<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazete Emek</title>
    <link>https://www.gazeteemek.net</link>
    <description>Gazete Emek, son dakika Diyarbakır ve Van haberleri başta olmak üzere güncel haberleri yapar.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazeteemek.net/rss/yazar-kosesi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 02 May 2026 13:43:08 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/rss/yazar-kosesi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Ortadoğu Savaşı Olmasaydı Devletler Kürtlerle Masaya Oturur muydu?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>HÜSEYİN NAZLI YAZDI</p>

<p>Ben bunları yazarken baştan beri süreci gündemi yakından takip ederek yazıyorum ve Soruyorum size: Eğer Israel ve United States’in Ortadoğu’da yürüttüğü savaş ve yeniden şekillendirme planları olmasaydı, bugün Türkiye; Syria, Iran ve Iraq’taki Kürtleri bu kadar konuşur muydu? Türkiye gerçekten Kürtlerle masaya oturmayı gündemine alır mıydı?</p>

<p>Bu soruların cevabı birçok insan için açıktır. Bölgedeki gelişmeler bazı devletlerin kendilerini bir tehlike ile karşı karşıya hissetmesine neden oldu. Bu nedenle “iç cepheyi güçlendirme” söylemi ortaya çıktı ve bir anda Kürtlerle diyalog, kardeşlik ve birlik söylemleri daha fazla dillendirilmeye başlandı.</p>

<p>Oysa bizler Türkiye’nin karışmasını ya da hesap yapmasını isteyen bir noktada değiliz. Kürt halkına karşı samimi, iyi niyetli ve adil bir tutum görmek istiyoruz. Talebimiz aslında çok nettir: Gerçek bir demokrasi. Sadece Kürtler için değil, bu topraklarda yaşayan bütün halklar için gerçek bir demokrasi.</p>

<p>Ancak burada insanın aklına ister istemez başka bir soru geliyor. Devlet aklı kendini tehlikede hissettiğinde neden birden “Kürt kardeşliği” gündeme geliyor? Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz ediliyorsa, bu söylem neden daha önce yoktu? Neden yıllarca aynı samimiyeti görmedik?</p>

<p>Bir Kürt insanı olarak bu durum beni rahatsız ediyor. Çünkü bir halkın haklarının yalnızca kriz anlarında hatırlanması, samimiyet duygusunu zedeliyor. Hak, ilke olarak savunulmalıdır; bir tehlike ortaya çıktığında hatırlanan geçici bir politika olmamalıdır.</p>

<p>Madem bugün bir barış sürecinden söz ediliyor, o zaman başka bir soruyu da sormak gerekiyor:</p>

<p>Yıllardır cezaevlerinde tutulan siyasi tutsakların hesabını kim verecek?</p>

<p>Örneğin Selahattin Demirtaş gibi siyasetçiler, hayatlarının en güzel yıllarını cezaevinde geçirmek zorunda bırakıldı. Onlarca yıldır dört duvar arasında tutulan bu insanlar ne suç işledi?</p>

<p>Bugün herkesin rahatlıkla dile getirdiği sözleri söyledikleri için mi içerideler?</p>

<p>Barıştan söz ettikleri için mi?</p>

<p>Halkların kardeşliğini savundukları için mi?</p>

<p>Bugün Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli benzer söylemler dile getirdiğinde bu suç olmuyor da, aynı şeyleri söyleyen Kürt siyasetçiler için mi suç sayılıyor?</p>

<p>Eğer gerçekten bir barış ve kardeşlik olacaksa bunun yolu samimiyetten geçer. Samimiyet ise sadece sözlerle değil, yüzleşmeyle ve adaletle mümkündür.</p>

<p>Biz hiçbir devletin çıkar hesapları doğrultusunda değer görmek istemiyoruz. Bir kriz çıktığında hatırlanan, sonra tekrar unutulan bir halk olmak istemiyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eğer gerçekten bir hak varsa, o hak herkes için geçerli olmalıdır. Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz ediliyorsa, bu kardeşlik yalnızca sözlerde kalmamalıdır. Bu ülkenin bütün kesimlerinin hakkı teslim edilmeli, herkes için adalet ve eşitlik sağlanmalıdır.gerçek kardeşlik; korkuyla değil, adaletle kurulur. Ve adalet, ancak herkes için olduğunda anlam kazanır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ortadogu-savasi-olmasaydi-devletler-kurtlerle-masaya-oturur-muydu</guid>
      <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 19:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/03/i-m-g-6251-1.webp" type="image/jpeg" length="73406"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Metin Rastdil yazdı: Amedspor Ruhunu Ararken, Vanspor Play Off Kapısını Aralıyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-amedspor-ruhunu-ararken-vanspor-play-off-kapisini-araliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-amedspor-ruhunu-ararken-vanspor-play-off-kapisini-araliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Aynı gün ve aynı saatte iki maç. İki ekranın açık olduğu bir 90 dakika. Bir maçta mücadele, hırs, yüksek enerji ve dinamizm bir maçta yine atılan bir gol sonrası yürekler ağızda. Her iki maçı izlerken aklımdan geçen tek şey vardı: Keşke Vanspor’daki mücadele isteğinin onda biri Amedspor’da olsaydı…</p>

<p></p>

<p>Vanspor, kendi evinde ligin favori takımlarından Bodrumspor karşısında 1-0 geriye düştüğü maçtan 3-1 ile taraftarını sevindirirken Amedspor, deplasmanda Sarıyer karşısında 1-0 öne geçtikten sonra bu sezon çoğu maçta olduğu gibi oyunun insiyatifini ve kontrolünü Sarıyer’e bırakıyor ve geriye çekilip defansa gömülüyordu. Vanspor, kendi sahasında, taraftarının önünde 4 maçtır üst üste kazanan güçlü Bodrumspor’u yüksek tempo ve yüksek mücadele ile sahada terletirken şampiyonluk adayı Amedspor, maalesef orta sahayı Sarıyer’e bırakmış, Sarıyer’in ataklarına karşı savunma pozisyonunda bekliyordu. Vanspor, aynı oyunu kendi sahasında ligin favori takımlarından Çorum FK karşısında da sergilemiş ve 1-0 geriye düştüğü maçtan 3-1 galip ayrılmıştı. Vanspor, Sivasspor deplasmanında da iki farkla geriye düştüğü maçta pes etmemiş, ikinci yarıdaki yüksek tempo ve bitmeyen mücadele hırsı ile farkı kapatıp puanını almıştı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Vanspor’un son 3 maçta yüksek mücadele hırsı, cesaretli oyunu ve futbolcuların isteği dikkat çekiyor. Sonuç ne olursa olsun futbolcular son ana, son dakikaya kadar mücadele ediyorlar. Üç maçta da geriye düşmelerine rağmen maçı çevirmesini bildiler. Bu üç maçla teknik direktör Osman Zeki Korkmaz, artık tünelin ucundaki play off ışığını gördü. Yol daha çok uzun olsa da aydınlık tünele ulaşmak zor olsa da Vanspor yolun sonuna kadar gitmelidir.</p>

