SERKAN ATASOY - 8 MART DOSYASI

Gazete Emek - Kimi kadın öğrenci artan kadın cinayetlerinin hukuki caydırıcılığın zayıflaması, patriyarkal ideolojinin yeniden güç kazanması ve ekonomik krizlerin yarattığı gerilim olduğunu söylerken; kimi öğrenci ise korkmadan yaşamak istediğini, üzülmek istemediğini ve kadınların sadece 8 Mart'ta değil, her gün yaşamın tam ortasında olması gerektiğini vurguluyor.

Üniversite öğrencisi Yelhan:

Türkiye’de son yıllarda görünürlüğü artan kadın cinayetleri, politik iklim, patriyarkal kültür, ekonomik kriz ve cezasızlık politikalarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Politik açıdan bakıldığında, kadına yönelik şiddetle mücadelede hukuki mekanizmaların zayıflatılması önemli bir eşiktir. Özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı, sembolik ve pratik anlamda devletin kadınları koruma yükümlülüğüne dair ciddi bir kırılma yaratmıştır. Sözleşmeden çekilme, yalnızca bir uluslararası metnin feshi değil aynı zamanda erkek şiddetine karşı verilen mücadelenin politik olarak geri plana itilmesi anlamına gelir.

Hukukun caydırıcılığının azalması, faillere yönelik iyi hal indirimleri ve uygulamadaki eksiklikler, erkek şiddetini dolaylı olarak cesaretlendiren bir zemin üretmektedir. Devletin ideolojik olarak "aileyi koruma" vurgusunu kadının yaşam hakkının önüne koyması, kadını birey olmaktan ziyade aile içindeki rolü üzerinden tanımlayan muhafazakâr bir çerçeveye işaret etmektedir.

TBMM’de gündem: Fatma Nur Çelik ve kızı İkra’nın ölümü
TBMM’de gündem: Fatma Nur Çelik ve kızı İkra’nın ölümü
İçeriği Görüntüle

Kadınların boşanmak istemesi, çalışmak istemesi, ilişkiyi sonlandırması ya da kendi hayatına dair karar alması çoğu vakada cinayet gerekçesi hâline gelmektedir. Bu durum, erkek egemen sistemin kadın bedeni ve yaşamı üzerindeki mülkiyet iddiasını gösterir. Kadınların kamusal alanda güçlenmesi ve ekonomik bağımsızlık kazanması, geleneksel erkeklik konumunu tehdit etmekte, bu tehdit bazı erkeklerde kontrolü yeniden tesis etme çabası olarak ölümcül şiddete dönüşmektedir.

Ataerkil kültür içinde büyüyen erkek özne, kadını "kendinin uzantısı" olarak konumlandırır.

Toplumsal olarak erkeklere duygusal regülasyon becerilerinin zayıf olması ve öfkenin meşru bir erkeklik dili olarak sunulması bu patolojiyi beslemektedir.

"Kolektif direniş pratikleri şiddete karşı alternatif bir politik bilinç üretiyor"

Üniversite öğrencisi Yelhan devam ediyor:

Kürt meselesi bağlamında ise tablo daha katmanlıdır. Kadınlar hem patriyarkal yapının hem de çatışmalı siyasal tarihin yükünü taşımaktadır. Militarizasyonun yoğun olduğu coğrafyalarda şiddet kültürü gündelik hayata daha fazla sirayet eder. Uzun süreli çatışma ortamında güç, kontrol ve tahakküm daha merkezi değerler hâline gelir. Ayrıca yoksulluk, zorunlu göç ve toplumsal travma, kadınlar için daha zorlayıcıdır. Kürt kadın hareketinin geliştirdiği kolektif direniş pratikleri ise bu şiddete karşı alternatif bir politik bilinç üretiyor ancak devlet baskısı ve siyasal gerilimler bu mücadelenin alanını daraltmayı hedeflemektedir.

