Barış Alper’in top kontrolü ve top sürüşü ne kadar dengesiz ve ahenksizse, Okan Buruk’un oyun planı da o kadar dengesiz ve ahenksiz. Barış Alper, Okan Buruk’un aynada görünen zihin haritası.

Okan Buruk oyuncularının ritmine göre değil, kendi kafasındaki tempoya göre bir oyun kuruyor. Oyuncular oyunun ritmini belirlemiyor; oyun, oyuncuları kendi ritmine zorluyor.

Galatasaray’ın Sporting Lizbon karşısındaki görüntüsü bunun açık bir örneğiydi.

Galatasaray daralan, birbirine yaklaşan, pas bağlantıları kuran bir takım değil. Genişliyor. Hem de gereğinden fazla.

Top Galatasaray’a geçtiğinde iki kenardaki oyuncular taç çizgisine basacak kadar dışarı açılıyor. Takım enine büyürken boyuna da uzuyor. Oyuncular birbirinden uzaklaştıkça pas seçenekleri azalıyor. Ayağında top bulunan oyuncu için kısa pas istasyonları ortadan kalkıyor ve uzun top, tercihten çok mecburiyet haline geliyor.

Bu geometrinin amacı aslında son derece açık:

Rakip savunmayı enine aç, merkezde Osimhen’e alan bırak.

Süper Lig’de Osimhen varsa bu planın bir karşılığı olabilir. Osimhen uzun topu hücuma, fiziksel üstünlüğü pozisyona, boşluğu da gole çevirebilen olağanüstü bir hücumcu.

Ama Avrupa futbolu Osimhen’in yokluğunda Galatasaray’a başka bir soru soruyor:

Peki Osimhen yoksa bu oyunun aklı nerede?

Sporting Lizbon maçının can alıcı sorusu budur.

Çünkü Galatasaray’ın elinde Gabriel Sara, Torreira, Yunus Akgün, Sane, Sallai, Sanchez, Eren Elmalı, Jakobs ve Barış Alper gibi ayağının içini kullanabilen, pasın yönünü değiştirebilen, oyunu kısa bağlantılar üzerinden kurabilecek oyuncular var.

Bu kadro sana “yaklaş” diyor.

Okan Buruk ise “açıl” diyor.

Kadro sana “bağlan” diyor.

Oyun planı “uzaklaş” diyor.

Futbolun trajedisi bazen oyuncu ile teknik direktörün aynı takımdan farklı takımlar çıkarmasıdır.

Çağdaş futbol artık sabit mevki ve bölge alışkanlıklarının içine sığmıyor. Oyuncuların birbirine yakınlığı, geçiş anlarında takımın bütünlüğünü korumanın ön koşulu. Bitişik oynayacaksınız. Kompakt olacaksınız. Top kaybedildiğinde kaybedilen topun etrafında hemen bir örgü oluşturacaksınız.

Çünkü modern futbolda topu kaybetmek suç değildir.

Topu kaybettiğiniz anda takımınızı kaybetmek suçtur.

Galatasaray’ın sorunu burada başlıyor.

Takım genişledikçe bağlantılar kopuyor. Bağlantılar koptukça uzun top artıyor. Uzun top arttıkça ikinci toplar önem kazanıyor. İkinci toplar rakibe kaldıkça takım geriye koşuyor. Geriye koşarken mesafeler daha da büyüyor.

Ve oyun, bir plan olmaktan çıkıp bir kovalamacaya dönüşüyor.

Futbolun iki temel sorusu vardır:

Topu nasıl kazanacaksınız?

Topu nasıl kaybetmeyeceksiniz?

Galatasaray’ın ilk soruya cevabı atletizm, baskı ve mücadele üzerinden geliyor. İkinci sorunun cevabı ise hâlâ bulanık.

Oysa futbolun özü kaos değil, dengedir.

Saha ölçüsü belli. Oyuncu sayısı belli. Süre belli. Bu kadar kesin parametreleri olan bir oyunda geometrinizi rastlantıya bırakamazsınız.

Alanı genişletmek başka, alan üretmek başka şeydir.

Alan üretmek akıl ister.

Rakibi şaşırtacak hareket, üçüncü oyuncu, yön değişikliği, pasın doğru şiddeti, doğru zamanda doğru bölgeye yapılan koşu ister.

Galatasaray ise çoğu kez alanı üretmek yerine alanı büyütüyor.

Büyüyen alan da her zaman avantaj değildir.

Bazen takımın içindeki mesafeyi büyütür, takımın kendisini küçültür.

Sporting Lizbon karşısında görünen tam olarak buydu.

Okan Buruk’un planı Osimhen’in yokluğunda çöktüyse, sorun Osimhen’in yokluğu kadar planın Osimhen’e bağımlı olmasıdır.

Elit futbol böyle bir bağımlılığı affetmez.

Süper Lig’de bireysel kalite bazı taktik kusurların üzerini örtebilir. Avrupa’da ise rakip o örtüyü kaldırır ve altındaki oyuna bakar.

Sporting baktı.

Ve Galatasaray’ın oyununda genişlik gördü.

Fakat yeterince bağlantı göremedi.

Uzunluk gördü.

Fakat yeterince bütünlük göremedi.

Koşu gördü.

Fakat yeterince oyun göremedi.

Belki de meselenin en kısa tarifi şu:

Galatasaray’ın ayağında kaliteli futbolcular var; fakat futbolcuların arasında yeterince futbol yok.

İşte teknik direktörlük tam burada başlıyor.

Oyuncuya görev vermek kolaydır.

Oyuncular arasında ilişki kurmak zordur.

Sistem kurmak, oyuncuları dizmek değildir.

Onları birbirine bağlamaktır.

Okan Buruk’un Avrupa sınavındaki asıl meselesi de budur.

Osimhen geldiğinde Galatasaray’ın oyunu daha etkili olabilir.

Ama iyi takım, yıldızı yokken de ne oynadığını bilen takımdır.

Çünkü yıldız oyunu büyütebilir.

Fakat oyunu yıldızın yerine koyamazsınız.