Haber: Serkan ATASOY

Gazete Emek- AK Parti Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Birol Şahin gerçekleşen okul saldırıları sonrasında eylemlere katılan öğretmenlere "bunları okullarımızda istemiyoruz" dedi.

14 - 15 Nisan tarihlerinde Şanlıurfa/Siverek ve Kahramanmaraş/Onikişubat'ta gerçekleşen okul saldırıları, ülke genelinde geniş çaplı eylemlerle yanıt buldu. Türkiye'nin dört bir yanından öfkesini sokağa taşıyan sivil toplum kuruluşları, öğretmen ve öğrenciler yuvaları olarak gördükleri okullarda sık sık "yaşamak istediklerini" vurguladı. Öğretmen sendikalarının ise yaşanan okul saldırılarını protesto etmek amacıyla başlattığı iş bırakma eylemleri pazartesi günü itibarıyla sona erdi.

Gerçekleştirilen eylemlerde;

"16 Nisan 2026'da Ankara Kurtuluş Parkı'nda toplanan ve Milli Eğitim Bakanlığı'na (MEB) yürümek isteyen eğitimcilerin önü Ziya Gökalp Caddesi'nde polis barikatıyla kesilmesi,

Müzakerelere rağmen öğretmenlerin Güvenpark'a girişine izin verilmemesi, bunun üzerine eğitimcilerin cadde üzerinde oturma eylemi başlatması,

İstanbul'da İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde toplanan grupların yürüyüş ve toplanma alanları polis kordonu ile sınırlandırılması" gibi fiziki engeller ve müdahaleler kaydedilirken sokaktaki fiziki barikatlara, iktidar kanadından gelen ve eğitimcileri doğrudan hedef alan söylemsel müdahale eşlik etti.

"Bunları okullarımızda istemiyoruz"

AK Parti Balıkesir Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Birol Şahin, protestolara katılan eğitimciler için “Bunlar öğretmenmiş. Bayrağı taşımaktan imtina edenlerin yetiştirdiği öğrenciden milletimize, devletimize hayır getirmeyeceği bunlardan belli. Bunları okullarımızda istemiyoruz” sözlerini kullandı. Eğitim sendikaları, Şahin'in açıklamalarını açık bir provokasyon olarak nitelendirirken Şahin hakkında "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" ve "hakaret" suçlamalarıyla suç duyurusunda bulundu. Şahin, tepkiler üzerine "Türk bayrağının gölgesinde ifade özgürlüğü değerlidir" ifadeleriyle daha yumuşak bir açıklaması yapsa da, ilk açıklaması kamuoyunda geniş bir yankı bulmaya devam ediyor.

Öğretmenler konuşuyor: Şiddet asla tesadüf ve münferit bir olay değildir

Gazete Emek olarak eyleme katılan öğretmenlere ulaşıp eğitimcilerin düşüncelerini, çözüm önerilerini, eylem alanlarından notlarını ve Birol Şahin'in yaptığı açıklama hakkında görüşlerini derledik.

Burhan Öğretmen:


“Trajik olaylarda Her fail aynı zamanda mağdurdur” diyerek canına kast eden öğrenciyi anlama çabasında olur öğretmenler. Tam da bunun için 'çocuklardan katil yaratan karanlığı' sorgularız. Yoksul mahallelerinde kantin tostu alacak parası olmadığı için açlıktan bayılan öğrencilerin öğretmeniyiz. Yoksulluğun sosyal medyada yüzüne vurulduğu, başını okşayan öğretmeni dışında empati kuracak tek yetişkin olmayan çocukların öğretmenleriyiz. Yaşadığımız ülkenin geleceğinin hamasetle değil bilimle kurtulacağını düşünerek, en iyi vatanseverlerin kendini yetiştirmiş, toplumsal faydayı esas alan insanlar yetiştirmek olduğu bilinci ile çalışırız. Bu emek sürecini Türkiye bayrağı altında yapmaktan gocunmadığımız gibi yoksulların da ülkesi olduğunu hatırlatmak için o mahallelerde derslere girerken, özel okullarda lüks içinde okuyan akranlarıyla aralarındaki farkı en azından iyi eğitim almalarını sağlayarak çalışırız. Ve tam da bu adaletsizliklerin son bulması için yaşadığımız ülkenin aydını sorumluluğu ile hareket ederiz. Gölgesinde yaşadığı bayrak öldükleri zaman tabutlarına asılmasın, olimpiyatlarda göndere çekilsin diye uğraşırız. 26 yıldır 'Vatan/bayrak' hamaseti yapanlar yönetiyor ülkeyi. Slogan atıp bayrak edebiyatı yapmak bir işe yarasaydı 26 yılda muazzam bir gençlik yetişmeliydi. Eğitimde manzara ortada maalesef."

