların cevabı birçok insan için açıktır. Bölgedeki gelişmeler bazı devletlerin kendilerini bir tehlike ile karşı karşıya hissetmesine neden oldu. Bu nedenle “iç cepheyi güçlendirme” söylemi ortaya çıktı ve bir anda Kürtlerle diyalog, kardeşlik ve birlik söylemleri daha fazla dillendirilmeye başlandı.</p>

<p>Oysa bizler Türkiye’nin karışmasını ya da hesap yapmasını isteyen bir noktada değiliz. Kürt halkına karşı samimi, iyi niyetli ve adil bir tutum görmek istiyoruz. Talebimiz aslında çok nettir: Gerçek bir demokrasi. Sadece Kürtler için değil, bu topraklarda yaşayan bütün halklar için gerçek bir demokrasi.</p>

<p>Ancak burada insanın aklına ister istemez başka bir soru geliyor. Devlet aklı kendini tehlikede hissettiğinde neden birden “Kürt kardeşliği” gündeme geliyor? Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz ediliyorsa, bu söylem neden daha önce yoktu? Neden yıllarca aynı samimiyeti görmedik?</p>

<p>Bir Kürt insanı olarak bu durum beni rahatsız ediyor. Çünkü bir halkın haklarının yalnızca kriz anlarında hatırlanması, samimiyet duygusunu zedeliyor. Hak, ilke olarak savunulmalıdır; bir tehlike ortaya çıktığında hatırlanan geçici bir politika olmamalıdır.</p>

<p>Madem bugün bir barış sürecinden söz ediliyor, o zaman başka bir soruyu da sormak gerekiyor:</p>

<p>Yıllardır cezaevlerinde tutulan siyasi tutsakların hesabını kim verecek?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Örneğin Selahattin Demirtaş gibi siyasetçiler, hayatlarının en güzel yıllarını cezaevinde geçirmek zorunda bırakıldı. Onlarca yıldır dört duvar arasında tutulan bu insanlar ne suç işledi?</p>

<p>Bugün herkesin rahatlıkla dile getirdiği sözleri söyledikleri için mi içerideler?</p>

<p>Barıştan söz ettikleri için mi?</p>

<p>Halkların kardeşliğini savundukları için mi?</p>

<p>Bugün Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli benzer söylemler dile getirdiğinde bu suç olmuyor da, aynı şeyleri söyleyen Kürt siyasetçiler için mi suç sayılıyor?</p>

<p>Eğer gerçekten bir barış ve kardeşlik olacaksa bunun yolu samimiyetten geçer. Samimiyet ise sadece sözlerle değil, yüzleşmeyle ve adaletle mümkündür.</p>

<p>Biz hiçbir devletin çıkar hesapları doğrultusunda değer görmek istemiyoruz. Bir kriz çıktığında hatırlanan, sonra tekrar unutulan bir halk olmak istemiyoruz.</p>