<p><br />
Amedspor’da ise daha birkaç gün önce göreve başlayan teknik direktör Mesut Bakkal’ın sancılı bir yolu var. Amedspor’da bireysel yetenekler üst düzeyde, bireysel beceri ligin üzerinde ama takımın ruhu kayıp, ara ki bulasın. Bir gol bulduktan sonra gerisin geriye kaçan bir takım görüntüsü bir şampiyonluk takımının oyunu olamaz. Bazı futbolcuların adeta temastan kaçtığı, sorumluluk almadığı ve neredeyse sahada görünmediği bir takım görüntüsünü kabul etmek mümkün değildir.</p>

<p>Şampiyonluğa adayım diyen bir takım, zaman zaman aktif dinlenmeye geçse de orta sahayı ve oyunun tüm insiyatifini rakibe bırakamaz. Birinci devre kapanırken farkla lider olan ama son 6 maçta sadece 2 galibiyet alan Amedspor’da acil müdahale planı şart. Futbolcuların formsuzluğu, moral bozukluğu, isteksiz duruşlarının sebepleri masaya yatırılmalı ve bu ölü toprağı sökülüp atılmalıdır. Bu kadar büyük bir bütçenin ayrıldığı, tüm camianın şampiyonluğa kenetlendiği, herkesin şampiyonluğa hazırlandığı bir kulüpte bu formsuzluk, isteksizlik ve bu futbol kabul edilemez. Bakalım Mesut Bakkal ve teknik ekibi, takımın üzerindeki bu ölü toprağı atıp 2 sene önce yazdıkları muhteşem hikâyeyi bir daha yazacaklar mı?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SPOR, YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-amedspor-ruhunu-ararken-vanspor-play-off-kapisini-araliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 19 Feb 2026 21:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5917.jpeg" type="image/jpeg" length="52182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Metin Rastdil yazdı: Sinan Kaloğlu ile neden yollar ayrıldı?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-sinan-kaloglu-ile-neden-yollar-ayrildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-sinan-kaloglu-ile-neden-yollar-ayrildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa’nın kurumsallığı tamamlanmış köklü kulüplerin oyun sistemi ve oyun tercihi olur. Bu sistem ve oyun, profesyonel kişiler tarafından denetlenir, teknik direktör belirlenir. Takıma seçilen teknik direktör ve profesyonel ekibi, eşgüdüm halinde bu sistemi uygulamaya çalışır, başarılı olanlar ile yola devam edilir, başarısız olanlarla yollar ayrılır. Bu profesyonel tutum ve futbol politikası Türkiye’de uygulanmadığı için ya tüm tercih ve sistem teknik direktöre bırakılır ya da profesyonel olmayan kişiler sürekli müdahalede bulunur.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Amedspor, Türkiye’deki futbol sisteminin istesek de istemesek de bir parçası olduğu için ne yazık ki henüz Avrupa’daki profesyonel tutumu benimsemiş değildir. Ancak bu ilelebet böyle süreceği anlamına gelmez. Kurumsallaşmak isteyen, fark yaratmak isteyen ve kalıcı olmak isteyen her kulüp gibi Amedspor da bir oyun sistemine sahip olmalı ve profesyonel denetleyiciler tarafından bu oyun denetlenmelidir.</p>

<p>Her ne kadar Amedspor, profesyonel olarak bir oyun sistemine sahip olmasa da aslında taraftarın bir oyun sistemi vardır. Amedspor’a gelen teknik direktörlerin çoğunun bunu anladığını düşünmüyorum. Amedspor’un taraftar ve izleyici kitlesinin ruh halini anlamaktan ne yazık ki çoğu uzak kalıyor. İşte burada görev kulüp başkanı ve yönetime düşüyor. Bu kulübe teknik direktörlük yapacak her hocaya ve teknik ekibine, stadı dolduran 33 bin kişinin ve ekran başındaki milyonlarca taraftarının ruh halini, oyun isteğini aktarmakla mükelleftir. Şimdi bu oyun anlayışını biraz açalım.</p>

<p>Amedspor taraftarının temel motto şarkısı Diren’dir. Amedspor taraftar gruplarının adları Barikat ve Direniş’tir. Amedspor taraftarı ister galip gelsin ister yenilsin maçta direniş ister, mücadele ister, son ana kadar oyunun hakimiyetini elinde ister. Amedspor taraftarı bir gol bulduktan sonra geri kalan tüm maçı bu golü korumaya yönelik bir anlayışı çöpe atar. Amedspor bir gol bulduktan sonra geri çekilen, oyunun gardını tamamen rakibe veren, oyunda olmayan rakibi oyuna ortak eden bir oyun sistemini reddeder. Bu oyun anlayışı, savunma yapmayan, 90 dakika hiç durmadan saldıran, sadece hücum yapan bir oyun anlayışı hiç değildir. Elbette oyunda aktif dinlenme olacak, yeri geldiğinde oyunun temposu düşürülecek ama ilk yarı pozisyonu olmayan, hücum seti bile kuramayan, 33 bin kişiyle dolu bir statta tedirgin olan ve oyunun hiçbir şekilde bir parçası ve ortağı olmayan bir takıma, ikinci yarıda tüm insiyatifi bırakırsanız stattaki 33 bin kişi ve ekran başındaki milyonlar bunu kesinlikle reddeder ve zaten reddetmiştir de. Bunun canlı örneklerini gelin hatırlayalım.</p>

