Barış güzeldir.
insanlar dini, dili, ırkı ve kimliği ne olursa olsun özgürlük, demokrasi ve kardeşlik içinde yaşayabilsin Hatta bana kalsa bütün dünyada sınırlar anlamsızlaşsın
Ama hayat, temennilerle değil gerçeklerle ilerliyor.
Türkiye’de yeniden bir çözüm süreci konuşuluyor. Elbette bu tarihi bir fırsat olabilir. Ancak Kürt toplumunun aklındaki sorulara kulak vermeden kalıcı bir barışın mümkün olacağını düşünmüyorum. Çünkü Kürtlerin kaygıları sadece bugüne ait değil.
Geçmişte de diyaloglar, müzakereler ve çözüm arayışları yaşandı. Fakat birçok Kürt, bu süreçlerin kalıcı barış yerine yeniden çatışmalarla sonuçlandığını, verilen sözlerin tutulmadığını ve ağır bedeller ödendiğini hatırlıyor. Bu tarihsel hafıza nedeniyle bugün insanlar sadece “Barış olacak mı?” diye değil, “Bu barışın garantisi ne olacak?” diye de soruyor.
Bence bu soruyu sormak en doğal haktır.
Bugün Türkiye ağır bir ekonomik kriz yaşıyor. Bölge bir çatışma çemberi altında . İran ile İsrail,Türkiye arasındaki gerilim, ABD’nin bölgedeki politikaları, Suriye’de geleceği belirsiz yönetim yapısı ve Ortadoğu’nun sürekli değişen dengeleri ortadayken, böylesine kritik bir süreç hangi temeller üzerine inşa edilecek?
Varsayalım ki silahlar tamamen sustu. Gerillalar dağdan indi. Yurt dışındaki Kürtler ülkelerine döndü. Yasal düzenlemeler yapıldı.
Peki sonra?
Asıl soru tam da burada başlıyor. Bu kadar ekonomik ve siyasi sorun yaşayan bir devlet, Kürt meselesini gerçekten kalıcı biçimde çözebilir mi?
Açık konuşmak gerekirse; bu adımlar çok daha önce başlatılmış olsaydı, belki daha güçlü bir ekonomi, daha istikrarlı bir siyaset ve daha yüksek bir toplumsal güven vardı. Bugün ise tablo çok farklı.
Bir taraftan barıştan ve demokratikleşmeden söz ediliyor. Diğer taraftan hukuk devleti tartışmaları, muhalefete yönelik soruşturmalar, Çeteleşmeler,tutuklamalar ve toplumdaki kutuplaşma devam ediyor. Böyle bir atmosferde Kürt Halkı doğal olarak şu soruyu soruyor:
Geçmişte olduğu gibi bize de tekrar aynı yöntemlerin uygulanmayacağının garantisi nedir?
Benim üzerinde durduğum mesele tam da budur: Güvence…
Çünkü barış sadece silahların susması değildir.
Barış; hukukun üstünlüğüdür.
Barış; insanların kimliğinden dolayı korkmadan yaşayabilmesidir.
Barış; kazanılmış hakların bir daha geri alınamayacağının güvencesidir.
Peki bunun teminatı ne olacak? Uluslararası gözlemciler olacak mı? Tarafların üzerinde uzlaştığı maddeler uluslararası hukuk çerçevesinde kayıt altına alınacak mı? Birleşmiş Milletler veya başka uluslararası mekanizmalar süreci izleyecek mi? Yoksa her şey yalnızca siyasi iradeye ve verilen sözlere mi bırakılacak?
Kürtlerin tarihsel geçmişi gösteriyor ki sadece iyi niyet temelinden kullanılan sözler kalıcı barış üretmiyor. Hukuk üretmediği sürece, güven üretmediği sürece ve güçlü demokratik kurumlarla desteklenmediği sürece hiçbir süreç sağlam temeller üzerinde yükselemez.
Bir diğer soruda : Acaba iktidar bu süreci gerçekten Türkiye’nin demokratikleşmesi için mi yürütüyor, yoksa siyasi ömrünü uzatacak yeni bir toplumsal denge oluşturmanın aracı olarak mı görüyor?
Bunun sorunun cevabını bize kim ne şekilde verebilir. Ancak bu soruyu sormak, demokrasinin gereğidir.
Kürtler barışa karşı değil. Tam tersine, barışın en güçlü savunucularıdır. Ama gerçek barış, sadece silahların bırakılması değildir.
Gerçek barış; adaletin tesis edildiği, hukukun herkese eşit uygulandığı, kimsenin kimliğinden dolayı dışlanmadığı ve hiçbir halkın geleceğinden endişe duymadığı bir düzendir. Kürtlerin istediği şey de tam olarak budur.
Çünkü güvence olmayan yerde umut zayıflar. Hukuk olmayan yerde güven olmaz.
Ve güven olmayan yerde barış, sadece güzel bir kelime olarak kalır.
Hiüseyin Nazlı yazdı: Bu barışın garantisi ne olacak?
Bunlar da ilginizi çekebilir