<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Gazete Emek</title>
    <link>https://www.gazeteemek.net</link>
    <description>Gazete Emek, son dakika Diyarbakır ve Van haberleri başta olmak üzere güncel haberleri yapar.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.gazeteemek.net/rss/yazar-kosesi" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 01 Aug 2026 19:07:37 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/rss/yazar-kosesi"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Hiüseyin Nazlı yazdı: Bu barışın garantisi ne olacak?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/bu-barisin-garantisi-ne-olacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/bu-barisin-garantisi-ne-olacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Barış güzeldir.<br />
insanlar dini, dili, ırkı ve kimliği ne olursa olsun özgürlük, demokrasi ve kardeşlik içinde yaşayabilsin Hatta bana kalsa bütün dünyada sınırlar anlamsızlaşsın<br />
Ama hayat, temennilerle değil gerçeklerle ilerliyor.<br />
Türkiye’de yeniden bir çözüm süreci konuşuluyor. Elbette bu tarihi bir fırsat olabilir. Ancak Kürt toplumunun aklındaki sorulara kulak vermeden kalıcı bir barışın mümkün olacağını düşünmüyorum. Çünkü Kürtlerin kaygıları sadece bugüne ait değil.<br />
Geçmişte de diyaloglar, müzakereler ve çözüm arayışları yaşandı. Fakat birçok Kürt, bu süreçlerin kalıcı barış yerine yeniden çatışmalarla sonuçlandığını, verilen sözlerin tutulmadığını ve ağır bedeller ödendiğini hatırlıyor. Bu tarihsel hafıza nedeniyle bugün insanlar sadece “Barış olacak mı?” diye değil, “Bu barışın garantisi ne olacak?” diye de soruyor.<br />
Bence bu soruyu sormak en doğal haktır.<br />
Bugün Türkiye ağır bir ekonomik kriz yaşıyor. Bölge bir çatışma çemberi altında . İran ile İsrail,Türkiye arasındaki gerilim, ABD’nin bölgedeki politikaları, Suriye’de geleceği belirsiz yönetim yapısı ve Ortadoğu’nun sürekli değişen dengeleri ortadayken, böylesine kritik bir süreç hangi temeller üzerine inşa edilecek?<br />
Varsayalım ki silahlar tamamen sustu. Gerillalar dağdan indi. Yurt dışındaki Kürtler ülkelerine döndü. Yasal düzenlemeler yapıldı.<br />
Peki sonra?<br />
Asıl soru tam da burada başlıyor. Bu kadar ekonomik ve siyasi sorun yaşayan bir devlet, Kürt meselesini gerçekten kalıcı biçimde çözebilir mi?<br />
Açık konuşmak gerekirse; bu adımlar çok daha önce başlatılmış olsaydı, belki daha güçlü bir ekonomi, daha istikrarlı bir siyaset ve daha yüksek bir toplumsal güven vardı. Bugün ise tablo çok farklı.<br />
Bir taraftan barıştan ve demokratikleşmeden söz ediliyor. Diğer taraftan hukuk devleti tartışmaları, muhalefete yönelik soruşturmalar, Çeteleşmeler,tutuklamalar ve toplumdaki kutuplaşma devam ediyor. Böyle bir atmosferde Kürt Halkı doğal olarak şu soruyu soruyor:<br />
Geçmişte olduğu gibi bize de tekrar aynı yöntemlerin uygulanmayacağının garantisi nedir?<br />
Benim üzerinde durduğum mesele tam da budur: Güvence…<br />
Çünkü barış sadece silahların susması değildir.<br />
Barış; hukukun üstünlüğüdür.<br />
Barış; insanların kimliğinden dolayı korkmadan yaşayabilmesidir.<br />
Barış; kazanılmış hakların bir daha geri alınamayacağının güvencesidir.<br />
Peki bunun teminatı ne olacak? Uluslararası gözlemciler olacak mı? Tarafların üzerinde uzlaştığı maddeler uluslararası hukuk çerçevesinde kayıt altına alınacak mı? Birleşmiş Milletler veya başka uluslararası mekanizmalar süreci izleyecek mi? Yoksa her şey yalnızca siyasi iradeye ve verilen sözlere mi bırakılacak?<br />
Kürtlerin tarihsel geçmişi gösteriyor ki sadece iyi niyet temelinden kullanılan sözler kalıcı barış üretmiyor. Hukuk üretmediği sürece, güven üretmediği sürece ve güçlü demokratik kurumlarla desteklenmediği sürece hiçbir süreç sağlam temeller üzerinde yükselemez.<br />
Bir diğer soruda : Acaba iktidar bu süreci gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesi için mi yürütüyor, yoksa siyasi ömrünü uzatacak yeni bir toplumsal denge oluşturmanın aracı olarak mı görüyor?<br />
Bunun sorunun cevabını bize kim ne şekilde verebilir. Ancak bu soruyu sormak, demokrasinin gereğidir.<br />
Kürtler barışa karşı değil. Tam tersine, barışın en güçlü savunucularıdır. Ama gerçek barış, sadece silahların bırakılması değildir.<br />
Gerçek barış; adaletin tesis edildiği, hukukun herkese eşit uygulandığı, kimsenin kimliğinden dolayı dışlanmadığı ve hiçbir halkın geleceğinden endişe duymadığı bir düzendir. Kürtlerin istediği şey de tam olarak budur.<br />
Çünkü güvence olmayan yerde umut zayıflar. Hukuk olmayan yerde güven olmaz.<br />
Ve güven olmayan yerde barış, sadece güzel bir kelime olarak kalır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/bu-barisin-garantisi-ne-olacak</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Jul 2026 21:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/07/file-0000000024bc81f482903207fe9b0e34.png" type="image/jpeg" length="75350"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadir Amaç yazdı: Büyük barışa az kaldı]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/kadir-amac-yazdi-buyuk-barisa-az-kaldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/kadir-amac-yazdi-buyuk-barisa-az-kaldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Kürt ve Türk okurlar, siyaset ve devlet işi Hollywood aktörleri gibi ateş etmez, yumruk sallamaz, tehdit etmez, rüzgâr hızıyla geçip giden arabalardan atlamaz! Pekâlâ Kadir Bey, devlet ve siyaset ne iş yapar? Egemenlik için savaşlar başlatır, savaşlara son verir, kaderimizi avuçlarının içine alır; ister kuş gibi havaya kanatlanmamızı, isterse kafese tıkayarak yazgımızı değiştirir.<br />
Veya şöyle de diyebiliriz: Savaş, manipülatörler ve narsistler için büyük bir talihken, halk için büyük bir felakettir. Barış ise kimileri için çöküş, kimileri içinse kurtuluş anlamına da gelebilir.<br />
Savaşı yaşayan ülkeler ve milletler için her zaman şu düşünceler beynimin bir noktasında bir nehir gibi akmıştır: Her zaman uçurumun tam kenarına dek yaklaşan ve tam da uçurumdan aşağıya düşecekken durmayı bilen akıl ve zekâsıyla manevra yapan ülkelerin liderlerini sevmişimdir. Benim için Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Abdullah Öcalan da böyle liderlerdir.<br />
Siz değerli okurlarım arasında birinci barış sürecini hatırlayanlar mutlaka vardır. Birinci Barış Sürecinde Sayın Erdoğan ve Sayın Abdullah Öcalan büyük bir çaba gösterdiler ve çok büyük risk aldılar. Zaten siyaset risk demektir ve büyük liderler risk alarak barışı gerçekleştirirler.<br />
