Barış Sürecinde Son 1 yıla gerçekten yazık mı edildi?

Abone Ol

Sayın Tayyip Temel'in "Çözüm sürecinde bir yıla yazık edildi" sözlerine katılmıyorum. Bunun yerine sürecin yavaşlığı ve karşı tarafın oyalamacı tavrı daha dikkatli başka kavramlarla ifade edilebilirdi.

Bir yılda belki çok ciddi somut adımlar atılmamış olabilir; ama çatışmasız geçen her dakika her saniye çok kıymetlidir ve asla heba olmuş zamanlar değildir. Sayın Temel'in Mezopotamya Ajansına verdiği röportajın tamamını okuduğunuzda aslında kendisi de olumlu bazı gelişmelerin yaşandığını söylüyor. Yaptığı eleştirilerin büyük bir bölümüne de katılıyorum. Ama "Geçen bir yıla yazık edildi" dediğinizde geçen bir yılda yaşananları insanlar gözünün önüne getiriyor ve acaba 'biz bir tiyatro mu izledik' izlenimine kapılabiliyor. Avrupa'da yaşayıp gözleri ülkede olan binlerce insan var. Dağda olan çok sayıda insan var. Cezaevlerinde olan insanlar var. Bütün umutlarını bu sürece bağlayan milyonlar var. Tek bir söylem bile bu insanların gelecekle ilgili bütün hayallerini ve planlarını darma duman edebilir.

Son bir yılda ciddi bir diyalog ortamı var. Herkes konuşabiliyor tartışabiliyor. Kürt siyasi hareketi kendi iç tartışmalarını daha ciddi bir şekilde yapıyor. Kimsenin evine ateş düşmüyor. Ciddi yasal adımlar atılmasa bile bir kavga hali yok. Toplum çatışma ve kavga olmadan da birlikte yaşayabileceğini ve tartışabileceğini görüyor.

Kürt siyaseti yeniden inşa süreçlerini başlattı. Her hafta kongreler, konferanslar, çalıştaylar yapılıyor. Çatışmalı sürecin aslında bizim kendi içimizde de ne kadar büyük bir tahribat yarattığını görmeye başladık. Çatışmalı sürecin kendi içimizde yeni küçük statükolar oluşturduğunu gördük.

Kendi içimizde de çatışmalı süreçten faydalananları gördük. Bütün bunları sağlıklı bir tartışma ortamı olduğunda görebiliyoruz. Çatışmalı sürecin ne kadar büyük pislikleri, rantları da görünmez kıldığını gördük. Bu süreçte belli grupların nasıl her iki taraftan da faydalandığını ve zenginleştiğini gördük. Öcalan konuşuyor. Öcalan'ın söyledikleri toplum tarafından duyulabiliyor. Türk toplumu da "madem birbirinizi öldürmeden de konuşabiliyordunuz o zaman neden 40 yıldır bize bu savaşı ve ölümü dayattınız" diyerek bir sorgulama içine giriyor.

Türk siyasetinin en ucunda yer alan Devlet Bahçeli'nin bile nasıl diyaloga açık bir hale geldiğini görüyoruz. Dünyadaki bütün çözüm süreçleri hemen hemen bu şekilde gitmiştir. Hiçbir barış sürecinde 1 yılda birçok şey yapılmaz. Önce toplumlar hazırlanır. Çünkü 10 yıllardır devletler tarafından halk ve siyasi temsilcileri çok ciddi terörize edildi.

Toplumun belli bir kesimi iktidarlar tarafından yapılan ideolojik şırıngalarla korkunç bir silaha dönüşüyor. Herkes çok radikalleşiyor. Herkes karşı tarafın yok edilmesi üzerinden bir medya ve eğitim organizasyonu ile büyüyor. Yıllarca böyle devam eden bir ülkede bir yılda her şeyin bitmesini bekleyemezsiniz. Bununla ilgili ciddi karamsar bir tablo oluşturursanız bu defa toplumun da sürece olan inancı zayıflar.

