HÜSEYİN NAZLI YAZDI
Ben bunları yazarken baştan beri süreci gündemi yakından takip ederek yazıyorum ve Soruyorum size: Eğer Israel ve United States’in Ortadoğu’da yürüttüğü savaş ve yeniden şekillendirme planları olmasaydı, bugün Türkiye; Syria, Iran ve Iraq’taki Kürtleri bu kadar konuşur muydu? Türkiye gerçekten Kürtlerle masaya oturmayı gündemine alır mıydı?
Bu soruların cevabı birçok insan için açıktır. Bölgedeki gelişmeler bazı devletlerin kendilerini bir tehlike ile karşı karşıya hissetmesine neden oldu. Bu nedenle “iç cepheyi güçlendirme” söylemi ortaya çıktı ve bir anda Kürtlerle diyalog, kardeşlik ve birlik söylemleri daha fazla dillendirilmeye başlandı.
Oysa bizler Türkiye’nin karışmasını ya da hesap yapmasını isteyen bir noktada değiliz. Kürt halkına karşı samimi, iyi niyetli ve adil bir tutum görmek istiyoruz. Talebimiz aslında çok nettir: Gerçek bir demokrasi. Sadece Kürtler için değil, bu topraklarda yaşayan bütün halklar için gerçek bir demokrasi.
Ancak burada insanın aklına ister istemez başka bir soru geliyor. Devlet aklı kendini tehlikede hissettiğinde neden birden “Kürt kardeşliği” gündeme geliyor? Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz ediliyorsa, bu söylem neden daha önce yoktu? Neden yıllarca aynı samimiyeti görmedik?
Bir Kürt insanı olarak bu durum beni rahatsız ediyor. Çünkü bir halkın haklarının yalnızca kriz anlarında hatırlanması, samimiyet duygusunu zedeliyor. Hak, ilke olarak savunulmalıdır; bir tehlike ortaya çıktığında hatırlanan geçici bir politika olmamalıdır.
Madem bugün bir barış sürecinden söz ediliyor, o zaman başka bir soruyu da sormak gerekiyor:
Yıllardır cezaevlerinde tutulan siyasi tutsakların hesabını kim verecek?
Örneğin Selahattin Demirtaş gibi siyasetçiler, hayatlarının en güzel yıllarını cezaevinde geçirmek zorunda bırakıldı. Onlarca yıldır dört duvar arasında tutulan bu insanlar ne suç işledi?
Bugün herkesin rahatlıkla dile getirdiği sözleri söyledikleri için mi içerideler?
Barıştan söz ettikleri için mi?
Halkların kardeşliğini savundukları için mi?
Bugün Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli benzer söylemler dile getirdiğinde bu suç olmuyor da, aynı şeyleri söyleyen Kürt siyasetçiler için mi suç sayılıyor?
Eğer gerçekten bir barış ve kardeşlik olacaksa bunun yolu samimiyetten geçer. Samimiyet ise sadece sözlerle değil, yüzleşmeyle ve adaletle mümkündür.
Biz hiçbir devletin çıkar hesapları doğrultusunda değer görmek istemiyoruz. Bir kriz çıktığında hatırlanan, sonra tekrar unutulan bir halk olmak istemiyoruz.
Eğer gerçekten bir hak varsa, o hak herkes için geçerli olmalıdır. Eğer gerçekten bir kardeşlikten söz ediliyorsa, bu kardeşlik yalnızca sözlerde kalmamalıdır. Bu ülkenin bütün kesimlerinin hakkı teslim edilmeli, herkes için adalet ve eşitlik sağlanmalıdır.gerçek kardeşlik; korkuyla değil, adaletle kurulur. Ve adalet, ancak herkes için olduğunda anlam kazanır.




