İran bir kez daha sokağın sesini bastırmaya çalışıyor. Ama bu kez mesele yalnızca yükselen fiyatlar, eriyen maaşlar ya da değersizleşen para birimi değil. İran’da yaşananlar, uzun süredir bastırılan bir toplumsal gerilimin yeniden yüzeye çıkmasıdır.
Riyalin çöküşüyle birlikte enflasyon halkın gündelik yaşamını felç etti. Pazarda alışveriş yapmak, kirayı ödemek, çocuğu okutmak artık büyük bir mücadele. Bu yüzden çarşılar kapandı, esnaf sokağa çıktı, öğrenciler protestolara katıldı. İran’da ekonomi konuşulmaya başlandığında, çok geçmeden siyaset de konuşulur. Çünkü halk artık sorunun kaynağını tek tek hükümetlerde değil, sistemin kendisinde görüyor.
Devletin yanıtı ise değişmedi: güvenlikçi refleksler. Gözaltılar, sert müdahaleler, iletişim kısıtlamaları… Rejim yine krizi çözmek yerine bastırmayı tercih ediyor. “Dış güçler” söylemi bu kez de devrede. Oysa açlık, işsizlik ve umutsuzluk dışarıdan ithal edilmedi; bunlar İran toplumunun günlük gerçekliği.
Bu tabloya dış ülkelerin açıklamaları eklendiğinde kriz daha da derinleşiyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın protestoculara yönelik şiddet durumunda “müdahale edebiliriz” açıklaması, Washington’un her zamanki ikiyüzlü refleksini bir kez daha gösterdi. İnsan hakları söylemi, ABD için yine jeopolitik bir araçtan ibaret. Bu tür açıklamalar İran halkının özgürlük talebini güçlendirmiyor; aksine rejimin eline yeni bir baskı gerekçesi veriyor.
İsrail’den gelen açık destek mesajları da benzer bir etki yaratıyor. Tel Aviv’in İran’daki protestoları “özgürlük mücadelesi” olarak selamlaması, Tahran yönetiminin elindeki “dış tehdit” argümanını güçlendiriyor. Batılı ülkelerin daha temkinli çağrıları ise sürecin artık yalnızca İran’ın iç meselesi olarak görülmediğini ortaya koyuyor.
Ancak asıl belirleyici olan dış açıklamalar değil, içeride büyüyen kopuştur. İran bugün bir meşruiyet krizi yaşıyor. Halk ile devlet arasındaki bağ zayıfladıkça, baskı politikaları daha sert hâle geliyor; baskı sertleştikçe toplumsal öfke daha derine çekiliyor.
İran halkı artık yalnızca ucuz ekmek istemiyor. Adalet, temsil ve gelecek talep ediyor. Bu talepler bastırılabilir, ertelenebilir ama yok edilemez. Tarih defalarca gösterdi: bastırılan her kriz, geri döndüğünde daha sarsıcı olur.