Gazete Emek -  Yeşil Sol Parti Eş Genel Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, Gazeteci Hamza Özkan'ın sorularını yanıtladı. Uçar, "Özü itibariyle Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kendine biçtiği misyon, halkın bu misyona dönük teveccühü oy oranımızın yüzde 20'lere yakın bir hedefe ulaşmasını kaçınılmaz gösteriyor. Ki bizim de seçime dönük çalışmalarımız bu hedefi yakalamak üzerine gerçekleşecektir" dedi.

Yeşil Sol Parti Eş Genel sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar Ötekilerin Gündemi Genel Yayın Yönetmeni Hamza Özkan’ın sorularını yanıtladı. 

Röportaj şu şekilde: 

Hamza Özkan: Geçen hafta Diyarbakır'da bir kongre yaptınız, diğer illerde de kongreleriniz devam ediyor. İllerdeki çalışmalarınızla ilgili ve partinizin Türkiye'de yarattığı heyecana ilişkin neler söylersiniz?

Çiğdem Kılıçgün Uçar: Türkiye'de siyasi mücadelenin ve Türkiye'nin bir bütününün demokratikleşmesi açısından daha güçlü ve etkin bir demokratik siyasetin ihtiyaç olduğunu gördük. Dolayısıyla yaklaşık bir buçuk yıldır daha yaygın bir örgütlenmeyi esas aldık. Bu kapsamda 48 ilde ve 212 ilçede örgütlülüğümüzü tamamladık. Geçen hafta da Mardin ve Diyarbakır’da olağanüstü kongrelerimizi, güçlü ve katılımlı şekilde gerçekleştirdik. Türkiye geneline de kongrelerimize de en çok damgasını vuran talep, bir değişim talebi. 20 yıllık AKP iktidarı ve bugün de Cumhur İttifakı adı altında yürütülen bütün politikalar karşısında değişim talebi fazlasıyla öne çıkmış durumda. Kastettiğim şu; daha demokratik, daha eşitlikçi, daha özgürlükçü bir Türkiye'nin mümkün olduğuna inanan bütün toplumsal kesimler bu değişimin bir parçası ve öncüsü olmaya aday durumdalar. Diyarbakır kongremizde de açığa çıkan başlıklar bunlardı. Diyarbakır'ın şöyle bir özelliği de var; tarihsel ve güncel olarak Türkiye'nin bütün sorunlarına hakim olmakla birlikte çözüm konusuna da iradesini koyan bir kentte kongremizi gerçekleştirdik. Dolayısıyla biz de fazlasıyla güç almış olduk.

Yeşil Sol Parti bütün bu tartışmalarda “4 Adalet” başlığı altında çalışmasını yürütmeyi esas alıyor: İktisadi Adalet, Çevre ve İklim Adaleti, Tanınma Adaleti ve Katılım Adaleti. Bütün bunların sağlanması koşuluyla Türkiye'de toplumsal adaletin sağlanabileceğine inanıyoruz. Ciddi bir ekonomik kriz, işsizlik ve yoksulluk var. Bunların giderilmesi için iktisadi adaletin sağlanması kaçınılmaz. Yine, kapitalist ve endüstriyel sömürü bağlamında rant politikalarına heba edilen bir ekosistem var, ciddi bir iklim krizi var. Bütün bunlarla mücadele etmek ve çevre ve iklim adaletini sağlamak başlığında da söz kurmak ve eylem gerçekleştirmek isteyen bir siyasi partiyiz. Siyasi yapının çoğulculuğu önünde engel olan tüm yasal düzenlemelere karşı da demokratik bir işleyişin sağlanabileceği bir katılım adaletini esas alıyoruz. Etnik, inançsal ve cinsel kimlik bağlamında dışlanan, ötekileştirilen tüm kesimlerin tanınabildiği bir tanınma adaletini önemsiyoruz. Yani mücadelemizi bu 4 adalet bağlamında yürütmeye çalışıyoruz.

Hamza Özkan: Önceki iki seçimde 2 ittifak arasında bir tartışma vardı, sanki seçmenleri de Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı arasına sıkıştırma gibi bir politikaya gidiliyordu. Çatı partiniz HDP ise bir “Üçüncü Yol” tartışmasını yönetiyordu, hem kendi bileşenleri ile hem de Türkiye'deki demokratik sivil toplum örgütleriyle bu konuyu tartışıyordu. En son, HDP’nin de içinde olduğu 6 parti ile birlikte Emek ve Özgürlük İttifakını oluşturdunuz. Bunun dışında da yine sol ve sosyalistlerin kurduğu Sosyalist Güç Birliği ittifakı var. Yine bu partilerin dışında yeni kurulan ve hiçbir ittifakta yer almayan partilerin 5.ittifak tartışması var. Ülkede partilerden çok ittifakların tartışıldığı bir fotoğrafa bakıldığında Emek ve Özgürlük İttifakı ile diğer ittifaklar arasındaki fark için neler söyleyebilirsiniz?

