Yönetilenler demokrasiyi inşa ve temsil edemezler

Abone Ol

Yönetmek yön vermek, yönlendirmek ve yaşamı organize etmektir. Toplumsal yaşamı organize etmek, toplumun her türlü yaşamının devamlılığını

sağlamaktır. Toplumsal yaşamı sanat, edebiyat, siyaset, ekonomi ve genel kültür belirler. Toplum olmadan bu saydığımız değerlerin hiçbiri olmaz.

Dolayısıyla toplumsal değerler, toplumun günlük, anlık ve devamlı olarak yaşadığı kültürel değerlerdir. Toplumu toplum yapan  genel kültür ve yaşam

tarzıdır. Bu değerlerin en üstünde siyaset kurumu var. Siyaset kurumu gücünü bu değerlerden alır ve bu değerlerin hizmetine girermesi gerekir. Toplumun 

hizmetine girmeyen bir siyaset kurumunun meşruluğu kalmaz ve meşruluğu kalmayan bir siyaset kurumu kendi iktidarını zora ve baskıya dayanarak

sürdürür. Demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesi olarak bilinir ama halkın çoğunluğu demokrasiyi ya hiç bilmiyor ya da yanlış biliyor. Demokrasi

yönetilmek değildir, yönetmektir. Seçenlerin seçilenler üzerinde bir etkileri ve yaptırımları yoksa, orada seçenler yönetiliyor demektir. Demokrasi

sadece seçimlerde sandığa gitmek, oy kullanmak değildir, seçimlerden sonra siyaset kurumu üzerinde yönlendirici olabilmektir. Seçilenler, seçenlerin

tepesinde duruyorlarsa, ekonomik imkanların büyük bir çoğunluğundan faydalanıyorlarsa, halk üzerinde baskı ( diktatörlük) kuruyorlarsa, orada

demokrasi yoktur, sadece demokrasi maskesi taktırılmış baskı rejimi var demektir. Hiçbir demokraside seçilenler seçenlerden 7 misli fazla maaş

almazlar, her bakımdan ayrıcalıklı olmazlar. Demokrasi cenneti olarak bildiğimiz Avrupa'da bile tam olarak bir demokrasi yok, sadece bazı ülkelere

nazaran daha iyi koşulları var diyebiliriz. Türkiye'de milletvekillerinin maaşlarının 73000 Lira olduğu biliniyor. Millet ise ayda 11420

Lira alıyor! Türkiye'de bir milletvekili bu kadar maaş alıyorsa ona milletin vekili denebilir mi? Seçenler 11420 lira alıyor, seçilenlerde 73000 bin lira maaş

alıyorlarsa orada sınıf diktası var demektir. Seçenler 11420 lirayla geçilebiliyorlarsa, seçenler niye seçenlerden 7 misli daha fazla maaş alıyor?

Hani demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesiydi! Seçenler seçilenlerin eline bakıyor dilenciler gibi ve siz buna demokrasi diyorsunuz öylemi? Aldığınız

bu çok yüksek maaşlar yetmiyormuş gibi bu sefer yolsuzluk, rüşvet, hırsıklık yapıyorsunuz. Bir insan işsiz ve aç kalır ekmek ve yumurta çalar karnını

doyurmak için ama yakalandığı zaman mahkeme ve hapisse konuyor. Pekâlâ, halktan 7 misli fazla maaş alanlar, yaptıkları yolsuzluk ve aldıkları

rüşvetlerden, devletin parasını cebe doldurmaktan dolayı niye ceza almıyorlar? Bazılarıda ekmek ve yumurta çalan için, ''çalışsın, niye hırsızlık yapıyor''

 diyorlar. Bence de doğru bir tanımlama ama süper bir maaş alanlar, çalışmadıkları ve aldıkları süper maaş yetmediği için mi devletin parasını

cebe koyuyorlar, yolsuzluk yapıp milyonlar götürüyorlar? Bu soruların hepsi mantıklı cevaplar bekliyor. Kötü yönetilen bir ülkede her türlü arsızlık ve

hırsızlık olur. İhtiyacından fazla maaş para almak aslında hırsızlıktır. Siz, aldığınız bu fazla maaşlar yetmiyor birde yolsuzluk yapıp işkembeyi doldurup

oburlaşıyorsunuz. Gerçek demokrasilerde seçenler seçilenlerle aynı maaşı alırlar, aynı haklara sahip olurlar, aynı şart ve koşullarda yaşarlar. Gerçek

demokraside para sadece bir değişim ve takas aracıdır. Para için kardeş bile kardeşi tanımıyorsa, para bir takas aracı olmaktan çıkmış, bir amac haline

gelmiştir. Para insanı esir almış, insan paranın kölesi olmuş. İnsanın ne kadar düştüğü, değersizleştiği, hiçleştiği işte burada ortaya çıkıyor.

