Benlik zindanından uyandıran, hakikatin aşkıyla buluşturan Rabbime: Allahüekber.
Hidayeti, bilgiyi, özgürlüğü bağışlayan Rabbime: Bismillah.
Çaresizlik ve yalnızlık anlarımda “Mâ vedde’ake rabbuke ve mâ kalâ” diyen Rabbime: Sübhanallah, Ni’mel Vekîl.
Acılı gözyaşlarımla abdest aldım ve secdeye kapandım — Elhamdülillah.

Sevgili dostlar! Brüksel’in Grand Place Meydanı’nda, Marx ile Victor Hugo’nun karşı karşıya duran evlerinin tam ortasında dizlerim çöktü. Beynim bir anda Brüksel ile Bingöl hattında yaşadıklarımı Grand Place’a yansıttı.

Ahvalim perişan. Belkıs’ın Süleyman’ın sarayında mermerde yürürkenki gibi — buz gibi, parlak, ve her adımda yankılanan bir yalnızlık. Hazana uğramış bir yaprak gibiyim şimdi — ama yaprak, rüzgârın oyuncağı değildir; o, kendi sonbaharını kendi seçer. Haramiler tarafından talan edilmiş bir şehir gibiyim — ve şehir, talan edildiği için değil, haramilerin ne aradığını bilmediği için yıkılır.

Yüreğim figan ediyor; figan, zayıflığın sesi değil, hâlâ yaşayan bir şeyin son çığlığıdır. Ruhum ve vicdanım takatten kesik — çünkü vicdan, insanın kendi kendine kurduğu en acımasız mahkemedir. Dilim lâl; lâl olmak bazen suskunluk değil, söyleyecek sözün ağırlığıdır. Ellerim felç — eller, ancak tutmaya değer bir şey kaldığında titrer.

Mermer soğuktur, evet — ama mermer, insanın kendi ağırlığını taşıyabildiği tek zemindir. Belki de yıkılan şehir, yeniden inşa edilecek toprağın kendisidir. Dizlerimin çöktüğü yer, belki de yeniden kalkacağım yerdir. Kim bilir.

Yer ile gök, vatan ile hasret, can ile Canan, gözyaşı ile sevinç — hepsi sarmaş dolaş. Birini tutarsan öbürü elinde kalır; birini bırakırsan öbürü seni bırakır.

Kadir Amaç yazdı: Estağfirullah!
Kadir Amaç yazdı: Estağfirullah!
İçeriği Görüntüle

Can ile Canan’ı ayırmak, gökyüzünü yerden koparmak gibidir — ikisi de aynı nefesin iki ucu. Gözyaşı ile sevinç de öyle: biri diğerinin gölgesi, ikisi aynı yüzün iki hali. İnsan sevdiğinde ağlar, sevdiğinde güler; ikisi aynı kalbin farklı ritimleridir.
Belki de aşk, bu sarmaş dolaşın adıdır. Ayrılık dediğimiz şey, düğümün çözülmesi değil — ipliklerin birbirini daha çok aramasıdır. Hasret, vatanın kalpteki yankısıdır; Canan, canın gökteki izidir.

Bana kalırsa aşk bir duygu değil, bir bakış felsefesidir: her şeyi birbirine dolanmış görmek. Yer göğe, vatan hasrete, can Canan’a, gözyaşı sevinç’e sarılırken, insan da kendi eksikliğine sarılır — ve işte o sarılma anı, dört farklı dilde aynı şeyi söyler: Heidegger’in varoluşu, Sartre’nin özgürlüğü, İbn Arabî’nin vahdet-i vücudu, Spinoza’nın bütünlüğü.

Sevgili dostlar! Ahura Mazda’dan önce, ondan da çok önce, kalu belâdan bile önce — ezelin peşinde, ahirin kucağında — ezelin içinde aşk; aşkın içinde şarap, şarabın içinde Keşfü’l-Esrâr; Keşfü’l-Esrâr’ın içinde Enelhak vardı.

Ah lımın ah, aşk böyledir üstad: biraz vuslat, biraz naz; biraz maraz, biraz tutku, biraz coşku; biraz küsmek, biraz neşe, biraz elem; biraz sabır, biraz mey, biraz meyhane; biraz divane, biraz Mecnun; biraz kuyu, biraz çöl; biraz say, biraz fenâfillâh, biraz bekâbillâh.

Aşk insanı kuyuya atar, kuyu insanı saraya çıkarır, saray insanı zindana atar.

