Amedspor yönetimi, teknik direktör ve teknik heyet, futbol oyununun temel hakikatlerini ciddiye almadıkları için bu yenilgi, baştan beri bağıra çağıra gelen bir kader gibiydi.


Futbol oyununun ilk hakikati, istikrarlı bir biçimde sürekli deneyimleyerek ve her hafta üzerine yeni katmanlar ekleyerek geliştirdiğiniz kendi oyununuzun var olmasıdır. Kendi oyununuz yoksa, belirli bir sisteme ve benzer durumlara karşı verimli sonuçlar üreten taktik planlamalarınız yoksa, oyunun temelini en başından sakatlamışsınız demektir.
İkinci hakikat ise rakip analizidir. Rakip analizi, bambaşka bir oyun oynamak için değil, kendi oyununuzu rakibe karşı daha etkili hale getirmek için yapılır. Oyunun birinci hali topun sizde olduğu durumdur; bu hali kendi oyununuzla sahada pratiğe dökersiniz.


İkinci hali ise topun rakipte olduğu durumdur. İşte burada rakip analizinden çıkan veriler, kendi oyununuzu güçlendirmek üzere pratik davranışlarınıza dahil olur.


Bu sezon ne Mehmet Altıparmak, ne Sinan Kaloğlu ne de Mesut Bakkal, Amedspor’da belli bir sistem çerçevesinde tutarlı bir oyun inşa edebildiler. Klasik Türk futbolunun yanlış öğretileri ve alışkanlıklarıyla taktik planlamayı, oyunun kendisi yerine koydular.


Sistem, oyunun bütünlüğüne egemen olan, doksan dakikayı kapsayan, tempo, ritim, savunma-hücum geçişlerinin özünü belirleyen temel oyun davranışıdır. Taktik ise belirli anlarda ve pozisyonlarda, o duruma özel davranışları öngören yerel uygulamalardır.


Bandırmaspor maçına Mesut Bakkal muhtemelen bir plan hazırlamıştı. Ancak bu plan yeterince gözden geçirilmemiş, derinlemesine tartışılmamış ve ana hatlarıyla denetlenmemişti.


Maçın iş planı olarak kabul edilen bu yaklaşım, hakemin ilk düdüğüyle birlikte uygulanmaya başlandı.


Diagne, Moreno, Afena Gyan ve Traore’yle kurulan hücum hattı, futbolu az bilenlere bile şunu açıkça gösteriyordu: Bu diziliş ve kadro, dikine ve doğrudan hücum anlayışını uygulayacaktı. Aslında bu maç Diagne’lik bir maç değildi. Moreno’nun da bu maça katkısı olamazdı, çünkü yerleşik savunmalara karşı bu iki oyuncu, oyunun gerektiği teknik ve fiziki kaliteye sahip değiller. Ama anlaşılan Mesut Bakkal öyle düşünmemiş ve bu iki oyuncu ile başlayarak, bu sonucu bir tür rakibe ikram etti.


Bandırmaspor gibi savunmasını hiç bozmayan, dengesini koruyan ve neredeyse her durumda yerleşik savunma yapan bir takıma karşı dikine ve doğrudan saldırmak, Don Kişot’un yel değirmenlerine hücum etmesi kadar yararsız ve sonuçsuz bir çabadan öteye gidemezdi. Nitekim gitmedi de.


Bu yaklaşım, savunma ile orta sahayı birbirinden kopardığı ölçüde Bandırmaspor’a alan ve zaman kazandırdı. Zaten öyle de oldu.
Murat Uçar’ın kırmızı kartı talihsiz ve tartışmalı bir karar olsa da yenilginin asıl sebebi değildi. Asıl sebep, Mesut Bakkal’ın futbol oyununun hakikatlerine sırtını dönmesiydi. Keyfi bir oyun anlayışı, tutarsız bir mantık ve plansız çaba, zaten yenilgiyi kaçınılmaz kılıyordu.