Abdullah Öcalan’ın 9 Temmuz’da İmralı Cezaevi’nden yayımladığı videolu açıklama üzerine, dün Süleymaniye

kırsalında bulunan Sikefta Casenê’de “Barış ve Demokratik Toplum Grubu” tarafından bir silah imha töreni gerçekleştirildi. Törenle birlikte bir grup PKK’li, silahlı mücadeleye fiilen son verdiklerini ilan ederek silahlarını imha etti. Bu gelişme, Öcalan’ın çağrısının sadece sembolik değil, sahada da karşılığı olan somut bir dönüşüm iradesi taşıdığını gösteriyor. Öcalan, yıllar sonra doğrudan kamuoyuna

seslenerek silahlı evrenin tamamlandığını, çözümün artık Meclis merkezli, demokratik ve siyasal bir zemin üzerinde ilerlemesi gerektiğini vurgulamıştı. Bugün yaşananlar, bu çağrının ciddiyetini ve etkisini gözler önüne seriyor.

Öcalan’ın açıklaması, güvenlik eksenli devlet aklının sınırlarını aşan ve siyaseti halkların birlikte düşünme, tartışma ve eyleme katıldığı bir zemin olarak yeniden kurmaya çalışan bir perspektif sunmaktadır. Bu yaklaşım, klasik iktidar ilişkilerinin dayandığı korku ve itaati geride bırakıp, özgür yurttaşların eşit katılımına dayanan bir ortak yaşam anlayışını ön plana çıkarıyor. Siyaseti korkuya değil, umuda; ayrışmaya değil, birlikte var olma iradesine yaslayan bu öneri, yalnızca Kürt halkı için

değil, Türkiye toplumunun tüm bileşenleri için de yeni bir siyasal tahayyül çağrısıdır.

Silah bırakma töreninin gerçekleşmesiyle birlikte, çözüm süreci açısından yeni bir zemin oluştuğu görülmektedir. Bu zemin, geçmiş deneyimlerden farklı olarak daha temkinli, daha kurumsallaşmış ve hak temelli bir yaklaşımın gelişebileceğine işaret etmektedir. Kürt meselesini yalnızca güvenlik ve

baskı perspektifinden değil, kimlik, demokratik temsil ve eşit yurttaşlık hakları üzerinden ele alan bir siyasi anlayışın önü açılmaktadır. Kalıcı toplumsal barış, yalnızca silahların susmasıyla değil; onarıcı adalet, çoğulculuk ve demokratik eşitlik ilkelerinin hayata geçirilmesiyle mümkündür.

Bugünkü gelişmeler, barış çağrısının siyasal aktörler tarafından dar ve geçici çıkarlar üzerinden değil, tarihsel bir sorumluluk bilinciyle ele alınmasının gerekliliğini bir kez daha göstermektedir. Eğer süreç

şeffaflıkla yürütülür, tüm tarafların haklarını güvence altına alan eşitlikçi bir anlayış yerleşirse ve güven yeniden inşa edilirse, bu yalnızca bir çözüm adımı değil; halklar arasında yeni bir toplumsal sözleşmenin başlangıcı olabilir. Bu toplumsal sözleşme, Kürt halkının taleplerini karşılamanın ötesinde, Türkiye’nin tamamında demokratikleşmeyi, özgürlükleri ve ortak yaşam arzusunu

güçlendirme potansiyeline sahiptir.

Kadir Amaç yazdı: İlber Ortaylı ve Türkiyelilik (milliyetçilik) Meselesi
Kadir Amaç yazdı: İlber Ortaylı ve Türkiyelilik (milliyetçilik) Meselesi
İçeriği Görüntüle

Ancak bu tarihi çağrının görmezden gelinmesi ya da ertelenmesi durumunda, kaybedilecek olan sadece siyasal bir fırsat olmayacaktır. Aynı zamanda toplumsal hafızada derinleşecek olan güvensizlik, kırılganlık ve çatışma ihtimali, gelecek kuşaklara taşınacak ağır bir tarihsel yük haline gelecektir.

Sikefta Casenê’de yükselen sessizlik, sadece silahların değil, bir dönemin sona erdiğinin; aynı zamanda yeni bir dönemin, yeni bir dilin ve yeni bir toplumsal uzlaşının habercisidir. Bu sesi duymak ve gereğini yapmak, artık tüm topluma ve siyasi aktörlere düşen ortak bir sorumluluktur.