 

İnsan para karşısında küçülmüş kendisini kaybetmiş vaziyettedir. Paranın gücünden etkilenmeyen insan yoktur. Demokraside insanlar para biriktirmez, kasaları

parayla doldurmazlar. Para günlük ve haftalık olarak günlük yaşamda bir değişim aracı olarak işlem görür. Bir ülkede para, altın ve mücevher kasalarda

bekletiliyorsa, o ülkede halkın çoğunluğu aç ve yoksuldur demektir. Bir yere bir parça ekmek, et, peynir ve birde para indirilsin bir hayvan bile paraya

yaklaşmaz, ekmek, peynir ve eti alır yer, ama insan önce parayı alır. Hayvan bile paraya itibar etmezken, insan neden para karşısında bu kadar

küçülüyor? Çünkü insanlar yönetmiyorlar, yönetiliyorlar. Yönetenler muhtaç olmaz, dilencileşmez. İnsanlar kendi kendilerini yönetmekdikleri için para

karşısında çaresizler, paranın esiriler. Para ve güç kimlerin elindeyse yönetim onların elindedir. Para ve güç, ağaların patronların ve onların siyasi

temsilcileri olan ve ülkeyi yönetenlerin elindedir. Seçenler bu kadar zor durumda ve çaresiz kalırlarsa tabiki el avuç açacaklar, dilencileşecekler, paranın

gücü karşısında kul köle olacaklar. Yoksul olan bir insan, zengin olan birinin karşısında kul köle olur ve paranın ne kadar etkili ve bir amaç olduğu burada

belli olur. Bir ülkede para yani gelirin ortak kullanımı gerekiyor. Herkesin ihtiyacı kadar ilkesi çok önemlidir. Hiçkimse aynı anda on tabak yemek yemiyor.

İnsan ihtiyaçları hemen hemen aynıdır ama insanda bitmek bilmeyen bir mal mülk hırsı var. İhtiyaçlar sınırlıdır ama hırs sınırsızdır. Paranın bu denli bir

güç haline gelip kendi yaratıcısını bile küçültmesi bundan dolayıdır. Gelir dağılımı adaletli olursa, toplum içinde sınıflar ortadan kaldırılırsa işte o zaman

paranın etkisi ve gücü biter. Para yine kullanılır ama kimse para biriktirmez, kasaları doldurmaz, paranın gücüylede insanları ezmez. İnsanlar eşit maddi

koşullarda yaşarlarsa kimse kimseye muhtaç olmaz ve bu durmumda da insan insan karşısında ezik ve boynu bükük durmaz. Demekki kendi kendini

yönetmek öyle kolay olmuyor. İnsanlar yönetirlerse demokrasi işlevsel hale gelir ama yönetilirlerse,  orada demokrasi değil, zor ve baskı olur. Zor ve

baskının olduğu yerde de her türkü kötülük olur, nitekim oluyorda. Toplumun büyük çoğunluğuna milli gelirden 5 bin dolar bile düşmezken, küçük bir zengin

kesime de kişi başına belki de 50 milyon dolar düşüyor. Milli gelirden zengin sınıfından bir kişiye 10-20-30-40- 50 milyon dolar düşerse tabi milyonlarca

insan yoksulluk sınırının altında açıktan öleceklerdir! Ekonomi sadece para değildir, daha doğrusu para ekonomi değildir. Para, ekonomiyi yürütmek için 

bir takas aracıdır ama ekonomi denince akla para geliyor. Üretimin olmadığı koşullarda paranın bir işlevi olmaz. Ekonomi her türlü üretim ve çalışmadır.

Yaşamsal faaliyetlerin hepsine ekonomi diyoruz. Bundan dolayı, ekonomi halkın ekonomisi olmalıdır. Halka ait olmayan bir ekonomi sadece elit bir kesimin

kasalarını doldurur, dolduruyor da. Halkın kendi kendisini yönetmediği koşullarda kimin eli kimin cebinde belli olmaz. Patronların eli işçilerin cebindedir.

 

Patronların eli işçilerin cebinde olursa, vekillerde milletten 7 misli fazla maaş alırlar ve farklı maddi koşullarda yaşarlar ve burnu havada olurlar. İşçiler

ücretli köledirler. İşçi aldığı maaşın üç misli fazla üretim yapar ama bu üretimin fazlası patronun eline geçer, patronun elinin işçinin cebinde olması işte

budur. Bu açıdan emek bilincine ve demokrasi kültürüne sahip olmak gerekiyor. Emek bilincine sahip olmayanlar demokrasiyi bilmezler, kendilerini

yönetemezler. Bir ülkede herşey kötüye doğru gidiyorsa, toplum zenginlik içinde fakirlik yaşıyorsa, orada toplum yönetmiyor, yönetiliyor demektir.

Dolayısıyla demokrasi yönetilmek değil, doğrudan kendini yönetebilmektir. Ekonomiyi, siyaseti, ülke yönetimini doğrudan yöneteceksinki kendi kendini

yönetmiş olabilesin. Ben sandığa gittim oy kullandım kendi kendimi yönetiyorum dersen yanılırsın. Kendini yönetmek seçimlerden çok sonra fabrikada, tarlada,

işte, sokakta, çarşıda kısacası hayatın her yerinde belli olur. Demokrasi ve kendini yönetmek sandıkta değildir, yaşamın her yerindedir. Toplum kendisini

sandıkta yönetmez, yaşamın olduğu her yerde yönetir. Seçimler sandık aldatmacadır, gerçek  demokrasi emeğin ve üretimin olduğu halkın olduğu yerdedir.

Bundan dolayı halkın, kendi kendisini yönetmesinin nasıl olması gerektiğini bilmek zorundadır, aksi halde yönetmez yönetilir. Biz diyoruzki emek ve demokrasi

bilincine sahip olun yönetin, yönetilmeyin . Siz yönetmezseniz yönetilirseniz, size ''DAVAR SÜRÜSÜ' derler ve diyorlardı. ''Biz davar sürüsünü gütmeye geldik''

diyorlar. Demokrasinin olduğu ve halkın kendi kendisini yönettiği ülkelerde böyle söylenir mi? Bu sorunun cavabınıda siz verin.