Beşiktaş’ın oyununa bakınca insanın aklına önce genişlik geliyor. Kanatlar çizgiye basıyor, bekler bu genişliğe ekleniyor, rakip savunmanın yatay dengesi bozuluyor. Futbolun geometrisi açısından bakıldığında iyi fikir.
Ama genişlemek marifet değildir. Asıl mesele, genişledikten sonra küçülebilmektir.
Beşiktaş henüz bunu başaramıyor.
İtaliano’nun oyun tasarımında genişlik belirgin; fakat bu genişliğin bedelini ödeme planı aynı ölçüde berrak değil. Trossard’ın çizgiye basması rakibi açıyor, ama Beşiktaş’ı da açıyor. Bekler aynı anda ileri çıktığında iki kanat arasındaki mesafe büyüyor. Orkun Kökçü de merkezden ayrılıp oyunun farklı bölgelerinde bir joker gibi dolaşınca, takımın geometrisindeki sabit noktalar daha da azalıyor.
Buradaki mesele Orkun değil. Mesele, Orkun’a verilen özgürlüğün takım tarafından nasıl karşılandığı.
Çünkü futbolun değişmez hesabı şudur: Bir oyuncunun özgürlüğü, başka bir oyuncunun sorumluluğudur.
Orkun merkezden çıkıyorsa biri merkezi doldurmalı. Geri geliyorsa önündeki bağlantı kurulmalı. İleri gidiyorsa arkasındaki boşluk kapatılmalı. Trossard çizgiye basıyorsa başka biri iç koridora yaklaşmalı. Bek hücuma çıkıyorsa savunma hattı onun geride bıraktığı alanı yeniden düzenlemeli.
Aksi halde joker, oyunun jokeri değil, sistemin açığı olur.
İtaliano’nun mimarlığı tam burada sınanıyor. Çünkü teknik direktörlük, oyunculara ne yapacaklarını söylemekten çok, birbirlerinin hareketlerinden sonra nerede bulunmaları gerektiğini öğretme sanatıdır.
Beşiktaş’ta oyuncular hareket ediyor; fakat bu hareketler henüz birbirini zorunlu kılan bir bütünlüğe dönüşmüş değil. Herkes hareket ediyor, fakat hareketlerin birbirine verdiği karşılık yeterince kesin değil.
Sonra top kaybediliyor.
Ve takımın gerçek fotoğrafı ortaya çıkıyor.
Trossard çizgide, bek ileride, Orkun başka bir koridorda, merkezdeki oyuncular birbirinden uzaksa, hücumdaki genişlik bir anda savunmadaki mesafeye dönüşüyor. Beşiktaş rakibi genişletirken kendisini de genişletmiş oluyor.
İşte futbolun ironisi burada.
Rakibi açmak isterken kendinizi dağıtabilirsiniz.
Kompaktlık da zaten oyuncuların savunmada birbirine yakın durması değildir. Topun kaybedildiği saniyede birbirlerinin yardımına ulaşabilecek kadar yakın olmaktır.
Beşiktaş’ın sorunu çoğu zaman topa sahipken değil, topu kaybettiği anda başlıyor.
Bu yüzden pres anları da önemli. Bir oyuncu koşuyor, ardından bir başkası; sonra üçüncüsü. Fakat rakip yine çıkabiliyor. Çünkü koşmak başka, rakibin çıkış yollarını kapatmak başka.
Presin bir geometrisi vardır. Birinci oyuncunun baskı açısı ikincinin pozisyonunu, ikincinin pozisyonu üçüncünün hareketini belirler. Rakip nereye yönlendirilirse orada Beşiktaş’ın bir sonraki oyuncusu bulunmalıdır.
Aksi halde ortaya pres değil, toplu telaş çıkar.
Üstelik hücumdaki genişlik, geçiş anında merkez bağlantılarını da inceltiyor. Beşiktaş rakip yarı sahada kalabalık görünüyor; fakat kalabalık ile yoğunluk aynı şey değil.
Bir bölgede beş oyuncunuz olabilir ve yine de yalnız kalabilirsiniz.
İyi takım oyuncu sayısını değil, bağlantı sayısını artırır.
İtaliano’nun Beşiktaş’ında çözülmesi gereken düğüm tam burada. İyi oyuncuların yan yana gelmesi, kendiliğinden iyi bir geometri üretmiyor. Kadro mühendisliği başlangıçtır; asıl mesele, bu oyuncuların birbirlerinin hareketlerinden doğan boşlukları ve sorumlulukları ne kadar hızlı paylaşabildiğidir.
Çünkü futbol şu soruyu sürekli sorar:
Sen neredesin ve senin yüzünden takım arkadaşın nerede olmak zorunda?
Orkun özgürleşiyorsa biri onun boşluğunu kapatacak. Trossard çizgiye basıyorsa biri merkeze yaklaşacak. Bek çıkıyorsa stoper koridoru savunacak. Santrfor pres yapıyorsa orta saha onun açtığı kapıyı kapatacak.
Birinin hareketi, ötekinin görevidir.
Beşiktaş’ta henüz eksik olan şey bireysel hareket değil; bu hareketlerin ürettiği kolektif zorunlulukların keskinliği.
Bu nedenle takım zaman zaman modern, cesur ve hareketli görünüyor; ama aynı anda kırılganlaşıyor.
Çünkü modern futbol daha fazla alan kullanmak değildir. Kullandığın alanın bedelini ödemeyi de bilmektir.
Beşiktaş genişlemeyi öğreniyor.
Fakat küçülme anında hâlâ bir mimar arıyor.
İtaliano’nun asıl sınavı da burada başlıyor: Beşiktaş’ı sadece genişleyen değil, genişlediğinde rakibi boğan, küçüldüğünde kendini koruyan bir takıma dönüştürmek.
Çünkü futbol büyümeyi değil, büyüdükten sonra dağılmamayı ödüllendirir.