Şişhane Metro durağından Kasımpaşa Stadı’na doğru akan o coşkulu kalabalığın arasına karıştığınızda, meselenin yalnızca doksan dakikalık bir futbol maçından ibaret olmadığını bir kez daha anlıyorsunuz.
İstanbul ve çevre illerden gelen o kalabalığın içinde Diyarbakır’lılardan çok Muşlu, Karslı, Urfalı, Hakkârili, Vanlı,Batmanlı… her şehirden insanlar vardı. Gençler, çocuklar, yaşlılar, kadınlar ve erkekler… Tekerlekli sandalyesi ile gelenler de vardı , kalp pilim var yanımdan uzaklaşma doktor diyen de . Farklı şehirlerden, farklı yaşlardan ve farklı hayat hikâyelerinden gelen herkes aynı renklerin, aynı sevdanın etrafında buluşmuştu. Tek bir yürek halinde “Kîne Em?” diye haykırarak stada doğru yürüyorlardı.
Saat 14.30 civarında Şişhane’de başlayan bu yürüyüşe ben de eşlik ettim. O anları ve maç öncesini ASP Medya canlı yayınında sıcağı sıcağına ekran başındakilere, İstanbuldan Kürtçe olarak aktardım.
Maç daha başlamadan Amedspor tribünleri kendi hikâyesini yazmaya başlamıştı.
Maç öncesinde başlayan o dostane ve coşkulu hava, doksan dakika boyunca ve maç sonrasında da sürdü. Kürtçe ve Türkçe tezahüratların birbirine karıştığı tribünlerde, futbolun rekabeti ile taraftarın tutkusu aynı anda ama birbirini incitmeden yaşandı.
Fakat yeşil çimlerin üzerine adım attığımızda, ilk yarı itibarıyla Amedspor adına aynı coşkuyu sahada görmek çok da kolay değildi. Çıplak gözle baktığımda ilk yarıda takımın kendi oyununu sahaya yerleştiremediğini düşündüm.
Cissé’nin bekteki performansı özellikle dikkat çekiciydi. Pozisyon alma ve yer tutma konusunda hataları vardı; hücuma ise neredeyse hiç çıkamadı. Bu durum geriden oyun kurulumumuzu da Krasniqi’nin oyununu da etkiledi.
Kasımpaşa’nın merkezdeki alanları iyi kapatmasıyla ikinci bölgeden üçüncü bölgeye geçiş yollarımız zaten çok parlak olmayan orta alanımızla beraber büyük ölçüde tıkandı. Raveloson-Gökhan ikilisi de orta sahada oyunu yeterince organize edemedi. Pas dağılımımız yetersiz kaldı; ikinci bölgede topu kontrol edip oyunu ileri taşıyamadık. Dolayısıyla geriden oyun kuramadığımız gibi merkez üzerinden istediğimiz geçişleri de gerçekleştiremedik. Topu merkezden taşıyamayınca oyun daha çok uzun paslarla Saba’ya ve ondan da kanatlara inmeye çalıştığımız bir yapıya dönüştü.
Bu da oyunun sürekliliğini ve bağlantısını bozdu.
Solda Ballet de istediği oyunu oynayamadı. Topla çıkabilmek için çok fazla geriye gelmek zorunda kaldı. Kanada yaklaştığında ise oyunun merkezinden uzaklaştı. Bireysel yeteneklerini kullanmaya çalıştığı anlarda da zorlandı ve çok sayıda top kaybetti. Fiziksel olarak da henüz yeteneklerini ve oyun anlayışını taşıyabilecek seviyede görünmüyor. Fakat doğru bir hücum planında fiziksel olarak hazır olduğunda daha iyi işler yapacaktır.
Diagne ise kuşkusuz önemli bir forvet. Ancak hızlı geçişlerin belirleyici olduğu bu tür maçlarda takımın oyun karakteriyle tam olarak örtüşmediğini düşünüyorum. Pres ve rakibi karşılama gücü sınırlı kalıyor. Savunma arkasına atılan hızlı toplara reaksiyonu da yeterli olmayınca hücum sürekliliğimiz de rakibi karşılayıp defans bloğunu önde tutmamız da zorlaştı.
İlk yarıda Amedspor’un üretimi biraz Krasniqi’nin dinamizmi ile Saba’nın klasına kaldı. Buradan birkaç fırsat da bulduk ancak değerlendiremedik.
