GÜNDEM

Kayıp yakınlarından adalet çağrısı: “Anneler çocuklarının kemiklerini istiyor”

Kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, Mehmet Salim Acar, Aydın Aslan ve Feysel Aslan için adalet ve yüzleşme çağrısında bulundu.

Abone Ol

Gazete Emek- Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD) kayıpların akıbetini sormak ve faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla bir kez daha bir araya geldi.

915’inci hafta

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla sürdürdükleri eylemlerinin 915’inci haftasında Rezan (Bağlar) ilçesindeki Koşuyolu Parkı’nda bulunan Yaşam Hakkı Anıtı önünde bir araya geldi. Eyleme katılan kayıp yakınları, kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıyarak, akıbetlerinin açıklanmasını istedi. Bu haftaki eylemde, 20 Ağustos 1994’te kaybettirilen Mehmet Salim Acar’ın akıbeti soruldu.

‘Barıştan söz etmek için önce kayıpların failleri açıklanmalı’

Mehmet Salim Acar’ın oğlu İhsan Acar babasının faillerinin bulunmasını talep ederek, “Bugün barış sürecini konuşuyoruz. Barıştan söz etmek için önce kayıpların failleri açıklanmalı. Her hafta aileler, anneler buraya geliyor. Umarım bu çadır son olur, başka taziye çadırları açılmaz. Biz sadece kemiklerimizi istiyoruz. Anneler çocuklarının kemiklerini istiyor. Annelere hesap verin. Tansu Çiller, Abdullah Ağar ve Meral Akşener hala hayattalar. Hesap versinler” dedi.

Hikayeyi İHD Diyarbakır Şube yöneticilerinden Yahya Polat okudu. Okunan hikaye şöyle: “31 yaşındaki Mehmet Salim Acar, Bismil’in Ambar köyünde yaşayan bir çiftçiydi. 20 Ağustos 1994 tarihinde on üç yaşındaki oğlu ve bir çiftçi ile birlikte köy civarındaki tarlada çalışıyorlardı. Öğlen saatlerinde plakasız gri bir Toros ile gelen ve kendilerini polis olarak tanıtan silahlı kişiler Acar ve diğer çiftçinin kimliklerini istedi ardından Acar’ı zorla otomobile bindirerek götürdü. Nehir kenarında çamaşır yıkayan Acar’ın kızı ve komşuları, nehre doğru yaklaşan Toros’un içinde Acar’ı elleri, gözleri ve ağzı bağlı bir biçimde gördüler. Ayrıca Toros’a nehir kenarında bekleyen ve içinde beş kişi bulunan diğer bir otomobilin eşlik ettiğine ve araçların Bismil’e doğru uzaklaştığına tanık oldular.

‘Yeterli delil olmadığı iddiasıyla yargılama yapılmadı’

Söz konusu araçların Bismil Jandarma Tabur’una girdiği bilgisini alan aile, Mehmet Salim Acar’ın nerede olduğunu ve neden gözaltına alındığını öğrenmek amacıyla askeri, adli ve idari makamlara başvurdu. Ardından Acar ailesi; Cumhurbaşkanlığı, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı başta olmak üzere ilgili ulusal makamlara başvurdu ve acilen harekete geçilerek Acar’ın can güvenliğinin sağlanmasını talep etti. Silvan Cumhuriyet Savcılığı’na başvuran aile, Mehmet Salim Acar’ın kaçırılmasından sorumlu oldukları gerekçesiyle Bismil İlçe Komando Tabur Komutanı İzzet Cural ve jandarma görevlisi Ahmet Babayiğit hakkında suç duyurusunda bulundu. Ancak İl İdare Kurulu 23 Ocak 1997 tarihinde bu kişilere karşı yeterli delil olmadığı iddiasıyla, yargılama yapılmaması yönünde karar verdi. Tüm baskı ve tehditlere rağmen yıllarca Mehmet Salim Acar’ın bulunması için mücadele yürüten aile, iç hukuktan sonuç alamadı. Dava AİHM’e taşındı.

Türkiye ‘dostane çözüm’ teklif etti

Türkiye, AİHM’e: ‘Hükümetimiz M. Salim Acar’ın ortadan kaybolmasının ailesinde sebep olduğu ızdırap nedeniyle üzüntü duymaktadır. Kaybolma iddialarında etkin soruşturmalar Sözleşmenin 2, 5, 13. maddelerinin ihlalini oluşturduğunu kabul etmekteyiz’ dedi. Başvurucuya dostane çözüm teklif etti. Acar Ailesi dostane çözüm teklifini reddetti ve maruz kaldığı ihlalin mahkemenin kararıyla belirlenmesini istedi. Bunun üzerine davayı esastan inceleyen Mahkeme 8 Nisan 2004 tarihli kararı ile Mehmet Salim Acar’ın kaybolmasına ilişkin yeterli ve etkili bir soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar vererek Türkiye’yi oybirliği ile mahkûm etti.”

