Gazete Emek- Bir şeyi önemsediğimizde onun tahakkümü ve esareti altına girmeye başlarız. Nieztsche’nin Amor Fati’si karşı koyup reddetmek yerine bize İsa’vari bir şekilde kabullenmeyi bağrımıza basmayı önerir. Tabi ki çok önemli bir farkla. Teslimiyetçi bir tarzda değil, felsefe, bilinç, ve kendi öz irademizle bu eylemi ve tavrı sergilememizi önerir. Amor Fati; Kader sevgisi, zorunluluk sevgisi olarak çevrilmektedir. Hayatın koşulsuz şartsız ‘evet’lenmesi ve kabullenilmesi felsefesini içinde barındırır. Nieztsche’ye göre hayat bir döngüden ibarettir. Biz bireylerin tek tek yaşadığı hayat öncekilerin başkalarının da daha önce az çok yaşadığı hayattır. Acılarımız ve kaderlerimiz ortaktır. Üç bin sene önce de evrenin herhangi bir yerinde bir insan acı çekiyordu. Üç bin sene sonra da evrenin herhangi bir yerinde başka bir insan acı çekiyor olacak. Yani insanın varoluşundan bu yana acı hep var oldu. Biçimi ve şekli değişebilir ama öz olarak kendisi hep vardı.

Nieztsche’ özetle yazgıyı, insanın başına musallat olan acıyı ve kaderi dolayısıyla zorunlu olanı değiştiremeyeceğimizi ama bunun karşısındaki tavrı belirleyebileceğimizi söyler. Yazgıya karşı koymaya çalışmak zorunlu olana karşı savaş vermek bizi yorar ve daha fazla acı çekmeye iter. Ama onu bağrına basıp ‘Beni öldürmeyen acı güçlendirir’ düsturuyla hareket etmek varoluşumuzu üstün kılar. Şahsen acılarıma ve kaderime ne zaman ‘Neden!’ diye sorsam acımın katlandığını daha da katmerleştiğini umutsuz ve bitap düştüğümü deneyimledim. Başıma gelenleri bağrıma bastığımdaysa özgürleştiğimi hayattan zevk aldığımı gördüm.

Nitekim ünlü psikolog Carl Jung’da ‘Kabul etmediklerimizi değiştiremeyiz. Reddetmek bizi özgürleştirmez, bunaltır.’ demektedir. Devrimci insanlar bu felsefeyi çok üstün bir şekilde yaşar. Onların ‘Amor Fati’si şöyle gerçekleşir. Zindan da bir mücadele yeridir. Bir akademidir. Bir kendini bulma keşfetme ve nefsini terbiye etme yeridir. Aslında bu ‘Beni öldürmeyen acı güçlendirir’ demektir. Dolayısıyla devrimci tutuklular hep coşku, neşe, irade ve umutla doludurlar. Dr. Hikmet Kıvılcımlı ağır hapis cezası aldığında hapishane için ‘Kızıl bir profesör olmam için iyi bir

zaman ve mekan’’ demişti, ve nitekim içeride 50 bin sayfalık külliyat üretmişti. Dr. Kıvılcımlı’nın tavrı M.aurelius’ Asilce katlanılan bir talihsizlik iyi bir talihtir’ sözünü de haklı çıkarmıştır. Spinoza’ya göre önümüze çıkanlardan kaçamayız. Mutlu olmak için önümüze çıkan ne olursa olsun ona değer vermeliyiz. Hayatın içinde bir yere oturtabilmeliyiz. Epiktetos’ Kılavuz kitabında; Her şeyin istediğiniz gibi olması için uğraşmayın onun yerine her şeyin olması gerektiği gibi gerçekleşmesini dileyin. Huzura ancak böyle kavuşabilirsiniz’ der. Bu söylemler ışığında denebilir ki olayları değiştiremeyebiliriz. Ama mutluluk ve mutsuzluğu peşinden getirecek tavrın sahibi olabiliriz. Nieztsche’ Ecce Homo’da Bir insanın büyüklüğünü belli eden bence ‘amor Fati’dir; insanın hiçbir şeyi geçmişte gelecekte sonsuza dek başka türlü istememesidir. Yine filozof çok güzel bir hikayeyle felsefesinin haklılığını bizlere sunmaktadır;

“Deniz kıyısında bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır.

Güneş onu yakıp kavurur. O da Tanrıya yakarır keşke güneş olsaydım diye.

"Ol" der Tanrı. Güneş oluverir. Ancak bulutlar gelir örter güneşi, hüküm giymez.

Bulut olmak ister. "Ol" der Tanrı. Bulut olur. Rüzgarın taşıdığı bulutu, rüzgarın oyuncağı olur.

Kemal Söbe yazdı: Avrupa'da burjuva demokrasileri ve halkın bakış açısı Kemal Söbe yazdı: Avrupa'da burjuva demokrasileri ve halkın bakış açısı

Rüzgar olmak ister bu kez. Ona da "Ol" der Tanrı.

Rüzgar her yerde egemen olur, fırtına olur, kasırga olur. Her şey karşısında eğilir. Tam keyfi yerindeyken koca bir kayaya rastlarlar.

Ordan esen burdan eser, kaya banamısın demez! Bildiğiniz, Tanrı kaya olmasına da izin verir.

Dimdik ve güçlü durmaktadır artık dünyaya karşı... Sırtında bir acı ile uyanır.... Bir ihtiyar taşçı kayayı yontmaktadır. ..”

(kaderini sev - belki seninki en iyisidir)’’

Amor fati pişman ölmemenin aslında hayat girdabında özgürleşmemizin bir yolu ve anahtarıdır. Sistemin, düzenin ve ideolojilerin bedeni, insan bireyinin hayatını değersizleştirdiği noktada benliğimizi tüm değerliğiyle kabul etmenin felsefesidir. Özcesiyle amor Fati; “Şikayet etmeyi bırak yaşamaya bak.” demektedir.