Kasımpaşa iki gol bulmuş olsa da ne ilk yarıda ne ikinci yarıda çok büyük bir oyun üstünlüğü kurduğunu söylemek zor. Gol dışında ilk yarıda çok büyük tehlikeler yaratmadılar. Amedspor rakibin üstünlüğüne teslim olmuş bir takım görüntüsü vermedi; ancak kendi oyununu da sahaya yerleştiremedi.
Sonra ikinci yarı başladı. Ve maçın hikâyesi değişti.
İkinci golle 2-0 geriye düşmek başka bir takımın direncini kırabilirdi. Amedspor için ise tam tersine bir kırılma noktası oldu.
Futbol elbette taktik ve teknik bir oyun. Ama aynı zamanda bir mantalite ve karakter oyunu. Hasi’nin saha kenarındaki mücadelesi ve tutkusu, taraftarın ‘’teslim olma’’ çağrısı , sahadaki oyuncuların reaksiyonuyla birleşti.
Bana göre maçın en önemli müdahalelerinden biri Gökhan-Furkan değişikliğiyle gelen oyun değişimiydi. Furkan’ın oyuna girmesiyle birlikte orta sahadaki tıkanıklık bir ölçüde çözüldü. Elbette skorun da etkisiyle Amedspor daha cesur oynamaya başladı. Daha öne çıktı, daha fazla bastı, topu daha hızlı ileri taşımaya başladı.
Ve ardından Orban sahneye çıktı.
Oyuna girmesiyle birlikte hücumdaki karakterimiz belirgin biçimde değişti. Ön alandaki hareketliliği, rakip savunmaya yaptığı baskı ve savunma arkasına koşuları Amedspor’un hücum gücünü yükseltti.
Önce sezgisi ve bireysel becerisiyle farkı çok güzel bir golle bire indirdi.
Ardından yine hızlı gelişen bir hücumda savunma arkasına sarkıp yaptığı temiz ve soğukkanlı vuruşla beraberliği getirdi.
2-0’dan 2-2’ye…
Maçın başındaki Amedspor ile ikinci yarının Amedspor’u arasında yalnızca skor değil, oyun karakteri açısından da ciddi bir fark vardı.
Lafont’un kritik kurtarışlarını da unutmamak gerekir. Duran toplarda birkaç kez iyi organizasyonlar yaptık, fırsatlar bulduk ancak bunları değerlendiremedik.
Sonuçta deplasmanda iki farklı geriye düştüğümüz bir maçtan puanla döndük.
Ama bence alınan puandan daha değerli olan, takımın geri dönüş biçimiydi.
Çünkü Amedspor teslim olmadı.
Taraftarının tribünlerden yükselen “Teslim olma, mücadeleye devam!” haykırışına sahada karşılık verdi.
Takım henüz hazır değil. Eksikleri var. Orta saha organizasyonunda, geriden oyun kurulumunda, kanatların kullanımında ve hücum sürekliliğinde geliştirilmesi gereken çok şey var.
Ama takım birlikte oynadıkça, birbirini tanıdıkça, hatalarından döndükçe, oyun ezberi geliştikçe ve alternatifler oturdukça daha iyi bir Amedspor izleyeceğimize inanıyorum.
Bu yüzden deplasmanda iki farklı geriye düşülen bir maçtan alınan bir puan, sezonun bu erken bölümünde altın değerinde.
Fakat İstanbul deplasmanının benim için asıl hikâyesi biraz daha farklıydı.
Amedspor taraftarı.
Şişhane’den stada uzanan o yürüyüş…
İstanbul ve çevre illerden gelen o kalabalığın içinde o coşku … Her biri aynı sevdanın etrafında buluşmuştu, her deplasmanda da böyle olacaktı belli ki;
Hepsi aynı soruyu soruyordu:
Kîne Em?
Futbol bazen yalnızca doksan dakikadan ibaret değildir.
Bazen bir takımın sahadaki oyunundan daha fazlasını anlatır.
Aidiyeti anlatır.
Belleği anlatır.
Birlikte olma duygusunu anlatır.
Ve bazen iki farklı geriye düşmüş bir takımın yeniden ayağa kalkmasında, tribünlerden yükselen bir cümlenin ne kadar güçlü olabileceğini gösterir:
‘’Teslim olma. Mücadeleye devam.’’
Amedspor’un İstanbul’daki bu akşamdan aldığı yalnızca bir puan değildi.
Sahada geri dönüşün, tribünde ise hiç eksilmeyen bir inancın hikâyesiydi.
Mücadelenin ve geri dönüşün adı: Amedspor.
Müjdat Güven