Mesut Hocanın paniği

Abone Ol

Son günlerde Sayın Mesud Bakkal’ın yönetici ve taraftarlara yönelik “panik yapmayın, sakin olun” çağrısını dikkatle dinledim. Elbette bu çağrının arkasındaki niyeti anlamak zor değil. Ancak açık konuşmak gerekirse, hocanın hem yönetimden hem de taraftardan gelen yoğun baskıyla baş etmekte zorlandığı izlenimi de oluşuyor.

Üstelik akıllardaki en büyük soru şu: İstanbulspor karşısında alınacak bir mağlubiyet ya da beraberlik, Mesud hocanın geleceğini daha da tartışmalı bir noktaya taşır mı? Ne yazık ki mevcut atmosferde böyle bir ihtimalin güçlenebileceğini düşünenlerin sayısı az değil.

Bir başka ihtimal daha var: Belki de Mesud hoca kendi içinde yaşadığı paniği dışarıya yansıtıyor. “Panik yapmayın” çağrısı bazen şöyle de okunabiliyor: “Beni panik ettirmeyin, bu baskıyla baş etmekte zorlanıyorum.” Oysa futbolun doğası basittir. Takım iyi oynar ve kazanırsa, taraftar zaten sakinleşir.

Bugün taraftarın yaşadığı endişe sebepsiz değil. Ligin son 9 haftasına girilmişken hem oyun hem de skor anlamında güçlü bir tablo ortada yok. Böyle dönemlerde teknik direktörden beklenen şey sadece taktik üretmek değildir. Aynı zamanda camianın psikolojisini de yönetebilmektir. Çünkü sezonun bu aşamasında sahada sadece futbol oynanmaz; karakter, özgüven ve psikolojik dayanıklılık da mücadele eder.

Bu yüzden Mesud hocanın psikolojiyi yönetme meselesini küçümsememesi gerekir. Önümüzdeki haftalar yalnızca futbol aklının değil, psikolojik liderliğin de sınandığı haftalar olacak.

İstanbulspor maçına gelirsek…
Taraftarın beklentisi aslında çok karmaşık değil. Sahada otorite koyan, rakibin iştahını kabartmayan bir Amedsporgörmek istiyoruz. Böyle bir oyun anlayışı sadece bir maçı kazanmak anlamına gelmez; aynı zamanda takımın karakterini ortaya koyar ve önümüzdeki haftalara da yön verir.

Şunu da kabul etmek gerekir: Bazen belli ölçüde panik kötü bir şey değildir. Doğru yönetildiğinde panik, dikkati ve konsantrasyonu artırır. Hem taraftarın, hem yönetimin, hem teknik ekibin hem de futbolcuların biraz daha uyanık ve sorumluluk sahibi olmasını sağlayabilir. Önemli olan bu duyguyu kaosa değil, sahadaki mücadeleye dönüştürebilmektir.

Ben futbolun taktik tarafını çok iyi bildiğimi iddia etmiyorum. Ancak sahada göze çarpan bir durum var. Rakipler artık Amedspor’un hücum gücünün ve özellikle Diagne’ninfarkında. Bu yüzden neredeyse her maçta rakip ceza sahası önünde en az beş savunma oyuncusu görüyoruz. Üstelik çoğu zaman Diagne iki oyuncu tarafından birebir marke ediliyor.

Aslında bu tablo doğru analiz edilirse başka bir gerçeği de gösteriyor. Rakipler Diagne’yi durdurmak için iki oyuncu ayırdığında, sahada başka bir yerde doğal olarak bir oyuncu eksik kalıyorlar. Yani doğru okunduğunda bu durum yalnızca bir sorun değil, aynı zamanda bir fırsat da olabilir.

Belki de mesele tam olarak burada başlıyor. Futbolda bazen rakibin sizi durdurmak için aldığı önlemler, doğru kullanıldığında sizin en büyük avantajınıza dönüşebilir.

Şimdi gözler İstanbulspor maçında.
Sahada göreceğimiz şey yalnızca bir skor olmayacak. Aynı zamanda bir takımın karakterini, bir teknik direktörün liderliğini ve bir camianın sabrını izleyeceğiz.