sanalbasin.com üyesidir DMCA.com Protection Status

Prof. Korkut Boratav, Biden ile başlayan yeni dönemi mercek altına aldı: Yeni bir dalga geliyor

Prof. Dr. Korkut Boratav, ABD siyasetindeki temel ayrışma noktalarını, bunların küresel siyasete etkilerini ve Biden’la başlayan yeni dönemi mercek altına aldı. Boratav'ın bu röportajı büyük beğeni topladı.

GÜNDEM 04.04.2021, 21:48 05.04.2021, 15:42
Prof. Korkut Boratav, Biden ile başlayan yeni dönemi mercek altına aldı: Yeni bir dalga geliyor

Gazete Emek - Türkiye'nin yetiştirdiği önemli akademisyenlerden biri olan Marksist iktisatçı Korkut Boratav, Birgün'e önemli değerlendirmelerde bulundu. 

İşte o röportaj:

"BİDEN, ABD EGEMEN SINIFLARININ TEMSİLCİSİDİR"

Biden’ın seçilmesinin, ABD’de neo-faşist yükselişe son veren bir yeni dönemi başlatacağı; sadece ABD’de değil, küresel olarak da liberal restorasyon kapısının da aralanacağı ileri sürüldü. Sizin değerlendirmeniz nedir?

Joe Biden, Demokrat Parti’nin (DP’nin) sağ kanadında yer alan kıdemli bir siyasetçidir. Son seçim kampanyasında dev şirketlerden aldığı bağışlar, Trump’ınkileri fazlasıyla aştı. Başkanlık ön seçimlerini bir süre önde götüren sosyalist Bernie Sanders’a karşı Wall Street’in desteklediği aday Biden oldu; tökezleseydi milyarder Bloomberg yedekteydi. Kısacası, Biden, ABD egemen sınıflarının bir temsilcisidir ve bu blok 2020’de onu yeğledi.

Fazıl Say'dan CHP'ye 'Kürt sorunu' eleştirisi

Öte yandan 2008 krizini izleyen gelişimler, DP’nin iç dengelerini belirgin boyutlarda sola çekti. Bu parti, temel çizgisi ile büyük sermayenin partisidir; ama Avrupa’nın neoliberalizmle barışık sosyal demokrasi akımını andıran bir sol kanadı da vardır. Barack Obama’nın 2008’de başkanlığı kazanmasına, seçim arifesinde yükselen Wall Street’i İşgal protestoları da bir ivme sağlamıştı. Bu eylemler, “Yüzde 1’lik bir azınlığın ABD ekonomisini ve toplumunu tutsak aldığı” tespitine dayanıyordu; açık-seçik sınıfsal bir tepkiydi.

Bu yöneliş, sonraki yıllarda da ABD siyasetini etkiledi. Bernie Sanders’ın DP içinde temsil ettiği “Amerika’nın Demokrat Sosyalistleri” hareketinin beş üyesi bugün ABD Kongresi’nde temsil edilmektedir. Bu partiye katılmayan ve “ilerici” nitelendirilen temsilcilerin sayısı birkaç kat daha fazladır.

Siyasal eğilimleri ve ideolojik kimliği açısından açıkça faşist olan; ırkçı-gerici, anti-sosyalist özelliklerini dört yıl boyunca ABD siyasetine de taşıyan Trump’ın seçim yenilgisine DP’nin solcu tabanı önemli katkı yaptı. Biden bunun fakındadır. Seçim programının ekonomiye ve iç siyasete dönük öğelerinde, solcuların talepleri belli ölçülerde dikkate alındı. Trump’ın seçimde ve “sivil darbe” girişimindeki yenilgileri ABD’de anti-faşist akımların, en geniş anlamda solun zaferi olarak da görüldü.

Avrasya'nın son anketi açıklandı: Cumhurbaşkanlığı adaylarında Erdoğan'a karşı fark artıyor

Bu “sol dalga”, Biden’ın iç siyasetteki yönelişlerini şimdiden etkilemektedir. Martta Kongre’den geçirilen American Rescue Plan başlıklı yasa dikkat çekici bir örnektir: Federal bütçeden 1,9 trilyonluk ek harcama içeren bir “kurtarma planı”… Önemli bölümleri yoksul, emekçi sınıf ve katmanlara doğrudan nakit aktarımlardan oluşuyor. Neoliberal “malî disiplin” ilkelerini tümüyle terk eden; sol Keynes’gil, bölüşümcü bir açık-bütçe uygulamasıdır. Kapitalizmin tarihinde benzerine ender rastlanan boyuttadır; ABD millî gelirinin yüzde 9’unu aşmıştır.

