Evet, günlerdir yoksullaştırılan toplumun asılı ekmeklerle doyurulmaya çalışılması
konusu gündemi meşgul etmektedir. Bu konuya bizler de birkaç cümle ile neden asılı ekmeğe
ihtiyaç duyulan bir toplum yaratıldığını değerlendirerek kendimizce birkaç çözüm önerisinde
bulunalım.
İlkokul sıralarından aşina olduğumuz “Birine balık vermek yerine, ona balık tutmayı
öğretmek” daha güçlü bir çözüm yoludur diyen öğretmenlerimiz dakikalarca tahtada soru ile
bizleri baş başa bırakırlardı. Tabi zamanla büyüdük ve artık tahtada ter dökerek çözmeye
çalıştığımız sorularımız büyük birer sorun haline geldiler. Ben de bu sorunlara çözüm yolları
bulmaya çalışırken akranlarımla birlikte otuz iki yaşına gelmiş bulunmaktayım. Bu arada
yaşlandığımı da belirtmiş olayım. Zaten biz yoksullaştırılan ve yok sayılan aile çocukları
burjuva aile çocuklarına oranla daha erken yaşlanıyoruz. Nedeni ise alın çizgilerimizin,
unutamadığımız acılarımızın mezarlığı haline gelmesidir.
Aslında öncelikle Askıda Ekmek kampanyasını başlatan sayın Bahçeli’ye biz ekmeğe
muhtaç kılınanlar adına şükranlarımı sunuyorum. Yaptığı tam da Kur’an’ın emrettiği infak
edin(maddi yardımda bulunun) emrinin pratiğe dökülmesidir.
Evet, yukarıdaki paragrafta teşekkür ettiğim zata şunları da söylemeden geçmek
istemiyorum. 5x10-10=40 yıldır bir ceviz kabuğunu dolduracak kadar icraatte bulunmayan bir
partinin başında bulunuyorsunuz ve en sonunda da kutsallaştırdığınız hilalinizden vazgeçerek
toplumu yoksullaştıranların top koşturma BAHÇE(Lİ)Sİ’NE döndünüz. Şimdi de balık tutmayı
öğreteceğiniz yerde sokak hayvanlarının önüne yiyecek atar gibi gösterişle birlikte ekmekler
astırıyor ve parti binasına asar gibi afişlerle askıyı süslüyorsunuz. Bildiğim kadarıyla iyilik gizli
yapılınca Allah tarafından kabul edilirdi.
Peki, espriyle karışık açıklamaya çalıştığım bu konuya nereden geldik?
Yoksul bir ailenin çocuğu olarak yatağa aç girmenin nasıl bir rezillik olduğunu çok iyi
bilen biri olarak hayatımı, bizleri yoksullaştıranlara karşı mücadele ederek geçireceğimi
onuruma söz vermiş biriyim. Devlet denilen mekanizma Somalı bir maden işçisi "Bir işverene,
tek adama gücü yetmeyen devlet, şimdi gücünü bizde sınıyor. Vallahi de korkmuyoruz, billahi
de korkmuyoruz sizden.” Şeklinde önünü kesen komutana isyan etmişti.
Evet,devlete olan inancımı henüz beş yaşımdayken yitirdiğimi ve büyüdükçe de haklı
çıktığımı buradan belirtmek istiyorum. Çünkü devleti yönetenler baklava yerken, bizlere
Pavlov’un köpeği muamelesi yapmaktadır. İşte bu yüzden bizler bir avuç onurlu ve cesaretli
insan kitlesi olarak henüz kırk sayısını bölüp toplayamayanların ekmeğine muhtaç değiliz!
Avrupa Birliği’ne girmeye çalışan ve kendini sosyal devlet olarak gören bir ülkede
düşününki insanlara kuru ekmek layık görülüyor ne kadar trajikomik değil mi?
Milyonlarca vurguna ses çıkarmayıp onun yerine taciz ve tecavüzcüyü destekleyerek
mafyayı hapisten çıkaranların askıda ekmek ile kararmış yüzlerini aklamaya çalışmaları
boşunadır. Aslında çok da şaşırdığımı söyleyemem, hatırlarsanız sekiz ay önce bir yazımda
kapıda postaneden gelecek maskeyi beklediğimi söylemiştim ve bu sekiz ay geçti. Pandemi

süresince maske dağıtamayanların iban numaraları dağıttığını da unutmuş değiliz. Evet, sayın
Bahçeli ve onu destekleyenler keşke askıda ekmek yerine ırkçılık ve üstünlüğü bırakıp askıda
adalet kampanyası başlatmış olsalardı daha samimi ve gerçekçi olurdu. Ama ne yazık ki;
bugün yapılan bu kampanya da Suudi Krallarının altın mikrofonlardan Afrika’daki açlıktan
ölen çocuklara dua etmesi gibi riyakarca bir tutumdur. Ayrıca yine bu kampanya yerine keşke
ASKIDA CESARET kampanyasına öncülük edebilecek kadar onurlu davranılsaydı. Ama nerde…

Askıda Ekmek değil, ASKIDA ADALET İSTİYORUZ!