<p>İlk devredeki Hatayspor maçını Amedspor kendi sahasında 2-1 kazandı. 8 Kasım 2025’teki maçta Amedspor, daha beşinci dakikada Diagne ile 1-0 yaptı ve 23.dakikada yine Diagne ile 2-0’ı buldu. 42.dakikada Hatayspor, bulduğu bir penaltı ile skoru 2-1’e getirdi ve ilk yarı bitti. Sinan Hoca, ikinci yarı takımı geri çekti ve ligde hiçbir varlık gösteremeyen Hatayspor’u tıpkı Sakaryaspor ve birçok maçta olduğu gibi oyuna ortak etti. Hatayspor’a karşı anlamsız geri çekilme neyse ki facia ile sonuçlanmadı ve Hatayspor ikinci golü bulamadı. Ancak taraftar ikinci yarıdaki oyunu o kadar beğenmedi ki stattaki çoğu kişi galibiyet sonrası buruk bir şekilde stadı terk etti. Hatta Diren şarkısının maçtan sonra çalınmadığı ve taraftarın ve futbolcuların bir an önce stattan çıktıklarını hatırlıyorum. Yani aslında herkes oyunun farkındaydı. Keşke bu oyun sadece bu maçta kalsaydı. Bu şekilde birçok örnek verilebilir. Bu kötü oyunu her zaman kurtaran Diagne’nin son dakikada gelen golleri ve bireysel beceri sonucu diğer gollerdi. Çoğu kişi, şampiyonluk yolundayız aman arıza çıkaran biz olmayalım moduna geçti. Gerçekler neredeyse her maçta statta yüzlere çarparken bu oyunu eleştirenler kaosçu olmakla suçlandı. Mızrak gittikçe uzadı, son 5 maçta sadece bitmiş, dağılmış Adana Demirspor ve 10 kişi kalmış Pendikspor galibiyetleri gelince ve Sakaryaspor karşısında çuvalda artık hiçbir delik kalmayınca Sinan Kaloğlu ile yollar ayrıldı. Artık herkesin anlaması gereken, Van’dan, Colemêrg’ten, Şırnak’tan ve her yerden insanlar maç için o şehre aktığında geri çekilen, oyunun insiyatifini rakibe bırakan, bir gol atalım sonra üzerine yatalım anlayışı için gelmemiştir. Futbolda 3 sonuç vardır. Yenilgi ve beraberlik de mümkündür. İnsanları üzen, yıkan, moralini bozan 1 puan değil takımın ruhunu o sahaya yansıtmamaktır. Amedspor ruhu o sahaya yansımadığında beraberliğin yenilgiden hiçbir farkı yoktur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-sinan-kaloglu-ile-neden-yollar-ayrildi</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 20:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5871-1.jpeg" type="image/jpeg" length="28294"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Metin Rastdil yazdı: Spor ve Futbol; Antik Dünyadan Günümüze Bir Ziyafetin Kısa Tarihi]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-spor-ve-futbol-antik-dunyadan-gunumuze-bir-ziyafetin-kisa-tarihi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-spor-ve-futbol-antik-dunyadan-gunumuze-bir-ziyafetin-kisa-tarihi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amedspor Kaos ve Direniş kitabında Ali Fikri Işık, futbolun sanat dalları gibi son derece saygın ve kendine özgü bir enerjiye sahip olduğunu, estetik olarak tiyatrodan hiçbir farkı olmadığını ifade edip futbolun Antik Yunan tiyatrolarının günümüzdeki temsilcisi olduğunu iddia eder.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Antik Yunan tiyatro mekânlarının, ilk başlarda dini kurban tören alanları olarak kullanıldıklarını ardından toplumun ortak sosyalleşme mekânlarına dönüşüp ziyafet ve gösteri alanlarına dönüştüklerini tarihî kaynaklardan biliyoruz.</p>

<p></p>

<p>Antik Yunan tiyatroları ve gösterileri, günümüzde farklı mekân ve alanlarda birçok şekilde karşımıza çıksa da en kitlesel şekilde futbol stadyumlarında boy gösterir. Zaten stadyum da antik dünyadan bize miras kalan bir mekân ve aynı zamanda antik dünyada bir uzunluk birimiydi. Örneğin iki şehrin birbirine uzaklığını hesaplarken bir stadyumun uzunluğu üzerinden yapılırdı. Elbette o stadyumlarda futbol yoktu ve bu kadar gelişmiş bir teknoloji ile inşa edilmemişlerdi. Futbol o dönemde stadyumlarda yerini almamış olsa da günümüzde atletizmin birçok dalı o stadyumlarda kendine yer bulurdu.</p>

<p></p>

<p>Örneğin, güreş müsabakaları antik dünyada en az koşu kadar popülerdi. Şu ana kadar yapılan arkeolojik kazılarla Anadolu’da 30’dan fazla antik stadyum ortaya çıkarıldı. Antik dünya ile günümüzdeki stadyumlarda oyunlar değişse de seyircilerin heyecanı, mutluluğu ve zaman zaman kabaran öfkesi zaman kavramını ortadan kaldırır ve duyguları aynı potada buluşturur.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Günümüzdeki stadyumlarda seyirci olarak atılan gollerdeki sevincimizin benzerini, binlerce yıl önce şu anda mezar yerleri bile belli olmayan seyirciler cirit atma ve uzun atlama dallarında ya da başka bir yarışta yaşıyordu.</p>

<p>İnsanlık, 20.yüzyıla girerken atalarının binlerce yıl önce yaşadığı heyecanı yaşamak, onları bir nevî anmak ve binlerce yıl önceki oyunları yeniden yaşatmak için 1896 yılında Olimpiyat Oyunları’nı mezardan çıkardı. 1896 yılında ilk modern olimpiyat oyunlarının Antik Atina Stadyumu’nda yapılması tesadüfi bir karar değildi.</p>

<p></p>

<p>Antik Yunanlıların en eski ikinci stadyumu olan 70 bin kişi kapasiteli Atina Stadyumu, 2 bin 300 yıl sonra yeniden Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yaptı.</p>

<p></p>

<p>Stadyumlar, 4 yılda bir binlerce yıl öncesinin spor geleneklerini günümüze yeni kurallar ile taşıyor. Ancak diğer her spor dalından daha çok izlenilen, oynanan, ilgi çeken ve popüler olan futbol her hafta, her gün stadyumlardan evlere teknoloji sayesinde giriyor ve milyarlarca insanı cazibesine kaptırabiliyor.</p>

<p></p>

<p>Futbola benzeyen ilk ilkel oyuna Milattan önce üçüncü yüzyılda Antik Çin’de rastlıyoruz. Futbolun en eski formu olan bu oyuna Antik Çin’de Cuju deniliyordu. Ancak günümüzdeki futboldan elbette oldukça uzaktır. Günümüz modern futbolun yaratıcılarını bulmak için Sanayi Devrimi’nin ilk makine çarklarına kulak vermemiz gerekli.</p>

<p></p>

<p>1750’li yıllardan itibaren teknoloji ve ekonomi değim-dönüşüm aşamasına giriyor ve bu dönüşüm Avrupa’da ilk olarak Britanya İmparatorluğu’nu sarsıyordu. Tarihsel bir zaman dilimi olarak Sanayi Devrimi dediğimiz dönem, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte bir aşamaydı.</p>

<p></p>

<p>O dönemde dünyanın en güçlü ekonomi-politiğine sahip Britanyalılar, buharlı makineleri çoğalttıkça, fabrikalar açıldıkça, seri üretimler çoğaldıkça bu ekonominin döndüğü şehirlere aşamalı bir şekilde göçler başlar ve işçi sınıfı oluşur. Sonrasında işçi hakları, eşit ücret, sosyal güvenlik, çalışma saatleri vb. tüm başlıklar Sanayi Devrimi’nin Britanya topraklarındaki doğumunun sonuçları ve tartışmalarıdır.</p>