<p>Eğer gerçekten bir hak varsa, o hak herkes için geçerli olmalıdır. Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz ediliyorsa, bu kardeşlik yalnızca sözlerde kalmamalıdır. Bu ülkenin bütün kesimlerinin hakkı teslim edilmeli, herkes için adalet ve eşitlik sağlanmalıdır.gerçek kardeşlik; korkuyla değil, adaletle kurulur. Ve adalet, ancak herkes için olduğunda anlam kazanır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 19:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6251-1.webp" type="image/jpeg" length="68199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rıdvan Yıldız yazdı: Hakikat yolunda bilinçlenmek]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rivayet edildiği üzere Budha saraydaki Sefahatten bir gün halkın arasına karışır ve gördükleri onu şaşkına çevirince yılları bulan bir inziva sürecine girer.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek</strong> - Rivayet edildiği üzere Budha saraydaki Sefahatten bir gün halkın arasına karışır ve gördükleri onu şaşkına çevirince yılları bulan bir inziva sürecine girer. İşte bu inzivadan "aydınlanmış" olarak yani Budha adını alarak toplumuna döner. Denilebilir ki Budha'da uyanan hakikat onun yolculuğu olur. Kendini bulma serüveninde kâh bedenen kâh zihnen, inzivadan Süzer hakikatini ama uyanır, aydınlanır ve arınır. Öylece döner ama sarayı terk eder.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Aslında terk ettiği saray değildir. Sarayın sefahatidir. Bedenen ve zihnen hakikatten kopuşunu görür. Hakikatin 8 yolunu ve 4 ilkesini belirlemeye kendini adadıysa günümüz insanın yolculuğu daha sancılı ama daha görkemli olmaktadır. Modernliğin ilmek ilmek ördüğü yalan ve riyakarlığın dibine vuran bugünün insanı hakikatten fersah fersah kaçmaktadır. Modern zamanların sanal yaşamını en iyi özetleyen de uyutulmaya yatırılmış hakikat olmaktadır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Uyandırılmaya korkar hale gelen modern insan sanal alemi yaşamayı Özgür yaşam diye yüceltmektedir. Bu insanın gözüne hakikatin ışığını tutmak zaten körelmiş gözlerini daha da köreltmektedir. Bir korku sarmalında yaşamaktadır. Beşeriyatından öyle bir soyulmuş ki beşer olanın şaşkınlığıyla hakikate uyanmaya utanır haldedir. Farkındadır gerçeğin. Bilmektedir yalanı yaşadığının ve bilse de uğrunda bir şeyler yapılması gerektiğini, bekler bir başkasının bu hakikat ateşinde yanarak uyandırılmış hakikati yaratmasını. Prometeler her gün ciğerlerini parçalayan leşçilere inat ateşi diri tutarken bu uyanmaya korkan cahiller prometrenin acısını büyütmektedir.<br />
&nbsp; &nbsp; Hakikate uyanmak merakla başlar. Arayışla büyür. Buna ilgi ve dikkat odaklanması diyen de olmuştur ama hakikat arayışı korkuyla olmaz. Tıpkı İnanna'nın "104 Me"sini (Antik Mezopotamya Tanrıçasıdır. Me'ler uygarlığın tüm olumlu ve olumsuz yönlerini temsil eder.) Almak için Enkidu'nun yeraltı dünyasına inerken her katta bir parça elbisesini bıraktığı gibi korkulardan, ezberlerden ve alışkanlıklardan soyunmakla ulaşılır. Hakikat Bir destan gibidir. Destanları kahramanlar yazarmış. Kahramanlık ise kendi sınırlarını aşan toplumsal hareket eden insanların eylemidir.Ekonomik eşitsizlikle mankurtlaştırılmaya çalışılan insanların tek çıkar yolu hakikatle bilinçlenmeleridir. Bilmenin çokça hali ve yolu vardır. Hakikat yolundaki bilmenin hali destan kahramanları gibi olmayınca sadece hikaye anlatıcısı olunur. Destanların her zaman sonu iyi bitmez. Trajediler de böylesi destanlardan çıkar. Tragedya yazarları birçok trajedileri anlatmıştır. Trajedi yaşayan kendi sonunu ödenmesi gereken bir bedel olarak tarif ederek mağrur bir edayla yaşaması gerekenlerin peşinden Truvalı hektor gibi gider.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;İşte bu nedenle başta Ortadoğu toplumları olmak üzere hakikat yolunda yapılması gereken bilme hali tıpkı Budha'nın öğütlediği gibi sonsuz mutluluktaki acılardan sıyrılmak dahil yüreğini beyaz gülün dikenine çekinmeden yatırmaktır. Hakikat aynı zamanda böyle bir cesareti öğütler. Tıpkı Bruno gibi hakikati celladın yüzüne &nbsp;haykıracak cesarettir...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2024/01/img-4455.jpeg" type="image/jpeg" length="67787"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rıdvan Yıldız yazdı: İnsanın doyumsuzluğu kaosa neden oluyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumun güvenlik sorununu hep diri tutan sapkınlıkları teşvik eden veya koruyup kollayan iktidarın, kendine toplumsallık içinde açtığı alanı artık kimse tartışmıyor. Çünkü toplumların vazgeçilmezi haline geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RIDVAN YILDIZ</strong></p>