Ancak birinci barış sürecinde devletin tüm kurumlarında örgütsel kuluçkasını kuran, devletin tüm kurumlarını ele geçiren ve yöneten gezegenin en büyük kötülük fırkası FETÖ terör örgütü, HDP içinde yuvalanan marjinal sol gruplar ve ırkçı kemalistler, barış sürecini bozguna uğratmışlardı. Sayın Erdoğan ve dava arkadaşları bu sinsice tuzağı sonradan fark ettiler ancak iş işten çoktan geçmişti. Oysa Abdullah Öcalan, Fetullah Gülen’in devleti Pensilvanya’dan yönettiğini, barış sürecini bozacağını, Erdoğan’a darbe yapacağını ve Erdoğan’ın elini çabuk tutmasını HDP heyetine özellikle hatırlatmıştı.<br />
Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, sevgili Kürt ve Türk milleti rahat olsun. Allah’ın izniyle bu kez bu hibrit unsurlar emellerine ulaşamayacaklardır. Bu barış sürecinin tüm engellemelere rağmen hedefine yüzde yüz ulaşacağını düşünüyorum.<br />
Tam 15 aydır, hiç durmadan ve bıkmadan barış için mücadele eden biri olarak şunu söylemek istiyorum: Türklerin ve Kürtlerin içinde çok sayıda kötülük fırkası barış sürecini sabote etmeye çalıştı; ancak şu ana kadar bu hibrit unsurların hiçbiri barış sürecine bir hardal tanesi kadar zarar veremedi. Allah’ın nusretiyle barış süreci en zorlu badireleri tek tek başarılı bir şekilde geride bırakmayı başardı ve Allah’ın izniyle barış noktasına sadece birkaç adım kaldı! Daha önce defalarca ifade ettiğim gibi; beş yıl sonra Kürtler devletin yönetimine tam ortak olacak, on yıl sonra Türkiye dünyanın en gelişmiş zengin ülkeleri arasında hak ettiği yerini alacak ve tüm Ortadoğu ile İslam dünyasına demokratik model ülke olacak.<br />
Ancak içimizdeki şeytanlar barışın gerçekleşeceğini duyunca dehşete düşüyor, çünkü varoluşları çatışmaya bağlı. Tilkiler ise savaşın ortasında sıvışıp kaçıyor, sorumluluk almaktan kaçınıyorlar. Barış geldiğinde ise inlerinden büyük bir sevinçle sahneye fırlıyorlar, çünkü barış onlar için güvenli bir fırsat alanı.<br />
Ciğerleri beş para etmez, Kürt ve Türk gençlerin kanıyla beslenen, cefakâr Kürt ve Türk milletinin sırtından geçinen ve emekleri üzerinde ikbal kapılarını açan asalak, tembel, miskin ve fitneci siyasetçiler içimizden defolup gittikleri zaman, işte o gün barış gelecek, herkes derin bir nefes alacak. Kürt ve Türk kumrular gibi sevişecek. O gün sevgi çoğalacak, o gün demokrasi kültürü hâkim olacak.<br />
O gün elbette ki tek değişmeyen şey; yiyeceği değişmiş, elbisesi değişmiş, silahı değişmiş ancak Kürt düşmanlığı değişmemiş faşistler olacaktır.<br />
Brezilyalı papaz Camara, “Her birimizin içinde bir faşist yatar, kimi zaman bu hiç uyanmaz, kimi zaman da uyanır” der. Evet, Türk siyasetinde birçok siyasetçinin içinde yatan faşizm uyandı. Ancak hâlâ Ümit Özdağ ve Müsavat Dervişoğlu gibi siyasetçilerin içinde yatan faşizm uyanmadı!<br />
Tam da bu noktada Ziya Gökalp’in Türk ve Kürt ilişkilerine yönelik sözlerini hatırlatmak isterim. Gökalp: “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir” der.<br />
Sayın Abdullah Öcalan’ın “Kürt’ten Türkü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürdü ayırsan Türk kalmaz” sözleriyle Gökalp’in sözlerini onayladığını görüyoruz. Türk ve Kürt ittifakına ve kardeşliğine karşı zehirli dil kullanan kimseleri ise Sayın Devlet Bahçeli, “Türk-Kürt kardeştir, araya giren, bozgunculuğa heveslenen kim varsa kamburdur, kalleştir, kanser hücresidir, kahrolmaya mahkûmdur” sözleriyle mahkûm ediyor.<br />
Hem Sayın Devlet Bahçeli, hem Sayın Erdoğan hem de Sayın Öcalan, akıllarıyla, zekâlarıyla, tecrübeleriyle ve manevra kabiliyetleriyle Türklere ve Kürtlere kazandırıyorlar! Çünkü her üç lider bin yıllık Türk ve Kürt ilişkilerine son derece hâkimdir ve bu bilinçle hareket ediyorlar, başarılı oluyorlar. Tarihte birbirleriyle din kardeşliği, akrabalık ve ortak devlet mefkûresiyle en uzun yaşayan milletler Kürtler ve Türklerdir.<br />
Örneğin, Kürtlerin Türklerle yaşadığı sorun, eskiden Hindistan ve Pakistan’ın yaşadığı sorun gibi değildir. Çünkü Gandi, Ali Cinnah’a; Zülfikar Ali Butto da Gandi’ye ve Hindistan’ın ilk kadın başbakanı İndira Gandi’ye şunu diyorlardı: “Biz kardeş değiliz ve hiçbir zaman da olmadık. Dinimiz ruhumuzun ve yaşam biçimimizin derinlerine inmiştir; kültürlerimiz farklıdır, davranışlarımız farklıdır. Bir Hindu ile bir Müslüman için, doğduğu günden öldüğü güne kadar birbirininkilerle hiç ilişkisi olmayan yasalar ve gelenekler gibidirler. Yemeleri, içmeleri bile birbirinden çok farklıdır. Daha önemlisi, birbirleriyle asla bağdaşmayan bir inanca sahipler ve Müslüman olduğumuz için her zaman bizi aşağılamışlardır.” Bakınız, Zülfikar Ali Butto başbakan olduğu sıralarda bir gazetecinin sorusu üzerine başından geçen şu olayı anlatır: “Annem ve babamla Keşmir’de tatildeydim. Tüm erkek çocuklar gibi yokuştan bir aşağı bir yukarı koşup duruyordum ve çok susadım. Su satan adama giderek bir bardak su istedim. Adam bardağı doldurdu, bana uzatırken durdu ve ‘Müslüman mısın, Hindu musun?’ diye sordu. Yanıtlamadan önce duraksadım çünkü çok susamıştım. Sonunda ‘Müslümanım’ dedim. Adam suyu yere döktü.”<br />
Son olarak, barış Türklere kazandıracak, Kürtlere kazandıracak, demokrasiye kazandıracak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kazandıracak.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kadir Amaç/ Brüksel</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/kadir-amac-yazdi-buyuk-barisa-az-kaldi</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/07/file-000000002ee0820a97374e4a519561d6.png" type="image/jpeg" length="97792"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hüseyin Nazlı yazdı: DEM Parti’de değişim nasıl olacak?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/httpswwwgazeteemeknetxpanelpostsedit50647</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/httpswwwgazeteemeknetxpanelpostsedit50647" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adım adım Yeni Çözüm sürecin’nin şekillenmesine doğru ilerliyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yasal düzenlemelerin nasıl olacağı, hangi çerçevede hayata geçirileceği ve Meclis’ten nasıl geçeceği elbette tartışılacaktır. Ancak asıl önemli olan, bu sürecin Kürt toplumunda nasıl bir karşılık bulacağı ve siyasetin kendisini nasıl yenileyeceğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu noktada DEM Parti’nin, Sayın Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu yeni paradigma ekseninde kendi örgütsel yapısını ve siyaset anlayışını yeniden değerlendirmesi gerektiğini düşünen geniş bir kesim bulunmaktadır. Özellikle elli yıllık mücadele deneyimine sahip öncü kadroların siyasal tecrübelerinden yararlanılması gerektiği yönündeki görüşler dikkate değerdir.ve olmalıdır Partinin yalnızca kadrolarını değil, yeni döneme uygun cesur kararlar alması, Kürt halkı açısından yeni bir umut kapısı olarak görülebilir.</p>

