Gidenlerin Yokluğunda Yaşamayı Öğrenmek!

Abone Ol

Gazete Emek- Zamansız vedaların yükü, kalanların omuzlarında aniden ağırlaşan bir sessizliktir. Hayat, kendi ritminde akıp giderken hiç beklemediğimiz bir anda durur. Sıradan bir günün, sıradan bir dakikasında gelen tek bir haberle dünya ekseninden kayar. Bir insanın hayatımızdan aniden çekip gitmesi, sadece bir yokluk değil; tamamlanmamış cümlelerin, yarım kalmış sarılmaların ve ertelenmiş yarınların ağırlığıdır.


Acının büyüklüğü karşısında sözlerin yetersiz kaldığı bir an; kaybettiğiniz canların hatırası, kalbinizde bıraktıkları derin izlerle yaşamaya devam ediyor. Bir insanın dünyası kaç saniyede yıkılabilir? Bir telefonun çalması, ahizeden dökülen birkaç soğuk kelime ve sonrasında gelen zifiri bir karanlık… Bir yıl önce Erzurum yolunda duran zaman, aslında takvimlerin ilerlemesine engel olamadı ama ruhun saatini o anda mühürledi. Bir günde anne kokusunu, baba gölgesini ve evlatlarına doyamamış bir ağabeyin varlığını kaybetmek; bir evin taşıyıcı sütunlarını tek bir hamlede kaybetmek gibidir. Bir yılda dünya dönmeye, mevsimler değişmeye devam etti; ancak geride kalanlar için her gün, o büyük boşluğun etrafında sessizce yürümekten ibaretti. Şimdi geriye dönüp bakıldığında, eldeki fotoğraflar sadece kâğıt üzerindeki renklerden oluşmuyor. Her bir kare; o günlerde fark etmeden harcanan bir gülüşün, bir akşam sofrasındaki sohbetin, "kendine dikkat et" deyişteki o saklı şefkatin sığınağına dönüştü. O fotoğraflar, yokluklarının değil; bu dünyadan geçmiş olmalarının, yaşamış ve sevmiş olmalarının en somut tanığı.

Geçen yıl bu zamanlar, Erzurum’un o bitmek bilmeyen hastane dönüş yolunda, ömrümün en ağır, en çaresiz yükü omuzlarıma devrildi. Annemi, babamı ve evli, dört evlat babası canım abimi aynı gün, aynı kazada kaybettim. O gün sadece sevdiklerimi değil; çocukluğumu, sığınağımı ve arkamdaki o koca dağları yitirdim. Maalesef trafik kazası gibi beklenmedik kayıplarda vedalaşma fırsatı olmaz. Bu durum, insanı bitmek bilmeyen bir "keşkeler" döngüsüne sokar. "Keşke o gün o yola çıkmasalardı", "Keşke son kez sıkıca sarılsaydım", "Son sözüm bu olmasaydı" gibi cümleler zihni yorar. Yarım kalan konuşmalar, planlanan ama yaşanamayan yarınlar omza yüklenir. Bu acı sadece ruhsal değildir; göğsün ortasında hiç geçmeyen ağır bir taş, boğazda düğüm, nefes almayı güçleştiren fiziksel bir baskı gibi hissedilir. Yaşamak, yemek yemek, uyumak gibi en temel insani eylemler bile suçluluk hissettirmeye başlar. "Onlar yokken ben nasıl nefes alabiliyorum?" sorgulaması baş gösterir.


Bir insanı kaybetmek, sadece onun gidişine alışmak değildir; onunla birlikte kaybolan kendi parçalarını da her gün yeniden aramaktır. Bir telefon çalar, kapı açılır ve hayat bir saniyede ikiye bölünür: öncesi ve sonrası. İnsan, sanki birazdan kapıdan içeri gireceklermiş, bu yaşananlar kötü bir kâbusmuş da uyanacakmış gibi hisseder. Evin içinde onların sesi, kokusu, bıraktıkları eşyalar dururken varlıklarının yokluğu ağır bir çelişki yaratır.


Kalabalık taziyeler bittikten, herkes kendi rutinini dönüp ev sessizliğe büründükten sonra acı en somut haliyle ortaya çıkar. Mutfakta fazladan koyulmayan bir tabak, salondaki boş bir koltuk veya telefonda bir daha aranmayacak bir isim, gidenlerin yokluğunu her gün yeniden hatırlatır.
Sevdiklerini bir anda kaybeden bir insan için dünya artık eskisi gibi güvenli bir yer değildir. Yaşanan bu derin acı, zamanla yok olmaz; ancak insan, zamanla bu büyük boşluğun etrafında yeniden yaşamayı öğrenmek zorunda kalır.


Ani kayıpların en sarsıcı yanı, zihnin bu yeni gerçekliği kabullenmekte zorlanmasıdır. Zihin, dün sesini duyduğu, yüzünü gördüğü birinin bugün ve bundan sonra hiç olmayacağını anlamlandırmakta çok zorluk çeker. Evin bir köşesinde duran bir eşya, bir telefon ekranında duran son mesaj ya da sokakta aniden karşılaşılan tanıdık bir koku, o gidişin kesinliğini her defasında yüzümüze çarpar. İçimizde açılan boşluk, o anın şokuyla öyle derinleşir ki, zamanın iyileştirici gücüne olan inanç bile yitirilir.


Geçen yıl bu zamanlarda maalesef Annemi, Babamı ve Abimi elem bir trafik kazası sonucunda sonsuzluğa uğurladığım. Bu yıl dönümünde, hüznümü rahmet duasına dönüştürüyorum. Canımdan çok sevdiğim anneme, babama ve abime sonsuz huzur diliyorum. Ruhları şad, mekânları cennet olsun; bıraktıkları boşluk hiçbir zaman dolmayacak ama sevgileri daima kalbimin en derin yerinde yaşayacak.