<p></p>

<p>İşte futbol da bu dönemin Britanya dünyasının insanlığa hediyesidir. Bu fabrikalardaki insanların, atölyelerdeki binlerce insanın daha verimli olmaları için, stres atmaları için farklı etkinliklere ihtiyaçları vardı. Futbol ilk başlarda Rugby oynarken ara verilen saat ve dilimlerde oynanan ikincil önemdeki bir oyunken gittikçe işçiler arasında popüler olur, yayılır ve toplumun diğer kesimlerinde de popüler hale gelir.</p>

<p></p>

<p>Kapitalizm, futbolun etkisini ve önemini fark edince elbette futbola el atıp farklı kurumlar ile kurumsallaştırır ve kurallar belirlenir. Tarih boyunca da zaten böyle olmuştur. Her spor dalı egemenler tarafından kontrol altına alınır ve onların koyduğu esas ve kurallar üzerinden ilerlenir. 1850’li yıllarda artık futbol İngiltere’nin çeperlerine ulaşmış, hitap ettiği yaş seviyesi lise dengi okullara kadar inmiş, hatta kimi okullar bu spor dalının kurallarını bile koymuştu.</p>

<p></p>

<p>Futbol Birliği isimli kuruluş faaliyete geçip tüm kuralları gözden geçirip resmi kuralları açıklayınca artık futbol bu esasa dayandı. İngilizler, futbolu sadece kendi ülkelerinde oynamadı. Bu oyunu, Arjantin’den Asya’ya birçok coğrafyaya taşıdılar. Arjantin’de futbolu ilk olarak İngiliz işçiler oynayıp kitleselleştirirken, Anadolu’da da ilk futbol kulübü, yine İngilizler tarafından İzmir’de kurulmuştur.</p>

<p></p>

<p>Elbette futbolun tarihi bir yazıda anlatılamaz. Antik dünyanın tiyatrolarında, stadyumlarında esen rüzgârın bir farklı çeşidi olarak futbol, günümüzün modern stadyumlarında arkasına milyarlarca insanı alacak şekilde hafif esintili bir rüzgârdan ziyade durdurulamayan bir kartopuna benziyor.</p>

<p></p>

<p>Futbolla ilgili tezler çok, görüşler farklıdır. Kimilerine göre kitleleri uyuşturan bir ilaç, kimilerine göre kitleleri uyandıran bir sihirdir. Bu tartışmayı hep bıçak meselesine benzetmişimdir. Elde bir bıçak var, nasıl kullanmak istersen o işe yarar. Bir bıçakla yiyeceğin ekmeği de kesebilirsin ama zarar verecek bir şey de yapabilirsin. Önemli olan niyetin, bakış açın ve pratiğin. Herkesin bıçağı kullanma amacı aynı değildir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SPOR, YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/metin-rastdil-yazdi-spor-ve-futbol-antik-dunyadan-gunumuze-bir-ziyafetin-kisa-tarihi</guid>
      <pubDate>Sun, 08 Feb 2026 23:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5601.jpeg" type="image/jpeg" length="52143"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hüseyin Nazlı yazdı: Kürt Birliği Protestolarda Kalmamalı: Hayatın Her Alanında Güçlü Bir Lobi Kurulmalı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/huseyin-nazli-yazdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/huseyin-nazli-yazdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hüseyin Nazlı</p>

<p>Bu yazıda Yahudi lobisini bir örnek olarak ele alıyorum. Amacım bir yapıya benzetmek değil, dünyada işe yarayan bir sistemi anlamak ve Kürtlerin nerede eksik kaldığınıkonuşmak.</p>

<p>Rojava’daki gelişmeler ve dünyanın dört bir yanında yapılan kitlesel protestolar şunu gösterdi: Sokakta güçlüyüz, ama masada hâlâ zayıfız. Uluslararası alanda etkili olabilmek için kalabalıklar yetmiyor; örgütlü, kurumsal bir lobiye ihtiyaç var</p>

<p>Kürtlerin coğrafyaları parçalıdır ama etkileri büyüktür. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Yahudi halkıdır. Yahudiler güçlü oldukları için örgütlü değiller; örgütlü oldukları için güçlüdürler.</p>

<p>Yahudi sistemi basit ama etkilidir. Öncelikle her Yahudi, dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın kendisini tek bir halkın parçası olarak görür. Devletleri olsun ya da olmasın, bu bilinç hiç kaybolmaz. Ekonomide, akademide, siyasette, medyada ve kültürde birbirlerini desteklerler. Bir Yahudi iş insanı, bir Yahudi öğrenciyi; bir Yahudi akademisyen, bir Yahudi girişimciyi gözetir. Bu bir ayrıcalık değil, halk bilincidir.</p>

<p>En önemlisi de şudur: Yahudi lobisi yalnızca siyasetle ilgilenmez. Ekonomik güç yaratır, bu gücü kurumsallaştırır ve sonra siyasete taşır. Bağış sistemleri, vakıflar, fonlar ve dernekler aracılığıyla kendi içlerinde güçlü bir ekonomik döngü kurarlar. Böylece ne bir Yahudi öğrencisi sahipsiz kalır ne de zor durumda olan bir aile yalnız bırakılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şimdi kendimize şu soruyu sormak zorundayız:</p>

<p>Biz Kürtler neden bunu yapamıyoruz?</p>

<p>Oysa Kürt halkı da dünyanın dört bir yanına dağılmış büyük bir diasporaya sahip. Avrupa’da, Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Amerika’da milyonlarca Kürt yaşıyor. İş insanlarımız var, akademisyenlerimiz var, sanatçılarımız, sporcularımız var. Sorun güçsüzlük değil; birbirimizden habersiz, kopuk ve örgütsüz olmamızdır.</p>

<p>Eğer Kürtler olarak Yahudi sistemine benzer bir halk örgütlenmesini hayata geçirirsek ne olur?</p>

<p>Öncelikle kimliğimiz yalnızca acı ve mağduriyet üzerinden tanımlanmaz. Kürt, güçlü bir aktör olarak görülür. Kürt lobisi, bulunduğu ülkelerde siyaseti etkileyen, karar mekanizmalarına ulaşabilen bir yapıya dönüşür. Rojava’yayönelik bir saldırı olduğunda sadece sokaklarda değil, parlamentolarda, medya merkezlerinde ve diplomatik masalarda da sesimiz olur.</p>

<p>sesimiz yok değil var ama yeterli değil daha çok bireysel çabalar ile bir bürokrasi yürütülüyor</p>

<p>Ekonomik olarak ise tablo kökten değişir. Kürt iş insanları, Kürt gençlerine istihdam sağlar. Kürt fonları, Kürt öğrencilerin eğitimini destekler. Cezaevinden çıkan bir siyasi tutsak hayata sıfırdan başlamak zorunda kalmaz. Bir annenin çocuğu aç kalmaz, bir gencin cebinde yol parası olur. Çünkü halk, kendi halkına sahip çıkar.gençlerimiz diaspora bataklığında Kaybolmaz</p>