Aşk, Yakup gibi mahzun, Yusuf gibi yaralıdır. Aşk bir kuyudur; kuyunun ağzı, gökyüzüne açılan ilahi bir penceredir. Ay aşka selam verdi, yıldızlar aşka selam verdi, güneş aşka selam verdi.
Rüyadayım, Yusuf gibi kuyudayım; tüm dünyayı yaşıyorum. Ay misafirim oldu, yıldızlar misafirim oldu, güneş misafirim oldu. Onlara Yusuf’un ve Züleyha’nın aşkını anlattım.
Üç gün ve üç gece itikafa girdim. Birinci gün tevekkül ettim, ikinci gün tedebbür ettim, üçüncü gün “Hasbünallahi ve ni’mel vekil” dedim.

Rüyamın son fragmanında kıyametin koptuğunu gördüm. Uyandığımda zangır zangır titriyordum; yüzümden boncuk boncuk ter dökülüyordu göğsüme.
Dâbbetü’l-Arz ayeti inşiraha durmuştu. İnsanlar birbirlerini tanımıyordu, hükümdarlar kaçıyordu, köleler ağlıyordu. Tüm kaçış yolları kapanmıştı — iki kapı açık kalmıştı: Ashâb-ı Meymene’nin kapısı, Ashâb-ı Şimâl’in kapısı.

Aman Allah’ım! Ben ne yaptım? Rabbenâ zalemnâ!
Adem’in belası Habil ile Kabil, Nuh’un belası tufan, Hud’un belası helak, İbrahim’in belası ateş, İsmail’in belası kurban, İshak’ın belası ihanet, Lut’un belası sapkınlık, Eyüp’ün belası sabır, Yusuf’un belası aşk, benim belam yalnızlık.

Mısır’da bir saray. Sarayın içinde Züleyha; ancak Züleyha yalnız! Yemen’de görkemli bir saray. Sarayın içinde de Sebe kraliçesi Belkıs; o da mutlu değil. Her ikisi de mana ve aşk arayışında.
Züleyha, Yusuf’u sarayda karşıladı; ama karşıladığı şey, kendi yüreğinin aynasıydı. Süleyman da Belkıs’ı Kudüs Sarayı’nda karşıladı; ve karşısında, kendi bilgisinin sınırını gördü.
İkisi de taç giymiş, ikisi de aç. Saraylar, arayışın durağı değildir dostlar.

Kıskançlık ve nefret gönlü kör eder. Sakın kesret âleminin peşine takılma — kesret aldatıcıdır. Vahdet, Yusuf’un ve Züleyha’nın aşkıdır.

Ey canımdan kopan cananım, ey çölün en güzel yaralı ceylanı, ey canımın cananı. Neredesin benim canım, ciğerim, gönlümün neşesi, düşüncemin atlası, aşkımın kuyusu, aşkımın Miraç’ı, aşkımın rüyası?

Ey naz! Ey dilbaz! Ey Şeb-i Yelda yüzlü!
Aşk gözlerimden damla damla Fırat’a akıyor, sonsuza karışıyor…
Okyanus ten, sen aşk, Ben Damla.

Dilber nur, yüzü nur, sevgisi nur, rüyaları nur. Ay yüzlü Dilber, Ağrı Dağı’nın en güzel İris iberica çiçeği, Şerefettin Yaylası’nın en güzel gülistanı; Fırat ile Dicle’nin en güzel kadını. Güzelliği gökleri yerlere düşürecek türden bir inşirah ayeti.

Aşkların en güzeli, ay yüzlü sevgilimin Ahsenü’l-Kasas hikâyesidir. Bu gece ay yüzlü sevgilimi rüyada gördüm. Rüyanın içinde bir rüyaydım. Geceydi ve rüyaydı, Irak ve firak bir çöldü.
Dilber’in ay yüzü, Van Gölü’nün mavi sularına bir çarşaf gibi serildi. O parıltıyı görünce kendimi tutamadım; bedenimi gölün kollarına bıraktım. Suyun üzerine atlayınca onu kucakladım, sıkabildiğim kadar sıktım. Sonra ona sarılıp, suyun içinde boğuldum.

Ey kirpiklerimin perdesi, gözüme dilberden başkasına yol verme. Dilberimin beş harfini ilmek ilmek dokuyarak kalbime nakşet, boynuma aşkın gerdanlığını tak.

Aldandım ama aldatmadım. Düşmanlarıma bile hınç beslemedim; onlardan asla af dilemedim ama affettim. Elbetteki afların en güzelini Dilber’e sakladım — gönlümde ona bir yer açtım.

Kadir Amaç - Brüksel Gece 01.54
Resim Sahibi: Dünyaca Ünlü Kürt Ressam Haydar Ekinek