Sayın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Brüksel’den, Avrupa’nın kalbinden selamlar, sevgiler ve saygılarımla sunuyorum.

Bu satırları kaleme alırken masamın üzerinde, Aldous Huxley’in George Orwell’a yazdığı bir mektup duruyor. Mektupta şu cümle geçiyor: “İnsanların tarihten gereken dersi çıkaramaması, tarihten çıkmamız gereken en önemli derstir.”

Roketler ve uçaklar muhteşem bir seviyeye ulaştı; hipersonik silahlar, saniyede yaklaşık sekiz kilometre hızla hareket eden füzeler çağına şahitlik ediyoruz. Zat-ı alilerinizin de takdir ettiği gibi, büyük İngiliz lider Churchill başarılı bir askeri generaline şöyle yazmıştı: “Silahlar değişse de hikâye tamamen aynıdır. Ulysses, Kiklop’un mağarasından kaçmak için koyunları nasıl kullandıysa, De Wet de Özgür Orange Devleti’nde İngiliz ikmal kolunu yok etmek için öküzleri kullanmıştı.”

Affınıza sığınarak İslam tarihinden bir yaşanmış hadiseyi de hatırlatmak istiyorum. Kalabalık bir mümin kitlesi, Halife Hz. Osman’ın evini ablukaya almıştı. Halife, muhalifleri ikna etmeleri için İmam Ali’den yardım istedi. İmam Ali, kuşatma altındaki eve giderek şöyle hitap etti: “Andolsun Allah’a ki sana ne diyeyem, ne söyleyeyim, bilemiyorum. Bir şey bilmiyorum ki sen onu bilmeyesin; bir yol yok ki sana göstermeye kalkayım da sen onu tanımayasın. Sen de bizim bildiklerimizi biliyorsun. Bizim gördüğümüz gibi sen de gördün; bizim duyduğumuz gibi sen de duydun; bizim sohbet ettiğimiz gibi sen de, Allah’ın salâtı O’na ve soyuna olsun, Rasûlullah’la sohbet ettin.” (Nehc-ül Belağa, 5. Bölüm)

Zat-ı alilerinizin bildiği gibi, 1984 ile 2024 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri ile PKK hareketi arasında yaşanan bu korkunç savaşta, taraflar arasında hayatını kaybedenlerin sayısı yüz bini aşmıştır. Kırk yılını geride bırakan bu kanlı savaşın kazanan tek tarafı, hiç şüphesiz Türk Devleti’nin içinde yuvalanan, devlet maskesi takmış menfaat grupları ve yırtıcı, yıkıcı ırkçı fırkalardır.
Bu gruplar devlet maskesiyle on binlerce yasadışı suç işlediler, büyük ekonomik vurgunlar elde ettiler. Kürtlere karşı işledikleri suçlarla Türk Devleti’nin meşruiyetini, demokratik devletlerin ve uluslararası kurumların nezdinde ciddi biçimde tartışma konusu hâline getirdiler. Kürtlere karşı işlenen tüm kötülüklerin altında bu menfaat gruplarının imzaları vardır. Elbette ki bu savaşın en büyük acısını anneler, kadınlar, gençler, çocuklar ve göçe zorlanan milyonlarca Kürt köylüsü çekmiştir. Bu savaş, hem Kürt şehirlerinde hem de Türk şehirlerinde suhuletin yerine şekavet iklimi yaratmıştır. İki yıldır duran bu savaş, hem Türk hem de Kürt milletini son derece memnun ve huzurlu kılmıştır. Her iki halk artık barışın, sevginin, kardeşliğin, adaletin, hukukun ve demokrasinin mefkûresiyle ikballerini inşa etmek istemektedir.
Bir Kürt yazarı olarak, Kürt meselesi konusundaki çabalarınızı değerli buluyorum. Sayın Devlet Bahçeli’nin gayretlerini de çok sevindirici buluyorum. Dindar Kürt halkı sizi bu meselede cesur bulmakta, desteklemekte, sevmekte ve değer vermektedir. Türk siyaset tarihinde hiçbir devlet başkanı, sizin gibi Kürt meselesinde samimi ve cesur adımlar atmamıştır. Cesaretinizle, dindarlığınızla ve samimiyetinizle Kürtlerin gönül dünyasında taht kurmuş, Atatürk’ten sonra Türklerin en büyük lideri konumuna yükselmişsinizdir.

Yüce Rabbimiz Kur’an’da şöyle buyuruyor: “Biz her millete kendi dilinde bir peygamber gönderdik.” (Nahl, 36) “Ey insanlar! Birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kavimlere ayırdık.” (Hucurat, 13) “Göklerin ve yerlerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı Allah’ın ayetlerindendir.” (Rum, 22)
Sevgili Peygamberimiz de şöyle buyurdu: “Ne Arabın Aceme, ne Acemin Araba üstünlüğü vardır; kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak iyilik iledir.” Aynı şekilde Medine Sözleşmesi’ni de unutmamak ve ondan yararlanmak gerektiğini düşünüyorum.

