Futbolda bazen skor, oyunun gerçeğini anlatır; bazen de oyunun gerçeğini saklar.
Amedspor’un Erzurumspor karşısında aldığı 3-0’lık galibiyet, ikinci kategoriye daha yakın bir sonuçtu.
Bugün sahada Amedspor’un ciddi bir futbol prensibi hatası yaptığını söylemek mümkün değil. Takım doğru konumlandı, rakibi doğru karşıladı, topu kaybettiği anlarda yeniden oyuna dönmek için gerekli reaksiyonu gösterdi. Erzurumspor’un oyuna getirdiği tehdit de Amedspor’u kendi futbolundan vazgeçirecek ölçüde değildi.
Ama başka bir gerçek vardı:
Bugün kalite konuştu.
Oyunun toplam gücünden daha fazla, kaliteli ayakların birkaç kritik anda söylediği söz konuştu.
İlk yarının golsüz bitmesi de bunu anlatıyor. Erzurumspor’un üçüncü dakikada bulduğu golün VAR incelemesiyle iptal edilmesi, maçın başındaki kırılgan dengeyi biraz daha görünür kıldı. Sonra Amedspor oyunun kontrolünü elinde tuttu; ikinci yarıda ise 53, 62 ve 70. dakikalarda gelen üç gol, maçı bir anda başka bir hikâyeye çevirdi.

Fakat bu üç golü “Amedspor kusursuz bir hücum organizasyonu oynadı” diye okumak, maçın gerçekliğini biraz fazla cilalamak olur.
Amedspor henüz bütün bölgeleri birbirine bağlayan akışkan bir oyun sistemine sahip değil.
Bugün bunun eksikliğini gördük.
Ve bu eksiklik, skorun büyüklüğü tarafından bir süreliğine örtüldü.
Erzurumspor’un oyun planı da Amedspor’un işini zorlaştıracak nitelikte değildi.
Rakibin temel amacı, Amedspor’u kendi yarı alanında hataya zorlamak değildi. Daha çok Amedspor’un hücum ederken kaybedeceği topları beklemek, o topların ardından geçiş hücumlarıyla Amedspor kalesine ulaşmak üzerine kurulmuştu.
Bu önemli bir ayrım.
Çünkü rakibiniz sizi oynatmamaya değil, oynarken hata yapmaya çalışıyorsa, oyunun sorumluluğu daha fazla sizdedir.
Amedspor bu tuzağa büyük ölçüde düşmedi.
Topu kaybettiğinde şiddetli pres yaptı. Rakibin geçişini başlamadan bitirmeye çalıştı. Bu, takımın bugün adına en olumlu futbol davranışlarından biriydi.

Top kaybı sonrası gösterilen reaksiyon, oyunun geleceği açısından skor tabelasından daha değerli olabilir.
Çünkü futbolun çağdaş tarafı, top sizdeyken ne yaptığınız kadar top sizden çıktığında ne yaptığınızla da ilgilidir.
Amedspor bu sınavı geçti.
Fakat top yeniden kazanıldıktan sonra ne yapılacağı konusunda hâlâ daha uzun bir cümleye ihtiyacı var.
Sonra Dellova çıktı sahneye.
İşte bu, Dellova’dan harika bir pas.
Yönü doğru.
Şiddeti doğru.
Zamanlaması doğru.
Pas dediğimiz şeyin aslında üç kelimelik bir mesele olmadığını gösteren türden bir top.
Ve o topa Dia Saba’nın yaptığı müdahale, futbolun istatistik tablolarının açıklamakta zorlanacağı türden bir kalite gösterisiydi.
Dia Saba havadaki topu bir bale sanatçısı gibi kontrol etti.
Topun yönünü değiştirdi.
Rakibin savunma dengesini bozdu.
Soğukkanlılığını kaybetmedi.
Sonra o harika sol ayağıyla perdeyi kapattı.
İşte tam burada oyunun gücü ile oyuncunun gücü arasındaki fark ortaya çıkıyor.
Bir organizasyon sizi o bölgeye getirebilir.
Ama orada ne yapacağınızı her zaman organizasyon belirlemez.
Bazen oyuncunun ayağı, teknik direktörün tahtasına sığmayan bir cümle kurar.
Amedspor’un bugün yaptığı da biraz buydu.
Kanatlarda da aynı mesele var.
Sol çizgide Sor’un bağlantısı ve servisi üzerinden Orban’a ulaşan bir yapı var.
Sağ çizgide Karsnıqi’nin bağlantısı ve servisi üzerinden Dia Saba’ya ulaşan başka bir yapı var.
Fakat burada futbolun basit görünen, aslında son derece acımasız bir matematiği karşımıza çıkıyor:

