Bir hukukçunun kadrajından

Abone Ol

Karanlık bir sahne. Zeminde iki dosya. Birinin kenarında "ZAMANAŞIMI", diğerinin kenarında "TAKİPSİZLİK". Siyah kalemle satırların üzerine hoyratça ama sessizce karalanmış.

Arka planda ise dosyaların arasından yükselen tek kelime: "HAKİKAT." Ve tam ortada, karanlığı yaran küçük bir filiz. İlk bakışta bu fotoğraf, eksik işleyen bir hukuk sisteminin eleştirisi gibi okunabilir. Oysa mesele bundan çok daha derindir. Burada görülen, hukukun zaman zaman hata yapan bir kurum oluşu değil; egemen düzenin devamını sağlayan yapısal işleyişidir.

Fotoğrafın en güçlü yanı da tam burada ortaya çıkıyor. Fotoğrafçı yalnızca bir kompozisyon kurmuyor; semboller aracılığıyla hukukun görünmeyen yüzünü görünür kılan güçlü bir görsel anlatı inşa ediyor. Işığın, nesnelerin ve boşluğun dili, bilinçli bir tercih olarak düşünceyi estetikle buluşturuyor.

Modern hukuk, kendisini tarafsızlık, eşitlik ve adalet söylemiyle sunar. Fakat sınıflı toplumlarda hukuk, hiçbir zaman toplumsal güç ilişkilerinden bağımsız değildir. Yasalar, mahkemeler ve yargı mekanizması yalnızca uyuşmazlık çözen kurumlar değil; mevcut siyasal ve ekonomik düzeni yeniden üreten aygıtlardır. Bu nedenle bazı dosyalar yıllarca raflarda beklerken, bazıları — muhalif dosyalar — günler içinde sonuçlandırılır. Bazı suçlar zamana bırakılırken, bazı muhalefet biçimleri en sert yaptırımlarla karşı karşıya kalır. Bu farklılık tesadüf değil, sistemin kendi işleyişinin mantığıdır.

Fotoğraftaki zamanaşımı ve takipsizlik dosyaları yalnızca birer hukuki kavram değildir.

Devletin hafıza siyasetinin araçlarıdır. Zamanaşımı yalnızca geçen süreyi değil, siyasal iktidarın unutturmayı başardığı zamanı temsil eder. Takipsizlik ise gerçeğin bulunamadığını değil, aranmasının tercih edilmediğini gösterir. Böylece hukuk, hakikati açığa çıkaran bir mekanizma olmaktan uzaklaşarak onu yöneten ve sınırlandıran bir iktidar tekniğine dönüşür.

Dosyanın üzerindeki siyah bant şeritler de bu nedenle önemlidir. Sansür burada yalnızca gizlememekte, görünmezliği görünür kılmaktadır. Çünkü saklanmak istenen yalnızca belgeler değil, toplumsal bellektir. Siyah şeritler, devletin sessizliğinin fotoğrafa yansımış biçimidir.Kadrajın köşesindeki Kendini Tüketen Hukukun Dramı kitabı ise, sistem içinden yükselen önemli bir eleştiriyi simgeler. Ancak bugün mesele yalnızca hukukun kendisini tüketmesi değildir. Daha köklü soru şudur: Hukuk gerçekten adaleti gerçekleştirmek için mi vardır, yoksa mevcut iktidar ilişkilerini ve devamlılığını meşrulaştırmak için mi?

Eğer hukuk sürekli aynı güç odaklarını koruyor, aynı toplumsal kesimlerin sesini bastırıyor ve aynı mağduriyetleri görünmez kılıyorsa, ortada yalnızca ‘’işlemeyen’’ bir hukuk değil; belirli bir siyasal düzeni koruma mantığında bilinçlice ‘’işleyen ‘’ bir mekanizma vardır.

Bu nedenle fotoğraftaki toprak yalnızca gömülmüş dosyaları değil, gömülmeye çalışılan hakikati de temsil eder. Hakikat ise ne kadar bastırılmaya, karartılmaya ya da unutturulmaya çalışılırsa çalışılsın bütünüyle yok edilemez. Arka planda yansıyan "HAKİKAT" sözcüğü de bunu simgeler. Çünkü hakikat, yalnızca mahkeme kararlarında, resmi kayıtlarda ya da devletin hukuki metinlerinde varlık kazanmaz; toplumsal hafızada, tanıklığında, mücadelede ve direnişte yaşamaya devam eder.

Fotoğrafın başarısı tam da bu noktada belirginleşir. Fotoğrafçı, tek bir kareyle uzun hukuki tartışmaların anlatmakta zorlandığı yapısal çelişkileri güçlü bir görsel dille aktarabilmektedir.

Dosyaların arasından yükselen küçük filiz de bu yüzden romantik bir umut sembolü değildir.

O filiz, hakikatin bastırılma çabalarına rağmen toplumsal hafızada yaşamaya devam ettiğini ve her karartma girişimine rağmen yeniden yeşerebildiğinin ifadesidir.

Bu nedenle gerçek adalet de yalnızca mevcut burjuva hukuk düzeninin sınırları içinde aranacak bir ideal değildir. Gerçek adalet, ancak demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü bir ahlaki ve politik toplumun inşa edilebildiği ölçüde anlam kazanacaktır.

Bu fotoğraf, tek tek hukuki hataların değil; hakikati erteleyen, hafızayı yöneten ve egemen düzeni yeniden üreten bir hukuk anlayışının eleştirisi, hatta reddinin portresidir. Bu nedenle eleştirilen yalnızca birkaç dosya değil, o dosyaların kaderini belirleyen bütün bir sistemdir.

Fotoğrafçı: (Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği Kursiyeri) Av. Zelal DEMİRAY