SERKAN ATASOY- 8 MART DOSYASI

Kadınlar 8 Mart’ta Kadıköy’de yürüdü: “Yoksulluğa, şiddete ve savaşa karşı isyandayız”
Kadınlar 8 Mart’ta Kadıköy’de yürüdü: “Yoksulluğa, şiddete ve savaşa karşı isyandayız”
İçeriği Görüntüle

Gazete Emek - İşçiler, fabrikanın önünde kurulan barikatlar sebebiyle yangından kaçamadılar. Tüm bu olayların ardından ise 120 kadın işçi hayatını kaybetti. Kadın işçilere yönelik katliamdan yıllar sonra, takvimler 26- 27 Ağustos 1910'u gösterirken 2’nci Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında Alman komünist ve kadın hakları savunucusu Clara Zetkin'in önerisiyle 8 Mart, Ulusal Kadınlar Günü olarak ilan edildi.

Aradan 100 yıldan fazla zaman geçmesine rağmen kadınların hak arayış mücadelesi bitmedi. Dünya'nın hemen hemen her yerinde kadınlar, haklarını mücadele ve dayanışma ile elde etse de, erkek otoritesine dayanan sistem, kadınları ikinci sınıf vatandaşı olarak görmeye devam ediyor. Türkiye'de ise bu otoritenin sonuçlarından biri, kadınlara yönelik her geçen yıl artan katliamlar.

"Anıt Sayaç: Bu yıl Mart ayının ilk haftasına kadar 70 kadın öldürüldü"

2008'den bu yana erkeklerden tarafından öldürülen kadınların anısını yaşatmak, isimlerini ölümsüzleştirmek ve toplumsal farkındalık yaratmak amacıyla Zeren Göktan tarafından oluşturulan ve sürekli güncellenen, dijital bir arşiv sitesi Anıt Sayaç'ın verilerine göre erkekler tarafından öldürülen kadın sayısı, kurulduğu ilk yıl olan 2008'de 68'ken, sadece bu yıl mart ayının ilk haftasına kadar öldürülen kadın sayısı 70. Geçtiğimiz yıl ise bu sayı 457. Anıt Sayaç verilerine göre diğer yıllarda katledilen kadın sayısı şu şekilde; "2009'da 128, 2010'da 205, 2011'de 132, 2012'de 147, 2013'de 232, 2014'de 293, 2015'de 255, 2016'da 253, 2017'de 354, 2018'de 411, 2019'da 427, 2020'de 420, 2021'de 434, 2022'de 414, 2023'de 420, 2024'de ise 455."

"Kadınlar konuşuyor: Biz kadınlar olarak ölebiliriz her gün her dakika"

Bu 8 Mart'ta da, Türkiye'de yaşayan kadınlar haklarını aramak ve faillerin hesabını sormak için (sıradan bir günmüş gibi) alanlarda olacak. Bu dizide haberin ve yaşamın ortak öznesi olan kadınlar, her geçen yıl artan katliamların nedenlerini, çözümlerini; kadınlara yönelik gerçekleşen katliamlara karşı, duygu ve düşüncelerini aktardılar. Farklı şehirlerden bir araya gelen kadınlar, umudun karanlıktan daha güçlü olduğunu ifade ediyor.

İzmir'de yaşayan Deniz:


Her sabaha kadın cinayetleriyle uyandığımız bir ülkede yaşıyoruz. Her akşam sokaklarda insanların birbirlerini nedensiz ve kaygısızca öldürdüğü sokaklardan geçiyoruz. Bir insan olarak, bir kadın olarak her tanıştığımız caddede yanımızdan geçen insanları potansiyel bir tehdit olarak algılamadığımız; metrolara bindiğimizde 'takip edilir miyiz' diye düşünmediğimiz, sevgilimiz yahut kocamız bir gün katilimiz olur mu diye korkmadan geçirdiğimiz tek bir gün yok.
Çünkü tüm bunlar bu ülkede her gün yaşanıyor... Umutsuz bir ruh halinde değilim, bilakis kız kardeşlerimizin yaşama haklarını kendilerinin gibi, bir su, bir yemin gibi gözeten vicdanlı insanlarımız, yalnız 8 Mart'ta değil her yeni günde bize eşlik eden yoldaşlarımız var fakat yine de Türkiye adaletini sağlamakla görevli yargının zihinsel, kültürel ve vicdanen yenilenmemesi durumunda korkarım ki yaşanmaya devam edecekler.

Kadın cinayetlerinin artmasındaki en büyük sebeplerden biri elbette istismara açık infaz kanunu ve de özensiz, yetersiz cezalar. Fakat kadının ikinci sınıf vatandaş olarak kabul görüldüğü; bir babanın anneyi kemikleri kırılırcasına dövmesinin normal olduğu, yani kadının üzerinde her türlü tahakkümün, zorbalığın meşru olduğu; faille empati kurmasını daha kolay kılan aynı kültürel koddan geliyor, faille yargı mensubu. Hal böyleyken daha önümüzde uzun bir ataerkil yıkım süreci var. Cinsiyet iki yüzlülüğü öyle absürt bir noktada ki failin takım elbisesi var ise -ha birde mahzun, keyifsiz görünüyorsa biraz da rol yapabilirse- öldürdüğü, eziyet ettiği, aşağıladığı, istismar ettiği kadının yükü ortadan kalkıyor. Çünkü o artık etkin pişmanlıktan(!) özgür ve kim bilir haklı bile olabilir. Ve biz bir kadın olarak ölebiliriz; her gün, her dakika...
Biz bunlara ses çıkarırken başımızı ezmeye, susturmaya, elimizi kolumuzu bağlamaya çalışabilirler; arsızca, ahlaksızca...