<p>Son yıllarda yaşanan kırılmaların en önemli nedenlerinden birinin yanlış siyasal tercihler olduğu yönündeki eleştiriler göz ardı edilmemelidir. Kürt halkının değerlerini ve ortak çıkarlarını ikinci plana iten, kişisel ya da dar grup hesaplarını öne çıkaran anlayışların da artık kamuoyu önünde hesap vermesi gerektiğini düşünenlerin sayısı az değildir. Yeni dönemin en temel ilkesi liyakat olmalı; görevler birikime, emeğe ve toplumsal güvene göre belirlenmelidir.</p>

<p>Bunun yanında, siyasetin belirli sermaye çevrelerinin etkisi altında şekillendiği yönündeki eleştiriler de ciddiyetle ele alınmalıdır. Bir siyasi hareketin yönünü ekonomik gücü elinde bulunduran dar çevrelerin değil, halkın iradesi belirlemelidir. Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri yalnızca kamu kurumları için değil, siyaset üzerinde etkisi bulunan ekonomik yapılar için de geçerli olmalıdır. Toplum, kimlerin hangi imkânlarla güç kazandığını ve bu gücün nasıl kullanıldığını sorgulayabilen bir siyasal kültür beklemektedir. Güç ve servetin denetlenebildiği, hukukun herkes için eşit işlediği bir düzen, toplumsal güvenin yeniden inşasında önemli bir adım olacaktır.</p>

