ÖZEL HABER

Gazete Emek- Gazeteci İrfan Uçar, Gazete Emek’in düzenlediği “Yeni medyada emek gazeteciliğini geliştirmek” programı kapsamında düzenlediği atölyede konuşmacı olarak yer aldı.


 

Emek haberciliğinin basında nasıl yer alması gerektiğini anlatan Uçar, eski Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın politikalarından kaynaklı olduğunun altını çizerek, “Eskiden ‘ekonomi haberciliği’ denilen bir habercilik dalı yoktu. Büyük gazeteler, ekonomi, borsa ve otomotiv gibi alanlara yöneldi. Bir süre sonra turizm bu işin içine girdi. İş-sendika servisleri de lağvedildi.” diye konuştu.


 


 


 

EMEK HABERCİLİĞİNİN LAĞVEDİLMESİ SENDİKALARIN ZAYIFLAMASINA NEDEN OLDU”


 


 

Sendika ve sivil toplum örgütlerinin bir dönem ciddi oranda güçlenmesi üzerine, emek ve işçi haberlerinin basında sıkça yer verildiğine değinen Uçar, Özal’ın neoliberal politikalarından dolayı İşçi- sendika servislerinin zayıflayarak yerine “ekonomi servisleri”nin yer aldığını söyledi.


 


 

Uçar, konuşmasında şu ifadelere yer verdi;


 

1980 ve öncesinde emek örgütleri, özellikle sendikalar ciddi bir örgütlülüğe sahipti. Bu 1960 darbe girişiminden 1980 darbe girişimine kadar geçen 20 yıllık sürede sendikalar ciddi şekilde güçlendiler. Bunu medyaya da yansıması oldu. Medyada daha önce Yaşar Kemal’in röportaj tarzı vardı. Giderdi işçiler ve mevsimlik işçilerle derinlemesine bir görüşme yapardı ve onların ahvalini anlatırdı. Kendi üslubuyla hikayeleştirerek anlatırdı. 1960 ve 1980 arasında güçlenmiş olan sendikalar gazetelere etki etti. Gazetelerde iş-sendika servisleri kuruldu. İş-sendika haberleri genelde konfederasyonların ve sendikaların toplu iş sözleşmesi, grev, asgari ücret gibi konularla ilgili haberleri yapardı. Buradaki gazeteciler mevzuatı biliyorlardı. Fakat 1980’de Turgut Özal ile birlikte bir neoliberal politika geliştirildi. Türkiye, Dünya ile entegre olmaya çalışıldı. Bu sürede bütün her şey burada üretiliyordu ve ithal edilmiyordu. İthal edilecek ürünler burada üretildiği için ciddi bir işçi sınıfı vardı. Özal’ın müdahalesiyle birlikte aslında etkisini 1990’da gösterdi. Bu iş-sendika servisleri artık gereksiz bir hal aldı. Bunların haberleri gazetelere girmez oldu. Bunun yerine ekonomi servisleri kurulmaya başlandı. Eskiden ‘ekonomi haberciliği’ denilen bir habercilik dalı yoktu. Büyük gazeteler, ekonomi, borsa ve otomotiv gibi alanlara yöneldi. Bir süre sonra turizm bu işin içine girdi. İş-sendika servisleri de lağvedildi. Bu durum sendikaların zayıflamasına neden oldu.”


 



 

MUHALİF MEDYA EMEK HABERLERİNİ ANADOLU AJANSI’NIN HABER DİLİ İLE VERİYOR”


 

İkitidara yakın medya organlarının emek haberlerine duyarsız kalmadığını belirten Uçar, “Son 8-9 yıldan bu yana hükümete yakın gazeteler de emek ile ilgili haberleri görmezlikten gelmiyorlar. Onlar da emek ile ilgili haberleri veriyorlar. Ama nasıl? Örneğin; asgari ücret, emeklilerin maaşları ile ilgili Posta veya Takvim Gazetesi, sürmanşetinde “Emeklinin maaşı ne olacak?”, “Memurun maaşı ne olacak?”, “Asgari ücret ne olacak? diye emek alanıyla ilgili toplumun ilgisini cezbedecek bir tarzda haber veriyor. Hükümete yakın sağ gazeteler ise, bu emek haberlerini veriyorlar ama kendi tarzı ile veriyor. Örneğin; TÜİK işsizlik verilerini açıkladığında TÜİK’in bültenindeki öne çıkan cümle ile veriyor. “İşsizlik şu kadar azaldı” gibi. Yani 1990 ile 2010 arasında bu alana yer vermeyen gazeteler son 10 yıldan bu yana kitlelerin bu konuya olan duyarlılıklarını yeniden keşfedip bu haberleri veriyorlar.” diyerek yapılan haberlerin asıl probleme odaklanmadığını ve kaynağın işaret ettiği konularla işçinin sorunlarının hasır altına alındığını belirtti.


