Bir an durun ve o kibirli başlarınızı öne eğip okuyun: Siz aslında kimdiniz, bugün ne oldunuz?
Düne kadar esameniz okunmuyordu; yoktunuz, adınız bile size ait değildi. Kimliksiz birer gölgeden ibarettiniz. Çocuklarınız bile sizin sayılmazdı, elinizden çekilip alınırdı. Bugün eğer sokaklarda özgürce Kürtçe konuşabiliyorsanız, bir iş sahibi olup zenginleştiyseniz; o çok övündüğünüz "iş insanı", "öğretmen", "sporcu", "milletvekili" ya da "belediye başkanı" unvanlarını göğsünüze takabiliyorsanız, dönün de bunun bedelini kimin ödediğine bakın!

Rıdvan Yıldız yazdı: İnsanın doyumsuzluğu kaosa neden oluyor
Rıdvan Yıldız yazdı: İnsanın doyumsuzluğu kaosa neden oluyor
İçeriği Görüntüle

Eğer bugün Ahmetlerin, Mehmetlerin yanına ciyagerler, andoklar, zilanlar eklendiyse; bu isimler ve kazanımlar gökten inmedi. Bu halkın adını tarihe kazıyanların, o yalın ayaklıların ödediği ağır bedeller sayesindedir.

Şimdi gelelim asıl midenizi bulandırması gereken meseleye... Ne oldu bize? Bu neyin körlüğü, neyin inkarı?

Etrafınıza bir bakın; rantın, paranın ve sermayenin peşinde köle olmuş bir güruh görüyorum. Birbirine kazık atanlar, kardeşine ihanet edenler, dostunu sırtından vuranlar, davasını üç kuruşa satanlar... Hepimiz kirlendik; ruhumuz da bedenimiz de bu çürümüşlüğün içinde lağma battı.

Dönüp çevrenize bakın. Gerçek anlamda güvendiğiniz kaç insan kaldı? Kaç kişi hiçbir karşılık beklemeden bir başkasının elinden tutuyor? Kaç kişi kendi rahatından vazgeçip halkı için sorumluluk alıyor? Ama Alanlar vardı biraz dönüp geçmişe bakın !

Şimdi lüks arabalarınızın, tapularınızın, unvanlarınızın arkasına saklanın saklanabilirseniz. Gözünüz doymuyor, paylaşmayı unuttunuz, menfaat rüzgarı nereye eserse oraya savruluyorsunuz.

Bu , kirlilikle yaşanmaz!
Ne zaman bu kadar çabuk unutan insanlar olduk? Ne zaman çıkarlarımızı değerlerimizin önüne koyduk?

Dün bedel ödeyenlerin açtığı yollarda yürüyenlerin bir kısmı bugün o yolların nasıl açıldığını unutmuş Makam sahibi olan da, servet sahibi olan da, toplumda söz sahibi olan da geçmişin yükünü omuzlarında taşıyan insanlara borçlu olduğu gerçeğini görmek istemiyor.

Bugün en büyük yoksulluğumuz statü değil; vicdan, güven ve dayanışma yoksulluğudur.

Bir çözümden söz edebilirsek geçmişi unutmak mı? geçmişten ders çıkarmak mı ? Çözüm, birbirimizi tüketmek değil; birbirimize sahip çıkmaktır. Önce kendimizle yüzleşmeli, sonra birbirimize yeniden güvenmeyi öğrenmeliyiz.

Bir halkı yok eden düşmanlarının gücü değil, kendi içindeki çözülmedir. Bir halkı ayakta tutan ise birlik, dayanışma ve mücadeleyle kazanılmış değerlerine sahip çıkmasıdır.Bugün kendimize sormamız gereken soru şudur:Bize bırakılan mirasa sahip çıkacak mıyız, yoksa onu kişisel çıkarlarımız uğruna tüketip yok mu edeceğiz?

Geleceği belirleyecek olan da bu sorunun cevabı değilimdir ?