Amedspor’un sorunu psikolojik değil; Oyun bütünlüğünden yoksun olmaktır

Abone Ol


Amedspor'un sorunu, ruhun derinliklerinde yatan bir fırtına değil; puslu bir ufukta rotasını bulamayan, yelkenleri rüzgârın her esintisine teslim olmuş bir kadırga gibidir. Oyun bütünlüğü, bu kadırgayı tek bir iradeyle, küreklerin aynı anda inip kalktığı, pruvadan pupaya uzanan görünmez bir nabızla harekete geçirir.
Bu bütünlük, sahayı bir senfoni salonuna çevirir; hücumun kemanları coşkuyla yükselirken, savunma viyolonselleriyle derin baslar aynı melodiyi taşır, tek bir falsonun bile tüm armoniyi bozmayacağı bir uyum doğar.
Pep'in City’sinde top, orkestra şefinin değneği gibi elden ele dolaşır; yüzde 65’lik hakimiyet, rakibi boğazına kadar yükselen bir dalga gibi ezer, çünkü her nota, her pas, kolektif bir ezgiye hizmet eder.
Klopp’un Liverpool’u ise bir kasırga gibidir; gegenpressing’le takım, tek bir nefes alıp veren dev bir akciğer olur, top kaybedildiğinde ön hat yıldırım gibi iner, arka hat bir kaya gibi ileri kayar, rakip sahada boğulur, çünkü bütünlük fırtınanın gözüdür, sükûneti değil gücü barındırır.
Amedspor bir futbol kulübü olarak ‘’ oyun felsefesine’’ temel olabilecek oyun tarzı ve oyun karakterine ilişkin bugüne kadar bir tercih yapmadı. Bir oyunun stratejisini, sistemini ve taktik planlamasını teknik direktöre bırakmak doğrudur ama oyun tarzı ve oyun karakteri asla teknik direktörün inisiyatifine bırakılamaz. Çünkü tarz ve karakter esasen kimliktir.
Amedspor oyunlarında gözlemlenen, kopukluk, savrukluk, düşük yoğunluklu dinamizim, düşük enerji ve rakibi domine edememek, bu karasızlık ve tercihsizlikten kaynaklanıyor. Kulüp kurumsal olarak tarza ve karaktere karar verebilse, ortaya bu istikrarsız oyunlar asla çıkmaz; çünkü teknik adam ve oyuncu gurubu şaşmaz bir biçimde bu kulübün onlardan ne beklediğini bilirler ve yine bu kulübün neye razı gelmeyeceğini çok iyi idrak ederler.
Amedspor’da eksik olan bu çelik ipler, takımı bir ağaç gibi kökünden dallarına bağlamazsa, rüzgârda yaprak yaprak savrulur; ön taraf bir şahin gibi süzülürken arka taraf uykulu nöbetçiler gibi geride kalır, zincir kopar, av kaçar.
Bütünlük sağlandığında ise takım, tek bir yürek atışıyla atan dev bir kaplan olur; her hücumda basınç, okyanus dalgası gibi yükselir, parça parça değil, koca bir tsunami halinde çarpar, rakibi silip süpürür.
Bu yapı, sadece zaferleri çoğaltmaz; oyuncuların içindeki fırtınaları dindirir, çünkü her birey bilir ki rolü, büyük resmin vazgeçilmez bir fırça darbesi, her adım bir şiirin mısrasıdır.
Tarihin sayfalarında, Cruyff’un total futbolu bir nehir gibi akar; bentleri yıkar, her oyuncuyu suyun akışına bırakır ama yönü aynı tutar.
Amedspor için de oyun bütünlüğü, işte bu nehirdir: Bulutları dağıtır, puslu havayı berrak bir gökyüzüne çevirir, kadırgayı limandan çıkarıp engin sulara taşır, kürekler tek ritimde iner, zafer ufukta bir ışık gibi belirir. Sistem, belirsizliği yok eder; yerine, her oyuncunun