<p>Bu sistem aynı zamanda iç bölünmeleri de azaltır. A-B-C diye sınıflandırılan insanlar değil, aynı çatı altında farklılıklarıyla var olan bir halk ortaya çıkar. Fikir ayrılıkları bölünmeye değil, zenginliğe dönüşür.</p>

<p>Kürtler mazlum ve aciz bir halk değildir. Bize bu rolü dayatıyorlar. Oysa Kürtler cesurdur, üretkendir ve dirençlidir. Eksik olan tek şey, bu gücü örgütlü ve sürdürülebilir bir yapıya dönüştürmektir.</p>

<p>Yahudiler bunu başardı.Kürtler de başarabilir.</p>

<p>Yeter ki birbirimizi yalnızca cenazelerde, protestolarda ve acı günlerde değil; hayatın her alanında hatırlayalım</p>

<p>Bu nedenle etkili diaspora ve lobi modellerini beş madde halinde ele aldım.”bu geliştirilebilir ve eleştiriledebilir “</p>

<p>Kürt lobisi nasıl kurulacak, kimlerle, hangi alanlarda ve neyi değiştirebilir ?</p>

<p>Lobi bir gecede, sloganla ya da sadece siyasi tepkiyle kurulmaz. Lobi; ekonomi, eğitim, kurumlaşma ve süreklilik ister.</p>

<p>Birinci adım: Ekonomik ağ</p>

<p>Her güçlü lobinin arkasında güçlü bir ekonomi vardır. Kürt iş insanları dünyanın her yerinde var ama birbirleriyle bağları zayıf. İlk yapılması gereken; ülkeler ve şehirler bazında Kürt iş insanlarını, esnafı ve girişimcileri aynı ağda buluşturmaktır. Bu ağ sadece ticaret için değil; dayanışma için kurulmalıdır. Bir Kürt genci iş arıyorsa, önce bu ağ devreye girmelidir.</p>

<p>İkinci adım: Eğitim ve gençlik fonları</p>

<p>Yahudi lobisinin en stratejik alanlarından biri eğitimdir. Kürtler de kendi burs fonlarını, akademik destek ağlarını kurmalıdır. Avrupa’da ya da başka bir ülkede okuyan bir Kürt öğrenci yalnız hissetmemelidir. Bugünün desteklenen genci, yarının akademisyeni, bürokratı ve karar vericisi olur.</p>

<p>Üçüncü adım: Sivil toplumun profesyonelleşmesi</p>

<p>Dernek çok, etki az. Çünkü çoğu yapı gönüllülükle ayakta durmaya çalışıyor. Oysa lobi dediğimiz şey profesyonel kadrolar ister: hukukçular, iletişimciler, diplomatlarla konuşabilecek temsilciler… Her ülkede Kürtleri temsil eden, rapor yazan, dosya hazırlayan, parlamentolara ulaşan kurumsal yapılar oluşturulmalıdır.</p>

<p>Dördüncü adım: Medya ve anlatı gücü</p>

<p>Kürtler genelde başkalarının yazdığı hikâyenin içinde yer alıyor. Bu kabul edilemez. Kendi medya ağlarımızı, dijital platformlarımızı, düşünce kuruluşlarımızı güçlendirmeliyiz. Bir saldırı olduğunda sadece acı anlatan değil, politik ve hukuki karşılığı olan bir dil kurmalıyız.</p>

<p>Beşinci adım: Sosyal dayanışma sistemi</p>

<p>Cezaevine giren siyasi tutsakların aileleri, cezaevinden çıkanlar, işsiz kalanlar, hastalar… Bunlar yardım kampanyalarına mahkûm edilmemeli. Kürt lobisi, kendi içinde sürdürülebilir bir sosyal güvence mekanizması kurmalıdır. Bu, onur meselesidir.</p>

<p>Ve belki de en kritik adım: İç bölünmeyi yönetmek</p>

<p>Yahudi sistemi bize şunu da öğretiyor: Herkes aynı düşünmek zorunda değil ama herkes aynı halkın parçası olduğunu unutmamalı. Kürtler arasında fikir ayrılıkları olacaktır; bu zayıflık değil, zenginliktir. Zayıflık olan şey, bu ayrılıkları düşmanlığa çevirmektir.</p>

<p>Eğer Kürtler bu adımları atarsa ne olur?</p>

<p>Kürt meselesi sadece sokakta değil, masada konuşulur. Kürtler yardım bekleyen değil, muhatap alınan bir halk olur. Gençler umutsuzlukla değil, planla büyür. Acılar azalmaz belki ama yalnızlık biter.</p>

