Lige son 12 maç kala Amedspor ciddi bir sallantının içinde. Dört gün önce ezeli rakip can çekişirken verilen kritik puan, camiada “hayat öpücüğü” olarak yorumlandı. Hemen ardından teknik direktör Sinan Kaloğlu ile yollar ayrıldı. Ayrılığın temel gerekçesi olarak, Kaloğlu’nun futbolcular üzerinde arzu edilen otoriteyi kuramaması gösterildi.
Yönetim bu tablo karşısında rotayı, kulüp kültürünü bilen ve otoritesiyle öne çıkan Mesut Bakkal’a çevirdi. Ancak Bakkal’ın ilk sınavında Sarıyer karşısında alınan beraberlik, soru işaretlerini ortadan kaldırmadı. Ara transfer döneminde yapılan hamleler ise umut vermekten uzak bir görüntü çizdi; takımdan ayrılan Poko’nun yeri hâlâ doldurulabilmiş değil.
Oysa kulüp, benzer travmatik kırılmaları daha önce de yaşadı. Mehmet Altıparmak’ın istifası sonrası Keçiörengücü maçında futbolcuların ortaya koyduğu reaksiyon hâlâ hafızalarda. Peki aynı refleks neden bugün sahaya yansımıyor? Son iki-üç haftadır rakip kulüp yönetimleri ve medya Amedspor’u hedef alırken, yönetimin güçlü ve net bir duruş sergilememesi neden?
Kamuoyunda karşılığı olan 2 önemli isim — Ali Fikri Işık ve Barış Karabıyık belki de ilk kez bu kadar öfkeli ve sitemkâr bir tonla konuştu. Ortak serzenişleri netti: “Neden çığlıklarımızı, uyarılarımızı duymadınız?”
Özellikle Barış Karabıyık’ın “Neden dinlenilmiyoruz?” çıkışı, metaforik de olsa “kendimi kulüpte yakarım” haykırışı, kötü yönetime karşı sert bir uyarı niteliğindeydi. Ali Fikri Işık uzun süredir kulübün neden kurumsal bir “futbol aklına”, bir danışmanlık mekanizmasına sahip olmadığını sorguluyor.
Bu sabah, kitle açısından kırılma niteliği taşıyan maç öncesinde birçok Barikat üyesi taraftarın gözaltına alınması da tesadüf olarak görülmemeli. Neden operasyon tam da bugün başladı? Ve yönetimin bu vahim gelişme karşısında hâlâ net bir açıklama yapmaması elbette düşündürücü.
Amedspor yalnızca bir futbol takımı değil; binlerce insanın güçlü bir aidiyet bağı kurduğu bir değer. Takımın yaşadığı her yara, taraftarın ruhunda hissediliyor. Bu nedenle insanlar, ortaya koydukları öfke ve kaygının muhatapları tarafından da aynı ciddiyetle sahiplenildiğini görmek istiyor. “Benim hissettiğim kadar seviliyor mu?” sorusu giderek daha yüksek sesle dile getiriliyor. Çünkü tüm eleştirilere rağmen bazı alışkanlıkların değişmediği yönünde güçlü bir kanaat var.
Başkan Nahit Eren’in çabasını görmek mümkün. Ancak bu mücadelede ne kadar yalnız olduğu, ne ölçüde güçlü bir destek mekanizmasına sahip bulunduğu kritik bir soru olarak duruyor. Yönetim ve Yik yekvücut ve güçlüolmadıkça, kitlenin de güçlü kalması zorlaşıyor.
Birliğin en büyük güç olduğu bir yapıda, bireysel egoların kulübün önüne geçmesi başarısızlığın en açık göstergesidir. Oysa Amedspor, kişisel hesapların ve günlük kaygıların çok ötesinde bir anlam taşır. Bu kulüp, yaşanan geçici krizlerden de, bireysel hırsların gölgesinden de çok daha büyüktür.