<p>İnsanı tanımlamak nedense hep karmaşaya çağrı olmuştur. İnsan denilince nedense aklıma kaos geliyor. Biraz daha zorlayınca entropi daha makul bir tanım oluyor. Bilmece diyen de var. Eşref-i mahlukat diyen de. Evrenin özeti olarak tanımlayan çoğunluğa katılıyorum. Çünkü Makro kozmosun en güzel örneğini bu mikro kozmos'ta görüyoruz. Bu da mahlukların en şereflisi oluyor. Anlaşılmaz olması sebebiyle kaos diyorum ama sürekli bir geriye gidişi ve çözülmeyi yaşadığı için entropi hali diyorum. Bunu anlam vermeyen hatta itiraz eden bile olabilir. Fikri hür zamanların yurttaşlarıyız ne de olsa...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; İlk emekleme zamanından bugüne değişerek çıkan insanda mükemmele en yakın hali aslında toplumsallığıdır. Toplumsallıktan kopuşu hızlandıran nedir diye soruluyor? Bence analitik zekanın duygusal zekayı baskılamasıdır. Tabii bu süreci hızlandıran erkeği, erkek zihniyetini unutmamalıyız. Erkek zihniyetini yücelten fikri evveliyatımızın baskıladığı duygusal zekanın kadında sönük bir şekilde yaşatılıyor olmasına da sevinmeliyiz. Çünkü insanı insan yapan bu bütünlüktür. Ne kadar yaratıcı, kavrayıcı ve üretken olursa olsun duygusal dünyasından kopuşla insansal boyutu sakatlanmıştır. Kadınla yaşamı bütüncül ve eşit kurabildiği oranda dengeli yaşama adım atabilmiştir.</p>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Ne yazık ki içinde büyüdüğü toplumsallık bir kısır döngü halinde erkeği yüceltip kadını hiçleştirdikçe sakatlanmış insanı çoğaltıyor. Şiddet, kin, nefret ve bir de stres, depresyon ve toplumsal sendromları bu çarpıklıktan kopuk ele alamayız. Hemen hemen bütün toplumlarda bir doyumsuzluk hali tırmanışta. Zevk ve doyum arayışında sınır tanımayan denemeleri basın gizlese bile bir toplumsal çıldırma hali yaşanıyor. Kimisi bunu ahlaki çöküntü olarak tanımlıyor. Ahlaksızlık diz boyu diyerek topluma karşı güvensizliği örgütleyen Neo liberal, muhafazakar ya da gelenekçi fikriyatı tartışıyoruz.</p>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Devlet ve iktidarlar kendine gereksinmeyi kalıcı hale getirmek için toplumsallığı tartışmaya açmıştır. Toplumun güvenlik sorununu hep diri tutan sapkınlıkları teşvik eden veya koruyup kollayan iktidarın, kendine toplumsallık içinde açtığı alanı artık kimse tartışmıyor. Çünkü toplumların vazgeçilmezi haline geldi. Toplum adına yaptırım gücü olma yetkisini elinde bulunduruyor. Bu güvenlik sorununu yaratan da yine insanın içindeki doyumsuzluğudur. Kişisel hırsı yüzünden bir türlü gözü doymayan insanın içindeki yıkıcılık tahrip edici olmuştur. Hırsızlığı, uyuşturucu bağımlılığını ve cinselliği bir sektör halinde toplumun içine sokan bu yıkıcılıktır. Toplumu çürüten onun içinden çıkan ve kanser gibi bulaşıcı etki yaratan hep daha fazlasını isteyen doyumsuzluğudur. Entropi olması budur...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jan 2024 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2024/01/insanin-doyumsuzlugu.jpg" type="image/jpeg" length="97794"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bekir Güneş yazdı: Amedspor tartışmaları bize ne anlatıyor?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amedspor başkanları ve yöneticileri tahammülleri ve hoşgörüleri ile taraftarlara örnek olmalıdır. Örneğin taraftarlar Amedspor maçının 30. dakikasında stadı terk etselerdi başkan nasıl karşılardı?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek </strong>- Geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır'da Amedspor konferansına katıldım. Amedspor taraftarları geleceğini tartışıyor konferansı oldukça verimli geçti ve yeni yapılacak konferansların da kapısını araladı. Tartışma kültürünü olgunlaştırması açısından çok değerli buluyorum.&nbsp;</p>

<p>Bir ay öncesinden konferansın hazırlıklarına başlanmıştı. Amedspor İstişare Kurulu ve Amedspor Taraftarlar Derneği çok yoğun çaba sarfederek bu konferansı organize etmeye çalıştılar. Konferans ile ilgili eksiklikler yok muydu? Elbetteki vardı. Bu konferanstan bir hafta önce bütün Türkiye'nin gözünün üzerinde olduğu CHP Genel Kurulu'na katıldım. Orada bile korkunç organizasyon eksiklikleri vardı. CHP bir yıldır bu konferansa hazırlandığı halde yine de çok fazla eksikliklerle yapıldı. Amedspor Konferasnı için de eleştiriler yapabiliriz. Ama bu eleştirileri yaparken yapıcı ve katkı sağlayıcı eleştiriler yapmak zorundayız. Yoksa yıpratıcı eleştiri yapmak en kolayıdır.&nbsp;</p>