Sonuç olarak artan kadın cinayetleri hukuki caydırıcılığın zayıflaması, patriyarkal ideolojinin yeniden güç kazanması, ekonomik krizlerin yarattığı gerilim, kırılgan erkeklik yapıları ve çatışmalı siyasal tarih gibi çok katmanlı dinamiklerin kesişiminde ortaya çıkar. Bu nedenle çözüm de yalnızca cezai yaptırımlarla sınırlı olamaz. Toplumsal cinsiyet eşitliğini merkeze alan politikalar, eğitim sisteminde eşitlikçi dönüşüm, kadınların ekonomik ve sosyal olarak güçlendirilmesi ve erkeklik normlarının sorgulanması gerekmektedir.

"Kadın insanlığın en narin ama en sağlam direğidir"

Üniversite öğrencisi Meryem:

Bugün etrafa bakarken yıllar boyunca güneşi görememiş, Güneş'ten önce kalkan gözleri hatırlıyorum; o gözler ki, kimi zaman evin dört duvarında gölgelerle büyümüştü, kimi zaman sokakta saygı beklerken adeta görünmez sayılmıştı. Kadın… Birçok tarihçi, filozof ve şairin kaleminden sayfalarca anlatılabilecek bir kelime. Ama bazen o kelimeyi söyleyen dudaklar bile haksızlık yapmıştır. İşte bu yüzden bugün, 8 Mart’ta sadece bir çiçek ya da tebrik mesajıyla yetinmeyeceğiz. Bugün, kadın olmanın cesaretini, sabrını ve eşsizliğini hatırlayacağız.

Victor Hugo’nun dediği gibi, “Kadın, insanlığın en narin, ama en sağlam direğidir.” Ve ne yazık ki, bazen bu direğe yaslanan eller, onu kırmaya çalıştı. Bazen sözcükler, zincir oldu. Dünya’nın her köşesinde, bir kadının sesi, duyulmayan bir çağrı gibi yankılandı. Ama unutulmamalı ki, tarih boyunca kadın, sessizliğiyle değil, dirayetiyle yankı yaptı. Bazen kadınlar evde, okulda, işte insan yerine konulmaz; bazen ise aynı kadınlar, aileyi, toplumu, geleceği ayakta tutan görünmez kahraman olur. İşte bu çelişki, 8 Mart’ı yalnızca bir tarih değil, bir dayanışma günü hâline getirir.

Ve şimdi 21. yüzyılın ışığında, geçmişin ve günümüzün sessiz çığlıklarını duyuyoruz. Her kadının adı okunacak. Her şiddet gören değil, her hakkı hiçe sayılan değil; her hayal kuran, her yol açan, her cesur adım atan kadın duyuracak, duyulacak! Kadınlar sadece 8 Mart’ta değil, her gün yaşamın tam ortasında olmalı.

Üniversite öğrencisi Sude:

Kadın cinayetleri artık uzaktan izlediğim bir haber değil, her duyduğumda içime oturan bir korku ve tarifsiz bir üzüntü. Öldürülen her kadında biraz kendimizi, biraz kardeşimizi, arkadaşımızı görüyoruz. Her biri hayalleri olan, sevdikleri olan, yaşamak isteyen kadınlardı.

En acısı da çoğunun sadece kendi hayatına dair bir karar vermek istemesiydi. Ayrılmak, boşanmak, okumak, çalışmak ya da sadece “hayır” demek… Bu kadar basit, bu kadar insani şeyler ölüm sebebi olmamalıydı ama oldu.

Bazen sadece şunu düşünüyorum, Bir kadının hayatta kalması, eve sağ salim dönmesi bu ülkede bir şansa bağlı olmamalı. Korkmadan yaşamak, en temel hakkımız! Artık sadece üzülmek değil, gerçekten değişim görmek istiyorum. Kadınların ölmediği, isimlerinin istatistiklere dönüşmediği bir ülke hayal değil, olması gereken bu.

Artık başsağlığı mesajları görmek değil, gerçek bir değişim görmek istiyorum. Kadınların isimlerinin istatistiklere değil, başarılarına ve hayallerine karıştığı bir ülkede yaşamak istiyorum, yaşamak istiyoruz.