Çiğdem Kılıçgün Uçar: AKP bir “Türkiye Yüzyılı” vizyonu tanıtımı yaptı, aslında kendi tanıtımıydı Türkiye'den daha fazla. Türkiye'nin Kürt sorunu başta olmak üzere, demokratik bir Türkiye önünde engel olan esas sorunların hiçbirisine değmeyen, tam tersine daha çok kendi siyasal kimliklerini ve iktidarlarının devamını esas alan bir vizyonla toplumun karşısına çıktı. Yine CHP'nin de yapmış olduğu vizyonda Türkiye’nin temel sorunlarına ne kadar çekinceli yaklaştığına dair bir izlenimimiz oldu. Ve o temel sorunlara dönük çözüm üretmek yerine kendi siyasi bekalarını esas alan bir ittifak fotoğrafı çizdi. Diğer ittifaklar açısından da bugün Kürt sorununa, Türkiye'nin demokrasi mücadelesine, savaş politikalarına karşı ne yazık ki daha çekinceli bir tutum var. Bunun değişmesi gerekiyor. Emek ve Özgürlük İttifakı’nın toplumun değişim talebini esas alarak bir araya geldiğini söylemek mümkün. Bizim ittifakımız sadece bir seçim ittifakı değil aynı zamanda bir mücadele ittifakı. Seçimlere giderken Türkiye'nin yeni yüzyılının hangi esaslar üzerinden kurulacağı çok çok önemli. Bütün bu esaslar ve sorun başlıkları üzerine hem çözümünü kuran hem eylemini kuran hem de bunun pratiğini gerçekleştirme gücünü gösteren bir ittifak olarak tanımlamak mümkün.

20 yıllık AKP iktidarı döneminde ve geçmişte de, hem halklar, toplumsal kesimler karşı karşıya getirildi hem de mücadele alanları. Bugün kadınların ve lgbti’lerin yaşamış olduğu saldırılar ile ekoloji mücadelesi veren bütün kesimlerin yaşadığı saldırıları birbirinden ayırt etmek çok mümkün değil. Çünkü aynı akıldan ve aynı merkezden, aynı sistemden kaynaklanan saldırılar. Yine bugün Türkiye'de önemli bir kesimi ifade eden Alevilerin son düzenleme ile cemevi başkanlıklarının Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlanması meselesinde, Alevilerin inançsal taleplerini sadece ekonomik talep olarak görüp Alevilerin özünü kabul eden değil bir inkarın devamı olan yaklaşım var. Bu düzenlemeyi bir saldırı olarak tarif etmek mümkün. Bu saldırı ile dün gerçekleşen İstanbul Belediye Başkanı’na yönelik yargı kararı saldırısının aynı görülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Yine ekonomik krizin yaşandığı bu süreçte çok ciddi işçi direnişleri gündemde. Türkiye’de uzun süredir devam ettirilen savaş ve tecrit politikalarının aynı merkezden, aynı sistemden, ulus devlet aklından kaynaklandığını bilip bütün bu mücadele alanlarını birleştiren bir anlayışla Emek ve Özgürlük İttifakı sahaya çıktı ve bunların birbirinden bağımsız olmadığını gösteren bir yol tarif ediyor. Toplumun değişim talebi de bunun öncüsü. Emek ve Özgürlük İttifakı olarak da bu talebin Türkiye'yi, daha demokratik, daha eşitlikçi, daha özgürlükçü olmasına götürmesini temenni ediyor ve bunun mücadelesi veriyoruz.

Hamza Özkan: Emek ve Özgürlük İttifakı’nın yapacakları nettir, ortadadır ve kamuoyuna açıklanmıştır; diğer ittifaklara baktığımızda ise biraz daha muğlak bir politika ile seçime gidildiğini söyleyebilir miyiz?