Biden, ilaveten iddialı bir altyapı yatırım programını sahiplenmiştir. Kongre’nin sosyalist üyelerince önerilen, F.D. Roosevelt’in “New Deal” programını “Yeşil” doğrultuda geliştirme tasarımının hayata geçirileceği beklentileri beslenmiştir.

Bu olgu, Türkiye solunda da (örneğin Ergin Yıldızoğlu arkadaşımızda) “dünyada neoliberalizmin sonu mu?” beklentisine yol açtı. Yanıltıcı bir beklenti… Ocak 2021’de IMF ve Dünya Bankası’nın ortak toplantısında, “neoliberal malî disiplin” ilkelerinin ABD ve diğer “merkez” ekonomilerinde askıya alınması açıkça savunuldu; belgelendi. Ama dikkat ediniz, “Güney” coğrafyası açıkça dışlanarak… Örneğin aynı tarihlerde Arjantin ve Ekvador ile sürdürdüğü kredi görüşmelerinde IMF, kamu maliyesinde katı kemer sıkma önlemlerinde ısrar etmekteydi.

ABD’ye dönelim. Biden’ın zaferinin anti-faşist bir kazanım olarak değerlendirilmesine iki parantez açmak gerekiyor. Birinci olarak, Amerikan faşizmi Cumhuriyetçi Parti saflarında kök salmış durumdadır; Trump seçmenlerinin dörtte üçü hâlâ “seçimlerin çalındığını” düşünmektedir; Trump’ın dönüşü veya yeni bir faşist liderin beklentisi içindedir. İkinci olarak, Biden’ın sola dönük politikaları iç siyasetle sınırlıdır. Dış siyasete ABD emperyalizminin öncelikleri egemendir.

"DEMOKRATİK PARTİ, ABD EMPERYALİZMİNİN SAVAŞ PARTİSİDİR"

Biden’ın seçilmesinin ardından, ABD’nin dışa dönük yönelimleri de belirginleşmeye başladı. Avrupa ve NATO’yu daha çok öne çıkararak, özellikle de Rusya’yı hedef tahtasına yerleştiren açıklamalar yaptı. Öte yandan Çin’e karşı Trump’ın başlattığı, uzlaşmasız soğuk savaş söylemi sürdürülüyor. Bunların anlamı ne, ABD şimdi nasıl bir dış siyaset izleyecek görünüyor?

103 emekli amiralin ardından eski milletvekilleri de bir bildiri yayımladı

Son elli yıldaki siciline göre DP, “ABD emperyalizminin savaş partisi”dir. Trump’ın NATO bağlantılarını zayıflattığı; en azından söylem düzleminde “ABD’nin sonu gelmeyen savaşları”na karşı çıktığı unutulmamalı. DP’nin sol kanadı ise, Clinton döneminden miras kalan “insan hakları emperyalizmi” söyleminin tutsağıdır; Rusya ve Çin karşıtlığında hemfikirdir.

Biden yönetiminin oluşumunda Dışişleri ve Güvenlik alanlarında emperyalist saldırganlığın “şahin” temsilcileri bu nedenle öne çıktı. Dışişleri Bakanı Antony Blinden, Trump’ın başlattığı; Çin Komünist Partisi’ni ideolojik olarak hedef alan soğuk savaş söylemini olduğu gibi devraldı; 19 Mart’ta Alaska’daki ABD-Çin toplantısında aleniyete döktü. ÇKP Politbüro üyesi Yang ise aynı toplantıda Blinden’ı “Artık güçlü konumda değilsiniz; bize hitap ederken bu durumu dikkate alın” diye uyardı.

Bu toplantı sonrasında Başkan Biden, “Çin’in en güçlü ülke olmasına izin verilmeyeceği” mesajı içeren bir demeç verdi. Dünya sisteminin hegemonya mücadelesi gündemdedir. Çin, ABD hegemonyasını reddettiğini; Amerikan toplumunun bu konuma layık olmadığını açıkça ifade etmektedir. Mücadelenin soğuk savaş sınırlarını aşmayacağını umut edelim.

