Diken Yazarı Levent Gültekin, Diken'deki bu haftaki yazısında referandum sonrası Türkiye'de yaşanacakları yazdı. Gültekin, ülkenin tek kişinin eline geçtiğini belirterek Türkiye'de yaşayan herkesin kaderinin artık bir kişinin dudakları arasında olduğunu söyledi. 

Levent Gültekin'in Diken'deki yazısı şöyle:

Biliyorum henüz çok erken. Referandumla adım attığımız ‘tek adam’ rejiminin yaratacağı  sorunların boyutlarını henüz görmedik.

Esasında toplum yapılan değişikliğin ne anlama geldiğini, kendi hayatını nasıl etkileyeceğini de tam olarak bilmiyor.

Ama “Ülke zarar görsün, halk bunu anlasın sonra sorun çözülür” diyecek durumda da değiliz.

O nedenle bu zararı en az hasarla atlatmanın hatta mümkünse ülke için bir kazanca dönüştürmenin yolunu bulmalıyız.

Türkiye, tarihinin en ağır siyasi krizini yaşıyor. Ülke olarak bu krizi tarihi fırsata çevirebiliriz.

Şöyle:

Yargı bağımsızlığını, eşitliği, özgürlüğü, farklılıkların hakkını, hukukunu garanti altına alan bir anayasamız hiç olmadı.

Gücü ele geçirenin borusunu öttürmesine zemin sağlayan bir anayasa olduğu için gücü ele geçirenler değiştirmeye,daha iyisini yapmaya yanaşmadı.

İktidarı ele geçiren kendini ülkenin tek sahibi gördü.

Türkiye, ülkeyi birbirinin elinden almaya çalışan farklı kesimlerin mücadelesinde büyük zarar gördü.

Şimdi yeni bir durum var.

Ülke tek bir kişinin eline geçti. 80 milyon olarak kaderimiz o kişinin iki dudağı arasında.

Bir sabah nasıl bir felakete uyanacağımızı bilmiyoruz.

Çünkü birbirini denetleyen, frenleyen kurumlar yok. Bir kişinin iki dudağı arasına teslim olduk.

Siyaset tamamen tasfiye edildi.

Partiler işlevsiz hale geldi. Meclis’in hiçbir anlamı, etkisi kalmadı.

Egemenlik halktan alınıp tek bir kişiye verildi.

O kişi bugün Erdoğan, yarın bir başkası.

Toplumun farklı kesimleri bütünüyle sahanın dışına itildi.

Seslerini duyurabilecek, siyasette etki uyandıracak, sonuç alabilecekleri bir mekanizma kalmadı.

Yani herkes kaybetti, herkes dışlandı. Farklı ideolojiler, farklı inançlar, farklı görüşler siyasette var olma zeminini kaybettiler.

Bu sistemde tek başına bir partinin yapabileceği hiç bir şey yok.

Muhalefet partileri Meclis’e girip, maaş alıp, kahve muhabbeti yapmaktan öteye gidemeyecekler.

Çünkü bütün yetki de güç de artık tek bir kişide.

İşte bu iç karartıcı tablo toplumun bütün kesimlerini ortak bir amaç için bir araya gelmeye mecbur ediyor.

Herkesi diyalog kurmaya, hoşgörülü olmaya hatta taviz vermeye zorluyor. Kimseye kendi görüşünü dayatma imkanı bırakmıyor.

Siyaset kanallarını açmak, siyaset sahnesinde yer alabilmek için toplumsal ittifak yapmaktan başka yol yok.

Egemenliği bir kesime değil 80 milyona veren, herkesin hakkını hukukunu garanti altına alan, herkesin yaşamını, inancını, özgürlüğünü, eşitliğini teminat altına alan bir anayasa yapmak her kesim için artık bir mecburiyet.

Çünkü daha önce bir araya gelemeyen kesimlerin bir araya gelme, güç birliği yapma mecburiyeti var.

Mesela eğer egemenlik yeniden halka verilmezse, siyaset yapacak zemin oluşturulmazsa HDP’nin de siyasette bir karşılığı yok, MHP’nin de.

CHP’nin de bir karşılığı yok, Saadet Partisi’nin de. Hatta AK Parti de gücünü tümüyle yitirecek.

Eskiden var olan ‘benim olsun’ anlayışı artık mecburiyetten ‘hepimizin olsun’ anlayışına evrilmek zorunda.

“Benim olsun” veyahut “Benim dediğim olsun” denildiğinde artık kimsenin olmuyor veyahut kimse hiçbir şey olamıyor.

Ama “Hepimizin olsun” denildiğinde herkesin olduğu, olabildiği bir sistem kurulmasının yolu açılacak.

Bu mecburiyet bize daha iyi bir anayasa yapma fırsatı veriyor.

Bu mecburiyet hepimizi yakınlaşmaya yöneltiyor.

Bu durum kendimiz için istediğimiz eşitliği, özgürlüğü, hakkı, hukuku başkası için de istemeye bizi mecbur ediyor.

Fırsat dediğim bu: Siyasette var olabilmek için başkasının varlığını kabul etmek, onunla ittifak etmek. Çünkü bu girdaptan çıkmanın başka yolu yok.

Bu mecburiyetten eskisinden çok daha demokratik, çok daha eşit, çok daha özgür bir anayasa çıkarabiliriz.

Çıkarabiliriz çünkü siyaset dışına itilen herkes yeniden sahaya dönebilmek için birbirlerine muhtaçlar.

Gücü eline geçirenin söz sahibi olduğu değil, hakkını, hukukunu teminat altına alan bir anayasa çıkabilir.

Biliyorum çok uzattım hatta konu biraz da dağıldı.

Kısaca toparlayayım: Yeni sistem toplumun bütün kesimlerini siyasetin dışına itti.

Egemenliği yeniden halka vermek, siyasette var olmak için birlikteliğe ihtiyaç var. Kaybedince kıymetini anladığımız değerleri yeniden elde etmek için toplumsal ittifaka ihtiyacımız var.

Bu ittifak hem herkese alan açmak hem de herkes için en iyisini yapmak amacıyla kurulmalı.

Bu birliktelik ihtiyacını ülke yararına, yani hepimizin ortak yararına kullanabiliriz.

Bu nedenle durumun aciliyetinin farkına varıp, ‘tek adam’ rejiminin ülkeyi daha fazla tahrip etmesini beklemeden huzurlu yaşamın hikayesini yazmak ve buna 80 milyonu ikna etmek zorundayız.

2019’u beklemeden bu mecburiyetin farkına varıp toplumun bütününe ulaşacak ortak aklı devreye sokmak gerekiyor.

Herkesin mutlu olduğu güzel bir hikaye yazabiliriz.

Bu, o kadar da zor değil.

Kaynak: Diken