<p>Konferansın içeriğine dair tanıtımlar birkaç gün önce yapıldı. Son bir aydır konferansın devamında yer alacak müzisyen arkadaşların tanıtımları çokça yapıldı. Keşke konferansa dair de planlamalar daha erken tamamlansaydı ve tanıtımlar ona göre yapılsaydı. Ama olmadı. Arkadaşların çok yoğun bir çaba sarfettiğine bizzat şahidim. O kadar çok farklı dinamiklerle uğraştılar ki emin olun hiç de kolay değildi. Konferansa katılacak konuşmaları belirlemek ayrı bir dert, STK temsilcilerini davet etmek ayrı bir dert, taraftar gruplarını ikna edip bir araya gelmelerini sağlamak ayrı bir zorluk. Yani hiç de kolay değildi. Bütün bu zorluklar içerisinde verimli bir konferans yapılmaya çalışıldı. Konferansın olduğu gün parelel farklı etkinliklerin de olması konferansa katılım oranını etkiledi.&nbsp;</p>

<p>Her şeye rağmen ben bu konferansa çok yoğun bir ilginin olacağını bekliyordum ama olmadı. Keşke bütün taraftar grupları, Amedspor ile ilgili STK temsilcileri ve yerel basının hepsi orada olsaydı. Ama beklediğim gibi olmadı. Bunun birçok sebebi var tabi. Uzun uzun anlatmayacağım. Ama kısaca değinmem gereken birkaç konu var.</p>

<p>Konferansın ilk oturumunda ben ve önceki başkanlardan sayın Metin Klavuz, Amedspor tarihini, kültürünü ve dünyadaki örneklerini anlattık. Amedspor'un hangi iklimde doğduğunu hangi zorluklarla uğraştığını ve bundan sonra neler yapılması gerektiğini anlattık. Amedspor Başkanı sayın Elaldı, konuşmalarımızı dinlemeden, kendi konuşmasını yaptıktan sonra salondan ayrıldı. Neden dinleme nezaketi göstermedi bilmiyorum. Ya çok fazla önemsemedi ya da daha ciddi bir işi vardı. Ama her ne olursa olsun keşke gitmeseydi ve başkanı olduğu kulüple ilgili tartışmaları dinleseydi. Çünkü oraya gelen herkes Amedspor için bir araya gelmişti. Hepimiz herhangi bir maddi beklenti içinde olmadan Amedspor için bir araya geldik. Bazılarımız il dışından sırf bu konferans için kendi imkanları ile geldi. Ama Diyarbakır'da olup konferansa gelenleri dinlemeden salondan ayrılmak pek hoş olmadı.&nbsp;</p>

<p><br />
Amedspor başkanları ve yöneticileri tahammülleri ve hoşgörüleri ile taraftarlara örnek olmalıdır. Örneğin taraftarlar Amedspor maçının 30. dakikasında stadı terk etselerdi başkan nasıl karşılardı? Sayın başkan ile hiçbir tanışıklığımız yok. Bizler oraya ne bize hediye edilen formalar için geldik ne de bir maddi ve kariyer beklentisi için geldik. Davet edilen bizler de taraftarlar da Amedspor için bir araya geldik. Amedspor'un hangi amaçlarla kurulduğunu, nasıl bir misyonunun olduğunu ve taraftarlarının neden ortak bir amaç için çalışması gerektiğini anlattık. Amedspor Taraftarlar Derneği ve Amedspor İstişare Kurulu çok büyük bir çaba ile bu çalışmaları yapmaya çalışıyor.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amedspor'un kuruluşundan bu yana Amedspor taraftar grupları olan Barikat, Direniş'in çok büyük çabaları var. Ben onların Amedspor sevdalarına çok yakından şahidim. Deplasmanlarda bütün zorluklara karşı nasıl Amedspor'un yanında yer aldıklarını çok iyi biliyorum. Bazıları ile zaman zaman İstanbul ve deplasmanlarda sohbet etme imkanımız da oldu. Yine Azrailler grubu, çok eski ve kültürü olan bir grup. Onlar da Amedspor için ciddi bir çaba içerisindeler. Bu taraftar gruplarının içinde zaman zaman ihtilaflar olacaktır. Çünkü Amedspor önceki bu ismiyle birlikte 10. yılını kutluyor. 10 yılda taraftarlar açısından çok ciddi bir aşama kaydedildi. Belli zorluklar, sancılar olacaktır. Ama bu sancıların çok büyük bir Amedspor kültürünü doğuracağına da eminim. Konferansta da dünya modellerini anlattım.&nbsp;</p>