Sesimizi daha gür duyurdukça, onurlu duruşumuzu bozmadıkça, yalnız kız kardeşlerimiz için değil; insanımız için iyiye dair bildiğimiz ne varsa tüm bunlar için dirayetli durabildikçe, dimağımızı ışıkla, yüreğimizi sevgiyle besledikçe koruyacağız birbirimizi, dönüşeceğiz. Sevgiyle yeşermiş adil bir jenerasyon yetiştireceğiz arkamızda, tüm bu çarpık sistemi "karanlık" olarak anımsayacak...

"İstanbul Sözleşmesi ve 6284"

İstanbul'da yaşayan Yudum:


Hepimizin bildiği üzere kadına yönelik şiddetin, cinayetin ve ayrımcılığın kaynağı toplumsal cinsiyet eşitsizliğidir. AKP hükümetinin iktidara geldiği günden bugüne gerçekleştirilen kadın cinayetleriyle birlikte binlerce kadın hayatını kaybetti. İktidara göre kadın cinayetleri sadece rakamsal bir veri olsa da gerçek öyle değildir.

İktidar, tüm kurumların içini boşaltıp haklarımızı yok sayarak kadına yönelik şiddeti her geçen gün artıyor; eşitsizlikleri, ayrımcılıkları iyice derinleştiriyor ve kadın cinayetlerinin artmasına ortaklık ediyor.

Her bir maddesi kadınların yaşamlarını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesinden geri çekilerek, 6284'ü uygulamayarak sistematik bir şekilde kadın cinayetlerinin işlenmesinde işbirliği yaparak suç işlemiştir ve işlemeye devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde sadece bir günde 6 kadın öldürüldü. Ve bu ölümlerde iktidar, uyguladığı yanlış politikalarla bu cinayetlerin ortaklarından biridir.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanun etkin bir biçimde uygulanmalıdır. Toplumsal cinsiyet temelli suçlarda, kadın cinayetlerinde cinsiyetçi iyi hal, tahrik indirimi gibi uygulamalardan vazgeçilmelidir. "Jin Jiyan Azadi"

Uşak'ta yaşayan Beyza:


Son yıllarda artan cinayetlerin ve ağır suçların toplumda büyük bir endişe yarattığını düşünüyorum. Birçok insan gibi ben de bu durumun sebeplerinden birinin cezaların caydırıcılığının, yeterince güçlü olmaması olduğunu düşünüyorum. Bazı olaylarda suç işleyen kişilerin kısa süre sonra serbest kalması, toplumda adalet duygusunun zedelenmesine ve insanların kendilerini güvende hissetmemesine neden olabiliyor.

Çoğu zaman büyük suçlara karışan kişilerin geçmişinde de benzer davranışlar veya uyarı niteliğinde olaylar olduğu ortaya çıkıyor.
Bu nedenle, risk oluşturan durumların erken fark edilmesi ve gerekli hukuki süreçlerin zamanında ve etkili şekilde işletilmesi çok önemli. Suçların büyümeden önlenmesi hem bireylerin güvenliği, hem de toplumun huzuru açısından büyük bir önem taşıyor.

Toplumun adalet sistemine güven duyması, devletin en temel sorumluluklarından biridir. İnsanlar özellikle sevdikleri söz konusu olduğunda yaşadıkları acı ve öfkeyi çok yoğun hissedebilir. Bu yüzden adaletin hızlı, şeffaf ve caydırıcı bir şekilde uygulanması, hem mağdurların hem de toplumun vicdanını rahatlatacaktır.

Herkes için güvenli bir toplum oluşturmanın yolu; güçlü bir hukuk sistemi, etkin denetim ve adaletin eşit şekilde uygulanmasından geçer. Toplum olarak beklentimiz, suçların önlenmesi ve adaletin gecikmeden sağlanmasıdır.

"Umutla yaşamak istiyoruz"

Ardahan'da yaşayan Özge:


Kadın cinayetleri hakkında konuşmak insanın içini acıtıyor. Haberlerde artık normal bir durummuş gibi yüzeysel bir şekilde geçiliyor. Bu durumlar anlık bir öfke değil, toplum sorunudur. Bir kadının ne giydiği, nerede olduğu, kimle olduğu, bir ilişkiyi bitirmek istemesi; ölümle sonuçlanması aciz bir durum. Hiçbir gerekçe insanın yaşamını elinde almamalı. En önemlisi de çoğu kadın yardım isteyip, şikayetçi olup, yeterince dikkate alınmamayıp, önemsenmemiş. Bence küçük yaştan itibaren çocuklara saygıyı, sınır kavramını, eşitliği öğretmek gerekiyor. Şiddeti normalleştiren acılar değişmeden, bu durum geçmez. Çok basit aslında; kadınların istediği sokakta, evinde, işinde güvende olmak. Aslında en temel insan hakkı... Hiç kimse hayatını düşünüp endişe içinde yaşamamalı. Artık üzülmekten öte gerçekten çözüm üreten adımlar görmek daha iyi olur. Her kaybedilen kadın hayatı aslında eksilen bir hayat değil, eksilen bir gelecek... Hiçbir öfke hiçbir bahane bir canı geri getirmiyor. Geride sadece tarifsiz bir boşluk, dinmeyen acılar kalıyor. Korkuyla değil, umutla yaşamak istiyoruz. Çünkü yaşamak, herkesin hakkı. Diyeceğim son şey, kadınlar artık korkarak yaşamamalı!