Bu ayetleri ve bu hadisi zat-ı alinizе hatırlatarak şunu istirham ediyorum: Bir Türk’ün ne kadar hakkı varsa, bir Kürt’ün de aynı haklara sahip olmasını istiyoruz. Değerli Türk milletinin hangi hakları varsa, mazlum Kürt halkının da aynı haklara sahip olmasını istiyoruz.

Kürtlerin hak arama mücadelesini bu saatten sonra hiçbir güç zayıflatamaz ve engelleyemez. Çünkü dijital bir çağda yaşıyoruz; bu çağ Kürt meselesini küresel boyutlara taşımıştır. Artık Kürt meselesi uluslararası bir mesele hâline gelmiştir ve Üçüncü Dünya Savaşı’nın koşulları Türkiye ve Kürt coğrafyasının sınırlarına dayanmıştır. Bu gerçeğe özellikle dikkat etmek gerekir.
Bunun için Türk devlet işleyişinin değişime zorlanması gerekiyor. Bütün devletler aynı şekilde işlemez; hele Türkiye gibi ulusalcı ve üniter devletler hiç işlemez, çünkü demokratik ve Anglosakson bir karaktere sahip değildirler. Üniter devletler faşisttir; ırkçı polis-güvenlik-şiddet gücüne ve milliyetçi mahkemelere sıkı sıkıya bağlıdırlar. Çünkü ırkçı politikacılar zihinsel olarak siyasete dengesiz başlarlar; gücü ve egemenliği hiçbir millet ve hiçbir devletle paylaşmamak için siyasete atılırlar. Platon, “Devlet” adlı eserinde şöyle der: “Bu tür siyasi insanlar çılgınlaşmak zorundadırlar; çılgınlaşmak doğalarında vardır. Hiçbir kimseye güvenmezler, hayali düşman üretirler, bütün devletleri ve milletleri düşman görürler ve bu psikolojiyle daha çok güç toplarlar.”

Rıdvan Yıldız yazdı: İnsanın doyumsuzluğu kaosa neden oluyor
Rıdvan Yıldız yazdı: İnsanın doyumsuzluğu kaosa neden oluyor
İçeriği Görüntüle

Primordial kökleri, dilleri ve kültürleri farklı olan milletler, egemen bir kültür tarafından yönetilmeyi asla sevmemişlerdir. Bu gerilimi yaşayan demokratik Kanada, Quebeklileri ve Fransızları, İspanya Baskları, İngiltere İskoçları ve Gallileri, Belçika ise Fransızları ve Flamanları devletlerinin resmi dilleri yaparak etnik farklılıkları eşitleyerek sorunu çözmüştür.

“Başkanlık Sistemi” kavramını ilk kez Türkiye siyasetine siz ve AKP kazandırdınız. Kürt meselesi, tedrici olarak etap etap, ya bu sistem içinde ya da sayın Öcalan’ın önerdiği demokratik konfederalizm içinde tartışılarak nihai çözüme kavuşturulabilir. Ya da bugünkü postmodern devletlerdeki gibi iki meclisli bir yapı kurulabilir: Amerika’da Senato ve Temsilciler Meclisi, İngiltere’de Lordlar Kamarası ve Avam Kamarası, Fransa’da Senato ve Milli Meclis, Almanya’da Bundesrat ve Bundestag. Bu meclisler bugün dünyanın en güçlü demokratik yasalarını çıkarmaktadır. İleri zamanlarda Kürtlerin ve Türklerin ortak olacağı böyle bir meclis neden olmasın ki! Umarım, üst ve alt meclisli yeni bir “Demokratik Türkiye” kurmak zat-ı alinizе nasip olur.

Sonuç olarak, Kürt meselesinin çözümüne katkı sunacağına inandığım için, hem İslam’ın hem de bugünkü postmodern devletlerin demokratik çözüm önerilerini değerli ilmi görüşlerinize sunmak istedim. Sayın Öcalan’ın İmralı’dan normal bir eve naklinin koşulları yaratılır, bu ev ortamında muhatap alınır ve Kürt meselesi TBMM çatısı altında nihai çözümün adresi olarak belirlenirse, muhteşem bir tarih yazılacaktır. Böylece kısa sürede İslam dünyasının örnek bir devleti ve Avrupa’nın en güçlü ekonomik ve demokratik devleti olmaya vesile olmuş olursunuz. Kürt ve Türk milletinin gönül dünyasında taht kurar, dünya tarihine geçersiniz; dünya devletleri, uluslararası kurumlar ve dünya halkları sizi ayakta alkışlar.

Saygılarımla, Kadir Amaç Brüksel