"İNSAN HAKLARI EMPERYALİZMİ"

ABD’nin bir dönem BOP üzerinden şekillenen Ortadoğu politikasında, AKP ve siyasal İslamcı güçler önemli bir yer tutuyordu. Bugün, siyasal İslam’ın hem ülkemiz hem de bölgedeki durumu ve bu bağlamda emperyalizmle ilişkisinde gelinen aşamayı nasıl değerlendirirsiniz?

ABD, NATO aracılığıyla, Trump’ın zedelediği Batı ittifakının liderliğini üstlenme girişimi içindedir. Almanya ve Fransa’nın tam desteğini henüz sağlayamamıştır. Türkiye’ye karşı S-400’lerle ilgili tepki sürmektedir; ama Blinken, “Türkiye’nin Batı ittifakından uzaklaşmaması gözetilmelidir” önceliğini ifade etmiştir.

Hakan Bayrakçı canlı yayında çok sinirlendi: Yazıklar olsun

Bu yöneliş, AKP iktidarını ihtiyatlı bir çizgiye yönlendirmektedir. ABD Kongresi’nin Türkiye’ye karşı kararlaştırdığı (ve uygulanma aşamaları Başkan tarafından belirlenecek olan) “CAATSA yaptırımları” askıda tutulmaktadır.

Hatırlamak gerekiyor ki, ABD’nin “insan hakları emperyalizmi” selektiftir. ABD emperyalizminin hasım gördüğü ülkelerle sınırlıdır. Rusya ve Çin’e dönük yaptırımlar bir yana, bu ölçüt, esas olarak Güney coğrafyasının “aykırı” ülkelerini hedef alır; bir bölümü kanlı “rejim değiştirme operasyonlarının, diğer bölümü korona salgını ortamında insanî trajedilere yol açan ağır ekonomik yaptırımların kurbanları… Örnekler ortada: Suriye, Venezuela, Küba, Nikaragua, İran, Kuzey Kore… Biden’ın bu ülkelere karşı Trump’ın çizgisini izleyeceği ortaya çıktı.

Trump, çeşitli coğrafyalarda, Brezilya, Türkiye, Britanya ve Hindistan’da iktidarda olan diğer neo-faşist liderlerle yakın, çoğu kez kişisel ilişkiler kurmuştu. Yenilgisi, bu ülkelerdeki liberal muhalif akımlar tarafından da olumlu karşılandı. Biden yönetimi bu konuda hayal kırıklığı yaratacaktır. “İnsan hakları” ölçütü bu neo-faşist rejimlere ve ayrıca demokrasi karnesi tümüyle arızalı Körfez rejimlerine karşı uygulanmayacaktır.

Emperyalist sistemde yönetim değişikliklerinden demokrasi uman liberal çevreler yanılıyor. Dışişleri sözcülerinin veya AB raporlarının Türkiye’ye dönük demokrasi eleştirileri semboliktir; belgelerde gömülü kalmaya mahkûmdur.

"DÖVİZ KRİZİ AKP'Yİ HİZAYA GETİRDİ"

Emperyalizmin açık askeri varlığı, dış politika ve iç siyasete görünen etkilerinin ötesinde ekonomik anlamda, Türkiye’nin bağımlılık ilişkilerinin güncel görünümü nasıl şekilleniyor? Bugün ekonominin yönetiminde bir ileri bir geri politikaları sürüyor… Sistem içi muhalefet ise çözüm olarak daha çok yabancı sermaye için huzur ve güven ortamını öne çıkartıyor. Sizce, çözüm nerede aranmalı?

103 Emekli amiralden ortak bildiri! AKP-MHP'den sert tepki ve soruşturma

Emperyalizmin “Güney” ekonomileri üzerindeki hegemonyası günümüzde uluslararası finans kapital aracılığıyla işliyor. AKP iktidarına göz atalım. 2013 sonuna kadar ekonominin yönetimini tümüyle neoliberal reçetelere teslim etti. Sermaye hareketlerinin canlı ortamından yararlanarak yüksekçe (yüzde 4,5’lik) bir büyüme temposu gerçekleştirdi; ama ağır bir ekonomik bağımlılık cenderesine sürüklenerek: Kronik, yüksek dış açıklar; artan dış borçluluk ve dinamizmini yitiren, ithalata bağımlı bir sanayi…

