Mardinspor, geçen sezon Amedspor’un bir türlü yakalayamadığı kompakt düzeni, çoklu pres örüntülerini ve tek pasla oyunun yönünü değiştirme becerisini Ümraniyespor karşısında sahaya koydu.

İlk yirmi dakika, bu anlamda son derece etkileyiciydi. Takımın yerleşimi netti, oyuncular arasındaki mesafeler makuldü, top dolaşımı akıcıydı. Mardinspor ne yaptığını bilen, bunu da sahaya tereddütsüz yansıtan bir takım görüntüsü veriyordu. Ligin ilk maçında, üstelik deplasmanda böylesine organize bir yapı görmek, Mardinspor adına umut vericiydi.

Fakat futbol, iyi görünen bir yapının içindeki küçük kırılmaları da hemen görünür hale getiriyor.

Dimitrov’un zaman zaman oyunun sınırlarını zorlayan hareketleri ve gereksiz riskleri kontrol altına alınmalı. Rakibi ekarte etme arzusu, takımın savunma yerleşimini bozacak noktaya taşınmamalı. Çünkü Dimitrov rakibini geçmeye çalışırken topu kaybetmese bile savunmanın yeniden yerleşmesi için rakibe zaman kazandırıyor. Bu, Mardinspor’un kurduğu kompakt yapının kendi eliyle delinmesi anlamına geliyor.

Kayode için de benzer biçimde net bir oyun planına ihtiyaç var.

Bir başka önemli sorun ise Uğur Adem ile Mustafa’nın savunma çizgisinde geriye doğru fazla derinlik vermesi. Bu iki stoper geriye çekildikçe Mardinspor’un savunma ile orta saha arasındaki mesafesi açılıyor. Ümraniyespor da tam bu boşluğu kullanarak baskısını artırıyor.

Burada teknik heyetin müdahalesi gerekiyor.

Çünkü savunma oyuncusunun geriye doğru birkaç metre daha çekilmesi, bazen basit bir pozisyon tercihi gibi görünür. Oysa o birkaç metre, takımın bütün geometrisini değiştirebilir. Stoperler geri gittikçe orta saha geriye gelir, orta saha geriye geldikçe pres mesafesi uzar, pres mesafesi uzadıkça rakip daha rahat top kullanır. Bir bakarsınız, maçın başındaki kompakt takım ortadan kaybolmuş.

Mardinspor’un ikinci yarıda yaşadığı tam olarak buydu.

Uğur Adem’in neredeyse bütün topları sol ayağıyla kontrol etmesi de üzerinde çalışılması gereken başka bir ayrıntı. Savunmacının topu hangi ayağıyla kontrol ettiği, ilk bakışta küçük bir teknik mesele gibi görülebilir. Oysa üst düzey oyunda ilk kontrolün yönü, rakibin baskısını kırmanın ve oyunun bir sonraki pasını hazırlamanın başlangıç noktasıdır.

Denizhan’ın kutu içine hedef gözetmeden yaptığı ortalar da aynı kategoride değerlendirilmeli.

Bir topu ceza alanı çevresine kadar taşımak, ciddi bir emek ve organizasyon ister. O top oraya kadar getirildikten sonra rastgele bir orta ile harcanmamalı. Ceza alanına gönderilen topun nereye, kimin koşusuna ve hangi zamanlamayla gönderildiğinin bir karşılığı olmalı. Hücumun son eylemi, hücumun bütün emeğini boşa çıkaracak kadar rastlantısal olmamalı.

Mardinspor’un asıl ihtiyacı ise mesafeleri yeniden doğru kurmak.

Uğur Adem’in Emre’ye güvenmesi, Emre’nin de Uğur Adem öne çıktığında kendi alanını doğru kontrol etmesi gerekiyor. Aynı ilişki Mustafa ile Eray arasında da kurulmalı. Bu dört oyuncu, birbirlerinin pozisyonunu tamamlayan bir savunma geometrisi oluşturmalı. Böylece Baba Hassan’a güvenip orta sahadaki oyunun yoğunluğunu artırabilirler.

Futbolda bazen bir oyuncunun iyi oynamasından daha önemli olan, yanındaki oyuncuya güvenebilmesidir.

Mardinspor’un ilk yirmi dakikasındaki güzellik biraz da buradan geliyordu. Oyuncular birbirlerinin açığını kapatıyor, mesafeler korunuyor, top kaybedildiğinde birden fazla oyuncu aynı bölgeye baskı yapabiliyor, kazanılan top da tek paslarla başka bir bölgeye aktarılıyordu.

Sonra bu düzen bozuldu.

Teknik direktör Ahmet Cingöz’ün özellikle Uğur Adem ile Mustafa’nın geriye fazla derinlik vermelerine izin vermemesi gerekiyor. Çünkü ikinci yarıda müdahale gecikince Mardinspor’un oyunu değişti. Konumlar kayboldu, mesafeler açıldı, savunma ile orta saha arasındaki bağlantı koptu. Tek paslı oyun gölgede kaldı, çoklu pres ortadan kalktı.

Ve takım, ilk yarıdaki Mardinspor olmaktan çıktı.

Bunun temel nedeni, iki stoperin fazla geride konumlanmasıydı.

Eğer teknik heyetin niyeti düşük savunma bloğuna geçmekse, o zaman başka bir savunma organizasyonu gerekiyor. Savunmayı beşlemek, kalenin merkezini en az iki oyuncuyla kapatmak ve rakibin ceza alanı çevresindeki etkinliğini azaltmak zorundasınız. Çünkü iki stoperi geriye çekip önlerindeki alanı boş bırakmak, ne yüksek pres ne de düşük bloktur. İki sistemin arasında sıkışmış, rakibe alan ve zaman veren bir savunma biçimidir.

Ümraniyespor karşısında ikinci yarıda ortaya çıkan görüntü de buydu.

Mardinspor’un ilk bölümde ortaya koyduğu oyun, aslında bu takımın ne yapabileceğini gösterdi. Kompaktlık var. Çoklu pres var. Tek pasla yön değiştirme becerisi var. Topun arkasına birlikte geçme ve topu kazandığında birlikte hücum etme düşüncesi var.

Eksik olan, bu oyunun doksan dakikaya yayılması.

İyi bir takımın alametifarikası, güzel oynadığı yirmi dakika değildir. O yirmi dakikadaki oyunun neden iyi olduğunu anlayıp, aynı nedenleri maçın tamamında koruyabilmesidir.

Mardinspor’un önünde şimdi tam da böyle bir görev var.

İlk maçın bazı bölümlerinde umut veren, bazı bölümlerinde ise ciddi uyarılar yapan bir takım izledik. Teknik heyet, özellikle savunma hattının derinliği, oyuncular arasındaki mesafeler, gereksiz riskler ve hücumların sonlandırılması konusunda doğru müdahaleleri yaparsa, ilk yirmi dakikada gördüğümüz Mardinspor’un tesadüf olmadığını söylemek mümkün.

Deplasmandan puanla dönmek, ligin ilk haftasında elbette başarıdır.

Ama daha önemlisi, bu puanın bize ne söylediğidir.

Mardinspor bize, nasıl oynayabileceğini gösterdi.

Şimdi mesele, o oyunu neden kaybettiğini anlamak ve bir daha kaybetmemek.

Her bijî Mardinspor.