Gazete Emek- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, partisinin Meclis grup toplantısında gündeme dair konuştu.
Bakırhan Kahramanmaraş ve Şanlıurfa Siverek’te yaşanan okul saldırılarının “münferit” olmadığını belirtti.
Toplumsal çöküş, uyuşturucu, çeteleşme ve silahlanma başlıklarında iktidarı eleştiren Bakırhan, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a tüm parti liderlerini bir araya getirme çağrısı yaptı. Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in istifa etmesi gerektiğini söyledi. Bakırhan, Gülistan Doku dosyasının yeniden açılmasını da “önemli bir gelişme” olarak niteledi.
Tuncer Bakırhan, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, Kahramanmaraş ve Siverek’te yaşanan saldırılar, toplumsal çözülme, eğitim politikaları, çocukların güvenliği, cezasızlık ve Gülistan Doku dosyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Bu katliamlar münferit değil’
Bakırhan, konuşmasının başında Kahramanmaraş ve Siverek’te yaşanan saldırıların yalnızca bireysel bir şiddet vakası olarak görülemeyeceğini ifade etti. Yaşananları toplumsal öfke, yalnızlaşma ve duyarsızlığın sonucu olarak tanımlayan Bakırhan, kısa bir girişin ardından şunları söyledi:
“Bugün burada yalnızca bir siyasetçi olarak değil, çocuğunu sabah erken okula uğurlayan, akşam da yolunu gözleyen milyonlarca anne-babadan birisi olarak konuşmak istiyorum. Beklemenin ne olduğunu hepiniz iyi biliyorsunuz. Çünkü bu ülkede her sabah milyonlarca aile aynı şeyi yapıyor. Uğurluyor. Ve dönmesini bekliyor. Kahramanmaraş’ta da, Siverek’te de bazı aileler çocuklarını bekledi. Maalesef çocukları dönmedi. Ülke olarak çok üzgünüz ve yastayız.”
Bakırhan, bu acının yalnızca yas duygusuyla karşılanamayacağını da kaydederek, “Yasımızı kalbimizde taşıyacağız, ama yas, susmak değildir. Yas, gerçeğin yüzüne bakma ve yeni felaketleri önleme sorumluluğudur” dedi. Ardından, “Bu katliamlar münferit değil. Bireysel bir çılgınlık da değil. Bu, yıllardır biriken bireysel ve toplumsal öfkenin, çaresizliğin, yalnızlaştırmanın ve duyarsızlığın sonucudur” ifadelerini kullandı.
‘Toplumsal çöküş ve çözülme’
Bakırhan, saldırıları yalnızca güvenlik başlığında değil, “toplumsal çöküş ve çözülme” çerçevesinde ele aldı. Eğitim sisteminden ekonomik krize, uyuşturucudan çeteleşmeye ve bireysel silahlanmaya kadar uzanan bir tablo çizdi.
“Sistem, dokunduğu her şeyi çürütüyor, insanı yalnızlığa, toplumu dağılmaya, geleceği karanlığa mahkûm ediyor. Bu şekilde eşitsizlikler derinleşiyor, kurumlar çöküyor, insanlar birbirine yabancılaşıyor ve felaket geliyorum diyor. Böyle bir ortamda şiddet normalleşir. Güvensizlik büyür. Ve bu yük en çok çocukların omuzlarına biner” diyen Bakırhan, okulların artık aileler için güvenli alan olmaktan çıktığını dile getirdi.
Bakırhan, eğitim sistemine dönük eleştirilerindeyse, şunları söyledi:
“Eğitim sistemine bakın. Enkaz kelimesi bile hafif kalır. Tek tipçi, rekabetçi, piyasa odaklı bir anlayış çocukları metalaştırdı. Çocuklar eğitim sisteminin oyuncağına dönüştü. Her yıl yeni bir müfredat. Her müfredat bir öncekinden fecaat. Eğitim sistemi eleştirel düşünmeyi bastırdı. İsimler değişti, müfredatlar değişti, ama eğitimi toplumu biçimlendirme aracı olarak gören devlet aklı değişmedi. İktidar artık eğitim alanıyla oynayarak ideolojik hegemonya kurmaktan vazgeçmelidir.”
