Gazete Emek- Futbolda sistemler, tahtaya çizilmiş rakamlardan ibaret değildir. 4-3-3, 4-2-3-1 ya da 5-2-3... Rakamlar, oyunun görünen tarafıdır; asıl mesele o rakamların sahada hangi davranışları ürettiğidir. Bir sistemi değerli kılan, oyuncuları hangi koordinatlarda dizdiği kadar, top kaybedildiğinde ne yaptığını, rakibi nereye yönlendirdiğini, hangi alanları kapattığını ve top yeniden kazanıldığında hangi hücum yollarını açtığını da belirlemesidir.
Amedspor açısından bakıldığında, eldeki oyuncu profili ve takımın ihtiyaç duyduğu oyun güvenliği düşünüldüğünde 5-2-3 sisteminin ciddi biçimde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu sistemin temel karakteri, alçak blok ya da düşük blok savunmasına dayanırken savunmayı pasif bir bekleme eylemine dönüştürmemesidir. Tersine, rakibi belirli alanlara yönlendiren, o alanlarda sayısal üstünlük kuran ve uygun anda çoklu baskıyla topu geri almaya çalışan örgütlü bir oyun önerir.
Bu sistemin ilk ve en önemli avantajı, rakibi genişlik boyunca çok sayıda oyuncuyla karşılayabilmesidir. Bunun anlamı açıktır: Rakip hücum ederken saha enlemesine denetim altında tutulur. Savunma genişlediğinde, hücum yönüne göre iki kanat ya da iki koridor üçlü kademelerle korunabilir. Böylece rakibin ceza sahasına doğrudan top göndermesi zorlaştırılır; daha önemlisi, rakip bu topları kullanma konusunda psikolojik ve taktiksel olarak caydırılır.
Kanatları kapatmak önemlidir; kanatlardan sürpriz topların çıkmasını engellemek ise daha da değerlidir.
Futbolun önemli hücum yollarından biri, savunmayı enlemesine açmak ve uygun anda ceza sahasına top taşımaktır. 5-2-3'ün beşli savunma hattı, bu niyete karşı doğal bir güvenlik ağı oluşturur. Rakibin bir şekilde kanattan ceza alanına top gönderdiğini varsayalım. Sistemin yapısı nedeniyle kale merkezi iki oyuncuyla korunurken, topun düştüğü bölgede sayısal üstünlüğün kaybedilmesi de güçleşir. Ceza sahası önü ve ceza sahası içinde, beşli hattın merkezde konumlanan oyuncuları ile orta alanın desteği birleştiğinde, yaklaşık dört oyunculuk kapsayıcı bir savunma gücü ortaya çıkar.
Bu yüzden 5-2-3'ü basitçe “beş savunmacıyla geriye çekilmek” şeklinde okumak büyük hata olur. Sistemin esas niteliği, rakibi kör noktalara yönlendirmek, onu tercih etmediği alanlarda oynamaya zorlamak ve orada çoklu oyuncuyla baskı kurarak topu mümkün olan en kısa sürede geri almaktır. Savunmanın amacı topu seyretmek değil, topun gidebileceği yolları önceden sınırlamaktır.
Uluslararası futbol literatüründe bu anlayış, kompaktlık, alan daraltma, baskı tuzakları ve yönlendirilmiş pres kavramlarıyla açıklanır. Düşük blok, bu çerçevede ceza sahasının önünde hareketsiz bir insan duvarı kurmak anlamına gelmez. Modern kullanımında esas mesele, bloklar arasındaki mesafeyi kısa tutmak, merkezi korumak, rakibin ilerleme seçeneklerini azaltmak ve topu belirli bölgelere yönlendirmektir. Rakip oraya gittiğinde ise savunma birden bire pasif bir blok olmaktan çıkar; topun çevresinde çok sayıda oyuncuyla aktif bir baskı mekanizmasına dönüşür.

Amedspor'un 5-2-3 içinde özellikle bu davranışı geliştirmesi gerekir.
Top geri kazanıldığında ise sistemin başka bir yüzü ortaya çıkar. İleride tutulan üç oyuncu, hızlı hücumun başlangıç noktasıdır. Bu üçlüden biri kanada açılabilir, orta ikiliden bir oyuncu kanat opsiyonu olabilir, savunma hattından bir oyuncu da atağa katılabilir. Böylece hücum sırasında hem sayı artar hem de alanı kat etmek için daha zengin alternatifler oluşur.
Başka bir ifadeyle, 5-2-3 savunmada beşli bir güvenlik hattı sunarken hücumda oyuncuları sabit rollerine mahkûm etmez. Topun bulunduğu bölgeye göre biçim değiştirebilir. Bir kanat atağında üç oyuncuyla organize olmak, rakip savunmanın dengesini ve yerleşimini bozmak için son derece etkili bir yöntemdir. Bu üçlü organizasyonun en önemli tarafı, atağa katılan oyuncuların hücum sonlanıncaya kadar oyunun içinde kalabilmesidir.
Üç oyunculu kanat organizasyonu rakip savunmayı bozduğunda ceza sahasına girme ve pozisyonu sonuçlandırma ihtimali doğar. Rakip bu yapıyı bozmadan ayakta kalırsa, Amedspor'un elinde ikinci bir seçenek vardır: merkeze dönmek ve oyunun yönünü değiştirmek. Çünkü sistemin amacı bir koridora mahkûm olmak değil, rakibin dengesini bozmak için bir koridoru kullanırken diğer tarafı da tehdit olarak elde tutmaktır.