<p>Bugüne kadar alınan birçok kararın toplumun geniş kesimlerinde mağduriyet oluşturduğu Algısı oluşmuştur Yıllarca cezaevi yollarını aşındıran anneler, babalar, eşler ve çocuklar; hiçbir kişisel çıkar gözetmeden bu direnişe destek verdi. Bu insanlar maddi ve manevi olarak ağır bedeller ödedi. Çoğu zaman yalnız bırakıldıklarını, seslerinin yeterince duyulmadığını hissettiler. Yeni dönemde bu duyguların yerini sahiplenme, dayanışma ve aidiyet almalıdır</p>

<p>Eğer gerçekten bir barış inşa edilecekse, bu yalnızca siyasi aktörler arasında varılan bir mutabakat olmamalıdır. Barış, toplumun her kesiminin hissedebildiği, acıları hafifleten ve geleceğe dair umut üreten bir toplumsal sözleşmeye dönüşmelidir. On yıllardır süren acılar, gözyaşları ve kayıplar yerini sevince, huzura ve ortak bir geleceğe bırakmalıdır.<br />
Gerçek barış yalnızca silahların susması değildir. Gerçek barış; adaletin güçlenmesi, insanların kendilerini eşit ve onurlu yurttaşlar olarak hissedebilmesi, farklı kimliklerin özgürce yaşayabilmesi ve geçmişin yaralarını birlikte sarabilme iradesidir. Bu yeni dönemin başarısı, geçmişten ders çıkarabilen, halkın sesini merkeze alan ve hiçbir kişi ya da çıkar grubunu toplumun üzerinde görmeyen bir siyaset anlayışının inşa edilmesine bağlıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/httpswwwgazeteemeknetxpanelpostsedit50647</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 21:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/07/images-16-10.jpeg" type="image/jpeg" length="57087"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kimdiniz, Ne Oldunuz? Hafızasını Satanlara]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/kimdiniz-ne-oldunuz-hafizasini-satanlara</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/kimdiniz-ne-oldunuz-hafizasini-satanlara" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir an durun ve o kibirli başlarınızı öne eğip okuyun: Siz aslında kimdiniz, bugün ne oldunuz?<br />
Düne kadar esameniz okunmuyordu; yoktunuz, adınız bile size ait değildi. Kimliksiz birer gölgeden ibarettiniz. Çocuklarınız bile sizin sayılmazdı, elinizden çekilip alınırdı. Bugün eğer sokaklarda özgürce Kürtçe konuşabiliyorsanız, bir iş sahibi olup zenginleştiyseniz; o çok övündüğünüz "iş insanı", "öğretmen", "sporcu", "milletvekili" ya da "belediye başkanı" unvanlarını göğsünüze takabiliyorsanız, dönün de bunun bedelini kimin ödediğine bakın!</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eğer bugün Ahmetlerin, Mehmetlerin yanına ciyagerler, andoklar, zilanlar eklendiyse; bu isimler ve kazanımlar gökten inmedi. Bu halkın adını tarihe kazıyanların, o yalın ayaklıların ödediği ağır bedeller sayesindedir.</p>

<p>Şimdi gelelim asıl midenizi bulandırması gereken meseleye... Ne oldu bize? Bu neyin körlüğü, neyin inkarı?</p>

<p>Etrafınıza bir bakın; rantın, paranın ve sermayenin peşinde köle olmuş bir güruh görüyorum. Birbirine kazık atanlar, kardeşine ihanet edenler, dostunu sırtından vuranlar, davasını üç kuruşa satanlar... Hepimiz kirlendik; ruhumuz da bedenimiz de bu çürümüşlüğün içinde lağma battı.</p>

<p>Dönüp çevrenize bakın. Gerçek anlamda güvendiğiniz kaç insan kaldı? Kaç kişi hiçbir karşılık beklemeden bir başkasının elinden tutuyor? Kaç kişi kendi rahatından vazgeçip halkı için sorumluluk alıyor? Ama Alanlar vardı biraz dönüp geçmişe bakın !</p>

<p>Şimdi lüks arabalarınızın, tapularınızın, unvanlarınızın arkasına saklanın saklanabilirseniz. Gözünüz doymuyor, paylaşmayı unuttunuz, menfaat rüzgarı nereye eserse oraya savruluyorsunuz.</p>

<p>Bu , kirlilikle yaşanmaz!<br />
Ne zaman bu kadar çabuk unutan insanlar olduk? Ne zaman çıkarlarımızı değerlerimizin önüne koyduk?</p>

<p>Dün bedel ödeyenlerin açtığı yollarda yürüyenlerin bir kısmı bugün o yolların nasıl açıldığını unutmuş Makam sahibi olan da, servet sahibi olan da, toplumda söz sahibi olan da geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan insanlara borçlu olduğu gerçeğini görmek istemiyor.</p>

<p>Bugün en büyük yoksulluğumuz statü değil; vicdan, güven ve dayanışma yoksulluğudur.</p>

<p>Bir çözümden söz edebilirsek geçmişi unutmak mı? geçmişten ders çıkarmak mı ? Çözüm, birbirimizi tüketmek değil; birbirimize sahip çıkmaktır. Önce kendimizle yüzleşmeli, sonra birbirimize yeniden güvenmeyi öğrenmeliyiz.</p>

<p>Bir halkı yok eden düşmanlarının gücü değil, kendi içindeki çözülmedir. Bir halkı ayakta tutan ise birlik, dayanışma ve mücadeleyle kazanılmış değerlerine sahip çıkmasıdır.Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:Bize bırakılan mirasa sahip çıkacak mıyız, yoksa onu kişisel çıkarlarımız uğruna tüketip yok mu edeceğiz?</p>

