Batman Petrolspor’un Pendikspor karşısındaki ilk lig sınavından geriye bir skor tabelasından daha fazlası kaldı. Sahada gördüğümüz şey, henüz hangi futbolu oynamak istediğine karar verememiş bir takımın, rakibin baskısı karşısında eski futbolun en kolay sığınağına kaçmasıydı: Topu uzaklaştır, kalenin önüne çekil ve başına gelecekleri bekle.
Petrolspor bunu özellikle savunmada o kadar sık yaptı ki, bir süre sonra insan futbol maçı değil, panik halinde düzenlenmeye çalışan bir kalabalık izliyormuş hissine kapılıyor.
Defans oyuncusu topu kontrol edemiyor, vuruyor.
Vurulan top rakibe gidiyor.
Rakip yeniden geliyor.
Petrolspor yeniden geriliyor.
Sonra bir başka panik vuruş.
Sonra bir başka rakip atağı...
Bu döngünün adına savunma demek mümkün değil.
Çünkü savunma, topun gerisine geçmek değildir. Savunma, topun gerisine geçtiğinizde ne yapacağınızı bilmektir.
Petrolspor topun gerisine geçiyor ama orada bir oyun kuramıyor.
İşte asıl sorun burada.
Modern futbolda düşük blok, kalenin önüne yedi sekiz oyuncu yığmak anlamına gelmiyor. Savunmanın bir geometrisi, bir mesafesi, bir zamanı ve hepsinden önemlisi ortak bir aklı vardır. Merkezi ve kanatları 5+2 düzeniyle kapatıyorsanız, diğer oyuncuların konumlarını da bu yapıya göre ayarlamak zorundasınız. Birkaç metre yanlışlık, birkaç saniye gecikme, birkaç oyuncunun aynı çizgiye sıkışması bütün o güzelim savunma planını kartondan yapılmış bir dekor haline getirebilir.
Petrolspor’da problem tam da bu.
Takım kalabalıklaşıyor ama kompaktlaşmıyor.
Oyuncu sayısı artıyor ama savunma kalitesi artmıyor.
Hatta bazen futbolun tuhaf matematiği devreye giriyor: Daha fazla oyuncu, daha fazla savunma anlamına gelmiyor.
Kalenin önüne duvar örmek de artık modern futbolun marifetlerinden biri değil. Duvar örmek taş ustalarının işi. Futbolcunun işi alanı kapatmak, rakibin zamanını azaltmak, pas yollarını daraltmak ve topun nereye gideceğini rakipten önce düşünmek.
Petrolspor ise zaman zaman rakibe alanı da zamanı da düşünme fırsatı veriyor.
Benny, İmeri’yi savunmada yeterince yalnız bırakması bu tablonun en görünür örneklerinden biri. Benny’nin fiziksel olarak da henüz hazır olmadığı izlenimi oldukça güçlü. Sahadaki hali, takımın savunma yüküne katkıda bulunacak bir oyuncudan çok, oyunun içinde kendisine uygun bir tempo arayan futbolcuyu andırıyor.
Bereket versin Pendikspor bu ikramın tamamını fark edemedi.
Üstelik, ısrarla sağ kanattan gelmeyi tercih ettiler.
Futbol bazen rakibin görmediği açığı sizin adınıza saklar. Fakat bu, açığın ortadan kalktığı anlamına gelmez. Rakip fark ettiğinde artık teknik direktörün tahtasında çizgi çizmek için çok geç olabilir.
Doria meselesi de ayrıca düşünülmeli.
Uzun boylu bir Brezilyalı stoperden söz ediyoruz. Kâğıt üzerinde hava topları için doğal bir avantaj. Fakat futbol, futbolcunun nüfus cüzdanındaki fiziksel özelliklere göre oynanmıyor. İki metreye yakın olmak, topun nereye düşeceğini bilmek anlamına gelmiyor.
İyi stoper önce topu değil, topun geleceği yeri görür.
Doria’da ise zaman zaman topun nereye düşeceğini bekleyen bir savunmacı görüntüsü var. Hava topunda doğru zamanda yükselmek yerine topun kendisine gelmesini beklemek, savunmada birkaç saniyelik gecikmenin bütün pozisyonu kaybettirmesi demektir.
Metehan ve kaleci Çağlar bu kaotik görüntünün içinde daha güven veren isimler olarak öne çıktı. Fakat iki oyuncunun iyi performansı, bütün savunma organizasyonundaki arızayı tedavi etmeye yetmez.
Çünkü Petrolspor’un hastalığı tek bir oyuncunun ayağında değil.
Oyunun kendisinde.
Geçen sezon Serdar Bozkurt’un inşa ettiği dengeli oyun bu nedenle bugün daha anlamlı görünüyor. O takımın kusurları elbette vardı. Fakat bir oyun fikri vardı.
Petrolspor baskı altında ne yapacağını biliyordu.
