Sevgili Kürt ve Türk okurlar, siyaset ve devlet işi Hollywood aktörleri gibi ateş etmez, yumruk sallamaz, tehdit etmez, rüzgâr hızıyla geçip giden arabalardan atlamaz! Pekâlâ Kadir Bey, devlet ve siyaset ne iş yapar? Egemenlik için savaşlar başlatır, savaşlara son verir, kaderimizi avuçlarının içine alır; ister kuş gibi havaya kanatlanmamızı, isterse kafese tıkayarak yazgımızı değiştirir.
Veya şöyle de diyebiliriz: Savaş, manipülatörler ve narsistler için büyük bir talihken, halk için büyük bir felakettir. Barış ise kimileri için çöküş, kimileri içinse kurtuluş anlamına da gelebilir.
Savaşı yaşayan ülkeler ve milletler için her zaman şu düşünceler beynimin bir noktasında bir nehir gibi akmıştır: Her zaman uçurumun tam kenarına dek yaklaşan ve tam da uçurumdan aşağıya düşecekken durmayı bilen akıl ve zekâsıyla manevra yapan ülkelerin liderlerini sevmişimdir. Benim için Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Sayın Devlet Bahçeli ve Sayın Abdullah Öcalan da böyle liderlerdir.
Siz değerli okurlarım arasında birinci barış sürecini hatırlayanlar mutlaka vardır. Birinci Barış Sürecinde Sayın Erdoğan ve Sayın Abdullah Öcalan büyük bir çaba gösterdiler ve çok büyük risk aldılar. Zaten siyaset risk demektir ve büyük liderler risk alarak barışı gerçekleştirirler.
Ancak birinci barış sürecinde devletin tüm kurumlarında örgütsel kuluçkasını kuran, devletin tüm kurumlarını ele geçiren ve yöneten gezegenin en büyük kötülük fırkası FETÖ terör örgütü, HDP içinde yuvalanan marjinal sol gruplar ve ırkçı kemalistler, barış sürecini bozguna uğratmışlardı. Sayın Erdoğan ve dava arkadaşları bu sinsice tuzağı sonradan fark ettiler ancak iş işten çoktan geçmişti. Oysa Abdullah Öcalan, Fetullah Gülen’in devleti Pensilvanya’dan yönettiğini, barış sürecini bozacağını, Erdoğan’a darbe yapacağını ve Erdoğan’ın elini çabuk tutmasını HDP heyetine özellikle hatırlatmıştı.
Şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki, sevgili Kürt ve Türk milleti rahat olsun. Allah’ın izniyle bu kez bu hibrit unsurlar emellerine ulaşamayacaklardır. Bu barış sürecinin tüm engellemelere rağmen hedefine yüzde yüz ulaşacağını düşünüyorum.
Tam 15 aydır, hiç durmadan ve bıkmadan barış için mücadele eden biri olarak şunu söylemek istiyorum: Türklerin ve Kürtlerin içinde çok sayıda kötülük fırkası barış sürecini sabote etmeye çalıştı; ancak şu ana kadar bu hibrit unsurların hiçbiri barış sürecine bir hardal tanesi kadar zarar veremedi. Allah’ın nusretiyle barış süreci en zorlu badireleri tek tek başarılı bir şekilde geride bırakmayı başardı ve Allah’ın izniyle barış noktasına sadece birkaç adım kaldı! Daha önce defalarca ifade ettiğim gibi; beş yıl sonra Kürtler devletin yönetimine tam ortak olacak, on yıl sonra Türkiye dünyanın en gelişmiş zengin ülkeleri arasında hak ettiği yerini alacak ve tüm Ortadoğu ile İslam dünyasına demokratik model ülke olacak.
Ancak içimizdeki şeytanlar barışın gerçekleşeceğini duyunca dehşete düşüyor, çünkü varoluşları çatışmaya bağlı. Tilkiler ise savaşın ortasında sıvışıp kaçıyor, sorumluluk almaktan kaçınıyorlar. Barış geldiğinde ise inlerinden büyük bir sevinçle sahneye fırlıyorlar, çünkü barış onlar için güvenli bir fırsat alanı.
