Zilan: Unutuşun Gömüldüğü Vadi

Abone Ol

Yazan: Uğur Yılmaz

“Zaman, Zilan Vadisi’nden geçerken ayaklarını kanla yıkadı. Rüzgarlar bir daha oradan özgür esmedi.”

Kanla Yoğrulmuş Bir Sessizlik Zilan

1930 yılının yazı, serinlik getirmedi Zilan Vadisi’ne. O yıl yaz mevsimiyle birlikte gelen tek şey; ateş, kurşun ve mezarsız ölülerdi. Devlet, Ağrı Dağı’nda susturamadığı sesi, bu kez bir vadide boğmak istedi. O ses Kürtlerin sesiydi. Ana diliyle ninniler söyleyen kadınların, çocuklarını avutan anaların, toprağa tutunan köylülerin sesiydi.

Ama Zilan’da konuşmak, nefes almak, yaşamaya çalışmak bile “isyan” sayıldı.

Ulus-Devletin Demir Yumruğu: Aynılığa Zorlanan Halklar

Cumhuriyetin yeni haritası çizilirken, Kürt coğrafyasına kalem değil, süngü değdi. Tek dil, tek millet, tek kıyafetle yoğrulmak istenen halklara; çokluk haramdı. Kürtlerin hem dağları vardı hem dili hem tarihi. Ve bu çoğulluk, Ankara’da bir türlü sindirilemedi.

Zilan Katliamı; bu sindirmenin, daha doğrusu yok etmenin adıydı.

Devletin kalem tutması gereken elleri, o vadide tetiğe sarıldı.

Katliam: Gökten Yağan Ölüm, Derede Akan Ceset

Temmuz 1930’da, Zilan Vadisi uyanmadı. Çünkü gece hiç bitmedi.

Uçaklar yukardan ölüm yağdırdı. Aşağıda, askerler makineli tüfeklerle “kadın mı, çocuk mu?” diye sormadan taradı. Geriye sadece toprağa sinmiş feryatlar kaldı. Yedi yaşındaki bir kız çocuğunun saçları, bir taşın kenarına takıldı. Kimse oradan almadı.

Zilan Deresi kıpkırmızı aktı o gün. Su, ceset taşımaktan yoruldu.

Mustafa Muğlalı denen bir komutan çıkıp şöyle dedi mecliste:

> “Zilan’da 15.000 kişi imha edildi.”

Söylediği bu kadar rahattı. Çünkü bu ülkede Kürt olmak, çoğu zaman “yok” sayılmanın ötesine geçemedi.

Devletin Hafızasızlığı: Sessizlikle İşlenen Suç

Zilan, bu ülkenin resmi tarih kitaplarında yer almadı. Ne bir sayfa, ne bir başlık...

Çünkü devlet, kendi suçlarını defterine yazmaz.

Katledilen insanların isimleri yok, mezarları yok. Ama ağıtları hâlâ var.

Nineler, Zilan’ı anlatırken gözlerine sis iniyor. Gençler, oranın adını başka dillerde ararken yüzlerine isyan oturuyor.

Devlet sustu. Ama o vadi susmadı.

Zilan: Sadece Geçmiş Değil, Bugüne Ayna

Zilan Katliamı, sadece bir tarihsel kesit değil. Bugünün inkâr ve asimilasyon politikalarının köküdür.

Bugün anadili yasaklanan her çocukta, faili meçhulde kaybedilen her gencin gözünde, Zilan tekrar doğar.

Barış diyenlere, hak diyenlere “hain” muamelesi yapılırken; 1930’un dili, bugün de susturulmak istenenin boynuna dolanır.

Sonuç:

Vadinin Sessizliğine Kulak Vermek

Zilan bir coğrafya değil, bir hafızadır.

Unutursak bir daha olur.

Hatırlarsak, belki yeniden olmaması için bir duvar örebiliriz.

Ama o duvar, mermerden değil; hakikatten, yüzleşmeden, adaletten örülmelidir.

Zilan’ın adını anmak, ölenleri değil; susanları utandırmalı.

Son olarak

Bu makale, Zilan’da yaşamını yitiren binlerce insanın hatırasına ve hakikat arayışındaki herkese adanmıştır.

Devlet arşivlerinde saklanan, ama vicdanlarda gün yüzüne çıkan her belge, bir halkın kaybolmuş çocuklarına fısıldanan bir ninnidir.