Uyuşturucu, çeteleşme ve silahlanma konusunda iktidarı ve kamu düzenini eleştiren Bakırhan, “Ekonomik kriz, kent yoksulluğu ve sosyal çürüme, madde bağımlılığı ve çeteleşmeyi artırıyor. Gençler bu yapılar tarafından istismar edilebilmekte ve şiddet döngülerine çekilebiliyor. Başka bir sorunumuz da silahlanma. Türkiye’de ruhsatsız silah sayısının 10 ila 30 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor. Bazı çetelere bürokrasimiz de silah dağıttığı için bu rakamları net olarak bilmiyoruz. Her 4 kişiden birinde silah var deniliyor. Toplum giderek daha silahlı, daha tetikte, daha güvensiz hâle geliyor” ifadelerini kullandı.
Verileri paylaştı
Bakırhan, Adalet Bakanlığı verilerine atıf yaparak çocuklara ilişkin yargı verilerini de paylaştı:
“2024’te ateşli silah ve bıçakla suç işlediği için 11 bin 64 çocuk hakkında soruşturma başlatıldı. 2025’te bu sayı 13 binlere kadar çıktı. Mahkemelerde yargılanan çocuk sayısı da 10 bini geçti. Bu rakamlar birer istatistik değil. Her biri bir çocuğun adı. Her biri bir ailenin çığlığı. Bu çığlıklar ülkenin gerçek kırmızı alarmıdır.”
Numan Kurtulmuş’a çağrı
Bakırhan, konuşmasının devamında Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a seslendi. Çocukların güvenliği ve gençlerin geleceği için Meclis’te ortak bir siyasal zemin kurulması gerektiğini savunan Bakırhan, şu çağrıyı yaptı:
“Kırmızı alarm yıllardır ses veriyor. İktidar görmezden geliyor. Ülke iyi durumda değil diyenler de susturuluyor. Birileri oy peşinde, birileri rant peşinde. Çocuklar söz konusu olduğu için kıyamet değilse bile bir şey kopmalı, bir şey yapmalıyız. Bütün siyaset kurumu olarak başımızı ellerimizin arasına alıp düşünmeliyiz. Bir yol bulacağız. Başka da yolu yok.”
Bu bölümün ardından Bakırhan, Meclis Başkanı’na şu sözlerle seslendi: “Bu ülke hepimizin. Çare de hepimizin omuzunda. Bu nedenle bugün buradan Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’a sesleniyorum: Hükümet-muhalefet ayrımı gözetmeksizin, Meclis’teki bütün siyasi parti liderlerini bir araya çağırın. Gün, çocukların güvenliği, gençlerin geleceği için ortak bir masa kuracağımız gündür. Bu masa, ülkenin vicdan masası olmalıdır.”
Yusuf Tekin’e istifa çağrısı
Bakırhan, konuşmasında Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’i de eleştirdi. Dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan benzer saldırılar sonrasında siyasi sorumluluk mekanizmasının işletildiğini hatırlatırken, Türkiye’de ise “istifa kültürü”nün bulunmadığını söyledi.
“Sırbistan’da bir ilkokulda sekiz öğrenci ve bir güvenlik görevlisi hayatını kaybetti, Eğitim Bakanı ertesi gün istifa etti. Ürdün’de öğrenciler okul gezisinde yaşamını yitirdiği için eğitim bakanı istifa etti. Peki Türkiye’de ne oluyor? Depremde on binlerce insanın canı gidiyor, istifa yok. Maden facialarında işçiler toprağa karışıyor, istifa yok. Okullarda çocuklar ve öğretmenler katlediliyor, yine istifa yok” diyen Bakırhan, “Buradan açık ve net söylüyoruz: Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin bu tablonun sorumluluğunu üstlenmeli ve istifa etmelidir” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, bunun bir siyasi polemik değil, “topluma ve çocuklara karşı yerine getirilmesi gereken asgari bir sorumluluk” olduğunu söyledi. Muhalefete de özeleştiri çağrısı yapan Bakırhan, “Bu ağır tabloyu yalnızca iktidarı eleştirerek aşamayız, toplumun her kesimine dokunan, kalıcı ve bütünlüklü bir siyaseti samimiyetle inşa etmek zorundayız” dedi.