<p>Geleceği belirleyecek olan da bu sorunun cevabı değilimdir ?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/kimdiniz-ne-oldunuz-hafizasini-satanlara</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2026/07/screenshot-2026-07-09-10-51-55-303-comopenaichatgpt-edit.jpg" type="image/jpeg" length="25107"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rıdvan Yıldız yazdı: Hakikat yolunda bilinçlenmek]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rivayet edildiği üzere Budha saraydaki Sefahatten bir gün halkın arasına karışır ve gördükleri onu şaşkına çevirince yılları bulan bir inziva sürecine girer.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek</strong> - Rivayet edildiği üzere Budha saraydaki Sefahatten bir gün halkın arasına karışır ve gördükleri onu şaşkına çevirince yılları bulan bir inziva sürecine girer. İşte bu inzivadan "aydınlanmış" olarak yani Budha adını alarak toplumuna döner. Denilebilir ki Budha'da uyanan hakikat onun yolculuğu olur. Kendini bulma serüveninde kâh bedenen kâh zihnen, inzivadan Süzer hakikatini ama uyanır, aydınlanır ve arınır. Öylece döner ama sarayı terk eder.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Aslında terk ettiği saray değildir. Sarayın sefahatidir. Bedenen ve zihnen hakikatten kopuşunu görür. Hakikatin 8 yolunu ve 4 ilkesini belirlemeye kendini adadıysa günümüz insanın yolculuğu daha sancılı ama daha görkemli olmaktadır. Modernliğin ilmek ilmek ördüğü yalan ve riyakarlığın dibine vuran bugünün insanı hakikatten fersah fersah kaçmaktadır. Modern zamanların sanal yaşamını en iyi özetleyen de uyutulmaya yatırılmış hakikat olmaktadır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Uyandırılmaya korkar hale gelen modern insan sanal alemi yaşamayı Özgür yaşam diye yüceltmektedir. Bu insanın gözüne hakikatin ışığını tutmak zaten körelmiş gözlerini daha da köreltmektedir. Bir korku sarmalında yaşamaktadır. Beşeriyatından öyle bir soyulmuş ki beşer olanın şaşkınlığıyla hakikate uyanmaya utanır haldedir. Farkındadır gerçeğin. Bilmektedir yalanı yaşadığının ve bilse de uğrunda bir şeyler yapılması gerektiğini, bekler bir başkasının bu hakikat ateşinde yanarak uyandırılmış hakikati yaratmasını. Prometeler her gün ciğerlerini parçalayan leşçilere inat ateşi diri tutarken bu uyanmaya korkan cahiller prometrenin acısını büyütmektedir.<br />
&nbsp; &nbsp; Hakikate uyanmak merakla başlar. Arayışla büyür. Buna ilgi ve dikkat odaklanması diyen de olmuştur ama hakikat arayışı korkuyla olmaz. Tıpkı İnanna'nın "104 Me"sini (Antik Mezopotamya Tanrıçasıdır. Me'ler uygarlığın tüm olumlu ve olumsuz yönlerini temsil eder.) Almak için Enkidu'nun yeraltı dünyasına inerken her katta bir parça elbisesini bıraktığı gibi korkulardan, ezberlerden ve alışkanlıklardan soyunmakla ulaşılır. Hakikat Bir destan gibidir. Destanları kahramanlar yazarmış. Kahramanlık ise kendi sınırlarını aşan toplumsal hareket eden insanların eylemidir.Ekonomik eşitsizlikle mankurtlaştırılmaya çalışılan insanların tek çıkar yolu hakikatle bilinçlenmeleridir. Bilmenin çokça hali ve yolu vardır. Hakikat yolundaki bilmenin hali destan kahramanları gibi olmayınca sadece hikaye anlatıcısı olunur. Destanların her zaman sonu iyi bitmez. Trajediler de böylesi destanlardan çıkar. Tragedya yazarları birçok trajedileri anlatmıştır. Trajedi yaşayan kendi sonunu ödenmesi gereken bir bedel olarak tarif ederek mağrur bir edayla yaşaması gerekenlerin peşinden Truvalı hektor gibi gider.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;İşte bu nedenle başta Ortadoğu toplumları olmak üzere hakikat yolunda yapılması gereken bilme hali tıpkı Budha'nın öğütlediği gibi sonsuz mutluluktaki acılardan sıyrılmak dahil yüreğini beyaz gülün dikenine çekinmeden yatırmaktır. Hakikat aynı zamanda böyle bir cesareti öğütler. Tıpkı Bruno gibi hakikati celladın yüzüne &nbsp;haykıracak cesarettir...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-hakikat-yolunda-bilinclenmek</guid>
      <pubDate>Fri, 26 Jan 2024 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2024/01/img-4455.jpeg" type="image/jpeg" length="20737"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Rıdvan Yıldız yazdı: İnsanın doyumsuzluğu kaosa neden oluyor]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toplumun güvenlik sorununu hep diri tutan sapkınlıkları teşvik eden veya koruyup kollayan iktidarın, kendine toplumsallık içinde açtığı alanı artık kimse tartışmıyor. Çünkü toplumların vazgeçilmezi haline geldi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>RIDVAN YILDIZ</strong></p>

