Bu yazımda iki konuyu işlemeye çalışacağım. Fakirler ve Kürtler'in seçim davranışı!

Yerel seçim için milyonlarca insan sandık başına gidecek. Son bir yıldır 2 seçim üst üste geldiği için Türkiye toplumu kendisini çok kıymetli zannediyor. Çünkü 2 yıldır siyasi partiler genel ve yerel seçim için halka çok nazik davranıyor. Halk da çok kıymetli olduğu algısına kapılıyor. Gerçekten ise böyle bir durum yok. Kimsenin halkı umursadığı falan yok. 

Bakın bu seçim de bitsin. Eğer bir erken seçim durumu olmazsa 3 yıl boyunca kimse yüzünüze bakmaz elinizi bile sıkmaz. Gerçeğinizin farkına varırsınız ama atı alan çoktan Üsküdar'ı geçmiştir. 

Çok fazla dile getirilen bir klişle var, "Demokrasilerde halkın oyu her şeyi belirler" diye. Öyle bir şey yok arkadaşlar kendinizi kandırmayın. Ortadoğu, Arap, Afrika, Güney Amerika, Avrupa'nın geri kalmış ülkelerine bakın. 

Hiçbirinde halkın tercihleri ile doğrudan orantılı bir yönetim biçimi yoktur. Halkın zorla ve manipülasyonlarla belli bir yönetim biçimine zorlanması vardır. Rejimler bir şeyi isterler. Sonra o istediklerini kitlelere dayatırlar. Kitlerler de zorunlu veya gönülsüz bir şekilde onlara oy vermek zorunda kalırlar. 

Avrupa'nın gelişmiş ülkelerinde çok iyi bir eğitim sistemi ve ekonomik gelişmişlik üst düzeyde olduğu için kitlerlerin kandırılması kolay değildir. Çünkü onları sosyal yardımlar vaadiyle kandıramzsınız. Çünkü onların büyük bir bölümünü "din, vatan, bayrak elden gidiyor" söylemleri ile kandıramazsınız. Bunların hepsini yüz yıl önce yüzbinlerce kayıpla, diktatörlüklerle öğrendiler. 

Ama gerçekten öğrendiler. Rusya, Türkiye, İran, Azerbaycan, Ermenistan, Arap ülkeleri gibi ülkelerde ise bunun öğrenilmesi imkansızdır. Çünkü öyle bir eğitim yok. Çünkü bu ülkelerde toplumlar önce aç sefil bırakılır sonra bir torba makarna bir torba kömür için ellerini öptürüp oyları alınır. Sonra tekrar aynı sistemlerle yönetmeye devam ederler. 

Bu ülkelerin hepsinin ortak özellikleri var. Hepsinde yönetenler çok zengindir, yönetilenler çok fakirdir. Bu ülkelerin hepsinde milli kaynakların ve gelirlerin yüzde 90'ı ülkedeki yüzde 1'lik kesim tarafındadır. Geriye kalan yüzde 10'lık gelir kaynakları ülkedeki toplum yüzde 90'ı arasında pay edilmeye çalışılır. Bu yüzde 90'lık geri bırakılmış kesim yüzde 10'luk pasta için her gün kavga ederken diğer yüzde 1'lik kesim ise gününü gün ediyor. 

Seçim zamanlarında ise bir iki ay, bu yüzde 1'lik kesim yüzde 90'lık kesim için çalışıyormuş gibi gösterir. Topluma isyan etmemesi için maruz gördüğü dini, milli bütün değerleri kullanır. Daha fazla makarna ve daha fazla ekmek yemesi için vaatlerde bulunur. 

Sürekli ekmek arası makarna veya ekmek arası tavuk döner yiyenler, bunları daha fazla yemek için inanırlar, kandırılırlar. Çünkü hepsinin tanrısı azla yetinmeyi ve şükretmeyi vaat ediyor. 

Çünkü "Mal, mülk tanrınındır, bizler onun bekçileriyiz" derler. Çünkü "Ne kadar az malın mülkün varsa öbür dünyada o kadar az şeyle imtihan edilirsin" derler. Sen de inanırsın çünkü başka yapacağın bir şey yok. İnanmazsan ne olur. İnanmazsan ya "Terörist olursun, ya şirk koştuğun için kafir olursun".

Neyse bu konu aslında üzerinde çok fazla kalem oynatılacak bir konu ama seçim sonrasına bırakalım şimdi durup duruken 'fakirlerin' huzurlarını bozmayalım.  

SEÇİMDE KÜRTLERİN ROLÜ

Her seçim dönemi en çok Kürtler konuşulur. Seçim zamanları dışında aslında "bilinmeyen bir dilin" konuşanları olan Kürtler bir anda birçok partinin kıymetlisi oluveriyor. Herkes için Kürtler araba tamiri sırasında vidaları sıkmak için çıraktan istenen "14-15 anahtarı" gibidir. Vidayı sıkar sonra tekrar anahtarlık çantasının içine konulur. Ha bazen o anahtar kavga sırasında da çıkarılır. Ama onlar için Kürtler her zaman o anahtardır başka bir görevi yoktur. 

Bazı Kürtler de bir yerden sonra bunu benimser ve özümserler. "Biz seçimde anahtarız" derler. Peki sonra? Bu Sezen Aksu şarkısındaki gibi sonrası belli olan bir 'sonra' da değil. Kandırılmak, dayak yemek ve kendi içinde kavga etmenin ötesinde bir siyasetin olması gerektiğini söyleyenler de dayak yer. Kürtler için asıl mesele nedir? Yıllardır Kürtler bu soruya cevap vermesin diye sürekli gündemi değiştiriliyor. Bu bazen dışarıdakiler tarafından oluyor bazen kendi içindekiler tarafından yapılıyor. 