<p>Artık Kürtlerin kendisini ciddiye alma zamanı çoktan gelmiştir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/huseyin-nazli-yazdi</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/02/i-m-g-5419.jpeg" type="image/jpeg" length="79084"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rıdvan Yıldız yazdı: Hakikat yolunda bilinçlenmek]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rivayet edildiği üzere Budha saraydaki Sefahatten bir gün halkın arasına karışır ve gördükleri onu şaşkına çevirince yılları bulan bir inziva sürecine girer.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek</strong> - Rivayet edildiği üzere Budha saraydaki Sefahatten bir gün halkın arasına karışır ve gördükleri onu şaşkına çevirince yılları bulan bir inziva sürecine girer. İşte bu inzivadan "aydınlanmış" olarak yani Budha adını alarak toplumuna döner. Denilebilir ki Budha'da uyanan hakikat onun yolculuğu olur. Kendini bulma serüveninde kâh bedenen kâh zihnen, inzivadan Süzer hakikatini ama uyanır, aydınlanır ve arınır. Öylece döner ama sarayı terk eder.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Aslında terk ettiği saray değildir. Sarayın sefahatidir. Bedenen ve zihnen hakikatten kopuşunu görür. Hakikatin 8 yolunu ve 4 ilkesini belirlemeye kendini adadıysa günümüz insanın yolculuğu daha sancılı ama daha görkemli olmaktadır. Modernliğin ilmek ilmek ördüğü yalan ve riyakarlığın dibine vuran bugünün insanı hakikatten fersah fersah kaçmaktadır. Modern zamanların sanal yaşamını en iyi özetleyen de uyutulmaya yatırılmış hakikat olmaktadır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Uyandırılmaya korkar hale gelen modern insan sanal alemi yaşamayı Özgür yaşam diye yüceltmektedir. Bu insanın gözüne hakikatin ışığını tutmak zaten körelmiş gözlerini daha da köreltmektedir. Bir korku sarmalında yaşamaktadır. Beşeriyatından öyle bir soyulmuş ki beşer olanın şaşkınlığıyla hakikate uyanmaya utanır haldedir. Farkındadır gerçeğin. Bilmektedir yalanı yaşadığının ve bilse de uğrunda bir şeyler yapılması gerektiğini, bekler bir başkasının bu hakikat ateşinde yanarak uyandırılmış hakikati yaratmasını. Prometeler her gün ciğerlerini parçalayan leşçilere inat ateşi diri tutarken bu uyanmaya korkan cahiller prometrenin acısını büyütmektedir.<br />
&nbsp; &nbsp; Hakikate uyanmak merakla başlar. Arayışla büyür. Buna ilgi ve dikkat odaklanması diyen de olmuştur ama hakikat arayışı korkuyla olmaz. Tıpkı İnanna'nın "104 Me"sini (Antik Mezopotamya Tanrıçasıdır. Me'ler uygarlığın tüm olumlu ve olumsuz yönlerini temsil eder.) Almak için Enkidu'nun yeraltı dünyasına inerken her katta bir parça elbisesini bıraktığı gibi korkulardan, ezberlerden ve alışkanlıklardan soyunmakla ulaşılır. Hakikat Bir destan gibidir. Destanları kahramanlar yazarmış. Kahramanlık ise kendi sınırlarını aşan toplumsal hareket eden insanların eylemidir.Ekonomik eşitsizlikle mankurtlaştırılmaya çalışılan insanların tek çıkar yolu hakikatle bilinçlenmeleridir. Bilmenin çokça hali ve yolu vardır. Hakikat yolundaki bilmenin hali destan kahramanları gibi olmayınca sadece hikaye anlatıcısı olunur. Destanların her zaman sonu iyi bitmez. Trajediler de böylesi destanlardan çıkar. Tragedya yazarları birçok trajedileri anlatmıştır. Trajedi yaşayan kendi sonunu ödenmesi gereken bir bedel olarak tarif ederek mağrur bir edayla yaşaması gerekenlerin peşinden Truvalı hektor gibi gider.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;İşte bu nedenle başta Ortadoğu toplumları olmak üzere hakikat yolunda yapılması gereken bilme hali tıpkı Budha'nın öğütlediği gibi sonsuz mutluluktaki acılardan sıyrılmak dahil yüreğini beyaz gülün dikenine çekinmeden yatırmaktır. Hakikat aynı zamanda böyle bir cesareti öğütler. Tıpkı Bruno gibi hakikati celladın yüzüne &nbsp;haykıracak cesarettir...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2024/01/img-4455.jpeg" type="image/jpeg" length="68358"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rıdvan Yıldız yazdı: İnsanın doyumsuzluğu kaosa neden oluyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumun güvenlik sorununu hep diri tutan sapkınlıkları teşvik eden veya koruyup kollayan iktidarın, kendine toplumsallık içinde açtığı alanı artık kimse tartışmıyor. Çünkü toplumların vazgeçilmezi haline geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RIDVAN YILDIZ</strong></p>

<p>İnsanı tanımlamak nedense hep karmaşaya çağrı olmuştur. İnsan denilince nedense aklıma kaos geliyor. Biraz daha zorlayınca entropi daha makul bir tanım oluyor. Bilmece diyen de var. Eşref-i mahlukat diyen de. Evrenin özeti olarak tanımlayan çoğunluğa katılıyorum. Çünkü Makro kozmosun en güzel örneğini bu mikro kozmos'ta görüyoruz. Bu da mahlukların en şereflisi oluyor. Anlaşılmaz olması sebebiyle kaos diyorum ama sürekli bir geriye gidişi ve çözülmeyi yaşadığı için entropi hali diyorum. Bunu anlam vermeyen hatta itiraz eden bile olabilir. Fikri hür zamanların yurttaşlarıyız ne de olsa...</p>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; İlk emekleme zamanından bugüne değişerek çıkan insanda mükemmele en yakın hali aslında toplumsallığıdır. Toplumsallıktan kopuşu hızlandıran nedir diye soruluyor? Bence analitik zekanın duygusal zekayı baskılamasıdır. Tabii bu süreci hızlandıran erkeği, erkek zihniyetini unutmamalıyız. Erkek zihniyetini yücelten fikri evveliyatımızın baskıladığı duygusal zekanın kadında sönük bir şekilde yaşatılıyor olmasına da sevinmeliyiz. Çünkü insanı insan yapan bu bütünlüktür. Ne kadar yaratıcı, kavrayıcı ve üretken olursa olsun duygusal dünyasından kopuşla insansal boyutu sakatlanmıştır. Kadınla yaşamı bütüncül ve eşit kurabildiği oranda dengeli yaşama adım atabilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Ne yazık ki içinde büyüdüğü toplumsallık bir kısır döngü halinde erkeği yüceltip kadını hiçleştirdikçe sakatlanmış insanı çoğaltıyor. Şiddet, kin, nefret ve bir de stres, depresyon ve toplumsal sendromları bu çarpıklıktan kopuk ele alamayız. Hemen hemen bütün toplumlarda bir doyumsuzluk hali tırmanışta. Zevk ve doyum arayışında sınır tanımayan denemeleri basın gizlese bile bir toplumsal çıldırma hali yaşanıyor. Kimisi bunu ahlaki çöküntü olarak tanımlıyor. Ahlaksızlık diz boyu diyerek topluma karşı güvensizliği örgütleyen Neo liberal, muhafazakar ya da gelenekçi fikriyatı tartışıyoruz.</p>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Devlet ve iktidarlar kendine gereksinmeyi kalıcı hale getirmek için toplumsallığı tartışmaya açmıştır. Toplumun güvenlik sorununu hep diri tutan sapkınlıkları teşvik eden veya koruyup kollayan iktidarın, kendine toplumsallık içinde açtığı alanı artık kimse tartışmıyor. Çünkü toplumların vazgeçilmezi haline geldi. Toplum adına yaptırım gücü olma yetkisini elinde bulunduruyor. Bu güvenlik sorununu yaratan da yine insanın içindeki doyumsuzluğudur. Kişisel hırsı yüzünden bir türlü gözü doymayan insanın içindeki yıkıcılık tahrip edici olmuştur. Hırsızlığı, uyuşturucu bağımlılığını ve cinselliği bir sektör halinde toplumun içine sokan bu yıkıcılıktır. Toplumu çürüten onun içinden çıkan ve kanser gibi bulaşıcı etki yaratan hep daha fazlasını isteyen doyumsuzluğudur. Entropi olması budur...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jan 2024 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2024/01/insanin-doyumsuzlugu.jpg" type="image/jpeg" length="71468"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bekir Güneş yazdı: Amedspor tartışmaları bize ne anlatıyor?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amedspor başkanları ve yöneticileri tahammülleri ve hoşgörüleri ile taraftarlara örnek olmalıdır. Örneğin taraftarlar Amedspor maçının 30. dakikasında stadı terk etselerdi başkan nasıl karşılardı?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek </strong>- Geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır'da Amedspor konferansına katıldım. Amedspor taraftarları geleceğini tartışıyor konferansı oldukça verimli geçti ve yeni yapılacak konferansların da kapısını araladı. Tartışma kültürünü olgunlaştırması açısından çok değerli buluyorum.&nbsp;</p>