<p>İnsanı tanımlamak nedense hep karmaşaya çağrı olmuştur. İnsan denilince nedense aklıma kaos geliyor. Biraz daha zorlayınca entropi daha makul bir tanım oluyor. Bilmece diyen de var. Eşref-i mahlukat diyen de. Evrenin özeti olarak tanımlayan çoğunluğa katılıyorum. Çünkü Makro kozmosun en güzel örneğini bu mikro kozmos'ta görüyoruz. Bu da mahlukların en şereflisi oluyor. Anlaşılmaz olması sebebiyle kaos diyorum ama sürekli bir geriye gidişi ve çözülmeyi yaşadığı için entropi hali diyorum. Bunu anlam vermeyen hatta itiraz eden bile olabilir. Fikri hür zamanların yurttaşlarıyız ne de olsa...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; İlk emekleme zamanından bugüne değişerek çıkan insanda mükemmele en yakın hali aslında toplumsallığıdır. Toplumsallıktan kopuşu hızlandıran nedir diye soruluyor? Bence analitik zekanın duygusal zekayı baskılamasıdır. Tabii bu süreci hızlandıran erkeği, erkek zihniyetini unutmamalıyız. Erkek zihniyetini yücelten fikri evveliyatımızın baskıladığı duygusal zekanın kadında sönük bir şekilde yaşatılıyor olmasına da sevinmeliyiz. Çünkü insanı insan yapan bu bütünlüktür. Ne kadar yaratıcı, kavrayıcı ve üretken olursa olsun duygusal dünyasından kopuşla insansal boyutu sakatlanmıştır. Kadınla yaşamı bütüncül ve eşit kurabildiği oranda dengeli yaşama adım atabilmiştir.</p>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Ne yazık ki içinde büyüdüğü toplumsallık bir kısır döngü halinde erkeği yüceltip kadını hiçleştirdikçe sakatlanmış insanı çoğaltıyor. Şiddet, kin, nefret ve bir de stres, depresyon ve toplumsal sendromları bu çarpıklıktan kopuk ele alamayız. Hemen hemen bütün toplumlarda bir doyumsuzluk hali tırmanışta. Zevk ve doyum arayışında sınır tanımayan denemeleri basın gizlese bile bir toplumsal çıldırma hali yaşanıyor. Kimisi bunu ahlaki çöküntü olarak tanımlıyor. Ahlaksızlık diz boyu diyerek topluma karşı güvensizliği örgütleyen Neo liberal, muhafazakar ya da gelenekçi fikriyatı tartışıyoruz.</p>

<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;Devlet ve iktidarlar kendine gereksinmeyi kalıcı hale getirmek için toplumsallığı tartışmaya açmıştır. Toplumun güvenlik sorununu hep diri tutan sapkınlıkları teşvik eden veya koruyup kollayan iktidarın, kendine toplumsallık içinde açtığı alanı artık kimse tartışmıyor. Çünkü toplumların vazgeçilmezi haline geldi. Toplum adına yaptırım gücü olma yetkisini elinde bulunduruyor. Bu güvenlik sorununu yaratan da yine insanın içindeki doyumsuzluğudur. Kişisel hırsı yüzünden bir türlü gözü doymayan insanın içindeki yıkıcılık tahrip edici olmuştur. Hırsızlığı, uyuşturucu bağımlılığını ve cinselliği bir sektör halinde toplumun içine sokan bu yıkıcılıktır. Toplumu çürüten onun içinden çıkan ve kanser gibi bulaşıcı etki yaratan hep daha fazlasını isteyen doyumsuzluğudur. Entropi olması budur...</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/ridvan-yildiz-yazdi-insanin-doyumsuzlugu-kaosa-neden-oluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jan 2024 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2024/01/insanin-doyumsuzlugu.jpg" type="image/jpeg" length="58966"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bekir Güneş yazdı: Amedspor tartışmaları bize ne anlatıyor?]]></title>
      <link>https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Amedspor başkanları ve yöneticileri tahammülleri ve hoşgörüleri ile taraftarlara örnek olmalıdır. Örneğin taraftarlar Amedspor maçının 30. dakikasında stadı terk etselerdi başkan nasıl karşılardı?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gazete Emek </strong>- Geçtiğimiz hafta sonu Diyarbakır'da Amedspor konferansına katıldım. Amedspor taraftarları geleceğini tartışıyor konferansı oldukça verimli geçti ve yeni yapılacak konferansların da kapısını araladı. Tartışma kültürünü olgunlaştırması açısından çok değerli buluyorum.&nbsp;</p>

<p>Bir ay öncesinden konferansın hazırlıklarına başlanmıştı. Amedspor İstişare Kurulu ve Amedspor Taraftarlar Derneği çok yoğun çaba sarfederek bu konferansı organize etmeye çalıştılar. Konferans ile ilgili eksiklikler yok muydu? Elbetteki vardı. Bu konferanstan bir hafta önce bütün Türkiye'nin gözünün üzerinde olduğu CHP Genel Kurulu'na katıldım. Orada bile korkunç organizasyon eksiklikleri vardı. CHP bir yıldır bu konferansa hazırlandığı halde yine de çok fazla eksikliklerle yapıldı. Amedspor Konferasnı için de eleştiriler yapabiliriz. Ama bu eleştirileri yaparken yapıcı ve katkı sağlayıcı eleştiriler yapmak zorundayız. Yoksa yıpratıcı eleştiri yapmak en kolayıdır.&nbsp;</p>

<p>Konferansın içeriğine dair tanıtımlar birkaç gün önce yapıldı. Son bir aydır konferansın devamında yer alacak müzisyen arkadaşların tanıtımları çokça yapıldı. Keşke konferansa dair de planlamalar daha erken tamamlansaydı ve tanıtımlar ona göre yapılsaydı. Ama olmadı. Arkadaşların çok yoğun bir çaba sarfettiğine bizzat şahidim. O kadar çok farklı dinamiklerle uğraştılar ki emin olun hiç de kolay değildi. Konferansa katılacak konuşmaları belirlemek ayrı bir dert, STK temsilcilerini davet etmek ayrı bir dert, taraftar gruplarını ikna edip bir araya gelmelerini sağlamak ayrı bir zorluk. Yani hiç de kolay değildi. Bütün bu zorluklar içerisinde verimli bir konferans yapılmaya çalışıldı. Konferansın olduğu gün parelel farklı etkinliklerin de olması konferansa katılım oranını etkiledi.&nbsp;</p>

<p>Her şeye rağmen ben bu konferansa çok yoğun bir ilginin olacağını bekliyordum ama olmadı. Keşke bütün taraftar grupları, Amedspor ile ilgili STK temsilcileri ve yerel basının hepsi orada olsaydı. Ama beklediğim gibi olmadı. Bunun birçok sebebi var tabi. Uzun uzun anlatmayacağım. Ama kısaca değinmem gereken birkaç konu var.</p>