Erkan Öğretmen:


"Okullarda yaşanan bu şiddeti sadece bir güvenlik zafiyeti olarak değerlendiremeyiz. Yaşadığımız bu şiddet hali yıllardır sürdürülen yanlış politikaların bir sonucudur. Şiddet asla tesadüf ve münferit bir olay değildir, ayrıştırıcı politikaların bir sonucudur. Birol Şahin’in yaptığı son açıklamalar gerçek sorumluları aklamaya yöneliktir. Bu şiddet sarmalının gerçek sorumluluları çocukların güvenli, sağlıklı ve özgür bireyler olarak eğitim ve öğretim alma koşullarını yaratmayan siyasi iktidardır. Bir eğitim emekçisi olarak kamusal, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim hakkını savunmaya devam edeceğim."

"Halk bizim yanımızda"

Dilşad Öğretmen:


"Birol Şahin’in söylediğinin tam tersine, biz meydanlarda sadece öğretmenler olarak yoktuk. Öğrencilerimiz, velilerimiz ve vatandaşlar da bizlere destek için oradaydılar. Hatta bir veli alanda gece nöbet tutan bizlere elleriyle sarma sarıp getirmiş, ikram etmişti. 'Elimden sadece bu geliyor' demişti mahcup bir şekilde. Halk bizim yanımızda."

Sabahattin Öğretmen:


"Cumhuriyet kurulduğu günden beri toplumsal çürümeye sebep olan Birol Şahin zihniyetli insanlar bu çürümüşlüğü hep bayrakla, ezanla dinle kapatmaya çalıştılar. Son yıllarda şiddetin neredeyse sirayet etmediği hiçbir kurum kalmamışken kadına şiddet korkunç boyutlara ulaşmış neredeyse her gün bir kadın öldürülüyor, sağlık çalışanlarını sürekli şiddet uygulanıyor bu ülkenin aydınlık yüzü olan eğitim emekçilerine şiddet artmaya başlarken belki de çürümenin en pik noktasını son dönemlerde gencecik çocukları birer caniye dönüştüren sistemi doğru sorgulamadan sorunu çözmek mümkün değildir. Bu konu da birçok öğretmen arkadaşımın sonuç odaklı sadece güvenlik odaklı çözümler geçici önlem olmakla beraber sorunları çözmek ve sorunların nedenlerini anlamak için yeterli olmayacaktır. Egemen zihniyet ve çürümüş sistem çete ve mafyalardan kahramanlar yaratıp Birol Şahin zihniyetli maşalar aracılığıyla toplumun örgütlü kesimlerine saldırılarda bulunmaktadır 6 yıl önce işlenen Gülistan Doku katliamına baktığımızda devletin valisinin bütün devlet imkanlarını kullanarak gencecik bir kadının kendi oğlu tarafından katledilmesini bütün kamu imkanlarını kullanarak 6 yıldır nasıl gizlediklerini hepimiz gördük bu çürümenin boyutlarını görmek açısından çok önemlidir. Toplum olarak zifiri bir karanlığın içinde yaşıyoruz. Bizi aydınlığa taşıyacak tek şey de halkların bu çürümüşlüğe karşı örgütlü mücadelesi olacaktır."

"Sokaklarımız güvenli değil güvenli sokaklar güvenli eğitim ortamları"

Ayşe Öğretmen:


"Bir kadın ve eğitim emekçisi olarak yıllardır alanlarda 'sokaklarımız güvenli değil, güvenli sokaklar güvenli eğitim ortamları' taleplerimizin adeta ete kemiğe bürünmüş halini bu son olaylarda gördük. Pedagojik olarak tasarlanmayan tam tersi ayrıştıran ve ötekileştiren eğitim programlarının çocuklara vermiş olduğu hasar ortadadır. Değerler eğitimi olarak sadece milli ve dini değerleri önceleyen bu sistem ne yazık ki çocukları birbirlerine karşı tahammülsüz ve kindar bir hale dönüştürdü. Bu konuda gerek meydanlarda gerekse çalıştığımız kurumlarda fikirlerimizi beyan ettiğimizde de siyaset yapmakla itham edilip susturulmaya çalışılıyoruz. İtirazlarını yüksek sesle dile getiren eğitim emekçileri hedef haline getiriliyor. Oysa ki asıl hedefin toplumu mafya dizileri ve bu eğitim modelleri ile sosyal çürümeye mahkum eden bu sistemin bizzat kendisi olması gerekir. Öyle ki yapılan anketlerde ülkenin en güvenilir ismi Sedat Peker gibi bir mafya lideri olabiliyor. Çocukların arasında özendirilen bir figür olarak da karşımıza çıkıyor. Ve yine tüm bunlar bir vatan bayrak sevgisi üzerinden pazarlanıyor.
Maraş'ta yaşanılan olayın ardından hayatını kaybeden bir çocuğun babası açıklama yaparken 'vatan sağ olsun' diyor. Çünkü o da bunu kendine bir zırh olarak kullanıyor yapacağı herhangi bir eleştirinin karşılığının vatan hainliğine varacak şekilde değerlendirileceğini düşünüyor. Olayda hayatını kaybeden ve babası KHK'lı olan bir çocuğun ismi ve fotoğrafı birçok kanalda geçmedi. Hâlâ bu olay üzerinden bile bir ayrıştırma söz konusu. Ve yine bunu da o milli duygu üzerinden yapıyorlar."

"Gülistan Doku"

Ayşe Öğretmen devam ediyor:


"Bir de genel anlamda ölümleri kutsama hali söz konusu. Biri çıkıp diyor ki 'Tüm bu yaşananlara rağmen okullarına giden ve canı pahasına orada olan öğretmenlerime hürmetlerimi sunuyorum, bunları fırsat bilip siyaset yapan öğretmenlerin de tespit edilip cezalandırılmasını istiyorum.'
Bir öğretmen neden canı pahasına okula gitmeli? Bu kutsama hali de aslında yaşanan gerçekleri görmeme halini beraberinde getiriyor.
Yaşanan olaylarla beraber bir de Gülistan Doku cinayetinin ortaya çıkması mevzusu var ve ben bu olayları birbirinden ayırt etmeden aynı olaylar olarak görüyorum. Gülistan Doku olayında delilleri karartan ve tecavüz zanlılarına sahip çıkan o zihniyetin sonucu olarak Maraşta'da evinde adeta cephanelik bulunduran bir emniyet amirinin çocuğunun yaşattığı faciaya şahit olduk. Çocuğuna erkeklik algısı üzerinden silah kullanmayı öğreten ve teşvik eden yine aynı militarist, eril ve milliyetçi olan karanlık zihnin sonucudur.
Ülkede bütün kurumlarda daha demokratik katılımcı herkesin kendini ifade edebildiği alanlar açılmadıkça da bu mevzunun çözüme ulaşması imkânsız hale geliyor."

Abdullah Öğretmen:

Eğitim Sen raporu: Hatay’da eğitimde kopuş derinleşiyor
Eğitim Sen raporu: Hatay’da eğitimde kopuş derinleşiyor
İçeriği Görüntüle


“Elbette her olayda benzer söylemlerle karşılaşıyoruz. Asıl sorumlulara odaklanmak yerine konuyu saptırıp alakasız başlıklar üzerinden toplumu kutuplaştıran bu yaklaşım, çözüm üretmekten çok bizi daha da çıkmaza sürüklüyor.”

"Çözüm bizleri hedef göstermek değil"

Berivan Öğretmen:


"2014 yılında 4+4 sistemi ile başlayan sonrasında velileri özel okullara yönlendiren, hatta eğitime destek adı altında özel okul ödeneği veren, devlet okullarına yeteri kadar bütçe ayırmayan son süreçte de ÖMK adı altında öğretmenlik meslek kanunu ile öğretmeni itibarsızlaştıran, veli ile öğretmeni karşı karşıya getiren doktoru da döverim öğretmeni de diyen bir zihniyet yaratan, şikayet hatları ile veli memnuniyeti aslında müşteri memnuniyeti algısı yaratan bir zihniyet yaratıldı. Bizler sorgulayan, bilimsel eğitimden yana doğayı, insanı, hayvanı seven saygılı bireyler yetiştirmek isteyen öğretmenleri sistemin işine gelmediği için bayrak indirmek isteyen öğreten algısı yaratarak sadece kriminalize etmek istiyorlar. Yaratıkları öğrenci profilleri şimdi karşılarına şiddet eğilimli, zorba, güç kimde ise onun yanında yer alan, geleceğe dair hedefi, umudu olmayan bir nesil yaratıldı.