Kürtler için asıl mesele Ankara'da milletvekili olmak mıdır?

Kürtler için asıl mesele belediyeler kazanmak mıdır?

Kürtler için asıl mesele birlilerinin belediye kazanması mıdır?

Kürtler için asıl mesele birilerinin belediye kazanması için yardım etmek midir?

Kürtler için asıl mesele birilerinin başkan olması veya olmaması mıdır?

Kürtler için asıl mesele birilerine kaybettirmek birilerine kazandırmak mıdır?

Kürtler için asıl mesele Türkiye siyasetine entegre olmak mıdır, yoksa başka bir şey midir?

Kürtler için asıl mesele Kürtler midir yoksa Kürtler dışındaki herkes midir?

Saadet Partisi ile Yeniden Refah Partisi birleşiyor iddiası! Saadet Partisi ile Yeniden Refah Partisi birleşiyor iddiası!

Bu sorular daha da artırılabilir. Yıllardır Kürtler bir araya gelip bütün yönleriyle bu sorulara cevap arayacak ortak bir zemin bulamadılar. Hep başka gündemleri oldu. Hep "süreç başka bir şeyler" gerektirdi. Ama yıllar geçiyor, on yıllar geçiyor, belki de yüz yıllar geçecek böyle. Belki 100 yıl sonra Türkiye'de siyasi aktörler değişecek ama Kürtler "14-15 anahtarı" olmaya devam edecek. Belki o zaman Kürtçe konuşacak tek bir Kürt kalmayacak. Belki de gerçekten Kürtçe artık "bilinmeyen bir dil" olacak. 

Bunu bugün dert edinen Kürtlerin sayısı sizce kaçtır? Bence Türkiye siyasetininin küçük bir köşe başında oturmayı dert edinenlerin sayısından daha azdır. Fazla değil 1990'lı yıllardaki Kürtleri düşünün, 2000'li yıllardaki Kürtleri düşünün ve şimdiki Kürtleri düşünün. Sadece 3 dönem arası Kürtlerin gündemlerine bir bakın. Kürtlerin sahadaki gündemlerine bir bakın. 

Bu son yerel seçim öncesi Kürt kentlerinde yapılan ön seçim kavgalarına bir bakın. Sizce neden kavga ediyorlar? Batman'da, Diyarbakır'da, Van'da, Ağrı'da adaylık için yapılan kavgalara hepimiz şahit olduk. 20 yıl öncesine kadar bile bu insanlar başka şeyler için kavga ediyordu. Daha değerli şeyler için kavga ediyordu. Artık kavgaların biçimleri değişti, formları değişti. Muhtemelen Kürt siyaseti bu son seçimden sonra bir kez daha haftalarca genel merkezlere kapanıp özeleştiri süreci yapacaktır. Ama şunu da hepimiz bilmeliyiz ne kadar çok özeleştiri yapılıyorsa o kadar çok hata yapılıyor demektir. 

Benim şahsen 10 yıl önce kimin başkan olup olmaması da umrumda değildi, 5 yıl önce birilerinin seçilmesi için bağrıma taş basmayı da düşünmedim. Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasında geçen seçimde Kürtler Kemalist kentlerden bile daha yüksek bir oranda Kılıçdaroğlu'na oy verdi ama seçim sonrası yine kaybedilmesinin sorumlusu olarak Kürtler gösterildi. Bu son seçimde de bir şey değişmeyecek. 

Kim kaybederse kaybetsin sorumlu olarak Kürtleri gösterecek. İmamoğlu kazanırsa AKP'nin hedefinde Kürtler olacak, AKP kazanırsa CHP'lilerin hedefinde kendi adaylarını çıkardığı için Kürtler olacak. Kaybeden taraf ilk faturayı Kürtlere kesecek. Bu çok net. Yine Kürtler genel merkeze çekilip özeleştiri sürecini yaparken herkes kendi gündemi ile uğraşacak. AKP'nin bazı isimler üzerinden Kürtler'e CHP'ye oy vermemesi karşılığında vaatleri oluyor. Benzer şekilde CHP'nin de gizli kapaklı vaatleri oluyor. Sevgili arkadaşlar demokrasinin olmadığı bir yerde her vaat yalandır. Erdoğan Diyarbakır'da diyor ki; "Kürtler önce kendi güçlerini kanıtlasınlar sonra yeni bir süreç olabilir" diye. Yani diyor ki "CHP'li adaya oy vermeyin sonrasına bakarız". Türkiye'de AKP'si, CHP'si diğer partileri hepsi birbirine benzer. Seçimden sonra kayyum atamayacaklarının hiçbir garantisi yok. Çünkü hiçbir yerde hukuki bir süreç işlemiyor. Soylu'nun itiraf ettiği gibi, "Bir gecede Cumhurbaşkanımız talimat verdi ben de zaten ellerimi ovuşturarak bekliyordum. Şak diye hepsine kayyum atadık" Yani her şey onların günlük ruh hallerine göre değişiyor. Dün dediklerini bugün farklı söyleyebiliyorlar. Yani gündelik siyaset biçimleri ile uğraşmamak gerekiyor. Günlük ve popülist siyasetin Kürtlere kazanıdıracağı hiçbir şey yoktur. 

Kürt siyasetini yönetenler için bizim fikrimizin zerre kıymeti yok. Bunun çok net farkındayım. Defalarca gitmemize rağmen kimse dinlemedi. Kimsenin umrunda bile değil. Seçim sonrası yeni bir özeleştiri süreci başlayacaktır. Umarım bu özeleştiri süreci başlarken bu sürecin öncüsü olan kimse siyaseti bıraktığını ilan etmez!
 

Editör: Bekir GÜNEŞ