Çiğdem Kılıçgün Uçar: Evet. Bu dönemde toplumun bekası ile devletin bekası konusunda çok ciddi farkındalıklar oluşturuldu. Yani her iki ittifakın da sunmuş olduğu şeylerde bir toplum bekası, toplumun taleplerine dönük bir çözüm vizyonu yerine tam tersine kendi siyasal bekaları açısından ve bunu da toplum bekası olarak sunan bir anlayışla sunuldu. Bence toplum 20 yıllık AKP iktidarında bu saldırılar karşısında çok ciddi deneyim biriktirdi. Artık bu deneyim büyük ihtimalle daha demokratik bir Türkiye'nin önünü açacak bir talebe dönüşebilecek.

Diyarbakır’da inşaat işçileri sömürü ve mobinge karşı eylem yaptı: Ekmeğim hakkımdır Diyarbakır’da inşaat işçileri sömürü ve mobinge karşı eylem yaptı: Ekmeğim hakkımdır

Hamza Özkan: Biliyorsunuz İstanbul seçimi 2 defa yapıldı yani tekrar edildi. En çok tartışılan şu an sandık güvenliğidir. Yeşil Sol Parti olarak ve tüm partiler için de, sandık güvenliği açısından neler yapılması gerekir?

Çiğdem Kılıçgün Uçar: Seçimin kendisi kadar seçim güvenliği de önemli bir başlık. Bunu aşamalandırarak belki söylemek gerekir. 2023 seçimlerine giderken Türkiye'deki bütün seçmenlerin sandık başına gidip oyunu kullanması ve kullandığı oyuna sahip çıkması çok çok önemli. Esas buradan başlarsak diğerlerini tesis etmek daha mümkün. Bütün muhalefet partilerinin, iktidarın değişimine dönük bu ortaklaşan aklın da sandık güvenliği konusu ister istemez bir dayanışmayı, ortaklaştırmayı gerektiriyor; bunu da önemsiyoruz. Bu son dönemdeki seçim hilelerine dönük olarak platformlar ve bazı kuruluşlar da kuruldu. Onların da partilerden bağımsız olarak yürüttükleri ciddi bir seçim güvenliği çalışması var. Bizler de ittifak olarak ve tek tek partiler olarak seçim sürecinde, hem seçmenin hem muhalefet partilerinin hem de bu alanda kurulan platformların ve örgütlerin bilgisi ve tecrübesiyle hareket edip seçim hilelerine karşı mücadele ederek sandık güvenliğini sağlamak gibi bir sorumluluğumuz var. Bu alandaki çalışmalarımız devam ediyor.

Hamza Özkan: Sayın Uçar, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın içindeki çatı partiniz HDP geçen seçimde %13 oy aldı. İttifak kurulduğu günden bugüne kadar birçok kentte etkinlikler yaptı, toplantılar yaptı; halklarda bir heyecan da yaratıldı. Aynı zamanda iki ittifakın getirdiği bunaltıyı biraz aştı da diyebiliriz. Bu heyecanın üzerine ittifak %13 bandının üstüne çıkar mı? Seçimde Emek ve Özgürlük İttifakı’nın oy oranı ne olur? Hem parti olarak hem Emek ve Özgürlük İttifakı olarak yarınki seçime hazır mısınız?

Çiğdem Kılıçgün Uçar: %13 oyu aldığımız 7 Haziran 2015 seçimleri çok ciddi bir siyasi hafıızayı da taşıyor. O başarıya imza atan HDP ve bütün bileşenleri. Açığa çıkan tablo, ne yazık ki 1 Kasım seçimleri ile halkın iradesine tekrar bir gasp gerçekleştirildi. Bütün bunların bilgisi ve tecrübesi ile bir seçim hazırlığı içindeyiz. O gün aldığımız oy %13 olsa bile %13'ü aşkın bir hitap alanımız vardı. Daha fazla bir oy oranı olacağını söylemek mümkün. Bugün baktığımızda aslında eşitsiz bir seçim yarışındayız. Bizim, toplumun farklı kesimleriyle buluşma olanaklarımız diğer ittifakların olduğu kadar değil, tam tersine bunu engelleyen, yoksayan ötekileştiren tutumlarla karşı karşıyayız. Özü itibariyle Emek ve Özgürlük İttifakı’nın kendine biçtiği misyon, halkın bu misyona dönük teveccühü oy oranımızın %20'lere yakın bir hedefe ulaşmasını kaçınılmaz gösteriyor. Ki bizim de seçime dönük çalışmalarımız bu hedefi yakalamak üzerine gerçekleşecektir.

Hamza Özkan: Çatı partinize yönelik bir kapatma davası var; eş başkanları tutuklandı, belediye başkanları görevden alındı, kayyumlar atandı, birçok siyasetçisi tutuklandı. Bir parti böyle bir süreçten geçiyor, dediğiniz gibi eşitsiz bir durum var. Şimdi İstanbul Belediyesi’ne kayyum atanır mı tartışması var. HDP’nin hemen hemen bütün belediyelerine kayyum atandı. Bunlara ilişkin neler söyleyebilir siniz?