<p>Onların hiçbirinde de kolay olmamıştır. Hepsinde belli diktatörlere karşı mücadeleler vardır. İspanya'da Franko'nun Barcelona Başkanı'nı katlettiğini anlattım. Ama Katalanların bütün zorluklara karşı nasıl yıllar içerisinde politik örgütlemelerini sağlayarak bütün dünyaya örnek olduğunu da anlattım. Bu sadece Barcelona ile sınırlı değil, Bask modeli var, Britanya'daki 20. YY başlarında yaşanan büyük sorunlar var. Fransa'daki örnekleri var. İtalya'da faşizme karşı taraftar gruplarının verdiği mücadeleler var. Bunların hepsi önümüzde ciddi örneklerdir. Hepsini çok iyi okumamız gerekiyor.&nbsp;</p>

<p>Amedspor da politik bir kulüptür. Sadece Amedspor değil Türkiye'de politik olmayan tek bir kulüp bile yoktur. Hepsi de baştan aşağı politakın farklı renkleri ile boyanmıştır. Amedspor'da onlardan farklı bir politiklik vardır. Amedspor sadece Diyarbakır'ın değil bütün Kürt şehirlerinin ve dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın Kürtler'in takımıdır. Ama öyle sisteme hayran Kürtler'in değil sistem karşıtı muhalif Kürtler'in takımıdır. Amedspor yöneticileri ne kadar "Amedspor politik bir kulüp değil" deseler de öyle değil. Zaten Amedspor politik bir kulüp olmasaydı yılların kent takımları varken insanlar neden gidip Amedspor'u desteklesinler ki! Ya da Vanlılar, Vanspor'u, Dersimliler Dersimspor'u, Cizreliler Cizrespor'dan önce neden Amedspor'u desteklesinler ki?</p>

<p>Bu politik bilincin oturması gerekiyor. Yoksa Amedspor sadece sportif başarılardan ibaret desteklenen ya da eleştirilen bir kulüp değildir ve olmamalıdır. Bunları yazarken de öyle sıradan bir taraftar olarak yazmıyorum. Amedspor'un ilk kuruluş sürecini çok yakından bilen, hatta 2011'den başlayan Mezopotamya Kulüpler Birliği sürecinin her aşamasını çok iyi bilen, Sur Belediyespor ve Vanspor'da yöneticilik yapan, sporun hem saha içi hem yöneticilik hem de basın kısmında yer alan biri olarak yazıyorum. Amedspor benim için sadece bir futbol kulübü ya da spor kulübü değildir. Benim için Amedspor'u anlamlı kılan onun politik yapısı ve paradigmasıdır. Bu olmasaydı zaten Türkiye'de desteklenecek çok fazla kulüp var.&nbsp;</p>

<p>Hepimizin çocukluğundan beri maruz kaldığı sistem takımları var. Bu maruz kalma durumu nedeniyle ister istemez onların bütün asimilasyoncu hedeflerini çok iyi biliyoruz. Sistem cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren alt kimlikleri üst kimlik olan "Türk-Sünni" kimliği altında eritmek için futbolu çok işlevsel kullandı. Hepimiz bir şekilde Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ya da Trabzonspor'u falan tuttuk. Kendimizi onlarla özdeşleştirdik. Onların asimilasyoncu politikalarına her maç maruz kaldık.&nbsp;</p>