‘Adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz’

AİHM’in kararlarının devlet açısından bağlayıcı olduğuna dikkat çeken Polat, “AİHM içtihatlarına göre devlet gözaltında kaybetme olayı karşısında, kayıp vakasının tam olarak nasıl gerçekleştiğine ilişkin maddi gerçeği açığa çıkarmak, kaybedilenin na’şının bulunduğu yeri tespit etmek, failleri yargılamak ve cezalandırmak amacıyla etkili bir soruşturma yürütmek zorundadır. Gözaltında kaybedilişinin 32. yılında siyasi ve adli makamları Mehmet Salim Acar dosyasında etkili bir soruşturma yürütme yükümlülüğünü yerine getirmeye çağırıyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin Mehmet Salim Acar için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.

Eylem, zorla kaybettirilen Acar ve diğer tüm kayıp ve faili meçhul siyasi cinayetlerde katledilenler anısına yapılan saygı duruşuyla sona erdi.

Batman: ‘Hukukun gereğini yapmamak suçtur’

İHD Batman Şubesi ve kayıp yakınları, kayıpların akıbetini sormak faillerin yargılanmasını talep etmek amacıyla düzenledikleri eylemin 751’inci haftasında Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya geldi.

Eylemde, Eylül 1994’te Batman’ın Kültür Mahallesi’ndeki evinden fırına giderken Aydın Aslan Caddesi’nde beyaz renkli bir araca zorla bindirilerek kaçırılan Abdullah Tarım’ın akıbeti soruldu. Açıklamayı okuyan İHD Batman Şube yöneticisi Metin Nas, Tarım’ın ailesinin yıllardır adalet beklediğini belirterek, “İnsanlığa karşı işlenen suçların karşısında susmak, hukukun gereğini yapmamak suçtur” dedi.

Geçmişle yüzleşme çağrısı yapan Nas, “Yıllardır adalet bekleyen ailelere hâlâ yanıt vermiyorlar” diye belirtti. Nas, kayıpların akıbetleri ortaya çıkarılana ve adalet sağlanana kadar mücadeleye devam edeceklerini belirterek, “Hakikatten ve haklılığımızdan aldığımız meşruiyetle susmayacağız” dedi.

Hakkari

İHD Hakkari Şubesi, eylemlerinin 241’inci haftasında Yüksekova ilçesinde bulunan Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. Kaybettirilenlerin fotolarının taşındığı açıklamada konuşan İHD Hakari Eşbaşkanı Sibel Çapraz, cezasızlık politikalarının hala sürdüğüne dikkat çekti. Bu haftaki eylemde 13 Temmuz 1994 Yüksekova’ya bağlı Alyava köyünde askerler tarafından katledilen Feysel Aslan için adalet talep edildi.

Feysel Aslan’ın hikayesi: ‘Yargılanan tek bir kolluk kuvveti personeli olmadı’

Sibel Çapraz tarafından okunan kayıp öyküsü şöyle: “Feysel Aslan akrabası olan Feyzi Tekin ile çalı çırpı toplamak için akşamüzeri Alyava köyüne doğru gitti. Köye Isuzu marka kamyonet ile giriş yapan Feysel Aslan ve Feyzi Tekin köyün abluka altına alındığını sonradan fark etti.

Köyün yamacına doğru hareket halindeyken uzun namlulu silahlarla araca doğru ağır bir ateş başladı. Feysel Aslan vücudunun çeşitli yerlerine isabet eden mermilerle olay yerinde katledildi. Feyzi Tekin ise ağır yaralandı. Görgü tanıkları ateş edildikten sonra kamyonete doğru yönelen askerlerin Feysel Aslan’ın cansız bedeninin üzerine ayakları ile bastıklarını ve silah dipçikleri ile işkence uyguladıklarını dile getirdi. Çağırılan ambulansın köye girişine izin verilmedi. Feyzi Tekin’in de yaşamını yitirdiğini düşünen kolluk kuvvetleri çok sonrasında ambulansın girişine izin verdi. Feysel Aslan’ın ailesi akabinde Yüksekova Cumhuriyet Başsavcılığı makamına başvuru yaptı. Yargılanması için açılan soruşturma, kovuşturmaya yer olmadığı gerekçesi ile kapatıldı. Bir insanın katledildiği, diğerinin ise ağır yaralandığı, görgü tanıklarının açık bir şekilde ifadelerde bulunduğu dosyada yargılanan tek bir kolluk kuvveti personeli olmadı. Tüm itirazlara rağmen dosya kapatıldı.”

Kaynak: İlke Tv