İddia: AKP, Meclis’te 400 vekil için transfer sürecini başlattı
İddia: AKP, Meclis’te 400 vekil için transfer sürecini başlattı
İçeriği Görüntüle

Gazete Emek- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, katıldığı bir televizyon programında Türkiye’nin Suriye politikalarına, Suriye’deki saldırılara ve SDG’ye ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Mezopotamya Ajansı‘nın haberine göre Halep’in Suriye’nin farklı inanç ve kimliklerin birlikte yaşadığı bir kent olduğunu belirten Bakırhan, “SDG, Suriyeli bir örgüt; Suriye menşelidir. Şara Hükümeti de şu anda orada yönetimdedir. Şimdi Şara konuşsa anlarsınız, dersiniz ki Suriye’nin geçiş sürecindeki devlet başkanıdır. Mazlum Abdi konuşursa dersiniz ki SDG’nin yöneticisidir. Yani Sayın Fidan’ın her seferinde Suriye’nin bir bakanı gibi, Suriye kabinesinde bulunan bir bakan gibi konuşması gerçekten anlaşılır gibi değil. Şara’yla SDG’li yöneticiler otursun; başta Halep meselesi olmak üzere Kürtlerin orada ne istediğini, ne talep ettiğini müzakere etsinler, konuşsunlar” dedi.
‘HALEP’TE GÜCÜ KİM KULLANIYOR?’
Hakan Fidan’ın tehditkâr bir dil kullanarak güç kullanımından bahsettiğini hatırlatan Bakırhan, “Halep’te gücü kullanan Türkiye mi, Şara Hükümeti mi, onu anlamakta insanlar güçlük çekiyor. Halep’teki sorun tabii ki çözülsün. Suriye’deki bu mesele artık çözülsün. Hemen yanı başımızda, sınırımızda bizi üzen, Türkiye’de çok önemli bir gündem olan, tartışmalara sebebiyet veren bir meseleden bahsediyoruz. Çözüm çok kolay. Sayın Fidan’ın anlattığı gibi zor değil. Kimsenin yerinden edilmesine, göç etmesine gerek yok. Suriye, Esad’ın devrettiği geleneklerle devam edecekse zaten oradan bir çözümden bahsetmek zor. Esad döneminde tekçi bir yönetim vardı; bu tekçilik Müslümana da, Kürde de, farklı inanç ve etnik kimliklere sahip insanlara da dayatılıyordu. Suriye’de henüz oturmuş bir rejim yok. Rejimin karakteri belli değil. Demokratik mi olacak, kapsayıcı mı olacak? Anayasasında Kürtler, Aleviler, Dürziler, Türkmenler; orada yaşayan bütün milliyetler ve inançlar yer alacak mı bilmiyoruz” diye belirtti.
Tehdit dilinden vazgeçilmesi gerektiğini vurgulayan Bakırhan, “Geçici bir hükümet var ve kayıtsız şartsız ‘silahları bırakın, teslim olun, bulunduğunuz yerlerden çıkın, oralar size ait değil’ deniyor. Bence bu tehdit dili yerine, başta Sayın Fidan olmak üzere hepimizin yapması gereken bir şey var: Türkiye’den, Suriye’deki bir meselenin çözümüne nasıl katkı sunabiliriz, eğer gündemimizi oraya alabilirsek, emin olun yardımcı olabiliriz” ifadelerini kullandı.
‘ÖCALAN SDG’YE İLİŞKİN BİR ÇAĞRI YAPMADI’
Bakırhan, devamında şunları söyledi:
“Aslında 27 Şubat çağrısı, bir biçimiyle Öcalan ile örgüt arasında iyi bir şekilde devam ediyor. Ama şimdi, SDG’nin konuşulmadığı, bizim de içinde bulunduğumuz ortamda dahi SDG’ye dair Öcalan tarafından herhangi bir şeyin söylenmediği bir noktada, bu çağrının dünyadaki bütün Kürtleri ilgilendirdiği söylenebilir mi? Bir de, ‘tamam’ deniliyor… SDG’yi de ilgilendirsin. Bir de burada çözüm sürecini bir rayına koyalım. Hala insanlar inanmıyor, hala güvenmiyor. Hala adımlar atılmış değil. Hala, silahı bırakanlar kendi kamplarına geri döndü. Böyle bir şey olabilir mi? Türkiye silah bırakılmasını çok istiyordu. Silah bırakanların gelip sosyal ve siyasal yaşama katılacağı söyleniyordu. Ama ortada herhangi bir adım yok. Şimdi tek taraflı olarak ciddi ve tarihi adımlar atılmış durumda. Buna rağmen şimdi yeni bir şey söyleniyor: ‘Bu SDG’yi de ilgilendiriyor. Japonya’da ana dilinde eğitim gören Kürt’ü de ilgilendiriyor.
SÖYLEMLER GERÇEKÇİ DEĞİL
Suriye başka bir egemen; başka bir ülke… Irak başka. Benim demek istediğim şudur; Yapılan 27 Şubat çağrısında bizim yaptığımız görüşmede, bu süreç bütün coğrafyadaki Kürtleri ilgilendiriyor diye bir şey çıkmadı. Bu bir. İki; SDG dediğin şey PKK değil mi? SDG çeşitli adlardan oluşmuş. Neredeyse yarısına yakını Araplar, Türkmenler, Ezidiler… PKK’ye silah bırak diyebilir. PKK önerilerinde bulunabilir. Öcalan’ın düşünceleri tabii ki Suriye’deki Kürtler üzerinde de büyük etkisi var. Onu söylüyorum. SDG’nin kendi üzerinde de etkisi olabilir. Burada daha bir şey yapılmamışken, verilen sözler yerine getirilmemişken, basit bir özel yasa çıkarılmamışken; Suriye’yi merkeze almak, Suriye’deki SDG’yi merkeze almak… ‘Şuradan çekil, buradan çık. Hepiniz sıraya dizilin. Arabız, Sünniyiz diye hazır ola geçin’ demek… Bunlar gerçekçi değil. Yüz yıllık bir meseleyi tartışıyoruz. Türkiye ne yaptı ki Suriye’de? Şimdi ne diyoruz? Burada hangi adımı attık? Hangi iyileşmeyi sağladık? Burada insanların yaşamına attığımız hangi adım pozitif anlamda dokundu? Biz iki bine yakın toplantı yaptık. Hayatımda hiç bu kadar zorlanmadım. Ne diyoruz? ‘Hoş geldiniz’ Toplanıyoruz, bu süreci anlatıyoruz, toplumsallaştırmaya çalışıyoruz. Çünkü biz inanıyoruz: Türkiye’de kesinlikle çatışmasız, şiddetsiz, silahsız bir süreç olmalı. Süreç bunun üzerine inşa edilmeli. Bizde bir şey yok.

Kaynak: MA