<p>Konferansın ilk oturumunda ben ve önceki başkanlardan sayın Metin Klavuz, Amedspor tarihini, kültürünü ve dünyadaki örneklerini anlattık. Amedspor'un hangi iklimde doğduğunu hangi zorluklarla uğraştığını ve bundan sonra neler yapılması gerektiğini anlattık. Amedspor Başkanı sayın Elaldı, konuşmalarımızı dinlemeden, kendi konuşmasını yaptıktan sonra salondan ayrıldı. Neden dinleme nezaketi göstermedi bilmiyorum. Ya çok fazla önemsemedi ya da daha ciddi bir işi vardı. Ama her ne olursa olsun keşke gitmeseydi ve başkanı olduğu kulüple ilgili tartışmaları dinleseydi. Çünkü oraya gelen herkes Amedspor için bir araya gelmişti. Hepimiz herhangi bir maddi beklenti içinde olmadan Amedspor için bir araya geldik. Bazılarımız il dışından sırf bu konferans için kendi imkanları ile geldi. Ama Diyarbakır'da olup konferansa gelenleri dinlemeden salondan ayrılmak pek hoş olmadı.&nbsp;</p>

<p><br />
Amedspor başkanları ve yöneticileri tahammülleri ve hoşgörüleri ile taraftarlara örnek olmalıdır. Örneğin taraftarlar Amedspor maçının 30. dakikasında stadı terk etselerdi başkan nasıl karşılardı? Sayın başkan ile hiçbir tanışıklığımız yok. Bizler oraya ne bize hediye edilen formalar için geldik ne de bir maddi ve kariyer beklentisi için geldik. Davet edilen bizler de taraftarlar da Amedspor için bir araya geldik. Amedspor'un hangi amaçlarla kurulduğunu, nasıl bir misyonunun olduğunu ve taraftarlarının neden ortak bir amaç için çalışması gerektiğini anlattık. Amedspor Taraftarlar Derneği ve Amedspor İstişare Kurulu çok büyük bir çaba ile bu çalışmaları yapmaya çalışıyor.&nbsp;</p>

<p>Amedspor'un kuruluşundan bu yana Amedspor taraftar grupları olan Barikat, Direniş'in çok büyük çabaları var. Ben onların Amedspor sevdalarına çok yakından şahidim. Deplasmanlarda bütün zorluklara karşı nasıl Amedspor'un yanında yer aldıklarını çok iyi biliyorum. Bazıları ile zaman zaman İstanbul ve deplasmanlarda sohbet etme imkanımız da oldu. Yine Azrailler grubu, çok eski ve kültürü olan bir grup. Onlar da Amedspor için ciddi bir çaba içerisindeler. Bu taraftar gruplarının içinde zaman zaman ihtilaflar olacaktır. Çünkü Amedspor önceki bu ismiyle birlikte 10. yılını kutluyor. 10 yılda taraftarlar açısından çok ciddi bir aşama kaydedildi. Belli zorluklar, sancılar olacaktır. Ama bu sancıların çok büyük bir Amedspor kültürünü doğuracağına da eminim. Konferansta da dünya modellerini anlattım.&nbsp;</p>

<p>Onların hiçbirinde de kolay olmamıştır. Hepsinde belli diktatörlere karşı mücadeleler vardır. İspanya'da Franko'nun Barcelona Başkanı'nı katlettiğini anlattım. Ama Katalanların bütün zorluklara karşı nasıl yıllar içerisinde politik örgütlemelerini sağlayarak bütün dünyaya örnek olduğunu da anlattım. Bu sadece Barcelona ile sınırlı değil, Bask modeli var, Britanya'daki 20. YY başlarında yaşanan büyük sorunlar var. Fransa'daki örnekleri var. İtalya'da faşizme karşı taraftar gruplarının verdiği mücadeleler var. Bunların hepsi önümüzde ciddi örneklerdir. Hepsini çok iyi okumamız gerekiyor.&nbsp;</p>

<p>Amedspor da politik bir kulüptür. Sadece Amedspor değil Türkiye'de politik olmayan tek bir kulüp bile yoktur. Hepsi de baştan aşağı politakın farklı renkleri ile boyanmıştır. Amedspor'da onlardan farklı bir politiklik vardır. Amedspor sadece Diyarbakır'ın değil bütün Kürt şehirlerinin ve dünyanın neresinde yaşıyorsa yaşasın Kürtler'in takımıdır. Ama öyle sisteme hayran Kürtler'in değil sistem karşıtı muhalif Kürtler'in takımıdır. Amedspor yöneticileri ne kadar "Amedspor politik bir kulüp değil" deseler de öyle değil. Zaten Amedspor politik bir kulüp olmasaydı yılların kent takımları varken insanlar neden gidip Amedspor'u desteklesinler ki! Ya da Vanlılar, Vanspor'u, Dersimliler Dersimspor'u, Cizreliler Cizrespor'dan önce neden Amedspor'u desteklesinler ki?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu politik bilincin oturması gerekiyor. Yoksa Amedspor sadece sportif başarılardan ibaret desteklenen ya da eleştirilen bir kulüp değildir ve olmamalıdır. Bunları yazarken de öyle sıradan bir taraftar olarak yazmıyorum. Amedspor'un ilk kuruluş sürecini çok yakından bilen, hatta 2011'den başlayan Mezopotamya Kulüpler Birliği sürecinin her aşamasını çok iyi bilen, Sur Belediyespor ve Vanspor'da yöneticilik yapan, sporun hem saha içi hem yöneticilik hem de basın kısmında yer alan biri olarak yazıyorum. Amedspor benim için sadece bir futbol kulübü ya da spor kulübü değildir. Benim için Amedspor'u anlamlı kılan onun politik yapısı ve paradigmasıdır. Bu olmasaydı zaten Türkiye'de desteklenecek çok fazla kulüp var.&nbsp;</p>