Bağlantı ve servis için bir oyuncu yetmez.
Bir kanat oyuncusunu topla buluşturmak başka şeydir, onu oyunun devamlılığı içinde desteklemek başka.
Amedspor’un kanat hücumlarında henüz yeterli sayıda üçüncü oyuncu ilişkisi oluşmuyor. Çizgi, bağlantı ve ceza alanı arasında daha fazla oyunculu bir akış kurulması gerekiyor.
Normal şartlarda Diagne’nin bu bağlantıların içinde bulunması gerekir.
Ama Diagne bunu yapamıyorsa, o işi yapabilecek oyuncunun bulunması gerekir.
Çünkü modern hücum, bir oyuncunun yeteneğine yaslanarak sürdürülebilecek kadar basit bir iş değildir.
Bir oyuncu topu alır.
İkinci oyuncu bağlantı kurar.
Üçüncü oyuncu alanı açar.
Dördüncü oyuncu tehdidi büyütür.
Hücum dediğimiz şey, aslında bu ilişkilerin toplamıdır.
Amedspor’da bu ilişkilerin bazıları var.
Henüz bütün takımın ortak dili haline gelmiş değiller.
Buradan üçlü savunmaya geliyoruz.
Besnik üçlü savunmayla devam edecekse, bu sistemin çağdaş bir versiyonu için Amedspor’un bir değil, iki Dellova’ya daha ihtiyacı var.
Bir Dellova merkezde, göbekte; yönü ve şiddeti doğru paslarla ilk ve ikinci bölge arasındaki bağlantıyı kuracak.
Diğer Dellova ise Mehmet Yeşil’in bulunduğu bölgede, geriden oyun kurulumuna katkı verecek.
Çünkü üçlü savunma, üç stoperi yan yana dizmek değildir.
Üçlü savunma, üç stoperin birbirinden farklı futbol görevleri üstlenmesidir.
Biri savunur.
Biri yönlendirir.
Biri oyunu kurar.
Biri rakibin ilk presini aşacak pası bulur.
Biri alanı kapatır.

Biri oyunun yönünü değiştirir.
Bu yüzden Mehmet Yeşil, Revaloson ve Diagne üçlü savunmanın gerektirdiği futbol aklı açısından ciddi soru işaretleri yaratıyor.
Mehmet Yeşil ve Revaloson kesici özellikleriyle iş görebilirler; fakat oyun görüşü ve isabetli pas kalitesi bu sistemin ihtiyaç duyduğu seviyeye henüz ulaşmış görünmüyor.
Diagne meselesi ise daha farklı.
Diagne bu oyunda neden var?
Bugün için bunun cevabını sahada bulmak kolay değil.
Bir santrforun gol atması elbette önemlidir.
Fakat üçlü savunmadan başlayıp kanatlara, oradan hücum bağlantılarına uzanan bir oyunda santrforun görevi tabelaya adını yazdırmaktan daha geniştir.
Geriye gelir.
Bağlantı kurar.
Rakip stoperi yerinden çıkarır.
Alan açar.
İkinci topa girer.
Kanat oyuncusuna servis verir.
Oyunun akışına katılır.
Diagne bunları yapamadığında, Amedspor’un hücum geometrisinde boşluk oluşuyor.
Bu boşluğu da kaliteli ayakların bireysel becerileri kapatıyor.
Bugün olduğu gibi.
Ama bu ilk maç.
Dolayısıyla bugün yapılacak en büyük hata, 3-0’ın büyüsüne kapılıp bütün soruların cevaplandığını sanmak olur.
İlk maçta sonuçtan önce tespit yapmak gerekir.
Her tespit, çözüm için bir öneridir.
Amedspor’un bugün kazandığı üç puan çok kıymetli.
Fakat daha kıymetli olan, takımın hangi futbolu oynayabileceğini ve hangi futbolu henüz oynayamadığını görebilmektir.Tempo yükseldiğinde mesafeler korunabilecek mi? Üçlü savunmanın kanatları oyunun iki yönünü oynayabilecek mi? Orta saha, hücum ile savunma arasındaki boşluğu kapatabilecek mi? Kanat oyuncularının bağlantılarını üçüncü oyuncularla çoğaltmak mümkün olacak mı?

Asıl sorular bunlar.

Çünkü sezon uzun.

Ve uzun sezonlarda skorlar unutulur, oyun kalır.

Amedspor bugün kazandı.

Hem de 3-0 kazandı.

Fakat ben bu maçtan Amedspor’un oyun gücünün rakibine ezici biçimde üstün olduğu sonucunu çıkarmıyorum.

Daha farklı bir şey görüyorum:

Amedspor doğru oynadı ve kaliteli ayakları doğru anlarda devreye girdi.

Bu önemli.

Ama henüz yeterli değil.

Bugünkü üç gol, Amedspor’un gelecekte ulaşması gereken oyunun kendisi değil; o oyuna giden yol üzerinde eline geçen güçlü bir kredi.

Dellova’nın pası, Dia Saba’nın dokunuşu, Karsnıqi’nin bağlantısı, Sor’un servisi, Orban’ın koşusu...

Bunların her biri futbolun kaliteli parçaları.

Şimdi mesele, bu parçaları bir sistemin içine yerleştirmek.

Çünkü iyi futbol, iyi oyuncuların toplamı değildir.

İyi futbol, iyi oyuncuların birbirlerini daha iyi oyuncular haline getirmesidir.

Amedspor bugün kaliteyle kazandı.

Şimdi sıra kalitenin etrafında bir oyun kurmakta.