Skor tabelasına sığmıyor her şey.

Amedspor’un Başakşehir’i 5-0 yendiği gece de onlardan biriydi.

Biletleri günler öncesinden, dakikalar içinde tükenen kapalı gişe bir stat… Daha maç başlamadan tribünlerden sahaya inen o uğultu, o sabırsızlık, o büyük bekleyiş…

Geçen hafta Kasımpaşa deplasmanında 2-0’dan geri dönmüş bir takım vardı sahada. Kendi evinde Trabzonspor’u yenmiş olmanın özgüveni de cebindeydi. Bir tarafta yeni yeni birbirine alışan futbolcular, diğer tarafta onlara çoktan inanmış bir şehir.

Sonra düdük çaldı.

Ve Dicle şaha kalkıp aktı Mezopotamya’ya.

Ligin yenisi Amedspor…

Hocası yeni, kadrosu yeni; bu ligin yollarını, yüzlerini, tuzaklarını daha yeni tanıyor.

Ama evinde üç maç, üç galibiyet.

Hem de kapının eşiğine bırakılmış tesadüf galibiyetleri değil bunlar. Rakibine oyunu kabul ettirerek, kendi sahasını gerçekten evi yaparak gelen üç galibiyet. Üstelik bunların ikisi, bu ülkenin futbol hafızasında şampiyonluğu bulunan Trabzonspor ve Başakşehir’e karşı.

Belli ki Amedspor, daha sezonun başında rakiplerine dar edecek bu stadı ve tüm lige söylüyor sözünü:

Amade bin, Amed hat!

Hazır olun , Amed geldi.

Maçın ayrıntılı taktik analizini başka bir yazıya bırakalım. Ama Besnik Hasi’nin, takımın ve tribünlerin bu maça aynı büyük ciddiyetle hazırlandığını söylemeden geçmek haksızlık olur.
Rakibi karşılama biçimi, stoperlerin birbirini tamamlayan yer değişimleri, Furkan ile Raveloson’un orta alanı parsellemesi, kanatların verimli tehditkar hareketliliği, dinamik, dirençli, kararlı bir oyun… Ve Orban.

Üç golünden önce de vardı Orban.

Koşusuyla, inadıyla, savunmayı sürekli başka bir yere sürüklemesiyle, arkadaşlarına açtığı alanlarla… Başakşehir savunmasının huzurunu daha gol atmadan kaçırmıştı.
Amedspor, oyun karakteri oturmuş Başakşehir’i önce kendi oyunundan çıkardı; sonra kendi oyununa mahkûm etti.
İlk gol ise çok daha önce gelmeliydi.

Kaçan pozisyonlar çoğaldıkça insanın içine o bildik futbol kuşkusu düşüyordu: “Atamayana…”

Ama bu kez cümleyi futbol tamamlayamadı.

Devrenin sonuna doğru gelen gol, biraz da gecikmiş bir adalet gibiydi.

Nuri Şahin ikinci yarıya üç değişiklikle başladı. Başakşehir’in oyuna yeniden tutunması beklenirken tam tersi oldu.

Dakikalar ilerledikçe Başakşehir küçüldü.

Amed büyüdü.

Alanlar açıldı. Yollar çoğaldı.

Ve Orban, Başakşehir’le eski hesabını yeniden açtı. Gift Orban’ın üç golü hareketliliğinin, inadının ve sürekli kaleye doğru yaşamasının karşılığıydı.

Ballet ile Saba’nın gol arzusu biraz daha paylaşımcı olsaydı belki tabela beşte de durmayacaktı.

Ama insanın bazı geceler daha fazlasını istemesi de olabiliyor.

Beş. Beş gol ! sıfır defansif pozisyon vererek nerdeyse !
Bir ligin yeni takımından, şampiyonluk görmüş bir rakibe beş.
Ve futbolun bu hafta bizim coğrafyadaki hikâyesi yalnız Amed’de yazılmadı tabii.

Wan, geriye düştüğü maçtan bir puanı söküp aldı. Mardin, bu kez bir diğer bölge takımı Iğdır’a 1-0 kaybetti. Lige fırtına gibi girip liderliği taşıyan Batman Petrol’ün ayağı Bodrum deplasmanında kötü takıldı.

Futbol biraz da böyle zaten; bir şehir sevinirken ötekinin içine akşam çöker.

Ama Batman’da o akşam başka bir sevinç daha vardı.
Kendi sahasından uzakta, Batman’ı evi bilen Muşspor; Batmanlı futbolseverlerle aynı tribünün sıcaklığını omuz omuza paylaşarak Menemen’i dört golle uğurladı.

Muş’a kocaman bir alkış.Ayrı bir yazıda değineceğim.

Sanki yukarıda Amed’in açtığı yola aşağıdan başka ayak sesleri karışıyor artık.

Wan’ın, Mardin’in, Batman’ın, Muş’un…

Bazen kazanarak, bazen bir puana tutunarak, bazen tökezleyip yeniden kalkarak.

Aynı yolu yürümek demek aynı gün hep kazanmak değil zaten.
Kendi şehrinin adını, rengini, sesini futbolun büyük sahalarına taşıyabilmek biraz da.

Yolları açık olsun. Serkeftin hepsine !

Dün gece için ise biraz burada duralım.

Yarın eksikleri konuşuruz. Beşiktaş maçını, oyunun geliştirilmesi gereken taraflarını, daha uzun yolun başında olduğumuzu yeniden hatırlarız.

Ama bugün değil.

Bugün biraz zafer sarhoşuyuz.

Bırakın olalım.

Bir iki gün de bu görkemli gecenin içimizde dolaşmasına izin verelim.

Çünkü ben şimdi çoktan tribünden çıkmışım.

Uçmuş, Ararat’ın başına konmuşum.

Oradan Bazîd Ovası’na bakıyorum.

Karlı Sipan’dan bir dengbêj sesi iniyor; bir yanım Wan Gölü, öte yanım Muş Ovası… Mardin’in doruklarından Mezopotamya uzanıyor önüme. Qerejdax’ın eteğinden Amed’in bereketli toprağına kadar gece yeşile, kırmızıya çalıyor.

İnsan böyle zamanlarda memleketi başka yerde aramıyor.
Bir seste buluyor.Bir tribünde.Bir gol sevincinde.Yanındaki hiç tanımadığı insanın omzunda buluyor.

Bir stadyumda yükselen govend eşliğinde, ekran başında…

Ben de şimdi bütün bu coğrafyanın ortasında kendi kendime mırıldanıyorum:

Welat çiqas xweş û rind e…

Memleket ne kadar güzel.

Bu gece Amed de öyleydi.

Her bijî Amed.

Müjdat Güven