İnsanlık tarihi, güç ile adaletin, zalim ile mazlumun amansız mücadelesine sahne olmuş pek çok kırılma noktası barındırır. Ancak bu kırılma noktalarının hiçbiri, İslam tarihinin ve ortak insanlık vicdanının en derin yaralarından biri olan Kerbela faciası kadar yürek burkucu ve sembolik değildir. Hicretin 61. yılında, Kerbela çölünde yaşananlar sadece o döneme ait siyasi bir çatışma değil; adaletsizliğe, zulme ve dayatmaya karşı duruşun evrensel bir manifestosudur.

Hz. Muhammed’in (s.a.v.) torunu Hz. Hüseyin ve beraberindeki yetmiş iki canın, günlerce susuz bırakılarak vahşice şehit edilmesi, salt bir askeri mağlubiyet değil, ahlaki bir çöküşün zirvesidir. Hz. Hüseyin, Yezid’in gayrimeşru ve zalim yönetimine biat etmeyerek, "Zulme boyun eğmek, adalete ihanettir" duruşunu canı pahasına sergilemiştir. Kerbela; gücün hakka galebe çaldığı sanılan, ama aslında hakikatin ve onurun ebedi zaferini ilan ettiği yerdir.


Ne yazık ki Kerbela, coğrafi bir mekan ve tarihsel bir zaman dilimine sıkışıp kalmamıştır. Hz. Hüseyin’in şehadetinden asırlar sonra bugün, başımızı nereye çevirsek modern dünyanın bağrında kanayan yeni Kerbela’lar görmekteyiz. Zulmün aktörleri ve yöntemleri değişmiş, ancak mazlumun çığlığı ve zalimin acımasızlığı aynı kalmıştır. Kerbela’da Fırat’ın kenarında bir damla suya hasret bırakılan masumlar gibi, bugün dünyanın pek çok çatışma bölgesinde (Gazze'den Yemen'e, Afrika'nın sömürülen köşelerinden Suriye'ye kadar) milyonlarca insan en temel insani ihtiyaçlardan mahrum bırakılmaktadır. Kuşatmalar, ambargolar ve bombalar altında temiz suya ve ekmeğe ulaşamayan çocuklar, günümüzün modern susuzluk ambargosunun kurbanlarıdır.


Kerbela’da Kufelilerin korku ve menfaat uğruna Hz. Hüseyin’i yalnız bırakması gibi, bugün de uluslararası kamuoyu gözleri önünde işlenen soykırımlara, tehcir politikalarına ve modern katliamlara karşı derin bir sessizliğe gömülmektedir. Güç dengeleri, ekonomik çıkarlar ve siyasi diplomatik hamleler, insan hayatının önüne geçmektedir. Günümüzde de tıpkı Yezid’in sarayında olduğu gibi, medya manipülasyonları ve propaganda çarklarıyla zalimler haklı, vatanını ve onurunu savunan mazlumlar ise haksız gösterilmeye çalışılmaktadır. Gücü elinde bulunduranlar, adaleti kendi çıkarlarına göre yeniden tanımlamaktadır.


Kerbela’yı anmak, sadece tarihi bir acıya ağlamak veya matem tutmaktan ibaret olmamalıdır. Kerbela’yı doğru okumak; zamanın ve mekanın ötesine geçerek bugün dünyada yaşanan haksızlıklara karşı net bir tavır almayı gerektirir. Zulme uğrayanın kimliğine, dinine, ırkına bakmadan onun yanında durabilmek; zalim kim olursa olsun karşısına dikilebilmek gerçek "Hüseyni" duruştur. Dünyanın neresinde bir çocuk haksız yere ağlatılıyorsa, neresinde bir halk toprağından sürülüyorsa orası bir Kerbela’dır.

İnsanlık, Kerbela’dan gerekli dersi almadığı sürece dünya üzerindeki Yezidi zihniyetler can almaya, yakıp yıkmaya devam edecektir. Bizlere düşen görev; her dönemin Yezid’lerine karşı uyanık olmak, haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlardan olmamak ve Hz. Hüseyin’in insanlığa miras bıraktığı o onurlu sancağı olan adalet ve özgürlük sancağını her daim yüksekte tutmaktır.


Bugün Kerbela’yı sadece tarihsel bir yas günü olarak anmak, o büyük mirasın hakkını tam anlamıyla vermemek demektir. Kerbela, bugünün insanı için de yaşayan bir gerçektir.
Her insan, hayatının belli dönemlerinde kendi içsel "Kerbela"sını yaşar. Çevremiz haksızlıklarla kuşatıldığında, çıkarlarımız ile ilkelerimiz arasında sıkıştığımızda, yalnız kalma korkusuyla sessizliğe gömülmek üzere olduğumuzda o çölün ortasında buluruz kendimizi. Soru hep aynıdır: Konforumuz için rüzgara göre mi eğileceğiz, yoksa her şeyi kaybetmek pahasına doğrunun yanında mı duracağız?

Kerbela, warê şîn û matemê, warê bela û mûsîbetê, warê keder û xemê, warê bêwefa û îxanetê ye.
Kerbela, bêdengî ye, li hember zilma zalim û xwînxwaran, ji bona meqam û mewkîyan rû ji heqîyê badandin e.
Kerbela, cûdabuna heq û batilê ye. Heq û batil di sûretê Huseyin û yezîd de ebedîyen ji hev cuda buye.
Li alîyeki Muhammed, 'Elî û Fatima li alîyê din jî Ebu Sufyan, Muawîye û Hind heye.
Kerbela, şîrk û tewhîdê îfşa dike. Kufrê çawa kirasê tewhîdê lixwe kiriye û minafiqi kiriye, derdixîne hole.
Li kerbelayê li alîyekî Habîl û li alîyê din jî Kabîl heye.
Şer Kerbelayê di sûretê Huseyîn û Yezîd de, şerê Îbrahîm û Nemrud, şerê Musa û Fîrewun, şerê Îsa û Romayê û şerê Muhammed û olîgarşîya Mekkeyê ya cahilîyê ye.
Lê bila hemu dinya bizanibe ku heya Yezîdî hebin wê şêrên wek Huseyin jî derkevin.
NALETA XWEDÊ LI SER YEZÎD, ZÎHNÎYETA YEZÎD Û YEZÎDÊN HEMDEMÎ BE...