Ciğerleri beş para etmez, Kürt ve Türk gençlerin kanıyla beslenen, cefakâr Kürt ve Türk milletinin sırtından geçinen ve emekleri üzerinde ikbal kapılarını açan asalak, tembel, miskin ve fitneci siyasetçiler içimizden defolup gittikleri zaman, işte o gün barış gelecek, herkes derin bir nefes alacak. Kürt ve Türk kumrular gibi sevişecek. O gün sevgi çoğalacak, o gün demokrasi kültürü hâkim olacak.
O gün elbette ki tek değişmeyen şey; yiyeceği değişmiş, elbisesi değişmiş, silahı değişmiş ancak Kürt düşmanlığı değişmemiş faşistler olacaktır.
Brezilyalı papaz Camara, “Her birimizin içinde bir faşist yatar, kimi zaman bu hiç uyanmaz, kimi zaman da uyanır” der. Evet, Türk siyasetinde birçok siyasetçinin içinde yatan faşizm uyandı. Ancak hâlâ Ümit Özdağ ve Müsavat Dervişoğlu gibi siyasetçilerin içinde yatan faşizm uyanmadı!
Tam da bu noktada Ziya Gökalp’in Türk ve Kürt ilişkilerine yönelik sözlerini hatırlatmak isterim. Gökalp: “Kürtleri sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkleri sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir” der.
Sayın Abdullah Öcalan’ın “Kürt’ten Türkü ayırsan Kürt kalmaz, Türk’ten Kürdü ayırsan Türk kalmaz” sözleriyle Gökalp’in sözlerini onayladığını görüyoruz. Türk ve Kürt ittifakına ve kardeşliğine karşı zehirli dil kullanan kimseleri ise Sayın Devlet Bahçeli, “Türk-Kürt kardeştir, araya giren, bozgunculuğa heveslenen kim varsa kamburdur, kalleştir, kanser hücresidir, kahrolmaya mahkûmdur” sözleriyle mahkûm ediyor.
Hem Sayın Devlet Bahçeli, hem Sayın Erdoğan hem de Sayın Öcalan, akıllarıyla, zekâlarıyla, tecrübeleriyle ve manevra kabiliyetleriyle Türklere ve Kürtlere kazandırıyorlar! Çünkü her üç lider bin yıllık Türk ve Kürt ilişkilerine son derece hâkimdir ve bu bilinçle hareket ediyorlar, başarılı oluyorlar. Tarihte birbirleriyle din kardeşliği, akrabalık ve ortak devlet mefkûresiyle en uzun yaşayan milletler Kürtler ve Türklerdir.
Örneğin, Kürtlerin Türklerle yaşadığı sorun, eskiden Hindistan ve Pakistan’ın yaşadığı sorun gibi değildir. Çünkü Gandi, Ali Cinnah’a; Zülfikar Ali Butto da Gandi’ye ve Hindistan’ın ilk kadın başbakanı İndira Gandi’ye şunu diyorlardı: “Biz kardeş değiliz ve hiçbir zaman da olmadık. Dinimiz ruhumuzun ve yaşam biçimimizin derinlerine inmiştir; kültürlerimiz farklıdır, davranışlarımız farklıdır. Bir Hindu ile bir Müslüman için, doğduğu günden öldüğü güne kadar birbirininkilerle hiç ilişkisi olmayan yasalar ve gelenekler gibidirler. Yemeleri, içmeleri bile birbirinden çok farklıdır. Daha önemlisi, birbirleriyle asla bağdaşmayan bir inanca sahipler ve Müslüman olduğumuz için her zaman bizi aşağılamışlardır.” Bakınız, Zülfikar Ali Butto başbakan olduğu sıralarda bir gazetecinin sorusu üzerine başından geçen şu olayı anlatır: “Annem ve babamla Keşmir’de tatildeydim. Tüm erkek çocuklar gibi yokuştan bir aşağı bir yukarı koşup duruyordum ve çok susadım. Su satan adama giderek bir bardak su istedim. Adam bardağı doldurdu, bana uzatırken durdu ve ‘Müslüman mısın, Hindu musun?’ diye sordu. Yanıtlamadan önce duraksadım çünkü çok susamıştım. Sonunda ‘Müslümanım’ dedim. Adam suyu yere döktü.”
Son olarak, barış Türklere kazandıracak, Kürtlere kazandıracak, demokrasiye kazandıracak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne kazandıracak.

Kimdiniz, Ne Oldunuz? Hafızasını Satanlara
Kimdiniz, Ne Oldunuz? Hafızasını Satanlara
İçeriği Görüntüle

Kadir Amaç/ Brüksel