Futbol ile siyaset ilişkisi üzerine sıkça duyulan bir ifade, “Futbola siyaseti karıştırmayalım” şeklindedir. Bu söz, ilk bakışta tarafsız bir mesafe çağrısı gibi görünse de, aslında futbol sahalarında ve organizasyonlarında işleyen belirli iktidar dinamiklerini görünmez kılmayı amaçlar.
Gerçekte ima edilen, futbola yön veren baskın aktörlerin etkisini sorgulamaktan kaçınmak ve bu etkilere karşı geliştirilen tepkileri bastırmaktır. Futbolun ayırt edici özelliği, kendine özgü kurallara dayanmasıdır.
Bu kurallar, 1848’den beri uluslararası mutabakatlarla belirlenmiş ve güncellenmiştir. Oyun kurallarının değiştirilmesi konusunda başlıca yetkili kurumlar FIFA ve UEFA’dır. Devletlerin, kulüplerin ya da bireylerin bu kuralları doğrudan şekillendirme gücü oldukça sınırlıdır.
Dolayısıyla, siyasi etkinin asıl devreye girdiği alan, kuralların kendisinden ziyade organizasyon ve uygulama aşamasıdır.
Futbol organizasyonlarında karar alma mekanizmaları, yönetmeliklerin yorumu, hakem atamaları, disiplin cezaları ve müsabaka takvimleri gibi unsurlar, siyasi ve kurumsal güç ilişkilerinden etkilenebilir.
Bu tür müdahaleler, adil rekabet ilkesini zedeleyebilecek yorumlara ve kararlara yol açabilir. Böyle bir etki yaratmak için gerekli olan, ilgili ülkenin futbol federasyonu üzerinde belirgin bir denetim ve otoritedir.
Yönetmelikleri esnek biçimde yorumlama, uygulamacıları (özellikle hakemleri) yönlendirme ve cezai mekanizmaları kullanma yetkisi, ancak bu düzeyde bir kurumsal hâkimiyetle mümkün olur.
Amedspor özelinde bakıldığında, söz konusu kulübün ne Türkiye Futbol Federasyonu ne de devlet kurumları nezdinde böyle bir kurumsal güce sahip olmadığı açıktır. Bir alt lig kulübünün, federasyonun yönetişim mekanizmalarını kendi çıkarına yönlendirmesi veya uygulamaları sistematik biçimde etkilemesi pratikte olanaksızdır.
Bu çerçevede, Amedspor üzerinden futbola siyaset karıştığı iddiası, gücün asimetrik dağılımını göz ardı eder.Dolayısıyla, “Futbola siyaseti karıştırmayalım” diyenlerin temel vurgusu, futboldaki iktidar ilişkilerini sorgulamamaya ve ortaya çıkan adaletsizlik algılarına karşı duyarsızlaşmaya işaret eder.
Bu yaklaşım, eleştirel düşüncenin ve tepki gösterme hakkının sınırlandırılması sonucunu doğurur. Futbolun toplumsal bir fenomen olarak siyasetten arındırılması mümkün değildir; önemli olan, bu ilişkiyi hangi aktörlerin hangi araçlarla şekillendirdiğini açıkça görmek ve tartışmaktır