Yasal düzenlemelerin nasıl olacağı, hangi çerçevede hayata geçirileceği ve Meclis’ten nasıl geçeceği elbette tartışılacaktır. Ancak asıl önemli olan, bu sürecin Kürt toplumunda nasıl bir karşılık bulacağı ve siyasetin kendisini nasıl yenileyeceğidir.
Bu noktada DEM Parti’nin, Sayın Abdullah Öcalan’ın ortaya koyduğu yeni paradigma ekseninde kendi örgütsel yapısını ve siyaset anlayışını yeniden değerlendirmesi gerektiğini düşünen geniş bir kesim bulunmaktadır. Özellikle elli yıllık mücadele deneyimine sahip öncü kadroların siyasal tecrübelerinden yararlanılması gerektiği yönündeki görüşler dikkate değerdir.ve olmalıdır Partinin yalnızca kadrolarını değil, yeni döneme uygun cesur kararlar alması, Kürt halkı açısından yeni bir umut kapısı olarak görülebilir.
Son yıllarda yaşanan kırılmaların en önemli nedenlerinden birinin yanlış siyasal tercihler olduğu yönündeki eleştiriler göz ardı edilmemelidir. Kürt halkının değerlerini ve ortak çıkarlarını ikinci plana iten, kişisel ya da dar grup hesaplarını öne çıkaran anlayışların da artık kamuoyu önünde hesap vermesi gerektiğini düşünenlerin sayısı az değildir. Yeni dönemin en temel ilkesi liyakat olmalı; görevler birikime, emeğe ve toplumsal güvene göre belirlenmelidir.
Bunun yanında, siyasetin belirli sermaye çevrelerinin etkisi altında şekillendiği yönündeki eleştiriler de ciddiyetle ele alınmalıdır. Bir siyasi hareketin yönünü ekonomik gücü elinde bulunduran dar çevrelerin değil, halkın iradesi belirlemelidir. Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri yalnızca kamu kurumları için değil, siyaset üzerinde etkisi bulunan ekonomik yapılar için de geçerli olmalıdır. Toplum, kimlerin hangi imkânlarla güç kazandığını ve bu gücün nasıl kullanıldığını sorgulayabilen bir siyasal kültür beklemektedir. Güç ve servetin denetlenebildiği, hukukun herkes için eşit işlediği bir düzen, toplumsal güvenin yeniden inşasında önemli bir adım olacaktır.
Bugüne kadar alınan birçok kararın toplumun geniş kesimlerinde mağduriyet oluşturduğu Algısı oluşmuştur Yıllarca cezaevi yollarını aşındıran anneler, babalar, eşler ve çocuklar; hiçbir kişisel çıkar gözetmeden bu direnişe destek verdi. Bu insanlar maddi ve manevi olarak ağır bedeller ödedi. Çoğu zaman yalnız bırakıldıklarını, seslerinin yeterince duyulmadığını hissettiler. Yeni dönemde bu duyguların yerini sahiplenme, dayanışma ve aidiyet almalıdır
Eğer gerçekten bir barış inşa edilecekse, bu yalnızca siyasi aktörler arasında varılan bir mutabakat olmamalıdır. Barış, toplumun her kesiminin hissedebildiği, acıları hafifleten ve geleceğe dair umut üreten bir toplumsal sözleşmeye dönüşmelidir. On yıllardır süren acılar, gözyaşları ve kayıplar yerini sevince, huzura ve ortak bir geleceğe bırakmalıdır.
Gerçek barış yalnızca silahların susması değildir. Gerçek barış; adaletin güçlenmesi, insanların kendilerini eşit ve onurlu yurttaşlar olarak hissedebilmesi, farklı kimliklerin özgürce yaşayabilmesi ve geçmişin yaralarını birlikte sarabilme iradesidir. Bu yeni dönemin başarısı, geçmişten ders çıkarabilen, halkın sesini merkeze alan ve hiçbir kişi ya da çıkar grubunu toplumun üzerinde görmeyen bir siyaset anlayışının inşa edilmesine bağlıdır.