 


 

Muhalif medyanın emek haberlerini Anadolu Ajansı’nın haber dili ile vermesini ve asıl eleştirilmesi gereken konuların haberin üstünün kapatıldığını ve alternatif üretmemesini eleştiren Uçar, “Çok acıdır, en muhalif medya organları bile hükümetin, TÜİK’in hazine müsteşarlığının, asgari ücret tespit komisyonunun emeğin geleceği ile ilgili, geniş kitlelerin ekonomik ve sosyal haklarını, toplum yararına yapılan çalışma ile ilgili haberleri Anadolu Ajansı’nın verdiği ilk hali ile ve son dakika haberi olarak veriyorlar. Alternatif haber geliştirmiyorlar. Televizyonlar, gazeteler önce hükümetin haberlerini sayfalarına veya İnternet sitelerine kalıp olarak yerleştiriyorlar. Ondan sonra o veriyi yorumlayanların, “o verinin aslında şöyle okunması gerekiyor” diyenleri ikincil plana düşürüyorlar. Dolayısıyla emek haberciliğinde de atı alan Üsküdar’ı geçmiş oluyor. İlk sözü söyleyen algıyı yaratıyor. Onun için emek alanında çalışan gazetecilerin takvimi izlemesi gerekir. TÜİK’in veri açıklama takvimi, hatta saati var. Buna benzer takvimleri çok iyi takip etmemiz gerekiyor. İletişim Fakültesinden mezun olduktan sonra bu verileri okumakta zorluk çekiyoruz. Özellikle bu konuda istatistik okuyanlar, işletme ve iktisat mezunları gazetecilerden daha avantajlı oluyor. Maalesef iletişim fakültelerinde eğitim verilirken istatistik, veri okuma, verilerden analiz çıkarma konusunda bir eksiklik var.” diyerek örnekler üzerinden sözlerine devam etti.


 

"EMEK HABERCİLİĞİNE BAŞLAYAN GAZETECİLER VERİLERİ OKUYUP YORUMLAYABİLMELİ"

Emek haberleri yapan gazetecilerin uzmanlaşması gereken konuları açıklayan Uçar, şunları söyledi;


 

Mevzuatı bilmek, kuralları ve kaideleri neler öğrenmemiz gerekiyor. Türkiye kendine göre bir prosedür uydurmuş durumda. İşçi, işveren, devlet... Aslında işçi bir tarafta, işveren ve devlet diğer bir tarafta. İşçiyi ve kamu çalışanını maniple ediyorsa, Çeşitli vaat, mobbing ve benzeri yöntemlerle muhalif olan konfederasyonun içini boşaltıp,kendisine yakın konfederasyonun sayısını arttırıp kendisinin belirlediği kişiler masaya oturtuyor. Alan ne olursa olsun gazeteci, elinin altında hemen ulaşabileceği bir uzman listesi olması lazım. Emek gazetecisi, her alanda en az üç isimle iletişim halinde olmalı. Sokakla temas kurması gerek. Haberlerimizin içerisinde bir sokak ayağının olması gerekiyor. Sendika ve meslek odalarının emek alanı ile ilgili birimleri var. Bir gazetecinin bunları isim isim bilmesi gerekir. Uzmanlardan biri akademisyen olmalı. Biz mesleğimizi yaparken aslında okul da okumuş oluyoruz. Uzman akademisyenlerden konuya vakıf olup neyi nerede haber yapacağımızı görmüş oluruz. Sendikaların çok yetkin uzman grubu var. Bunlar alanında çok uzmanlardır. Hem mevzuatı hem de işin politik yanlarını çok iyi biliyordur. Olayı biz gazetecilerin anlayabileceği bir dile indirgiyorlar. Çok elit bir dille bize anlattıklarında anlamadığımız konuları olduğu gibi aktarmayı tercih ederiz. Dolayısıyla bunu halka indirgeyemeyiz. O yüzden sendika uzmanlarının verdiği bilgiler çok kıymetlidir. “


 


 


 


 


 


 

Eroğlu: Adil bir sistem için çok kazanandan çok az kazanandan az vergi alınmalıdır Eroğlu: Adil bir sistem için çok kazanandan çok az kazanandan az vergi alınmalıdır