Çözüm; bizleri hedef göstermek değil, eğitime ayrılan bütçenin arttırılması, okulların öğrenciler için sanatsal çalışmaların, spor aktivitelerinin, bilimsel çalışmaların yapılabileceği, isteyenin anadilinde, farklı kültürlere, cinsiyetlere ve engellilere saygılı; rehber öğretmen sayılarının arttırıldığı eğitim ortamlarına dönüştürülmesidir.


Çocukların erken dönemde özgüven adı altında aslında sınırları çok erken yaşlarda genişletiliyor. Bu durumda sınırları olmayan empati kuramayan bir nesil yetişiyor. Veli öğretmenin öneri uyarı ve rehberliğini kabul etmeli. Var olan eğitim politikaları değişmedikçe bu kriz daha fazla büyüyebilir. Bunun için mücadele eden öğretmenleri hedef almak yerine öğretmenin itibarını koruyarak ve eğitimin her çocuk için eşit koşullarda bilimsel demokratik olması konusunda kafa yormalılar."

Gülşen Öğretmen:


"Sınıfa girdiğimizde sadece ders anlatmıyoruz. Düşünen, sorgulayan bir kuşak yetiştirmeye çalışıyoruz. Öğretmenlik bu yüzden sessiz kalınacak bir meslek değildir. Öğretmeni hedef alan bu söylemler, egitimin yapısını zayıflatmaya yönelik girişimlerdir.


İstemiyoruz dili, bir mesleği kapının önüne koymaya çalışmanın ötesinde öğrencilerin karşısına nasıl bir eğitim anlayışı çıkarılmak istendiğini de gösterir. İyi bir eğitim, tek sesle değil, farklılıkların ve ortak aklın içinde büyür. Öğretmeni susturan bir sistemin içinde öğrenciden özgür düşünce de beklenmez.


Alanlarda bir araya gelen eğitimcilerin ortak duygusu nettir; bu meslek sadece bir iş deği, aynı zamanda bir sorumluluk ve mücadeledir. Öğretmen düşünmekten ve söz söylemekten vazgeçmez çünkü eğitimin onuru da, geleceği de buna bağlıdır. Ya başkalarının çizdiği sınırlarda yaşayacağız, ya da egitimin onurunu, özgürlüğünü savunacağız. Bizlerin tercihi bellidir; biz çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakacağız, ya siz?"

"Bilimden uzak fırsat eşitliği olmayan okullar olmasın"


Mithat Öğretmen:


"Bu olay karşısında bizler de öğretmenlerimizle birlikte bir tepki koymalıyız. Okullarda gerekli güvenlik önlemlerinin alınması için taleplerimizi her yerde dile getirmeliyiz. Bankaların, hastanelerin korunma hassasiyetini okulumuzda da olmasını istemeliyiz. X ray cihazı, kartlı turnike sistemi, özel güvenlik görevlisi devletin tüm okullara getireceği bir yenilik olabilir. Ayrıca psikolojik destek anlamında her okula bir psikiyatr atanabilir. 40 kişilik sınıflar, 20 kişiye düşürülebilir. İkili eğitime son verilip tam gün eğitime geçilebilir. Çocukların temel beslenme hakları okulda karşılanabilir. Öğrencilerin tüm geleceği bir sınav ile belirleniyor. Daha doğru ve adil bir sınav sistemi kurulabilir. Özel kreş, özel ilkokul, özel lise özel üniversitelerde okuyanların lüks içinde yaşadığı bizim gibi ailelerin çocuklarının birbirini boğazladığı, bilimden uzak fırsat eşitliği olmayan okullar olmasın diyebiliriz. Bu durum toplu bir çürüme göstergesidir. Karşımızdaki kişilerin her suçu bayrakla milliyetçilikle, devletçi söylemle örtmesi bence çok seviyesiz bir savunma mekanizması. Bilinçli çarpıtma çabası. Asıl sorgulanması gerekenlerin gözardı edilmesi için yapılan karar propagandadır."