Gülistan Doku soruşturması: ‘Örtbas edenler hesap vermeli’
Bakırhan, grup toplantısında kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybedilen kadınlara da ayrı bir başlık açtı. Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyasının 6 yıl sonra yeniden açılmasına değinen Bakırhan, bunun önemli bir gelişme olduğunu söyledi:
“Bugün karşımızdaki en ağır gerçeklerden biri de kadın cinayetleri, şüpheli kadın ölümleri ve zorla kaybettirilen kadınlardır, burada mesele yalnızca suç değil, suçu örten, faili koruyan ve adalet arayışını yıllarca oyalayan bir düzendir. 2020’den beri kayıp olan Munzur Üniversitesi öğrencisi Gülistan Doku’nun dosyası 6 yıl sonra tekrar açıldı. Bu önemli bir gelişmedir. Gülistan bir isim değil, bir sorudur. Altı yıldır bu ülkenin vicdanına sorulan ve cevabı alınmayan bir sorudur.”
Dosyanın yeniden açılmasının aile, kadın örgütleri ve kamuoyunun ısrarlı takibi sayesinde mümkün olduğunu söyleyen Bakırhan, “Burada kayyım olan eski vali, yüksek bürokratlar, siyasetçiler ve kolluk güçleriyle bağlantılı kirli ağlar olduğu iddiaları ciddi şekilde masaya yatırılmalıdır. İktidar, titizlikle bu meseleyi araştırmalıdır. Örtbas edenler hesap vermeli, ucu nereye dokunursa dokunsun tüm sorumlular yargılanmalıdır” ifadelerini kullandı.
Bakırhan, Gülistan Doku dosyasının Rojin Kabaiş, Rojvelat Kızmaz, Rabia Naz, Nadira Kadirova ve Yeldana Kaharman dosyalarıyla birlikte düşünülmesi gerektiğini belirterek, bunun “Türkiye’nin her sokağının bir Susurluk olmasının önüne geçmekle ilgili tarihî bir görev” olduğunu söyledi.
Demokratikleşme için atılması gereken adımları sıraladı
Türkiye’de sistem krizi yaşandığına dikkat çeken Bakırhan, demokratik normalleşme çağrısı yaptı ve bunun için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:
“Yargı bağımsızlığını yitirdi, medya susturuldu, güç tek merkezde toplandı, seçilmiş belediyeler kayyumla gaspedildi, muhalefet baskı altında. Bu zeminin üzerine demokratik bir toplum inşa edilemez. Öncelikle hukuka ve demokrasiye riayet edilmelidir. Toplumu ayrıştıran, kamplaştıran dilden vazgeçilmelidir. Siyasi normalleşme sağlanmalı. Kurumsal reformlar yapılmalı. Hukuka güvensizlik giderilmeli. Halkın iradesine saygı gösterilmelidir.
Demokratikleşmeden normalleşme olmaz. Normalleşmeden iyileşme olmaz. Bu yüzden diyoruz ki, demokratik normalleşme toplumsal çöküşün de panzehiridir.”
1 Mayıs çağrısı
Bakırhan, 1 Mayıs kutlamaları için de şunları söyledi:
“Önümüz 1 Mayıs. İşçi, yoksul, ezilenler olarak hepimiz eşitlik taleplerimizi, alın teri hakkımızı o meydanlarda haykırmalıyız. Biz DEM Parti olarak işçileri, emekçileri, kadınları, gençleri, doğasına sahip çıkanları, halkları ve inançları 1 Mayıs alanlarına çağırıyoruz.”
Kaynak: İlke Tv