5-2-3'ün işlemesi için ise bir şart vardır: Kompaktlık.
Takımın savunma ve hücum blokları arasındaki bağ koparsa, sistemin bütün teorik güzellikleri saha üzerinde anlamsızlaşır. Oyuncular arasındaki mesafe mümkün olduğunca kısa tutulmalıdır. İki oyuncu arasındaki en uzak mesafenin yaklaşık on metreyi aşmaması, takımın birlikte hareket etmesi bakımından önemli bir referanstır. Elbette bu mesafe sahanın her anında matematiksel bir kural gibi sabit kalmaz; oyunun hızına, topun konumuna ve rakibin hücum yönüne göre değişir. Fakat temel ilke nettir: Takım birbirinden kopmamalıdır.
Bu kompaktlık sağlandığında hücum ve savunma arasındaki senkron da güçlenir. Hem topun bulunduğu bölgeyi baskılamak hem de topun atılabileceği alanları denetim altında tutmak daha kolay hale gelir. Bunun sonucu şudur: Amedspor maç boyunca oyunun dışında kalmaz. Rakibe topu bıraktığı anlarda bile oyunun nereye akacağını belirleme mücadelesini sürdürür.
Futbolda oyun inisiyatifi, topa sürekli sahip olmakla aynı şey değildir. Alan üzerinde söz sahibi olmak da bir iktidar biçimidir. 5-2-3, doğru uygulandığında Amedspor'a tam da bu mücadeleyi verir: Top rakipteyken alanı kontrol etme, rakibi istenen koridorlara sürükleme ve uygun anda oyuna müdahale etme imkânı.
Bu yapı, Amedspor'un hızlı ve agresif oyuncuları için ayrıca önemli bir kontra hücum zemini oluşturabilir. Ballet, Yira Sor ve Gift Orban gibi süratli oyuncuların geniş alan bulduğu anlar, bu sistemin hücum bakımından en değerli sonuçlarından biri olabilir. Rakip, Amedspor'un kompakt savunmasını aşmak için ileri çıktıkça arkasında boşluk bırakacaktır. Topun doğru anda kazanılması, bu oyuncuların açık alana koşularını daha tehlikeli hale getirir.
Burada Dia Saba'nın kalitesi ayrı bir önem kazanıyor. Oyun görüşü yüksek, pasın yönünü ve şiddetini doğru ayarlayabilen bir oyuncu için rakip savunmanın arkasına bırakılan alan büyük bir imkândır. Saba'nın ilk pası doğru zamanda ve doğru hızda çıkarabilmesi halinde, hızlı hücumcuların rakip savunma arkasına sızması ya da ritmi düşürmeden bire bir pozisyonlara girmesi çok daha mümkün hale gelir.
Ancak 5-2-3'ün en büyük değeri, Amedspor'u rastlantısal hücumlardan kurtarma ihtimalidir.
Takım kazandığı her topu büyük bir telaşla ceza sahasına göndermek zorunda kalmaz. Top kazanıldığında ilk seçenek her zaman uzun ve aceleci bir pas değildir. Eğer rakip savunma yerleşmemişse hızlı hücum yapılır. Rakip geriye dönmüşse top korunur, oyuncular yerleşir, kanat organizasyonları kurulur ve hücum yeniden örgütlenir. Böylece gol planı, rastgele ortalara ya da bireysel doğaçlamalara teslim edilmez; örgülü bir oyunun doğal sonucu olarak üretilir.
Benim Amedspor için savunduğum 5-2-3'ün özü budur.
Bu sistem, düşük blok savunmasının edilgen ve korkak bir versiyonu olarak anlaşılmamalıdır. Tam tersine, rakibe alan bırakırken o alanın kullanım biçimini denetlemeyi amaçlayan bir stratejidir. Rakibi kör noktalara yönlendirmek, kanatlarda üçlü kademeler oluşturmak, merkezi kalabalık tutmak, ceza sahasını sayısal üstünlükle korumak, topun bulunduğu bölgede çoğalmak, uygun anda çoklu pres yapmak ve top kazanıldığında hızlı hücumla rakibin arkasındaki alanı kullanmak...
Bütün bunlar birbirinden bağımsız hareketler değildir. 5-2-3, doğru çalıştırıldığında bu davranışların birbirine bağlandığı bir oyun düzenidir.
Amedspor'un ihtiyacı da belki tam olarak budur: Savunurken neyi, nerede ve neden yaptığını bilen; topu kazandığında ise telaşa kapılmadan hangi hücum yolunu seçeceğine karar verebilen bir takım.
Çünkü futbolun modern tartışması artık sistemin kâğıt üzerinde 5-2-3 mü, 4-3-3 mü olduğuyla sınırlı değil. Asıl soru şudur:
Takım top rakipteyken nasıl davranıyor, topu kazandığında neye dönüşüyor ve bu iki an arasındaki geçişi ne kadar örgütlü yapabiliyor?
Amedspor bu sorulara sahada güçlü cevaplar verebilirse, 5-2-3 bir diziliş olmaktan çıkar.
Bir oyun kimliğine dönüşür.