TOPLUMSAL HAKİKAT

Abone Ol

Bir biz görürüz
Geceye astığınız o sessiz fırtınaları,
Yalın ayak bastığınız kor suların üstünde yeşeren ilk adımlarınız…
Kırık bir fenerin soluk ışığında,
Göğsünüzün altında taşıdığınız o dinmeyen uğultuyu bir biz duyarız.
Yorgun gölgelerin ardında sakladığınız o asil yara, Sessizce savrulduğunuz yollardan süzülen ince bir direniştir.

Siz her dokunduğunuzda çatlamış toprağa,
Buz tutmuş ırmaklar çözer bağlarını,
Rüzgâr, adınızı fısıldar kurumuş yapraklara.

Dört bir yanda kurulan taziye çadırları…
İçinde sızlayan derin bir acı, koyu bir özlem ve başı dik bir gurur.
Ağıtlar yükselirken çadırların bağrından,
Gözyaşı toprağa sızar, zaman durur o an,
Ama bir can düşerse, bin fidan yeşerir sizin bastığınız izlerden.

Bir biz biliriz gökyüzünün sizlere nasıl boyun eğdiğini,
Karanlığın içinden çekip aldığınız o yangın yeri umudu.
Siz yürüdükçe, kırık dalında çiçeğe durur zaman,
Ve biz, sizin attığınız her adımda özgürlüğün o ıslak, devasa kokusunu içimize çekeriz.

O özgürlüğün kokusu, bugün acının ve ağıtların içinden yükseliyor. Çünkü bazı acılar yalnızca bir ailenin evine sığmaz; sokaklara taşar, insanların ortak hafızasına yerleşir ve zamanla toplumsal bir hakikate dönüşür. Son açıklanan 168 isimle birlikte Serhed’den Botan’a, Adana’nın mahallelerinden Amed’e ve Rojava’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada evlerin kapıları aynı ağır sessizliğe açıldı.

Sokaklara kurulan taziye çadırları, yalnızca yasın tutulduğu yerler değil; bu toprakların hafızasının da bir parçasıdır. Bir çadırın köşesinde, masanın üzerinde duran fotoğrafın karşısında dakikalarca sessizce duran bir baba vardır. Evladının gözlerine bakar gibi bakar o fotoğrafa. Söyleyecek çok şeyi vardır, fakat bazen hiçbir söz o anın ağırlığını taşımaya yetmez.

Her yeni isim, bu acının ne kadar derin ve uzun bir geçmişe sahip olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. 28 Ağustos 2026 tarihinde açıklanan yarım asırlık bilanço da bu geçmişi bütün ağırlığıyla önümüze koydu. 1976’dan bu yana geçen 50 yılda 25.922 kayıp verildi. Bu rakamı yalnızca bir sayı olarak görmek mümkün değildir. Her sayının ardında bir ev, bir aile, yarıda kalmış bir hayat ve yıllarca taşınan bir özlem var.

Bir annenin yanağından süzülen gözyaşında da aynı hikâyenin izleri var. O damlada yalnızca kaybın acısı değil, evladını uğurlarken ayakta kalmaya çalışan bir insanın direnci de vardır. Bazen tek bir bakış, tek bir fotoğraf, yıllarca anlatılacak bir hikâyeyi anlatmaya yeter.

Bu nedenle geride kalanlar için mesele yalnızca geçmişi hatırlamak değildir. Yaşananların bir daha tekrarlanmaması, yeni evlerin aynı acıyla karşı karşıya kalmaması da bu hafızanın taşıdığı sorumluluklardan biridir. Çünkü kaybedilenlerin ardından geriye yalnızca isimler değil, onların ailelerinde ve bu toplumun belleğinde derin izler kalıyor.

Bugün o izlerin tanığıyız. Toprağa emanet edilen binlerce insanın ardından yükselen ağıtları, suskunlukları ve birbirine yaslanan insanları görüyoruz. Acıyla umudun aynı yerde, aynı insanların yüreğinde yan yana durduğu günlerden geçiyoruz.

Hafıza unutmadıkça, kaybedilenlerin hikâyeleri de yaşamaya devam edecek. Belki de geleceğe bırakılabilecek en büyük miras, bütün bu acıların bir daha yaşanmayacağı; insanların kimliği, onuru ve özgürlüğüyle yaşayabileceği bir hayatın kurulmasıdır.

12.09.2026
Engin OKUDUCU