Amedspor, sahada ve ruhunda taşıdığı onurla, Çağdaş futbolunun en nadide, en dik duran varlığıdır. Şövalyelik, yalnızca zırh giymek, kılıç sallamak değildir; o, en karanlık anlarda bile vicdanın sesine kulak vermek, ahlakın pusulasından bir an olsun sapmamaktır.
Rakibine karşı canını hiçe sayarak dürüstlükle, cesaretle durmaktır. Namertliğe, hileye, alçaklığa kapı açmamaktır. Ya mert bir zafer ya da mert bir yenilgi; ortası yoktur, gölgesi yoktur. Ya dimdik kazanılır ya da başı dik kaybedilir.
Şövalye, fırtınanın ortasında bile sarsılmaz bir soğukkanlılığa sahiptir. Panik onun en büyük düşmanıdır; çünkü panik, aklı kör eder, vicdanı susturur. Her koşulda netliğini, kararlılığını korur. Kalbi vicdanla, ruhu ahlakla yoğrulmuştur. Kimseye haksızlık yapmaz; kendine yapılan en ufak haksızlığı bile bütün insanlığa yapılmış sayar. Adalet onun kılıcıdır, onur onun kalkanıdır. Değerlerin son kalesi, anlamın en korkusuz bekçisidir.
Amedspor tam da bu ruha sahiptir. Kimsenin kapısını çalmamış, kimsenin eteğine yapışmamıştır. Alnının teriyle, emeğiyle, alın teriyle kazanmadığı hiçbir zaferi kabul etmemiştir. Haysiyetini bayrak gibi en önde taşımış, camiasının değerlerini asla pazarlık konusu yapmamıştır.
Bu yüzden şövalyedir; çünkü kolay yolu seçmemiştir, kirli zaferlerin peşine düşmemiştir. Her zaferi temiz, her mücadelesi onurludur.
Fakat gerçek şövalyelik, yalnızca sahadaki on bir yiğitle sınırlı kalamaz. Eğer bu takım bizim takımımız diyorsak, eğer onun yeşil-kırmızı renklerine gönül verdiysek; o zaman bizler de aynı şövalye ruhunu taşımak zorundayız.
Tribünde oturan her yürek, sahada koşan her futbolcu gibi vicdanlı, ahlaklı, adil olmalıdır. Pespayeliğe, lümpenliğe, kaba kuvvete, kontrolsüz öfkeye yer yoktur. Şövalye takımın taraftarı pespayeye dönüşürse, o şövalyelik yarım kalır, gölgelenir.
Ne yazık ki camiamızın içinde bir zehirli damar dolaşıyor: Özentili, kibirli, egosu şişmiş, başkalarının çirkin davranışlarını taklit eden, mangalda kül bırakmayan bir profil. Maç başlar başlamaz sahaya madde atan, stadyumu kaosa çeviren, rakibi değil çevreyi, düzeni, insanı hedef alan bir güruh. “Nasıl olursa olsun kazan” diyen o zavallı mantık, karakterin en büyük düşmanıdır.
Kimliksizlik, karaktersizlik; zaferi kirletir, onuru lekeletir.Amedspor, hak etmediği hiçbir şeyi istememiştir. Alnının akıyla kazanmadığı hiçbir kupayı kaldırmamıştır. Bu yüzden taraftarı da aynı yüceliği taşımalıdır.
Ya takım gibi şövalye oluruz: Mert, dürüst, vicdanlı, soğukkanlı, adaletin bekçisi... Ya da bu ruhu zehirleyen o damardan kurtulur, başka yollara bakarız. Çünkü şövalyelik, yarım yamalak olmaz. Ya tamamıyla yaşanır ya da hiç yaşanmaz. Amedspor şövalye bir takımdır.
Peki ya biz? Biz o şövalyeliğe layık mıyız? Bu soru, her birimizin vicdanında yankılansın.