<p>Bir ay öncesinden konferansın hazırlıklarına başlanmıştı. Amedspor İstişare Kurulu ve Amedspor Taraftarlar Derneği çok yoğun çaba sarfederek bu konferansı organize etmeye çalıştılar. Konferans ile ilgili eksiklikler yok muydu? Elbetteki vardı. Bu konferanstan bir hafta önce bütün Türkiye'nin gözünün üzerinde olduğu CHP Genel Kurulu'na katıldım. Orada bile korkunç organizasyon eksiklikleri vardı. CHP bir yıldır bu konferansa hazırlandığı halde yine de çok fazla eksikliklerle yapıldı. Amedspor Konferasnı için de eleştiriler yapabiliriz. Ama bu eleştirileri yaparken yapıcı ve katkı sağlayıcı eleştiriler yapmak zorundayız. Yoksa yıpratıcı eleştiri yapmak en kolayıdır.&nbsp;</p>

<p>Konferansın içeriğine dair tanıtımlar birkaç gün önce yapıldı. Son bir aydır konferansın devamında yer alacak müzisyen arkadaşların tanıtımları çokça yapıldı. Keşke konferansa dair de planlamalar daha erken tamamlansaydı ve tanıtımlar ona göre yapılsaydı. Ama olmadı. Arkadaşların çok yoğun bir çaba sarfettiğine bizzat şahidim. O kadar çok farklı dinamiklerle uğraştılar ki emin olun hiç de kolay değildi. Konferansa katılacak konuşmaları belirlemek ayrı bir dert, STK temsilcilerini davet etmek ayrı bir dert, taraftar gruplarını ikna edip bir araya gelmelerini sağlamak ayrı bir zorluk. Yani hiç de kolay değildi. Bütün bu zorluklar içerisinde verimli bir konferans yapılmaya çalışıldı. Konferansın olduğu gün parelel farklı etkinliklerin de olması konferansa katılım oranını etkiledi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Her şeye rağmen ben bu konferansa çok yoğun bir ilginin olacağını bekliyordum ama olmadı. Keşke bütün taraftar grupları, Amedspor ile ilgili STK temsilcileri ve yerel basının hepsi orada olsaydı. Ama beklediğim gibi olmadı. Bunun birçok sebebi var tabi. Uzun uzun anlatmayacağım. Ama kısaca değinmem gereken birkaç konu var.</p>

<p>Konferansın ilk oturumunda ben ve önceki başkanlardan sayın Metin Klavuz, Amedspor tarihini, kültürünü ve dünyadaki örneklerini anlattık. Amedspor'un hangi iklimde doğduğunu hangi zorluklarla uğraştığını ve bundan sonra neler yapılması gerektiğini anlattık. Amedspor Başkanı sayın Elaldı, konuşmalarımızı dinlemeden, kendi konuşmasını yaptıktan sonra salondan ayrıldı. Neden dinleme nezaketi göstermedi bilmiyorum. Ya çok fazla önemsemedi ya da daha ciddi bir işi vardı. Ama her ne olursa olsun keşke gitmeseydi ve başkanı olduğu kulüple ilgili tartışmaları dinleseydi. Çünkü oraya gelen herkes Amedspor için bir araya gelmişti. Hepimiz herhangi bir maddi beklenti içinde olmadan Amedspor için bir araya geldik. Bazılarımız il dışından sırf bu konferans için kendi imkanları ile geldi. Ama Diyarbakır'da olup konferansa gelenleri dinlemeden salondan ayrılmak pek hoş olmadı.&nbsp;</p>

<p><br />
Amedspor başkanları ve yöneticileri tahammülleri ve hoşgörüleri ile taraftarlara örnek olmalıdır. Örneğin taraftarlar Amedspor maçının 30. dakikasında stadı terk etselerdi başkan nasıl karşılardı? Sayın başkan ile hiçbir tanışıklığımız yok. Bizler oraya ne bize hediye edilen formalar için geldik ne de bir maddi ve kariyer beklentisi için geldik. Davet edilen bizler de taraftarlar da Amedspor için bir araya geldik. Amedspor'un hangi amaçlarla kurulduğunu, nasıl bir misyonunun olduğunu ve taraftarlarının neden ortak bir amaç için çalışması gerektiğini anlattık. Amedspor Taraftarlar Derneği ve Amedspor İstişare Kurulu çok büyük bir çaba ile bu çalışmaları yapmaya çalışıyor.&nbsp;</p>

<p>Amedspor'un kuruluşundan bu yana Amedspor taraftar grupları olan Barikat, Direniş'in çok büyük çabaları var. Ben onların Amedspor sevdalarına çok yakından şahidim. Deplasmanlarda bütün zorluklara karşı nasıl Amedspor'un yanında yer aldıklarını çok iyi biliyorum. Bazıları ile zaman zaman İstanbul ve deplasmanlarda sohbet etme imkanımız da oldu. Yine Azrailler grubu, çok eski ve kültürü olan bir grup. Onlar da Amedspor için ciddi bir çaba içerisindeler. Bu taraftar gruplarının içinde zaman zaman ihtilaflar olacaktır. Çünkü Amedspor önceki bu ismiyle birlikte 10. yılını kutluyor. 10 yılda taraftarlar açısından çok ciddi bir aşama kaydedildi. Belli zorluklar, sancılar olacaktır. Ama bu sancıların çok büyük bir Amedspor kültürünü doğuracağına da eminim. Konferansta da dünya modellerini anlattım.&nbsp;</p>

<p>Onların hiçbirinde de kolay olmamıştır. Hepsinde belli diktatörlere karşı mücadeleler vardır. İspanya'da Franko'nun Barcelona Başkanı'nı katlettiğini anlattım. Ama Katalanların bütün zorluklara karşı nasıl yıllar içerisinde politik örgütlemelerini sağlayarak bütün dünyaya örnek olduğunu da anlattım. Bu sadece Barcelona ile sınırlı değil, Bask modeli var, Britanya'daki 20. YY başlarında yaşanan büyük sorunlar var. Fransa'daki örnekleri var. İtalya'da faşizme karşı taraftar gruplarının verdiği mücadeleler var. Bunların hepsi önümüzde ciddi örneklerdir. Hepsini çok iyi okumamız gerekiyor.&nbsp;</p>

