Gazete Emek- Tokat’ta Şık Makas fabrikasında 1300 işçinin, “üretim daralması” bahanesiyle ve “Kod 22” (yüz kızartıcı suç) iftirasıyla iki gün içinde kapı önüne konulmasının üzerinden 100 gün geçti. Aylarca ücretleri ödenmeyen, kıdem tazminatları gasbedilen işçiler için bu 100 gün sadece bir hak mücadelesi değil, aynı zamanda bir dönüşümün adı oldu. İşçiler, patrona karşı olduğu kadar kendilerini ortada bırakan sarı sendikacılığa karşı da bayrak açtı. BİRTEK-SEN ile yan yana gelerek “Kod 22” damgasını sildiren, içerideki ücretlerinin bir kısmını alan Şık Makas işçileri bugün daha kararlı, daha örgütlü ve daha bilinçli.
Soğuk kış günlerini direniş çadırında geçiren işçiler, bu süreci “ekmek kavgası”nın ötesinde, “ben”den “biz”e geçilen bir okul olarak tarif ediyor. Tokat’ın tarihine kazınan bu 100 gün; dayanışmanın, sendikal bilincin ve sınıf kardeşliğinin ilmik ilmik örüldüğü bir deneyime dönüştü.
Artık ‘Gelir misin?’ değil, ‘Nereye gidiyoruz?’ deniyor
8-9 yıldır Şık Makas’ta çalışan Gökhan Güler, direnişin kendilerinde yarattığı değişimi şöyle anlatıyor: “Fabrikadayken insanları simaen tanıyorduk. Ama direniş alanında hem isimleriyle hem kişilikleriyle tanıdık. İnsanların birbirine güveni arttı. Tartıştığımız da oldu ama sonunda ortak bir noktada buluştuk. Artık herkes ‘Biz ne yaparız, nasıl birlikte yaparız?’ diye düşünüyor.”
Başlangıçta “Gelmek isteyen var mı?” diye sorulan eylemler için bugün herkesin “Nereye gidiyoruz?” diye sorduğunu anlatan Güler, “Bir karar alındığında herkes ‘Beni de yazın’ diyor. Haftada bir gün izni olan arkadaşlar bile izin gününü burada geçiriyor” diyor.
Direnişin bir yaşam pratiği haline geldiğini söyleyen Güler, “Kan ihtiyacı olduğunda seferber oluyoruz, cenazemiz olduğunda hep beraber katılıyoruz. Eskiden iş arkadaşıydık, şimdi kardeş gibiyiz. Maddi manevi birbirimize koltuk çıkıyoruz” ifadelerini kullanıyor.
"Sendika neymiş, işçilik neymiş burada öğrendik"
Güler’e göre bu süreç, işçiler için gerçek bir okul oldu: “100 günden sonra insanlar sendika neymiş, sendikacılık neymiş öğrendi. İşçi haklarını öğrendi. Buraya kim gelirse gelsin artık süreci, kazanımları ve haklarımızı anlatabilecek bilinçte insanlar var. Bu sadece bizim değil, ailelerimizin de okulu oldu.”
Direnişte kadınların rolüne ayrıca dikkat çeken Güler, “Bu çadırın en büyük gücü kadınlardır. İç Anadolu’nun ortasında, böyle bir kadın direnişi tarihte yoktur herhalde. Çocuğunu doyurup emanete bırakıp davasının peşine gelen kadınlar var. Gurur duyuyoruz” diyor.
Güler, direnişin Tokat esnafı üzerindeki etkisini de şöyle anlatıyor: “Başta bizi ‘terörist, bölücü’ gibi göstermeye çalıştılar, esnaf soğuktu. Şimdi herkes ‘Darbeyi hissetmeye başladık’ diyor. İşçinin cebine para girmeyince çarklar dönmüyor. Yakıtçıdan tuzcuya kadar herkesin bu patrondan alacağı var. Artık esnaf da biliyor ki bizim kazanımımız Tokat’ın kazanımı olacak. Beş parmak birleşince yumruk olur, yumruğun da sesi çıkar.”
"Gündüz direniş, gece bulaşıkhane"
Üç çocuk annesi Sare Karaca için direniş, aynı zamanda ağır bir geçim mücadelesi anlamına geliyor. “İlk 15 gün tamamen buradaydım. Sonra akşamları bir kafede bulaşıkçılığa başladım. Gece 12.30’da eve geliyordum. Bir ayda aldığım para 14 bin liraydı, sigorta yoktu. En zor olan çocukları ihmal etmekti” diyor.
Kod 22’nin düzeltilmesiyle işsizlik maaşına bağlandıklarını anlatan Karaca, “Şu an 9-10 bin lira arası bir gelirimiz var” diyor ve çadırdaki hayatı şöyle anlatıyor: “Bir arkadaşımız var sağ olsun sabah geldiğimizde sobayı yakmış, çayı demlemiş oluyor. Gün boyu çay içip sohbet ediyoruz, imece usulü yemek yapıyoruz. Hem yaşadığımız baskıları konuşuyoruz hem de ailelerimizi, hayatı…”
"Sarı sendika çekildi, BİRTEK-SEN’le yola çıktık"
Kayhan Buğa ise direnişin ilk günlerini şöyle anlatıyor: “İlk iki günden sonra sarı sendika Öziplik-İş geri çekildi, bizi ortada bıraktı. Sonra BİRTEK-SEN’in adını duyduk. Başta temkinliydik. Ama güvendiğimiz bir hocamız, Mehmet Türkmen’in yürüttüğü mücadeleleri anlatınca ikna olduk.”
Buğa, Kod 22’nin kaldırılmasını en büyük kazanım olarak görüyor: “Yaklaşık 1200-1300 kişiyi iki gün içinde iftirayla attılar. Bütün mücadelemiz bu lekeyi silmek içindi. Kodların kalkması büyük bir kazanım oldu. Ayrıca 2-3 aylık ücret alacaklarımızı da ocağı beklemeden aldık.”
"Karı-koca işsiz kaldık ama alanı boş bırakmıyoruz"
Eşiyle birlikte aynı fabrikada çalışan Buğa, bir gecede ikisinin de işsiz kaldığını anlatıyor: “Tokat’ta binlerce tekstil işçisi işsizken yeni iş bulmak çok zor. Ama alanı asla boş bırakmıyoruz. Çalışamasak da direniş meydanındayız.”
Bu süreçte yaşanan değişimi ise şöyle özetliyor: “Eskiden konuşmadığın insanlar olurdu. Şimdi aynı çadırın altında büyük bir birlik var. Herkes evinden bir şey getiriyor, imece usulü doyuyoruz. Ulaşımı kendi araçlarımızla sağlıyoruz. ‘Olur mu olmaz mı’ diye başlayan süreç, kazanımlarla birlikte inanca dönüştü.”
"Bu mücadele Tokat’ın mücadelesi"
Şık Makas işçileri için direnişin 100 günü; birlikte değişmenin, birlikte öğrenmenin ve birlikte güçlenmenin okulu oldu.
“Ben”den “biz”e geçen Şık Makas işçileri, Tokat esnafından sınıf dostlarına kadar herkesi bu yumruğun sesine kulak vermeye çağırıyor: Beş parmak birleşti, yumruk oldu.
Kaynak: Evrensel