Top kazanıldığında nasıl çıkacağını biliyordu.
Savunma hattının ne kadar geriye gideceğini biliyordu.
Orta sahanın ne zaman yaklaşacağını biliyordu.
Kanadın ne zaman kapatıp ne zaman çıkacağını biliyordu.
Stoper hava topuna çıkarken arkasındaki oyuncunun ne yapacağını biliyordu.
Bütün bunlar futbolun görünmeyen tarafıdır.
Tribünde çoğu zaman fark edilmez.
Televizyon ekranında da bazen görünmez.
Ama takımın ayakta kalmasını sağlayan asıl iskelet budur.
Serdar Bozkurt’un takımında bu iskelet vardı.
Pendikspor maçında ise iskeletin yerinde zaman zaman birbirinden bağımsız çalışan parçalar gördük.
Bir oyuncu çıkıyor, diğeri geride kalıyor.
Biri rakibe basıyor, öteki ne yapacağını bekliyor.
Savunma çizgisi geriliyor, orta saha arkasından bakıyor.
Top kazanılıyor, ilk pas yine rakibe gidiyor.
Sonra herkes yeniden geriye koşuyor.
Bu, futbolun planlı hali değil.
Bu, futbolun refleks halinde oynanan biçimi.
Ve refleksle oynanan futbolun kaderi, rakibin kalitesine teslim olmaktır.
Buradan transfer politikasına geçmek de kaçınılmaz.
Çünkü bir futbol takımının transferleri ile oynayacağı futbol arasında bir akrabalık bulunması gerekir.
Önce oyun belirlenir.
Sonra o oyunu oynayacak oyuncu aranır.
Petrolspor’da ise kadronun oluşum biçimi bu açıdan henüz ikna edici görünmüyor. Ortada büyük, titiz ve belirli bir futbol fikrine dayanan bir araştırmanın sonucu varmış duygusundan çok, transfer piyasasının sunduğu imkânlarla şekillenmiş bir kadro izlenimi oluşuyor.
Menajerlerin mahareti ile teknik ekibin futbol fikri aynı şey değildir.
Bir oyuncunun alınabilir olması, o oyuncunun alınması gerektiği anlamına gelmez.
Bir futbolcunun piyasada bulunması, takımın onun için bir oyun kurabileceği anlamına da gelmez.
Asıl soru şudur:
Bu oyuncu Petrolspor’un hangi oyununu oynayacak?
Cevap verilemiyorsa transfer gerçekleşmiş olabilir ama kadro mühendisliği yapılmış sayılmaz.
Selçuk Şahin’in önündeki en büyük mesele de burada başlıyor.
Hazırlık döneminde ve Pendikspor karşılaşmasında takımın dengeli oyun konusunda henüz yeterince yol alamadığı açıkça görüldü. Baskı altında ciddi arızalar veren bir yapı var. Takımın özellikle topu kazandıktan sonra ne yapacağı, rakibin baskısından nasıl çıkacağı ve savunma ile orta saha arasındaki mesafeyi nasıl koruyacağı konusunda çalışması gerekiyor.
Fakat burada teknik direktör hakkında hüküm vermek için henüz erken.
İlk lig maçından bir sezonluk karar çıkarmak, futbolu sonuç tabelasından ibaret sanmak olur.
Selçuk Şahin’e zaman tanınmalı.
Fakat zaman tanımak, futbolun sorularını ertelemek değildir.
Altıncı haftaya kadar sabır göstermek makul olabilir. Altıncı haftada ise artık bazı soruların cevabını sahada görmek gerekir.
Petrolspor topun gerisine nasıl geçiyor?
Topun gerisine geçtiğinde rakibe ne bırakıyor?
Topu kazandığında nasıl çıkıyor?
Savunma ile orta saha arasındaki mesafeyi kim belirliyor?
Kanatlar ne zaman kapanıyor, ne zaman çıkıyor?
Stoperler neden sürekli panik vuruşlara başvuruyor?
Ve en önemlisi:
Bu takımın sahada gerçekten bir oyun fikri var mı?
Petrolspor’un sezonu, bu soruların cevaplarına bağlı.
Çünkü ligde hayatta kalmak için kalenin önünde kalabalıklaşmak yetmez.
Bir takımın önce kendisini savunması gerekir.
Petrolspor’un şu anda savunması gereken şey, kendi kalesinden önce kendi oyun aklı gibi görünüyor.
Paniki planın yerine koyarsanız, rakibin ilk baskısında çözülürsünüz.
Duvarı denge sanırsanız, ilk gedikte yıkılırsınız.
Doğaçlamayı oyun zannederseniz, rakibin temposuna teslim olursunuz.
Petrolspor’un ihtiyacı yeni bir duvar değil.
Yeni bir oyun aklı.
Ve o aklın ilk cümlesi de çok basit olmalı:
Topu uzaklaştırmak savunma değildir. Savunma, topu nereye göndereceğinizi bilmektir.