Antik Yunan tiyatro mekânlarının, ilk başlarda dini kurban tören alanları olarak kullanıldıklarını ardından toplumun ortak sosyalleşme mekânlarına dönüşüp ziyafet ve gösteri alanlarına dönüştüklerini tarihî kaynaklardan biliyoruz.

Antik Yunan tiyatroları ve gösterileri, günümüzde farklı mekân ve alanlarda birçok şekilde karşımıza çıksa da en kitlesel şekilde futbol stadyumlarında boy gösterir. Zaten stadyum da antik dünyadan bize miras kalan bir mekân ve aynı zamanda antik dünyada bir uzunluk birimiydi. Örneğin iki şehrin birbirine uzaklığını hesaplarken bir stadyumun uzunluğu üzerinden yapılırdı. Elbette o stadyumlarda futbol yoktu ve bu kadar gelişmiş bir teknoloji ile inşa edilmemişlerdi. Futbol o dönemde stadyumlarda yerini almamış olsa da günümüzde atletizmin birçok dalı o stadyumlarda kendine yer bulurdu.

Örneğin, güreş müsabakaları antik dünyada en az koşu kadar popülerdi. Şu ana kadar yapılan arkeolojik kazılarla Anadolu’da 30’dan fazla antik stadyum ortaya çıkarıldı. Antik dünya ile günümüzdeki stadyumlarda oyunlar değişse de seyircilerin heyecanı, mutluluğu ve zaman zaman kabaran öfkesi zaman kavramını ortadan kaldırır ve duyguları aynı potada buluşturur.

Günümüzdeki stadyumlarda seyirci olarak atılan gollerdeki sevincimizin benzerini, binlerce yıl önce şu anda mezar yerleri bile belli olmayan seyirciler cirit atma ve uzun atlama dallarında ya da başka bir yarışta yaşıyordu.

Amedspor yıldız oyuncu transferini duyurdu
Amedspor yıldız oyuncu transferini duyurdu
İçeriği Görüntüle

İnsanlık, 20.yüzyıla girerken atalarının binlerce yıl önce yaşadığı heyecanı yaşamak, onları bir nevî anmak ve binlerce yıl önceki oyunları yeniden yaşatmak için 1896 yılında Olimpiyat Oyunları’nı mezardan çıkardı. 1896 yılında ilk modern olimpiyat oyunlarının Antik Atina Stadyumu’nda yapılması tesadüfi bir karar değildi.

Antik Yunanlıların en eski ikinci stadyumu olan 70 bin kişi kapasiteli Atina Stadyumu, 2 bin 300 yıl sonra yeniden Olimpiyat Oyunları’na ev sahipliği yaptı.

Stadyumlar, 4 yılda bir binlerce yıl öncesinin spor geleneklerini günümüze yeni kurallar ile taşıyor. Ancak diğer her spor dalından daha çok izlenilen, oynanan, ilgi çeken ve popüler olan futbol her hafta, her gün stadyumlardan evlere teknoloji sayesinde giriyor ve milyarlarca insanı cazibesine kaptırabiliyor.

Futbola benzeyen ilk ilkel oyuna Milattan önce üçüncü yüzyılda Antik Çin’de rastlıyoruz. Futbolun en eski formu olan bu oyuna Antik Çin’de Cuju deniliyordu. Ancak günümüzdeki futboldan elbette oldukça uzaktır. Günümüz modern futbolun yaratıcılarını bulmak için Sanayi Devrimi’nin ilk makine çarklarına kulak vermemiz gerekli.

1750’li yıllardan itibaren teknoloji ve ekonomi değim-dönüşüm aşamasına giriyor ve bu dönüşüm Avrupa’da ilk olarak Britanya İmparatorluğu’nu sarsıyordu. Tarihsel bir zaman dilimi olarak Sanayi Devrimi dediğimiz dönem, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte bir aşamaydı.

O dönemde dünyanın en güçlü ekonomi-politiğine sahip Britanyalılar, buharlı makineleri çoğalttıkça, fabrikalar açıldıkça, seri üretimler çoğaldıkça bu ekonominin döndüğü şehirlere aşamalı bir şekilde göçler başlar ve işçi sınıfı oluşur. Sonrasında işçi hakları, eşit ücret, sosyal güvenlik, çalışma saatleri vb. tüm başlıklar Sanayi Devrimi’nin Britanya topraklarındaki doğumunun sonuçları ve tartışmalarıdır.

İşte futbol da bu dönemin Britanya dünyasının insanlığa hediyesidir. Bu fabrikalardaki insanların, atölyelerdeki binlerce insanın daha verimli olmaları için, stres atmaları için farklı etkinliklere ihtiyaçları vardı. Futbol ilk başlarda Rugby oynarken ara verilen saat ve dilimlerde oynanan ikincil önemdeki bir oyunken gittikçe işçiler arasında popüler olur, yayılır ve toplumun diğer kesimlerinde de popüler hale gelir.

Kapitalizm, futbolun etkisini ve önemini fark edince elbette futbola el atıp farklı kurumlar ile kurumsallaştırır ve kurallar belirlenir. Tarih boyunca da zaten böyle olmuştur. Her spor dalı egemenler tarafından kontrol altına alınır ve onların koyduğu esas ve kurallar üzerinden ilerlenir. 1850’li yıllarda artık futbol İngiltere’nin çeperlerine ulaşmış, hitap ettiği yaş seviyesi lise dengi okullara kadar inmiş, hatta kimi okullar bu spor dalının kurallarını bile koymuştu.

Futbol Birliği isimli kuruluş faaliyete geçip tüm kuralları gözden geçirip resmi kuralları açıklayınca artık futbol bu esasa dayandı. İngilizler, futbolu sadece kendi ülkelerinde oynamadı. Bu oyunu, Arjantin’den Asya’ya birçok coğrafyaya taşıdılar. Arjantin’de futbolu ilk olarak İngiliz işçiler oynayıp kitleselleştirirken, Anadolu’da da ilk futbol kulübü, yine İngilizler tarafından İzmir’de kurulmuştur.

Elbette futbolun tarihi bir yazıda anlatılamaz. Antik dünyanın tiyatrolarında, stadyumlarında esen rüzgârın bir farklı çeşidi olarak futbol, günümüzün modern stadyumlarında arkasına milyarlarca insanı alacak şekilde hafif esintili bir rüzgârdan ziyade durdurulamayan bir kartopuna benziyor.

Futbolla ilgili tezler çok, görüşler farklıdır. Kimilerine göre kitleleri uyuşturan bir ilaç, kimilerine göre kitleleri uyandıran bir sihirdir. Bu tartışmayı hep bıçak meselesine benzetmişimdir. Elde bir bıçak var, nasıl kullanmak istersen o işe yarar. Bir bıçakla yiyeceğin ekmeği de kesebilirsin ama zarar verecek bir şey de yapabilirsin. Önemli olan niyetin, bakış açın ve pratiğin. Herkesin bıçağı kullanma amacı aynı değildir.