Çiğdem Kılıçgün Uçar: Evet HDP’nin bütün belediyelerine kayyum atandı. Bir kayyum rejimi olarak ifade ediyoruz bunu ama bu rejime karşı halkın seçtiği belediye başkanlarını, milletvekillerini ve aslında yerel yönetimlere dair ortaya koyduğu o farklı yönetsel biçimi savunmaktan vazgeçmedi. Gerek siyasetçi arkadaşlarımız ve yerel yöneticilerimiz yargılandığı mahkemelerde, gerekse onlara oy veren seçmenler bulunduğu her platformda aslında hem bu halk iradesine dönük gasbı gündemleştirmekten vazgeçmedi hem de bunun mücadelesini vermekten vazgeçmedi. Siyasi iktidarın aslında kendi devamlılığı için olağanlaştırdığı bir kayyum rejimi ile karşı karşıyayız. İşte dün HDP’de yaşadığımızı bugün İstanbul Büyükşehir’de yaşamakla karşı karşıyayız. Aslında seçmenin bu konudaki mücadele ve direniş hattı bunu çoktan boşa çıkardı. HDP’nin kapatma davası gündemde. Ocak ayında savcının bir sözlü açıklaması olacağı basına yansıdı. Çok ciddi bir demokrasi ayıbı aslında. Bu kararın hukuki bir karar olmadığı ve siyasi bir karar olduğu açık ve gün gibi ortada. Temel mesele Kürt gerçekliği karşısında devletin nasıl konumlandığı ile ilgili. Bu gerçekliği görüp kendisini buna göre konumlandırmak yerine ulus devlet paradigması Kürt gerçekliğini ne yazık ki bir sorunsallık haline getiriyor ve Kürtlere mal edilen bir şeye geçiyor. Kürt gerçekliği bir devlet sorunudur; çözülmesi mümkün olmayan, ütopik bir şey değildir. Tam tersine bizim 2012/14 yılları arasında bütün Türkiye toplumları ile birlikte deneyimlediğimiz çözüm ve müzakere süreci, barışın istenirse çok kısa bir zamanda gerçekleşebileceğinin ve Türkiye'nin daha demokratik bir düzleme çıkabileceğinin de göstergesidir. Biraz bu referanslarla bugüne bakmak, hem toplumun o dönem yaşadıklarını paylaşmak, hem toplumu cesaretlendirmek, hem de devlet mekanizmalarını bu konuda zorlamak yine aslı görevlerimiz olarak önümüzde duruyor.

Hamza Özkan: Sayın Uçar, son olarak en güncel siyasete ilişkin neler söylemek istersiniz?

Çiğdem Kılıçgün Uçar: 2023 seçimleri bugüne kadar geçirdiğimiz seçimlerden biraz farklılık arz ediyor. Bizler açısından Türkiye Cumhuriyeti'nin yüzyılının bütün halklar lehine, kadınlar lehine, emekçiler lehine bir muhasebesinin yapılması kaçınılmaz. Bu muhasebenin sonucu olarak da Türkiye’nin yeniden kurulacak olan yüzyılının kimler tarafından kurulacağı meselesi de çok kıymetli. Bizler Türkiye'deki bütün farklı inanç kesimlerinin, etnik kimliklerin, kadın mücadelesinin, emek mücadelesinin görünür kılındığı bir Türkiye'nin, eşitlikçi, özgürlükçü bir temelde kendisini var edebileceğine inanıyoruz. 2023 seçimleri sonrasında Türkiye'nin daha demokratik, daha özgürlükçü, daha eşitlikçi ve bütün toplumsal taleplerin karşılanabildiği bir Türkiye olması; bu çok uzak bir ideal değil. Bütün toplumsal kesimlerin taleplerinin karşılanabilmesi de çok uzak bir ideal değil. Biz mücadele hattımıza bütün toplumsal kesimlerin taleplerini gören, bu toplumu Türkiye'deki siyasetin öznesi haline getiren, özü itibariyle siyaseti toplumsallaştıran bir perspektifle bakıyoruz. Bunun için biriktirdiğimiz deneyimin yeterli olduğunu düşünüyorum. Bu perspektif ile verdiğimiz mücadeleyle kaçınılmaz olarak bir yeni demokratik Türkiye'yi inşa etmek elimizde.