<p>Amedspor da politik bir kulüptür. Sadece Amedspor değil Türkiye'de politik olmayan tek bir kulüp bile yoktur. Hepsi de baştan aşağı politakın farklı renkleri ile boyanmıştır. Amedspor'da onlardan farklı bir politiklik vardır. Amedspor sadece Diyarbakır'ın değil bütün Kürt şehirlerinin ve dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın Kürtler'in takımıdır. Ama öyle sisteme hayran Kürtler'in değil sistem karşıtı muhalif Kürtler'in takımıdır. Amedspor yöneticileri ne kadar "Amedspor politik bir kulüp değil" deseler de öyle değil. Zaten Amedspor politik bir kulüp olmasaydı yılların kent takımları varken insanlar neden gidip Amedspor'u desteklesinler ki! Ya da Vanlılar, Vanspor'u, Dersimliler Dersimspor'u, Cizreliler Cizrespor'dan önce neden Amedspor'u desteklesinler ki?</p>

<p>Bu politik bilincin oturması gerekiyor. Yoksa Amedspor sadece sportif başarılardan ibaret desteklenen ya da eleştirilen bir kulüp değildir ve olmamalıdır. Bunları yazarken de öyle sıradan bir taraftar olarak yazmıyorum. Amedspor'un ilk kuruluş sürecini çok yakından bilen, hatta 2011'den başlayan Mezopotamya Kulüpler Birliği sürecinin her aşamasını çok iyi bilen, Sur Belediyespor ve Vanspor'da yöneticilik yapan, sporun hem saha içi hem yöneticilik hem de basın kısmında yer alan biri olarak yazıyorum. Amedspor benim için sadece bir futbol kulübü ya da spor kulübü değildir. Benim için Amedspor'u anlamlı kılan onun politik yapısı ve paradigmasıdır. Bu olmasaydı zaten Türkiye'de desteklenecek çok fazla kulüp var.&nbsp;</p>

<p>Hepimizin çocukluğundan beri maruz kaldığı sistem takımları var. Bu maruz kalma durumu nedeniyle ister istemez onların bütün asimilasyoncu hedeflerini çok iyi biliyoruz. Sistem cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren alt kimlikleri üst kimlik olan "Türk-Sünni" kimliği altında eritmek için futbolu çok işlevsel kullandı. Hepimiz bir şekilde Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ya da Trabzonspor'u falan tuttuk. Kendimizi onlarla özdeşleştirdik. Onların asimilasyoncu politikalarına her maç maruz kaldık.&nbsp;</p>

<p>Konferansta da anlattım. 4 büyük takım taraftarları arasında yapılan bir ankette hepsinin ortak özelliği "Türk milliyetçiliği". 4 büyük takımın da taraftarı kendini ilk olarak "Türk milliyetçisi" olarak tanımlıyor. Sonrasında "Kemalizm" falan geliyor. Bu konuda çok ciddi başarılar da elde ettiler. Bugün Diyarbakır'da bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı olduğunda bir bakın kahvehaneler nasıl doluyor. Ya da bu takımlardan biri şampiyon olduğunda Diyarbakır'da konvoylar ve kutlamalar 3 gün sürüyor. Bu maruz kalma bir yerden sonra Stokholm Sendromuna da dönüşüyor. Yani aslında artık birçoğumuz farkında olmadan bu sistemin gönüllü köleleri haline geldik. Fenerbahçe için, Galatasaray için ya da diğer büyük kulüpler için birçok şeyden feragat edebiliyoruz. Amedspor işte tam da bu sistematik asimilasyonun karşısında duran bir paradigma oldu.&nbsp;</p>

<p>Barcelona'nın sloganı "Bir kulüpten fazlası"dır. İşte Amedspor da bir kulüpten fazlasıdır. Başkanından, yöneticilerine, taraftarlarından, basınına kadar herkes bunu bilerek hareket ederse o zaman doğru zeminde tartışabiliriz. Yoksa oradan buradan futbolcular toplayarak, STK'lardan belli iş insanlarından paralar toplayarak planlanan kısa vadeli sportif başarıların uzun vadeli hiçbir kıymeti olmayacaktır. Çünkü sadece sportif başarı hedefi ile çıkılan yolda sportif başarı olmadığında da büyük hayal kırıklıkları olur. Herkes bir yerlere dağılır. Sonra da sık sık olağanüstü kongreler yapılır. Her gelen kendini Amedspor'un kurtarıcısı olarak görmeye başlar. Sonra olmadığında da "zaten herkes bana karşıydı, herkes bana düşmandı, herkes biz başarısız olalım diye çalıştılar" deyip vicdanını rahatlatıp giderler.&nbsp;</p>

<p>Amedspor hiçkimsenin vicdan mastübasyonunu yapacağı yer olmamalıdır. En az 10 yıllık kısa, orta ve uzun vadeli planlamalarla sürdürülmelidir. Amedspor için altyapı ve Amedspor paradigmasına sahip çıkacak sporcularla çalışmak hayati önemdedir. Amedspor için Kürdistani bir takım planlaması yapılmalıdır. Irak Kürdistan Bölgesi, ve diğer parçadaki Kürt sporculara yönelinmeli. Gerekiyorsa karşılıklı futbolcular alınıp verilmeli. Ekonomik olarak bazı STK'ların ya da iş insanlarının insiyatifine değil uzun vadeli bir ekonomik planlama ile devam edilmelidir. Bunun için 3-5 yıl sportif başarı gelmeyecekse de önemli değildir. Zaten yıllardır sezonluk planlamalar yapılıyor ama yıllardır sportif başarı gelmiyor. Bu yıllar bu kadar hoyratça kaybedilmeseydi ve daha uzun vadeli planlamalar yapılsaydı belki bugün kurumsallık anlamında çok önemli bir yere gelinmişti ve beraberinde sportif başarı da elde edilirdi.&nbsp;</p>

<p>Amedspor'a uygulanan deplasman yasakları, baskılar, taraflı hakem yönetimleri zaten az çok hepimizin beklediği durumlardı. Yani kimse Amedspor'un Bursa'da çiçeklerle karşılanmasını beklemiyordu ve beklemesin. Bundan sonra da öyle olmayacaktır. Yaranmak ve benzeşmek yerine özgüvenli bir yapılanma ile kendin olmaya çalışmalısın. Yoksa Elazığ da olsan Gümüşhane'ye gittiğinde ırkçılığa maruz kalırsın. Onun için onları olduğu gibi kabul edelim biz de kendimiz olalım. Çünkü o faşist yapıyı dağıtmamız imkansızdır. 100 yıllık bir birikim ve çalışmadır o takımların sahip oldukları. Biz o takımların Kürt gençleri üzerindeki etkilerini kırıp Amedspor'u örnek bir model haline getirebilirsek işte o zaman ilk aşamayı başarmış oluruz. Ben bir kez daha Diyarbakır'da Amedspor konferansı organize edenlere teşekkür ederim. Umarım daha kapsamlı konferanslara hep birlikte imza atarız.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ, VAN VE DİYARBAKIR HABERLERİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Nov 2023 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-3029.jpeg" type="image/jpeg" length="66506"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