Finans kapitalin Türkiye ekonomisi üzerindeki denetimi neoliberal modelin ana kuralları ile sağlanmıştır. Hatırlatayım: Serbest sermaye hareketleri sürdürülecek; özerk merkez bankası sıkı para politikası (enflasyonu aşan faiz) uygulayacak; döviz kurları ise piyasaya bırakılacak, dalgalı seyredecektir… Sermaye hareketleri 2015’ten itibaren yavaşlayınca bu reçete Türkiye ekonomisini durgunlaşmaya sürükledi. İktidarını baskıcı yöntemlerle korumaya çabalayan AKP, durgunluğu göze alamıyordu. “Yüksek faizlere” savaş açtı; neoliberal reçeteyi ihlal etmeye başladı. Karşılığında finans kapital 2018-2020 arasında iki döviz krizi yaratarak Türkiye “cezalandırıldı”. Her döviz krizi, AKP’yi “hizaya getirdi”.

20 Mart’ta TCMB Başkanı’nın görevden alınması üçüncü döviz krizini yaratmaktadır. Saray, siyasette sıkışmıştır; iktidarı koruma mücadelesi içindedir. “Meşruiyet görünümü”nü çiğnemeyi de göze alarak 2017’deki gibi hızla “atı alıp Üsküdar’ı geçmek” çabası içindedir. Yeni döviz krizi içinde ve korona salgınının da ağırlaştırdığı toplumsal bunalım ortamında fazla zamanı kalmamıştır.

Finans kapitalin egemenliği kabul edilirse, Saray’ın Merkez Bankası operasyonu, “ağır bir ekonomik hata” görülecektir. Sol iktisatçılar, elbette bu tespiti yapmaktadır. Ama kendi aramızda “finans kapitalin egemenliğinden çıkış” seçeneklerini de tartışıyoruz. “Çıkış”ın ilk adımı sermaye hareketlerinin sınırlanması olacak; boyutları, yöntemleri ve sınıfsal yansımaları gündeme gelecektir.

Böyle bir seçeneği tartışmak, iktidarın sınıfsal bileşimini, sınıfsal ittifakları gündeme getirir. Bu gündemi tahayyül etmeyi dahi reddeden geleneksel iktisatçılar ve düzen partileri bu tartışmanın dışında kalacaktır.

Yorumlar (0)
18
açık
Günün Anketi Tümü
Erken seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 38 81
2. Fenerbahçe 38 79
3. Galatasaray 38 78
4. Trabzonspor 38 67
5. Hatayspor 38 60
6. Sivasspor 38 59
7. Alanyaspor 38 57
8. Gaziantep FK 38 55
9. Karagümrük 38 54
10. Göztepe 38 51
11. Konyaspor 38 48
12. Rizespor 38 45
13. Malatyaspor 38 44
14. Başakşehir 38 44
15. Kasımpaşa 38 43
16. Antalyaspor 39 43
17. Kayserispor 38 40
18. Ankaragücü 38 38
19. Erzurumspor 39 37
20. Gençlerbirliği 38 35
21. Denizlispor 38 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 35 80
2. M. United 34 70
3. Chelsea 35 64
4. Leicester City 35 63
5. West Ham 35 58
6. Liverpool 34 57
7. Tottenham 35 56
8. Everton 34 55
9. Arsenal 35 52
10. Leeds United 35 50
11. Aston Villa 34 48
12. Wolverhampton 35 45
13. Crystal Palace 34 41
14. Burnley 35 39
15. Newcastle 35 39
16. Brighton 35 37
17. Southampton 34 37
18. Fulham 35 27
19. West Bromwich 35 26
20. Sheffield United 35 17
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 35 77
2. Real Madrid 35 75
3. Barcelona 35 75
4. Sevilla 35 71
5. Real Sociedad 35 56
6. Real Betis 35 54
7. Villarreal 35 52
8. Celta de Vigo 35 47
9. Athletic Bilbao 35 46
10. Granada 35 45
11. Cádiz 35 43
12. Osasuna 35 41
13. Valencia 35 39
14. Levante 35 39
15. Getafe 35 34
16. Deportivo Alaves 35 32
17. Real Valladolid 35 31
18. Huesca 35 30
19. Elche 35 30
20. Eibar 35 29