<p>Konferansta da anlattım. 4 büyük takım taraftarları arasında yapılan bir ankette hepsinin ortak özelliği "Türk milliyetçiliği". 4 büyük takımın da taraftarı kendini ilk olarak "Türk milliyetçisi" olarak tanımlıyor. Sonrasında "Kemalizm" falan geliyor. Bu konuda çok ciddi başarılar da elde ettiler. Bugün Diyarbakır'da bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı olduğunda bir bakın kahvehaneler nasıl doluyor. Ya da bu takımlardan biri şampiyon olduğunda Diyarbakır'da konvoylar ve kutlamalar 3 gün sürüyor. Bu maruz kalma bir yerden sonra Stokholm Sendromuna da dönüşüyor. Yani aslında artık birçoğumuz farkında olmadan bu sistemin gönüllü köleleri haline geldik. Fenerbahçe için, Galatasaray için ya da diğer büyük kulüpler için birçok şeyden feragat edebiliyoruz. Amedspor işte tam da bu sistematik asimilasyonun karşısında duran bir paradigma oldu.&nbsp;</p>

<p>Barcelona'nın sloganı "Bir kulüpten fazlası"dır. İşte Amedspor da bir kulüpten fazlasıdır. Başkanından, yöneticilerine, taraftarlarından, basınına kadar herkes bunu bilerek hareket ederse o zaman doğru zeminde tartışabiliriz. Yoksa oradan buradan futbolcular toplayarak, STK'lardan belli iş insanlarından paralar toplayarak planlanan kısa vadeli sportif başarıların uzun vadeli hiçbir kıymeti olmayacaktır. Çünkü sadece sportif başarı hedefi ile çıkılan yolda sportif başarı olmadığında da büyük hayal kırıklıkları olur. Herkes bir yerlere dağılır. Sonra da sık sık olağanüstü kongreler yapılır. Her gelen kendini Amedspor'un kurtarıcısı olarak görmeye başlar. Sonra olmadığında da "zaten herkes bana karşıydı, herkes bana düşmandı, herkes biz başarısız olalım diye çalıştılar" deyip vicdanını rahatlatıp giderler.&nbsp;</p>

<p>Amedspor hiçkimsenin vicdan mastübasyonunu yapacağı yer olmamalıdır. En az 10 yıllık kısa, orta ve uzun vadeli planlamalarla sürdürülmelidir. Amedspor için altyapı ve Amedspor paradigmasına sahip çıkacak sporcularla çalışmak hayati önemdedir. Amedspor için Kürdistani bir takım planlaması yapılmalıdır. Irak Kürdistan Bölgesi, ve diğer parçadaki Kürt sporculara yönelinmeli. Gerekiyorsa karşılıklı futbolcular alınıp verilmeli. Ekonomik olarak bazı STK'ların ya da iş insanlarının insiyatifine değil uzun vadeli bir ekonomik planlama ile devam edilmelidir. Bunun için 3-5 yıl sportif başarı gelmeyecekse de önemli değildir. Zaten yıllardır sezonluk planlamalar yapılıyor ama yıllardır sportif başarı gelmiyor. Bu yıllar bu kadar hoyratça kaybedilmeseydi ve daha uzun vadeli planlamalar yapılsaydı belki bugün kurumsallık anlamında çok önemli bir yere gelinmişti ve beraberinde sportif başarı da elde edilirdi.&nbsp;</p>

<p>Amedspor'a uygulanan deplasman yasakları, baskılar, taraflı hakem yönetimleri zaten az çok hepimizin beklediği durumlardı. Yani kimse Amedspor'un Bursa'da çiçeklerle karşılanmasını beklemiyordu ve beklemesin. Bundan sonra da öyle olmayacaktır. Yaranmak ve benzeşmek yerine özgüvenli bir yapılanma ile kendin olmaya çalışmalısın. Yoksa Elazığ da olsan Gümüşhane'ye gittiğinde ırkçılığa maruz kalırsın. Onun için onları olduğu gibi kabul edelim biz de kendimiz olalım. Çünkü o faşist yapıyı dağıtmamız imkansızdır. 100 yıllık bir birikim ve çalışmadır o takımların sahip oldukları. Biz o takımların Kürt gençleri üzerindeki etkilerini kırıp Amedspor'u örnek bir model haline getirebilirsek işte o zaman ilk aşamayı başarmış oluruz. Ben bir kez daha Diyarbakır'da Amedspor konferansı organize edenlere teşekkür ederim. Umarım daha kapsamlı konferanslara hep birlikte imza atarız.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ, VAN VE DİYARBAKIR HABERLERİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Nov 2023 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-3029.jpeg" type="image/jpeg" length="28098"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