<p>Hepimizin çocukluğundan beri maruz kaldığı sistem takımları var. Bu maruz kalma durumu nedeniyle ister istemez onların bütün asimilasyoncu hedeflerini çok iyi biliyoruz. Sistem cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren alt kimlikleri üst kimlik olan "Türk-Sünni" kimliği altında eritmek için futbolu çok işlevsel kullandı. Hepimiz bir şekilde Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ya da Trabzonspor'u falan tuttuk. Kendimizi onlarla özdeşleştirdik. Onların asimilasyoncu politikalarına her maç maruz kaldık.&nbsp;</p>

<p>Konferansta da anlattım. 4 büyük takım taraftarları arasında yapılan bir ankette hepsinin ortak özelliği "Türk milliyetçiliği". 4 büyük takımın da taraftarı kendini ilk olarak "Türk milliyetçisi" olarak tanımlıyor. Sonrasında "Kemalizm" falan geliyor. Bu konuda çok ciddi başarılar da elde ettiler. Bugün Diyarbakır'da bir Fenerbahçe-Galatasaray maçı olduğunda bir bakın kahvehaneler nasıl doluyor. Ya da bu takımlardan biri şampiyon olduğunda Diyarbakır'da konvoylar ve kutlamalar 3 gün sürüyor. Bu maruz kalma bir yerden sonra Stokholm Sendromuna da dönüşüyor. Yani aslında artık birçoğumuz farkında olmadan bu sistemin gönüllü köleleri haline geldik. Fenerbahçe için, Galatasaray için ya da diğer büyük kulüpler için birçok şeyden feragat edebiliyoruz. Amedspor işte tam da bu sistematik asimilasyonun karşısında duran bir paradigma oldu.&nbsp;</p>

<p>Barcelona'nın sloganı "Bir kulüpten fazlası"dır. İşte Amedspor da bir kulüpten fazlasıdır. Başkanından, yöneticilerine, taraftarlarından, basınına kadar herkes bunu bilerek hareket ederse o zaman doğru zeminde tartışabiliriz. Yoksa oradan buradan futbolcular toplayarak, STK'lardan belli iş insanlarından paralar toplayarak planlanan kısa vadeli sportif başarıların uzun vadeli hiçbir kıymeti olmayacaktır. Çünkü sadece sportif başarı hedefi ile çıkılan yolda sportif başarı olmadığında da büyük hayal kırıklıkları olur. Herkes bir yerlere dağılır. Sonra da sık sık olağanüstü kongreler yapılır. Her gelen kendini Amedspor'un kurtarıcısı olarak görmeye başlar. Sonra olmadığında da "zaten herkes bana karşıydı, herkes bana düşmandı, herkes biz başarısız olalım diye çalıştılar" deyip vicdanını rahatlatıp giderler.&nbsp;</p>

<p>Amedspor hiçkimsenin vicdan mastübasyonunu yapacağı yer olmamalıdır. En az 10 yıllık kısa, orta ve uzun vadeli planlamalarla sürdürülmelidir. Amedspor için altyapı ve Amedspor paradigmasına sahip çıkacak sporcularla çalışmak hayati önemdedir. Amedspor için Kürdistani bir takım planlaması yapılmalıdır. Irak Kürdistan Bölgesi, ve diğer parçadaki Kürt sporculara yönelinmeli. Gerekiyorsa karşılıklı futbolcular alınıp verilmeli. Ekonomik olarak bazı STK'ların ya da iş insanlarının insiyatifine değil uzun vadeli bir ekonomik planlama ile devam edilmelidir. Bunun için 3-5 yıl sportif başarı gelmeyecekse de önemli değildir. Zaten yıllardır sezonluk planlamalar yapılıyor ama yıllardır sportif başarı gelmiyor. Bu yıllar bu kadar hoyratça kaybedilmeseydi ve daha uzun vadeli planlamalar yapılsaydı belki bugün kurumsallık anlamında çok önemli bir yere gelinmişti ve beraberinde sportif başarı da elde edilirdi.&nbsp;</p>

<p>Amedspor'a uygulanan deplasman yasakları, baskılar, taraflı hakem yönetimleri zaten az çok hepimizin beklediği durumlardı. Yani kimse Amedspor'un Bursa'da çiçeklerle karşılanmasını beklemiyordu ve beklemesin. Bundan sonra da öyle olmayacaktır. Yaranmak ve benzeşmek yerine özgüvenli bir yapılanma ile kendin olmaya çalışmalısın. Yoksa Elazığ da olsan Gümüşhane'ye gittiğinde ırkçılığa maruz kalırsın. Onun için onları olduğu gibi kabul edelim biz de kendimiz olalım. Çünkü o faşist yapıyı dağıtmamız imkansızdır. 100 yıllık bir birikim ve çalışmadır o takımların sahip oldukları. Biz o takımların Kürt gençleri üzerindeki etkilerini kırıp Amedspor'u örnek bir model haline getirebilirsek işte o zaman ilk aşamayı başarmış oluruz. Ben bir kez daha Diyarbakır'da Amedspor konferansı organize edenlere teşekkür ederim. Umarım daha kapsamlı konferanslara hep birlikte imza atarız.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>YAZAR KÖŞESİ, VAN VE DİYARBAKIR HABERLERİ</category>
      <guid>https://www.gazeteemek.net/bekir-gunes-yazdi-amedspor-tartismalari-bize-ne-anlatiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Nov 2023 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://gazeteemeknet.teimg.com/crop/1280x720/gazeteemek-net/uploads/2023/11/img-3029.jpeg" type="image/jpeg" length="83561"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