Toplumun inancı zayıflarsa taraflar masaya daha etkisiz oturur. Çünkü bu defa çıkan kararlar tartışılır ve muhataplar yeterince dikkate alınmaz. Evet, politik olarak iki taraf da daha fazla kazanımla masadan ayrılmak ister. İki taraf da daha fazla kazanımla ayrılmak için belli politik söylemlerde bulunabilir.

Bunların hepsi barış süreçlerinde olabilecek durumlardır. Ama "1 yıl heba oldu" derseniz o zaman kitleniz size sorar "neden 1 yılın heba olmasına izin verdiniz?" diye. Kendinizi de tartışmalı hale getirirsiniz.

Devletin 100 yıldır devam eden bir asimilasyon politikasını, yok etme politikasını, Kürtleri sisteme entegre etme politikasını 1 yılda değiştirmesini beklemek gereğinden fazla iyimser bir politik yaklaşım olur. Devleti Kürtlerin varlığını ve statüsünü kabul etmeye yönelik ısrarlı ve teşvik edici bir politikaya ihtiyaç var.

Hepimiz her şeyin farkındayız. Bu süreçler sadece komşu ülkelerde olan konjonktürel durumlarla şekil almamalı. Bu durum bir makyajdan ibaret olmamalı. Bu durum içeriden bir siyasi operasyona karşı barikat görevi de görmemeli. Bardağın boş tarafına bakarsak birbirimizi dövmek için 50 tane şey görürüz.

Ama bu can yakıcı çatışmalı süreçte en çok etkilenenler bardağın dolmasını bekliyor. Artık kimse çocuğunun ölmesini istemiyor. Kimse artık korku içinde yaşamak istemiyor. Yıllarca siyasi sebeplerden cezaevlerinde olanlar artık çıkmak istiyor. Avrupa'da sürgünde olanlar artık dönmek istiyor, eline silah almak zorunda kalanlar artık bu coğrafyada ölme ve öldürme kaygısı duymadan yaşamak istiyor. Bu süreci boşa düşürecek, tekrar kavga zemini oluşturacak her türlü eylem ve söylemden uzak durmak gerekiyor. Barış da savaş da bulaşıcıdır.

Eğer barışta ısrar ederseniz zamanla bu barış ve söylemler herkese bulaşır. Bu sürecin ekonomik refahla desteklenmesi ile birlikte toplumun çok daha büyük bir kesiminin destekleyeceğini düşünüyorum. Çatışmalı süreçten faydalananlar, çatışmalı dil ve siyasetten faydalananlar kaybedecektir.

Yavaş da ilerlese bu sürecin ısrarla devam ettirilmesi gerekiyor. Bu şansı da kaybedersek inanın yeniden masaya oturduğumuzda yine en az 10 binlerce kişinin yasını tutar bir şekilde oturabiliriz. Yine korkunç öfkelerle, intikam naraları ile ancak oturabiliriz. Nefret söylemleri bin kat daha fazla artar.

Daha fazla insan bu ülkeyi terk eder. Ülkenin 4 bir yanında devam eden savaşlar Türkiye'ye de çok daha rahat sıçrar. Herkes ekonomik olarak çok daha büyük bir çöküşe girer. Kaos daha fazla artar. Bu ülke küçük bir zümre dışında herkes için yaşanamaz hale gelir.

Sayın Tayyip Temel'in bu sözleri üzerinden aslında sürecin gidişatı ile ilgili bir değerlendirme ihtiyacı duydum. Ben bu bir yılı kayıp bir yıl olarak görmüyorum.

Çok yavaş ilerleyen bir sene olabilir ama konuştuğumuz tartıştığımız bir sene oldu. Bu önümüzdeki süreçte de artık sadece konuşmak ve tartışmak yetmez birlikte yasal süreçlerinin de oluşması lazım. Umarım kimsenin umudunun kırılmadığı bir süreci yaşarız.